Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 56. Sayfa - Duadaevliya

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

p. İnsan-ı Kâmile Olağandışı Yetkiler

 

YILMAZ - “İnsan-ı kâmil, cihânı gösteren ayna, ölüyü dirilten İsâ, kuşların dilini bilen Süleyman gibi tasarruf sahibi, ab-ı hayat içen Hızır gibidir.

BAYINDIR – Cihanı, yani evreni gösteren ayna bir hayal ürünüdür. Gerçi bu hayal üzerine oturtulmuş bir çok tasavvufi inanç vardır, ama şimdilik ona girmeyelim.

Hz. İsa’nın ölüyü diriltmesi ise bir mucizedir. Mucize, bir şahsın Allah’ın elçisi olduğunun ispat belgesidir. Yoksa onun elçi olduğu nereden bili­nebilir? İtibarlı bir kişi, günün birinde kalkıp ben Amerika'nın Ankara Büyükelçisi oldum, dese Türk Devleti bunu kabul edebilir mi? Çünkü bun­dan sonra o, Amerika Birleşik Devletleri adına konuşacaktır. Ama Amerikan hükümetinin kendini elçi olarak görevlendirdiğine dair bir belge geti­rirse Türk Devleti buna itiraz etmez. O belgeyi elçi değil, onu görevlendiren makam düzenler.

Mucizeyi de bir kişiyi elçi olarak görevlendiren Allah düzenler. O ne zaman isterse muci­zeyi o zaman yaratır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

" Hiçbir elçi, Allah'ın izni olma­dan bir mucize getiremez. " (Mümin 40/78)

Hz. İsa’nın çamurdan kuş heykeli yapıp üfle­mesiyle gerçek bir kuş haline gelmesi, ölüleri diriltmesi, anadan doğma kör olanları, alaca hastalığına tutulmuş kişileri iyileştirmesi hep Al­lah'ın izniyle olmuş birer mucize, onun elçiliğinin birer belgesidir. Onun, Allah’tandır, diyerek getir­diği sözlerin gerçekten Allah’a ait olduğuna ina­nabilmek için buna ihtiyaç vardı. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile elçilik kapısı ka­pandığı için artık kimsenin mucize göstermesi söz konusu değildir. Kimse Kur’an’a ek yapacak durumda da olamayacaktır. 

“...kuşların dilini bilen Süleyman gibi tasar­ruf sahibi...” sözü de yanlıştır. Çünkü Hz. Sü­leyman’a verilen saltanat ondan sonra kimseye verilmeyecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Süleyman dedi ki: “Rabbım! Beni bağışla. Bana öyle bir saltanat ver ki benden sonra kimse onun bir eşini daha elde edemesin. Çünkü bütün dilekleri veren sensin.

Bunun üzerine rüzgarı onun emrine verdik; onun buyruğu ile onun dilediği yere tatlı tatlı akardı.

Yapı yapan, denize dalan şeytanlara da  onun için boyun eğdirdik.

Zincirlerle biri birlerine bağlanmış olan öbürle­rini de.

İşte bu, bizim ihsanımızdır. İstersen tutarsın, istersen başkasına verirsin, hesabı yoktur.

Onun katımızda bir yakınlığı ve güzel bir yeri vardır. (Sad 38/35-40)

“.. ab-ı hayat içen Hızır ..” sözünü kabul et­mek de mümkün değildir. Ab-ı hayat, hayat suyu demektir. Efsaneye göre bu suyu içen artık ölme­yecektir. Fakat Allah Teâlâ Kur’an’da hiç kimse­nin ölümsüz olamayacağını bildirmektedir. O, şöyle buyurur:

"Senden önce hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü olacaklar­dır?" (Enbiya 21/34)

"Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da öle­cek­lerdir. "(Zümer 39/30)