Muhtelif - 17. Sayfa - Duadaevliya
c- Şefaatçi
Müşrik, Allah’ı, yer yüzü krallarına benzettiği için arabuluculuk yapacak ve kendini ona karşı koruyacak birini arar. Bu, Allah’a yakınlığı olan ve onun geri çeviremeyeceği biri olmalıdır
Katoliklerin konu ile ilgili inançları şöyledir:
“Tüm insanların, özellikle de günahkarların lehine Babanın yanında tek Arabulucu İsa’dır. İsa’nın kendisi aracılığı ile Tanrı’ya yaklaşanları tamamen kurtarmaya gücü yeter. Çünkü onlara aracılık etmek için hep yaşamaktadır.
Kutsal Ruh’un kendisi de bizim için aracılık eder[1].
Meryem Ana’nın analığı.... bitmemiştir. Yinelenen arabuluculuğu ile ebedi esenliğimizi sağlayan armağanları garanti altına almaya devam etmektedir. Onun içindir ki, Meryem Ana’ya Kilise’de avukat, yardımcı, yardıma koşan, arabuluculuk yapan diyorlar[2].”
Aynı inanç tarikatlarda da vardır. Bir Şeyh Efendi ve tarikatının ileri gelenleri ile yaptığımız görüşmenin konu ile ilgili bölümü şöyledir:
MÜRİT - Bizim Şeyh Efendi’ye bakışımız, onun bize yardımcı olacağı yolundadır. Mesela bugün mahkemede avukat tutma zorunluluğu yoktur. Ama genellikle avukat tutanlar davayı kazanırlar. Şeyh Efendi de bizim avukatımızdır.
BAYINDIR - Siz, gizli açık her şeyi bilen Allah Teâlâ’yı hakimle bir mi tutuyorsunuz? Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“O gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçacaktır. O gün herkesin işi başından aşacaktır.” (Abese 80/34-37)
Durum böyle iken Şeyh Efendi nereden fırsat bulacak da sizi savunacaktır.
Ensar’dan Ümmü’l-alâ diyor ki, muhacirlere kur’a çekilince bize Osman b. Maz’ûn düştü. Onu evlerimize yerleştirdik. Sonra ölümüne sebep olan hastalığa tutuldu. Vefat edince yıkandı ve kendi elbiseleri içine kefenlendi. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem içeri girdi. O sırada dedim ki, “Ebu’s-Sâib[3]! Allah sana rahmet eylesin. Allah’ın sana gerçekten ikramda bulunduğuna şahidim.” Bunun üzerine Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ın ona ikram ettiğini ne biliyorsun?” Dedim ki, “Babam sana kurban ey Allah’ın Elçisi Allah ya kime ikram eder?” Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki, “Evet ona kaçınılmaz gerçek geldi. Vallahi onun için hep hayırlar bekliyorum. Ama ben Allah’ın Elçisi olduğum halde nasıl karşılanacağımı vallahi bilmiyorum.”
Ümmü’l-alâ dedi ki, “Vallahi bundan sonra hiç kimseyi tezkiye etmem[4].”
Ama siz şeyhinizin cennete gideceğinden şüphe etmediğiniz gibi Allah’ın huzurunda sizi savunacağını söyleme cesaretini bile gösteriyorsunuz.
Bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah’ın gözünden kaçan bir şey mi var ki avukatlığınızı yapacak olan şeyh, hâşâ, Allah’ın huzurunda onu hatırlatacak? Ya da Allah, hâşâ, yargılamada hata mı yapacak ki, şeyhiniz ona engel olacak? Ne kadar yanlış bir yolda olduğunuzu anlıyorsunuz değil mi?
MÜRiT - Müftülükte bir müftü ile görüşmek istesen[5] araya bir kapıcının girmesi, bir kişinin seni müftüye takdim etmesi gerekir. Araya kimse girmeden bir yetkiliyle, bir bakanla pat diye görüşebilir misin? işte Şeyh Efendi de bizimle Allah arasında bir vesile, bir vasıta olmaktadır.
BAYINDIR - Bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah Teâlâ için bu söz nasıl söylenebilir.
Bu inanç insanı şirke sokar. Şirk zaten Allah ile kul arasına vasıta koymaktır. Zümer suresinde buna dikkat çekilmektedir:
“İyi bil ki, saf din Allah’ın dinidir. Onun yakınından veliler edinenler “Biz onlara başka değil sadece bizi Allah’a tam yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” derler. işte Allah, onların aralarında tartışıp durdukları şeyde hükmünü verecektir. Allah, yalancı ve gerçekleri örtüp duran kimseleri doğru yola sokmaz.” (Zümer 39/3)
Bu tür inanışlardan lütfen vazgeçin. Çünkü şeytan insanı hep bu metotla saptırmaktadır.
Lütfen bana söyler misin, yaratan, besleyen, büyüten ve sana senden yakın olan Allah mı seni daha iyi tanır, yoksa Şeyh Efendi mi?
MÜRiT- Tabii ki, Allah tanır.
BAYINDIR - Peki Şeyh Efendi senin neyini Allah’a tanıtacak?
MÜRiT- ?!
Görüşme, şeyhin yanında gerçekleşmiş ve o, bu durumu onaylamıştır. Mürit kelimesi ile, konuşmaya katılan ve tarikatın ileri gelen alimlerinden olan kişiler kastedilmektedir[6].
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah’ın yakınından, öyle şeye kul olurlar ki, kendilerine ne bir fayda sağlayabilir ne de zarar verebilir. Derler ki, “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” De ki: “Göklerde ve yerde, Allah’ın bilmediği bir şeyi mi ona haber veriyorsunuz?” Allah, onların ortak koştukları şeyden uzak ve yücedir. (Yunus 10/18)
Allah kime şefaat yetkisi verirse yalnız onlar, Allah’ın dilediği kimselere şefaat edebilirler, kendi dilediklerine değil.
De ki: “O şefaat, bütünüyle Allah’ındır.” (Zümer 39/44)
“Allah onların yaptıklarını da yapacaklarını da bilir. Şefaate yetkili kıldıkları, onun razı olduğu kişilerden başkasına şefaat edemezler. Kendileri de onun korkusundan titrerler.
Onlardan kim, “Ben Allah’a yakını bir ilahım.” Derse, onu cehennemle cezalandırırız. İşte o zalimleri böyle cezalandırırız.” (Enbiya 21/28)
Ebu Hureyre radiyellahu anh bildiriyor:
“Kabilenin en yakınlarını uyar.” (Şuarâ 26/214) ayeti inince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kalktı ve şöyle bir konuşma yaptı:
“Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi kurtarmaya bakın; Allah’ın yanında size hiç bir faydam olmaz. Ey Abdulmenaf oğulları! Allah’ın yanında size hiç bir faydam olmaz. Ey Abdulmuttalib oğlu Abbas! Allah’ın yanında sana hiç bir faydam olmaz. Ey Safiyye, (Resulullah’ın halası)! Allah’ın yanında sana hiç bir faydam olmaz. Ey Muhammedi kızı Fatma! Allah’ın yanında sana hiç bir faydam olmaz.” (Buhârî, Vesâyâ, 11)
Tarikatlara, evliyayı aracı koyma (vasıta ve vesile) inancı yerleşmiştir. Bunlar kabirleri onun için ziyaret ederler. Bu konuda şöyle bir hadis de uydurulmuştur:
“işlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabir ehlinden yardım isteyiniz[7].”
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kimseleri çağırandan daha sapık kimdir? Oysaki bunlar onların çağrısının farkında değillerdir.” (Ahkaf 46/5)
De ki: Allah’ın yakınından bize ne bir fayda ne de zarar verecek olanı çağıralım da Allah bizi doğru yola sokmuşken ökçelerimiz üzerine geri çevrilmiş mi olalım? Tıpkı şeytanların açık araziye çektikleri şaşkın kimse gibi mi? Hem onu, “Bize gel.” diye doğru yola çağıran arkadaşları da olmuş olsun. Onlara de ki, “Doğru yol ancak Allah’ın yoludur. Bize verilmiş emir, alemlerin Rabbine teslim olmamız içindir. (En’am 6/71)
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Sana ne iyilik gelse Allah’tan gelir. Sana ne kötülük gelse kendinden gelir. Seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeter.” (Nisa 4/79)
“De ki: Allah’ın dilemesi dışında ben kendime bile bir fayda ve zarar verecek durumda değilim.” (Araf 7/188)
[1] - Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, paragraf 2634.
[2] - Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, paragraf 969.
[3]- Osman b. Maz'un radıyallahu anhın lakabıdır.
[4] - Buhârî, Cenâiz, 3.
[5] - Bu görüşmenin yapıldığı günlerde İstanbul Müftülüğünde çalışıyordum.
[6] - Görüşmenin tamamı için bkz. Abdulaziz BAYINDIR, Kur’an Işığında Tarikatçılığa Bakış, İkinci baskı, İstanbul 1997, Şefaat, s. 107-110.
[7]- ibn-i Kemal Paşa, el-Erbeûn, V. 360. Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Efendi, 1694.
ibn-i Kemal, Yavuz Sultan Selim'in meşhur Şeyhülislamı'dır. 1469'da Tokat'ta doğmuş, 1534'te İstanbul’da ölmüştür. Peygamberimizle arasında 900 seneden fazla bir fark varken hiçbir kaynak göstermeden, anlamı Kur'an'a taban tabana zıt bir sözü hadis diye öne sürmesi kabul edilemez. ibn-i Kemal, kaynak gösterme yerine, bu sözün hadis olduğunu ispat için hiçbir dini dayanağı olmayan felsefi izahlara girmiştir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi