Muhtelif - 61. Sayfa - Duadaevliya
u. Nefsin Mertebeleri Veya Nefsi Tanrılaştırma Süreci
Tasavvufta nefsin yedi mertebelerinden bahsedilir. Bunlar nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mülheme, nefs-i mutmainne, nefs-i râziye, nefs-i merziyye ve nefs-i kâmile’dir. Altınoluk’la yaptığımız görüşmenin bir yerinde bu mertebelerden bahsetmiş, bunların Kur’an ile bir ilgisinin olmadığını açıklamaya çalışmıştık. Burada konuyu bir başka maksatla tekrar ele alıyoruz.
Sayın YILMAZ diyor ki;
“Nefs-i emmâre: Münker ve günah olan şeyleri işlemeyi teşvik ve emreden nefistir.
Nefs-i levvâme: Yaptığı kötülüklerin arkasından zaman zaman pişmanlık duyan, sahibini kötülüğe yapışmasından dolayı ayıplayan ve tevbeye eğilimi olan nefistir.
Nefs-i mülheme: İlhâm ve keşfe mazhar olmaya başlayan, neyin hayır, neyin şerr olduğunu idrak edebilme melekesine sahip, şehvet isteklerine karşı kısmen direnme gücü bulunan nefstir. Yani bu duruma gelmiş kişinin içine ilham gelir, perdelerin arkasındaki gerçekler görünmeye başlar, iyiyi kötüden ayırma özelliği kazanır ve kötü arzularına karşı az da olsa direnebilir.
Nefs-i mutmainne: Kötü ve çirkin sıfatlardan kurtulup güzel ahlak ile donanmış olan nefistir. Bu nefs, Cenâb-ı Hakk’ın verdiği başarı ve yardım ile huzura kavuşur ve tam bir kanaate vararak ıstıraplardan kurtulur. Bu makamda beşeriyet fenâ bulur, yani insan olma özelliği biter. “Nûr-i Muhammedî” ortaya çıkar ve nefis, hitâb-ı ilâhîye mazhar olur, yani Allah ile karşılıklı konuşabilir.
Nefs-i râziye: Kendisi hakkında gözüken kadere tereddütsüz teslim olup rızâ gösterir. Bu makam, sâlikin esrâr-ı ilâhiyyeye muttali olduğu makamdır.
Nefs-i merziyye: Allah ile kul arasında rızânın müşterek bir vasıf olduğu, kulun Allah’tan, Allah’ın kuldan râzı olduğu makamdır.
Demek ki, nefs-i mülheme mertebesine gelen kişinin içine ilham gelmeye ve perdeler açılmaya, gizli şeyler görünmeye başlıyor. Nefs-i mutmainne mertebesine gelince beşer olma, yani insan olma özelliği bitiyor, “Nûr-i Muhammedî” ortaya çıkıyor. Yani kişi insan-ı kâmil haline geliyor, ve Allah tarafından muhatap alınma yani Allah ile karşılıklı konuşma safhası başlıyor. İnsan-ı kâmil ile ne kastedildiği yukarıda geçmişti.
Nefs-i râziye mertebesinde ise kişi, esrâr-ı ilâhiyyeyi yani Allah’ın sırlarını öğreniyor. Nefs-i merziyye mertebesinde o, Allah’tan, Allah kuldan râzı oluyor, karşılıklı olarak birbirlerini memnun ediyorlar. Şimdi bunlar, nefsin ilahlaşma süreci değildir de ya nedir?
Burada M. Fuad KÖPRÜLÜ’ye hak vermemek elde değildir. O diyor ki; “Felsefe ile uğraşanlar, zındık ve mülhid (dinsiz) sayıldığından Kelâm üzerinde çalışanlar hariç olmak üzere diğer felsefe ile meşgul olanlar, ya din, yahut daha fazla tasavvuf perdesi altında gizlenmeğe mecburiyet görüyorlardı[1].” Bir takım tasavvufi kavramları din içinde göstermek için ilgisiz ayetlerin uluorta kullanılmasını başka şekilde izah mümkün görülmüyor.
[1] - M. Fuad KÖPRÜLÜ, W. BARTHOLD, İslam Medeniyeti Tarihi, Geniş izah ve düzeltmelerle üçüncü basım. Ankara 1973, s. 150. Yukarıdaki bilgi, KÖPRÜLÜ’ye ait izah kısmından alınmıştır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi