Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 61. Sayfa - Duadaevliya

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

u. Nefsin Mertebeleri Veya Nefsi Tan­rılaştırma Süreci

 

Tasavvufta nefsin yedi mertebelerinden bah­sedilir. Bunlar nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mülheme, nefs-i mutmainne, nefs-i râziye, nefs-i merziyye ve nefs-i kâmile’dir. Altınoluk’la yaptığımız görüşmenin bir yerinde bu mertebe­lerden bahsetmiş, bunların Kur’an ile bir ilgisinin olmadığını açıklamaya çalışmıştık. Burada ko­nuyu bir başka maksatla tekrar ele alıyoruz.

Sayın YILMAZ diyor ki;

“Nefs-i emmâre: Münker ve günah olan şey­leri işlemeyi teşvik ve emreden nefistir.

Nefs-i levvâme: Yaptığı kötülüklerin arkasın­dan zaman zaman pişmanlık duyan, sahibini kö­tülüğe yapışmasından dolayı ayıplayan ve tevbeye eğilimi olan nefistir.

Nefs-i mülheme: İlhâm ve keşfe mazhar ol­maya başlayan, neyin hayır, neyin şerr olduğunu idrak edebilme melekesine sahip, şehvet istekle­rine karşı kısmen direnme gücü bulunan nefstir.  Yani bu duruma gelmiş kişinin içine ilham gelir, perdelerin arkasındaki gerçekler görünmeye başlar, iyiyi kötüden ayırma özelliği kazanır ve kötü arzularına karşı az da olsa direnebilir.

Nefs-i mutmainne: Kötü ve çirkin sıfatlardan kurtulup güzel ahlak ile donanmış olan nefistir. Bu nefs, Cenâb-ı Hakk’ın verdiği başarı ve yar­dım ile huzura kavuşur ve tam bir kanaate vara­rak ıstıraplardan kurtulur. Bu makamda beşeriyet fenâ bulur, yani insan olma özelliği biter. “Nûr-i Muhammedî” ortaya çıkar ve nefis, hitâb-ı ilâhîye mazhar olur, yani Allah ile karşılıklı konuşabilir.

Nefs-i râziye: Kendisi hakkında gözüken ka­dere tereddütsüz teslim olup rızâ gösterir. Bu makam, sâlikin esrâr-ı ilâhiyyeye muttali olduğu makamdır.

Nefs-i merziyye: Allah ile kul arasında rızânın müşterek bir vasıf olduğu, kulun Allah’tan, Al­lah’ın kuldan râzı olduğu makamdır.

Demek ki, nefs-i mülheme mertebesine gelen kişinin içine ilham gelmeye ve perdeler açılmaya, gizli şeyler görünmeye başlıyor. Nefs-i mutmainne mertebesine gelince beşer olma, yani insan olma özelliği bitiyor, “Nûr-i Muhammedî” ortaya çıkıyor. Yani kişi insan-ı kâmil haline geli­yor, ve Allah tarafından muhatap alınma yani Allah ile karşılıklı konuşma safhası başlıyor. İn­san-ı kâmil ile ne kastedildiği yukarıda geçmişti.

Nefs-i râziye mertebesinde ise kişi, esrâr-ı ilâhiyyeyi yani Allah’ın sırlarını öğreniyor. Nefs-i merziyye mertebesinde o, Allah’tan, Allah kuldan râzı oluyor, karşılıklı olarak birbirlerini memnun ediyorlar. Şimdi bunlar, nefsin ilahlaşma süreci değildir de ya nedir?

Burada M. Fuad KÖPRÜLÜ’ye hak vermemek elde değildir. O diyor ki; “Felsefe ile uğraşanlar, zındık ve mülhid (dinsiz) sayıldığından Kelâm üzerinde çalışanlar hariç olmak üzere diğer fel­sefe ile meşgul olanlar, ya din, yahut daha fazla tasavvuf perdesi altında gizlenmeğe mecburiyet görüyorlardı[1].” Bir takım tasavvufi kavramları din içinde göstermek için ilgisiz ayetlerin uluorta kullanılmasını başka şekilde izah mümkün gö­rülmüyor.


 

[1] - M. Fuad KÖPRÜLÜ, W. BARTHOLD, İslam Medeniyeti Tarihi, Geniş izah ve düzeltmelerle üçüncü basım. Ankara 1973, s. 150. Yukarıdaki bilgi, KÖPRÜLÜ’ye ait izah kısmından alınmıştır.