Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 3. Sayfa - Duadaevliya

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

1- Dua Kelimesine İbadet Anlamı Veril­mesi

 

Yukarıdaki ayetlerde, dua kökünden; ted’ûne, yed’û ve dua kelimeleri vardır. O meâlde bunlara “ibadet” anlamı verilmiştir. Dua kelimesi ile ilgili olarak Muhammed Hamdi YAZIR şöyle der:

“Dua esasen davet gibi çağırmak manasına masdardır. Sonra küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vaki olan taleb ü niyaz manasına örf olmuş ve isim olarak da kullanılmıştır ki, dua dinledim, dua okudum denilir. Duanın hakikati, kulun rabbı celle celalühudan istimdad ve inayet ü meunet istid’a etmesidir[1].

Bu ifade, şöyle sadeleştirilebilir.

“Dua temelde, davet gibi çağırma anlamına­dır. Sonra küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya iletilen istek ve niyaz anlamına örf olmuş ve isim olarak da kullanılmıştır. “Dua dinledim”, “Dua okudum” denmesi bundandır. Duanın doğru olanı, kulun, şanı yüce olan Rabb’ından ikram, yardım ve destek istemesidir.”

İbadet ise sözlükte taat anlamına gelir. Taat boyun eğmek demektir, daha çok, emre uymak ve izinden gitmek, anla­mında kullanı­lır[2]. Türkçe’de buna kulluk denir. İslamî terim olarak ibadet, Allah’ın emrini yerine getirmek için sa­mimi niyetle namaz kılma ve oruç tutma gibi ey­lemlere verilen addır.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: “Dua ibadettir[3]. Dua ibadetin iliği­dir, özü­dür[4].” Çünkü ibadette asıl hedef, Allah’ı razı etmeye çalışarak onun yardımını ve deste­ğini sağlamaktır. Kişi, Allah’tan istekte bulunduğu zaman ona kul olma gayreti içine girer. Bu se­beple ibadet kabuk, dua öz gibidir. Ama dua ye­rine ibadet kelimesi kullanılınca bu ilişki kaybolur.

İsteklerini bir veli, bir ruhani aracılığı ile Al­lah’a sunan kişi de önce o aracıyı razı etmek ister. Ona, kendince hediyeler, adaklar sunar, manevi huzurunda saygıyla eğilir. Birini bu şe­kilde aracı koymak ona ibadet sayılmıştır. Çünkü bu, kıyâmet gününe kadar cevap vere­meyecek kimseyi yardıma çağırmaktır. Bunun ibadet ol­duğu yukarıdaki ayetlerin sonuncusunda ifade edilmiştir:

“O insanlar bir araya getirildiği gün, bunlar onlara düşman olacak, onlara kulluk (ibadet) ettiklerini kabul etmeyeceklerdir.”(Ahkaf 46/6)

Evliyayı aracı olmaya çağıranlar bu çağrının ibadet sayılmayacağını iddia ederler. Demek ki, bu iddiayı öbür dünyada da sürdüreceklerdir.

Allah Teâlâ, peş peşe gelen bu ayetlerde iba­det ve dua kelimelerini ayrı yerlerde kullandığına göre Kur’an’ın Türkçe çevirisini yapanların buna uyması gerekir. Yoksa aşağıda görüleceği gibi bunun çok yanlış sonuçları ortaya çıkar. 


 

[1] - Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur’an Dili, c. I, s. 662, (Bakara 186. Ayetin tefsiri) İstanbul 1935.

[2]- ibnü Manzûr, Lisan’ul-Arab, Beyrut 1410/1990. itaat, tav’ kökündendir. Tav’ boyun eğmek demek­tir. Zıddı kerih görmek, hoşlanmamaktır. Ayette şöyle buyurulur: “Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "isteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. ikisi de "isteyerek geldik" dediler.” (Fussilet 41/11)

Taat  da aynı köktendir, gene boyun eğmek anlamına gelir ve daha çok “Emre uymak ve izinden gitmek.” anlamında kullanılır. (Rağıb el-isfahânî, el-Müfredât, Safvân Adnan Davudî’nin tahkikiyle) Dımaşk ve Beyrut 1412/1992, s. 529.

[3]- Tirmizî, Dua,1, 3372 sayılı hadis.

[4]- Tirmizî, Dua,1, 3371 sayılı hadis.