Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 55. Sayfa - Duadaevliya

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

o.  Allah’ı Bilme

 

YILMAZ – “.. Eğer insan-ı kâmil olmasa Allah bilinemezdi.....”

BAYINDIR - İnsanların Allah’ı bilme diye bir sıkıntıları yoktur. Bunun için bir peygambere de ihtiyaç olmaz. Her insan, gördüğü ve duyduğu şeylere bakarak Allah’ın varlığını ve birliğini kav­rar. Sanki gözüyle görmüş ve ona eliyle dokun­muş gibi buna tanıklık eder.

Bunun Kur’an’da çok sayıda delili vardır. Sü­rekli yanlış yöne çekilen bir ayeti delil göstererek bir gerçeğin daha ortaya çıkmasına gayret göste­relim. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Rabbin, Ademoğullarından, onların bellerin­den nesillerini aldığında onları kendilerine karşı şöyle şahit tutmuştur: “Ben sizin Rabbınız değil miyim?” Onlar da: “Evet Rabbımızsın. Biz buna şahidiz.” demişlerdir. Artık kıyamet günü; “Biz bunun farkında değildik.” diyemezsiniz.

Şunu  da diyemezsiniz: “Önceden ortak ko­şanlar babalarımızdı. Biz ise onlardan sonra ge­len bir nesil idik. Şimdi o batıla sapanların işle­diklerinden ötürü bizi yok mu edeceksin?”

 İşte o belgeleri böyle açık açık anlatırız. Belki dönerler. (Araf 7/172-174)

Bu ayetler, sürekli yanlış yöne çekilir, buna bir takım hurafeler de eklenince bunlarla birlikte bir çok ayet anlamsız hale getirilir. Güya Allah Teâlâ, Hz. Adem’in sırtından kıyamete kadar gelecek bütün insanların ruhlarını almış, sonra onları bezm-i elest denen bir yerde toplamış, onlara, “Ben sizin Rabbınız değil miyim?” demiş, onlar da hep bir ağızdan “Evet Rabbımızsın.” demişler. Bu, insanın ezelde verdiği ahd yani Allah’a karşı kendini sorumluluk altına sokması imiş. Bu dün­yada Allah’ın varlığına ve birliğine inanmayan kişi, verdiği bu söze aykırı davrandığı için so­rumlu tutulacakmış, vs.  

Ayette Adem’den değil, “Ademoğullarından” söz edilmektedir. Bu söz, Adem kızlarını da kap­sar.

Ayet, Ademoğullarının ruhlarının alınıp bir yere toplanmasından değil “onların bellerinden nesillerinin alınmasından” söz eder. Çocuk, bel­den değil, ana rahminden çıktığı için, burada me­caz anlamı bulunduğu, yani neslin alınmasına sebep olan olayın kastedildiği açıktır. Bu da kişi­nin erginlik çağına girmesi, yani çocuğu olacak yaşa gelmesidir. İnsan, henüz çocuk yaşta iken Allah ile ilgili araştırmalara girer ve bu konuda çevresini soru yağmuruna tutar, sonra Allah’ın varlığı ve birliği konusunda tam bir karara varır.

Erginlik çağı önemlidir. Çünkü sorumluluk bu çağda başlar. Olayın ahiret boyutunu anlatan ikinci ayet bu bakımdan dikkat çekicidir. O ayette geçen, “Önceden ortak koşanlar babalarımızdı. Biz ise onlardan sonra gelen bir nesil idik. Şimdi o batıla sapanların işlediklerinden ötürü bizi yok mu edeceksin.” ifadesi, bu olayın, kişinin sorumlu tutulduğu bir çağda, yani büluğ çağında olduğu­nun bir başka kanıtıdır.

Allah Teâlâ’nın, “Ben sizin Rabbınız değil mi­yim?” şeklindeki sorusu ve buna karşılık insanla­rın verdiği  “Evet Rabbımızsın. Biz buna şahidiz.” cevabı, erginlik çağına girmiş bir kişinin iç dünya­sında olur. Bu ifadesiyle o, Allah’ın varlığını ve birliğini kavradığına, bu kavrayışının, onu gö­züyle görmüş ve eliyle dokunmuş gibi kesin ol­duğuna tanıklık eder. Bazıları bunu sık sık açığa vurur, bazıları da ancak önemli olaylar karşısında ortaya koyar. Kendilerini tanrıtanımaz diye ad­landıran ateistler bu ikinci gruptandır.

Adına ister Doğa, ister Gök Tanrı isterse ne denirse densin, bütün varlıkları yaratan ve ev­renin tek hakimi olan Allah'ı inkar mümkün olma­dığından tanrıta­nımaz, baba­sını tanımazlık eden kişiye benzer. O, sıkışık zamanında nasıl ba­ba­sını ararsa bu da dara düşünce Allah'a sığınır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

  “Darda kalmış kişi dua ettiği za­man onun yar­dımına kim yetişiyor da o sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzü­nün hakimleri ya­pıyor? Allah ile be­raber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşü­nüyorsunuz!“ (Neml 27/62)

Her insan Allah’ın varlığını ve birliğini kabul ettiği gibi onun bir benzerinin olmadığını da kabul eder. Şimdiye kadar kimsenin, Allah’ın heykelini yapmaya kalkışmaması bundandır. Arap dilinde Allah kelimesinin çoğulu yoktur. Çünkü putperest Araplar bile ikinci Allah iddiasında bulunmamış­lardır.

Bu sebeple Kur’an’da adı geçen peygamber­ler, Allah’ın varlığını ispatla meşgul olmamış, Allah’tan başka ilah olmadığını göstermeye ça­lışmışlardır. Eğer öyle olsaydı, hiç kimse “Eşhedu en lâ ilâhe illallah” yani “Ben tanıklık ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur.” diyemezdi. “Ben ta­nıklık ederim ki,... “ yerine “ Şu Peygamberin bil­dirdiğine göre Allah’tan başka ilah yoktur.” demek zorunda kalırdı.

Bir şey ancak ikinci bir şeye eş koşulabilir. İşte o ikinci şey daima Allah olmuştur. Allah’a eş koşma işi, Allah’ın yanında kendini savunacak birini bulma isteğinden kaynaklanır. Aracılık ve şefaatçilik etsin diye onları razı edecek davra­nışlar gösterilir, sonunda bunların her biri birer tanrı gibi olurlar. İnsanlar bunların heykellerini yapar ve taparlar.

Allah kendini her insana zaten tanıttığı için, sayın YILMAZ’ın söylediği “Eğer insan-ı kâmil olmasa Allah bilinemezdi.....” sözü Kur’an’a aykırı düşmektedir.