Muhtelif - 56. Sayfa - Duadaevliya
p. İnsan-ı Kâmile Olağandışı Yetkiler
YILMAZ - “İnsan-ı kâmil, cihânı gösteren ayna, ölüyü dirilten İsâ, kuşların dilini bilen Süleyman gibi tasarruf sahibi, ab-ı hayat içen Hızır gibidir.
BAYINDIR – Cihanı, yani evreni gösteren ayna bir hayal ürünüdür. Gerçi bu hayal üzerine oturtulmuş bir çok tasavvufi inanç vardır, ama şimdilik ona girmeyelim.
Hz. İsa’nın ölüyü diriltmesi ise bir mucizedir. Mucize, bir şahsın Allah’ın elçisi olduğunun ispat belgesidir. Yoksa onun elçi olduğu nereden bilinebilir? İtibarlı bir kişi, günün birinde kalkıp ben Amerika'nın Ankara Büyükelçisi oldum, dese Türk Devleti bunu kabul edebilir mi? Çünkü bundan sonra o, Amerika Birleşik Devletleri adına konuşacaktır. Ama Amerikan hükümetinin kendini elçi olarak görevlendirdiğine dair bir belge getirirse Türk Devleti buna itiraz etmez. O belgeyi elçi değil, onu görevlendiren makam düzenler.
Mucizeyi de bir kişiyi elçi olarak görevlendiren Allah düzenler. O ne zaman isterse mucizeyi o zaman yaratır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
" Hiçbir elçi, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. " (Mümin 40/78)
Hz. İsa’nın çamurdan kuş heykeli yapıp üflemesiyle gerçek bir kuş haline gelmesi, ölüleri diriltmesi, anadan doğma kör olanları, alaca hastalığına tutulmuş kişileri iyileştirmesi hep Allah'ın izniyle olmuş birer mucize, onun elçiliğinin birer belgesidir. Onun, Allah’tandır, diyerek getirdiği sözlerin gerçekten Allah’a ait olduğuna inanabilmek için buna ihtiyaç vardı. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile elçilik kapısı kapandığı için artık kimsenin mucize göstermesi söz konusu değildir. Kimse Kur’an’a ek yapacak durumda da olamayacaktır.
“...kuşların dilini bilen Süleyman gibi tasarruf sahibi...” sözü de yanlıştır. Çünkü Hz. Süleyman’a verilen saltanat ondan sonra kimseye verilmeyecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
Süleyman dedi ki: “Rabbım! Beni bağışla. Bana öyle bir saltanat ver ki benden sonra kimse onun bir eşini daha elde edemesin. Çünkü bütün dilekleri veren sensin.
Bunun üzerine rüzgarı onun emrine verdik; onun buyruğu ile onun dilediği yere tatlı tatlı akardı.
Yapı yapan, denize dalan şeytanlara da onun için boyun eğdirdik.
Zincirlerle biri birlerine bağlanmış olan öbürlerini de.
İşte bu, bizim ihsanımızdır. İstersen tutarsın, istersen başkasına verirsin, hesabı yoktur.
Onun katımızda bir yakınlığı ve güzel bir yeri vardır. (Sad 38/35-40)
“.. ab-ı hayat içen Hızır ..” sözünü kabul etmek de mümkün değildir. Ab-ı hayat, hayat suyu demektir. Efsaneye göre bu suyu içen artık ölmeyecektir. Fakat Allah Teâlâ Kur’an’da hiç kimsenin ölümsüz olamayacağını bildirmektedir. O, şöyle buyurur:
"Senden önce hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü olacaklardır?" (Enbiya 21/34)
"Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir. "(Zümer 39/30)
İslami Okul Okulların En Önemlisi