Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 44. Sayfa - Duadaevliya

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

e. Biz Bilmeyiz Büyükler Bilir

 

YILMAZ- “Sn. Bayındır: “Tasavvufta, ‘biz bil­meyiz, büyükler bilir’ anlayışı vardır” demektedir. Bu söz tasavvuf kitaplarında yer almasa bile halk tasavvufunda sûfîlerin fail-i mutlak olarak Allah’ı görüp kendilerine bir varlık izâfe etmediklerini, olsa olsa kemal ehli, ilim ve irfan sahibi insanların sözlerine kendilerinden daha çok güvendiklerini belirten bir temkin ifadesidir. Ama her halükarda: “Biz bilmeyiz büyükler bilir” sözü, “Her şeyi ben bilirim, en doğrusu benim anladıklarımdır. Müs­lümanlık bizden sorulur” anlayışından çok daha doğru, çok daha insânî ve çok daha İslamîdir. Bu şu demektir: “Dini naslar; âyet ve hadisler bellidir ve ortadadır. Yorum ve hüküm çıkarmak ancak ehlinin işidir. Ben kendimi o seviyede görmüyo­rum. Bu liyâkate hâiz kimselerin yolundan gidiyo­rum.” Böyle bir düşünce neden içi boşaltılmış bir zikre kapı açsın.”

 

BAYINDIR – Buradaki büyükler sözü ile Allah Dostları adını verdiğiniz tarikat büyükleri ve şeyhler kastedilmektedir. Tarikatlarda bu büyük­lerin, her an Allah’la ilişkide oldukları, onun izni i olmadan bir şey söylemedikleri, ya da yaptıkları her şeyin mutlaka bir hikmeti olduğu inancı ha­kimdir. Bu sebeple “Biz bilmeyiz, büyükler bilir” anlayışı tasavvuf kitaplarında çok etkin ve detaylı olarak işlenmiştir. Altınoluk okuyucusunun el ki­taplarından olan “Adab”ta geçen şu sözler, başka bir yoruma ihtiyaç bırakmayacak derecede açık­tır:

“..... Müridin kalbinde şeyhin işlerine itiraz ol­mamalıdır. Aklına yatmayan bir şey gördüğü za­man, ne kadar iyiye yormak gerekli ise o kadar yormalıdır. İyiye yormak için bir çıkar yol bula­mazsa kusuru kendine yüklemelidir. Musa ile Hızır’ın (A.S) olayını okumalı, onu kendine temel almalıdır. Çünkü itiraz, her suçtan büyük bir suç­tur. İtiraz eden, özürlü olamaz. Kaldı ki, itirazdan doğan kaybın ilacı yoktur. O kaybı gidermek de kolay değildir. Bu itirazın bir başka olumsuz yanı feyiz yollarını müride kapamasıdır[1].”

“..... Mürit şuna inanmalı: Allah ile bitecek işi ancak şeyhinin arabuluculuğu ile olabilir[2].”

“... Mürit şeyhin sözlü emrini yapmak zorun­dadır. Sebebine gelince, şeyh hali ve makamı gereği bazı işler işleyebilir. Emir olmadığı halde mürit onlardan birini yapınca, kendisine öldürücü zehir olabilir[3].”

“ Mürit şeyhinin kendisine emrettiği şeyi yap­makta acele etmelidir. Ve derhal o emri yerine getirmelidir. Hiçbir tevil ve tehir yoluna sapma­malıdır. Zira tevil ve tehir yol kesicilerin en büyü­ğüdür[4].”

“ Mürit nefsini yaratılmışların en hakiri göre­cektir.”

Kendisine yakışan odur ki, yıkayıcı önünde ölü gibi ola. Şeyhin sözünü hiçbir şekilde redde yel­tenmeye, isterse hak müritten yana olsun. Şuna tam inanması icab eder: Şeyhinin yanılması, kendine göre doğru saydığından daha kuvvetli­dir[5].”

“... Halifelerden ve müritlerden biri şeyh tara­fından kendisine üst tanıtılırsa ona da aynı şe­kilde teslim olmalıdır; emrini dinlemelidir[6].”

 Tasavvufla ilgili kitaplarda bu tür şeyler sayı­lamayacak kadar çoktur. Düşünen herkes, çok iyi anlar ki, bütün bunlar, müridi şeyhe kul yapmak­tan başka bir gaye taşımaz.


 

[1] -Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 172. İbarenin sadeleştirilmemiş hali şöyledir: Müridin kalbinde şeyhin fiillerine itiraz olmamalıdır. Aklına yatmayan bir şey gördüğü zaman, ne kadar tevil etmesi gerekli ise o kadar tevil etmelidir. Bu tevilde bir çıkar yol bulamazsa kusuru nefsine yüklemelidir. Musa ile Hızır’ın (A.S) kıssasını okumalı, onu kendine esas almalıdır. Zira itiraz, her kabahatten büyük bir kabahattir. İtiraz eden ise, mazur olamaz. Kaldı ki, itirazdan naşi hicabın da ilacı yoktur. O hicabı atmak da kolay değildir. Bu itirazın bir başka menfi hususiyeti ise feyiz yollarını müride kapamasıdır

[2] -Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 172. Sadeleşmemiş şekli şöyledir. “..... Mürit şuna inanmalı: Mabud sultanla bitecek işi ancak şeyhinin tavassutu ile olacaktır.”

[3] -Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 172.

[4] -Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 172, 173.

[5] -Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 173.

[6] -Muhammed b. Abdullah Hani, Adâb, s. 173,174.