Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Şirki Akıl Reddeder - Duadaevliya - 23. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

 Şirki Akıl Reddeder

 

Her insan, gördüğü ve duyduğu şeylere baka­rak Allah’ın varlığına ve birliğine inanır. Sanki gözüyle görmüş ve ona eliyle dokunmuş gibi buna tanıklık eder. Yoksa hiç kimse “Eşhedu en lâ ilâhe illallah”  yani “Ben tanıklık ederim ki, Al­lah’tan başka ilah yoktur.” diyemez. Bu sebeple Kur’an’da adı geçen peygamberler, Allah’ın varlı­ğını ispatla meşgul olmamışlardır. Eğer öyle ol­saydı, “Ben tanıklık ederim ki,... “ yerine “ Şu Peygamberin bildirdiğine göre Allah’tan başka ilah yoktur.” demek gerekirdi.

Kiliseye göre de insan aklı, kendi gücü ve do­ğal ışığı ile, dünyayı koruyan ve idare eden bir Tanrı’nın kesin ve gerçek bilgisine ulaşır[1]. Ama İsa’nın ve Kutsal Ruh’un tanrılığını kendiliğinden kavrayamaz, bunun için desteğe ihtiyaç vardır. Onlar, Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğuna inana­bilme konusunda şunları söylerler:

“İnsanın bu imanı gösterebilmesi için Tanrı’nın yardımına ve ince lutfuna olduğu kadar, Kutsal Ruh’un içsel yardımına da ihtiyaç vardır[2].”

Allah, emirlerini elçileri aracılığı ile gönderir. Her elçiye, elçiliğini ispatlayacak bir belge verir. Belgeyi insanların taklit etme imkanı olmadığı için ona mucize denir. Mucizeyi gören her insan, o şahsın Allah’ın elçisi olduğunda şüphe etmez. “Eşhedu enne Muhammeden abduhu ve resuluh.” Yani “Ben tanıklık ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.” dememiz bundandır. Sanki Allah onu elçi olarak görevlen­dirirken onun yanındaymışız gibi tanıklık ederiz. Çünkü onun elçilik belgesi olan Kur’an üzerinde düşünen her insan, kolayca bu kanaate varır. Zira o, bir insan eseri olamaz. O ancak Allah’ın Kitabı olabilir. Onu bize getiren de Allah’ın elçi­sinden başkası olamaz.

Kimi insanların, mucizeyi gördükleri halde el­çiye inanmamaları, ya dışlanma, ya da elindeki imkanları kaybetme korkusundan kaynaklanır. Nitekim Firavun, Hz. Musa’nın Allah’ın elçisi ol­duğundan kuşku duymadığı halde onu Allah’ın elçisi olarak kabul etmemişti. Konuyla ilgili ayet şöyledir:

“Belgelerimiz bütün açıklığı ile onlara gelince: “Bunlar apaçık büyüdür” dediler.

Bunlara içten kanasıya inanmış iken zalim­likten ve büyüklük taslamadan dolayı, onlara karşı inkarcılık yaptılar”. (Neml 27/13-14)

Allah’ın elçilerinin getirdiği vahye tam olarak güvenilir. Ama şirki ne akıl kabul eder, ne de va­hiy. Müşriklerin tek dayanağı, büyüklerinden duy­dukları şeyler, yani gelenektir. Bu sebeple Kur’an insanları öncelikle akıllarını kullanmaya çağırır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah o pisliği aklını kullanamayanların üs­tüne bırakır.” (Yunus 10/100)

Kur’an bir de atalardan gelenleri akıl süzge­cinden geçirmeye çağırır. Allah Teâlâ şöyle buyu­rur:

Onlara, “Allah ne indirmişse ona ve o Elçi’ye gelin.” denince şöyle derler: “Atalarımızda ne bulmuşsak o bize yeter”. Ya ataları bir şey bil­mez, doğru yolu da tutmaz kimseler idiyse ne olacak? (Maide 5/104)

 


 

[1] - Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 37.

[2] - Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 153.