Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Imamiyye Ve Kuleyni - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak: İsmail Cerrahoğlu-Tefsir Tarihi cilt 1, Diyanet Yayınları, Ankara-1988

 

1-El Kuleynî, Hz. Peygamberin arşını ile yetmiş arşın uzunluğunda, peygamber tarafından Ali’ye yazdırılmış bir sahife varmış.(S: 423-424)

el-Kuleyni. Ebu Abdillah'a bir söz atfeder. Uydurma olduğu
açıkça belli olan bu uzun söze göre güya Hz. Peygamber. Ali'ye bir
kapı öğretmiş ki, her kapıdan bin kapı açılırmış. Ali evlâdında, el-
Câmi' denilen, Hz. Peygamber'in arşını ile yetmiş arşın uzunluğun-
da, Peygamber tarafından Ali'ye yazdırılmış bir sahife varmış. Bu sahifede helâl, haram ve insanların muhtaç olduğu her şey yazılı imiş. Bir de Hz. Fâtıma'nın mushafı varmış ki. bu günkü mushafın üç misli büyüklüğüde imiş ve onda bu günkü mushafdan tek keli­me dahi yokmuş.

Daha garibi de var : Allah'ın Resulü vefat edince, Hz. Fâtıma çok ağlarmış, onu teselli etmek için Allah bir melek göndermiş. Me­lek onunla konuşuyrmuş. Hz. Fâtıma bunu Ali'ye sikâyet etmiş, Ali demiş ki :

—    Meleğin  geldiğini  hissedince  bana  söyle.  Nihayet  Fâtıma meleğin, geldiğini Ali'ye söylemiş. Emiru'l-Müminin  (Ali) melekten duyduğu her sözü yazmış, tşte o sözlerden bir mushaf meydana gel­miş.. Yalnız bu mushafta helâl ve harama dâir bir şey yokmuş da gelecekte vuku bulacak olaylar varmış.

2-Tabresî Nur suresi ayet 35 ‘in Hz.Ali’ye işaret ettiği yalanı.(S: 502-503) 

İmamiyenin, imamların yaratılış ve makamları ile ilgili takdis derecesine varan bu inancı, itikatta ve tatbikatta tehlikeli sonuçlar meydana getirmektedir. Bu inançla, Peygamber ile imâm arasında mevcûd olan açık fark, biribirlerinden fark edilemiyecek çok hassas bir noktaya getirilmiştir. Bu inancın tefsirlerine aksettiğini görmekteyiz. Nitekim Tabresi, Yukarıda zikrettiğimiz âyetin tefsirinde Ke şemsin fîhâ misbâh kısmını,  Allah elgisinin göğsündeki ilim nurudur.   El misbâhu fizzücâce deki "zücace" Hz. Ali'nin göğsüdür. Allah   elçisinin   ilmi,   Hz.   Ali'nin    göğsüne   girmiştir. Yekâdü zeytühâ…     kısmı bildiriyor ki, Ehl-i Beyt âlimleri sual olunmadan ilim konuşurlar. Nurun alâ Nûrin  kısmı da, Ehl-i Beytten bir imam, bir evvelki imamın arkası sıra ilim ve hikmet nuru ile müeyyed olarak gelir, demektedir.

İmamiye bu aşırı inançtan "imamet dinin rüknüdür" neticesini çıkarmaktadır. Onlara göre imama inanmayan bir kişi, umumî manada mü'min sayılırsada, hususî manada mümin değildir. Ne varki, bazı rivayetlerle istidlalleri bu görüşlerinin tersinedir. Ebû Ca'fer
söyle dedi: "Bizi tanımayan dalalettedir".
İmamiyye bu itikaddan hareketle, Kelime-i Tevhidin üçlü bir şehadet ifâde ettiğine kaildir. Görüldüğü gibi biribirine zıt manalar
ifade eden, imâmın makamı ile ilgili imâmiye görüşleri asılsızdır. İmamı Peygamberle kıyaslamak, İslâm dışı bir mukayesedir. Eğer Hz. Ali'nin imamlığına inanmak, Allah ve Rasulüne inanmak derecesinde olsaydı, diğer bir tâbirle, şayet imamın makamı, Allah elçisinin makamı gibi olsaydı, Allah elçisi Kelime-i Tevhide Ve alî veliyyullah cümlesini bizzat ilâve ederdi. O halde "Kelime-i Şahadet üçlü bir mana, ifade eder'' şeklindeki iddia delilsizdir. İslâm esaslarına uymayan, İslâm dışı bir inançtır.

İmâmiye, müslümanların fakir olan akrabalarına yardım etmelerini emreden.    Ve âti zel qurbâ hakkahû gibi âyetleri bile, insanî bir vazifeyi ifa etmekten çıkarıp, Ehl-i Beytin siyasî ve kanunî haklarına delil göstermeye kalkışmıştır. Bu noktadan hareketle, onlara göre, Kur'ân'da geçen   ifadeleri,   Ehl-i Beytten haber  vermektedir .

Tabresî, imâmiye şiasina mensub bir kişi ise de, bazıları gibi,
aşırılığı olan bir kişi değildir. Tefsirinde fazla bir aşırılığa gitmediği
görulür. Aşırılığa giderek ne Molla Muhsin el-Kâşinin "es-Sâfi"sinde
Ve ne de Abdullah el-Alevî'nin ''Tefsiru'l-Kur'ân'ında'' olduğu gibi,
sahabeye küfr ve ta'n hareketlerine girişmez. Fakat tefsirinin her
yerinde, mezhebinin usûlünü, dostlarının akidesini şiddetli bir şekilde savunduğu müşahede edilir.

Mezhep görüşü bir tarafa bırakılacak olursa, tefsiri güzel bir
tertible ele alınmış, dikkatli incelemeleri, deliller serdetmesi, dil, gramer, belagat yönlerinden okuyuculara  faydaları düşünülebilir.