IRKÇILIK VE NAKÇİBENDİLİK ELELE - Irkcilik - 1. Sayfa
IRKÇILIK VE NAKÇİBENDİLİK ELELE
Ortadoğu ve Arap Dünyası
Fikir
Meydanı : Ortadoğu ve Arap Dünyası
Yazan
bozkurt_usa
Usta Kullanıcı
![]()

Kayıt Oluş Tarihi: 27 Şubat 2003
Ülke/Şehir: A.B.D
Mesaj: 162
Gönderen: 30 Nisan 2003 Saat 03:00 | Kayıtlı IP
![]()
Mühtedîlikten Osmanlı'ya, İngilizler'e ve Türkiye Cumhuriyeti'ne isyana...
Molla Mustafa
Barzani
Yirminci yüzyilin
baslarindan itibaren Kuzey Irak Kürtlerinin tarihinde mühim rol oynayan Barzanî
aşireti ve bölgedeki ilk faaliyetleri hakkinda bizde ciddî bir araştırma
yapılmamıştır. Son zamanlarda Mesut Barzanî'nin bazı açıklamaları ile bir kez
daha gündemimize gelen bu ailenin tarihî serüveninin özeti, dikkate değer.
Ahmet Uçar
Kuzey
Irak'ın Hakkâri'ye yakın uç noktalarından birinde, dağlık bir arazide kurulan
Barzan Köyü, çevre köylere hâkim bir noktada bulunmakta, Musul vilâyetine bagli
"Zibar" nahiyesinin de merkezini teşkil etmekteydi. Osmanli Arşivi belgelerine
göre 1909'da yine Barzan merkez olmak üzere üçüncü sınıf bir kazaya
dönüştürülmüştü.[1] Bu kaza ve çevresinde Barzan, Zibar, Beçil ve Fakih
Abdurrahman aşiretleri ayrı ayrı yerleşim birimlerinde yaşamakta ve çoğu kez de
birbirleriyle "aşiret kavgası" yapmaktaydılar. Bu nedenle Osmanlı yönetimi
bölgede güçlü askerî karakollar kurmuş ve önemli miktarda güç bulundurmak
zorunda kalmıştı.[2] Aslında bu aşiretler çok büyük aşiretler değildi. Meşhur
Kürt tarihçilerinden Mehmed Emin Zeki, "1931'de Barzan aşiretinin 2750 hane
olduğunu, yerleşik hayata geçip bağcılık, tütüncülük ve hayvancılıkla
ugraştıklarını" yazar.[3]
Nakşibendîliğin
Yayılışı
Barzan Köyü'nün ne zaman kurulduğunu kesin olarak bilmesek de bu köyün
kurulmasında ve gelişmesinde Barzanî Ailesi'nin rolünü biliyoruz. Bu aileden
bilinen ve Barzan Kalesi'ni yapan ilk lider, Mesud'dur. Büyük Zap ırmağının sol
kıyısında kurulan bu köye, başka bir yerden damat olarak gelen Mesud, oğlu
Said'i bölgedeki meşhur medreselerde okuttu. Said'den sonra oğlu Mesud da benzer
bir eğitimden geçti. Özellikle onun oğlu Taceddin, tasavvufa ilgi duyarak Barzan
Köyü'nde bir tekke kurdu.[4] Bu yıllarda bölgede Kadirîlik ve Nakşîlik önem
kazanmıştı. Bölgede Nakşibendîliğin ilk yayıcısı Mevlânâ Halid-i Bağdadî'dir
(1777-1837). 1809 yilinda Hindistan'a giderek Abdullah-i Devlevî'den (ks.)
hilâfet alan Halid, kısa sürede bölgenin en etkin şeyhi olmustu. Özellikle
Hakkârili Abdullah Nehrî ve Palulu Ali Septî (Seyh Said'in dedesi) aracılığıyla
Kuzey Irak ve Doğu Anadolu'da yayılan Halidîye, Barzanîleri de tesir sahasina
almakta gecikmemişti. Nehrîlerden Seyyid Taha, Barzanlı Şeyh Taceddin'e hilâfet
vererek Barzan'daki tekkenin aktivitesini hızlandırmıştı.[5]
Şeyh Taceddin'den sonra yerine geçen oğlu I. Abdüsselâm, Seyyid Taha tarafindan
fıkıh dersleri almış olmanın da avantajıyla ilişkilerini sıklaştırmış, hatta
zaman zaman Halid-i Bağdadî'yi (k.s.) bile ziyaret etmişti. Kürt kaynaklarına
göre I. Abdüsselâm bu ziyaretlerinin birinde Mevlânâ Halid'den bölgenin Nakşî
halifesi olma iznini de almıştı. 1872'de şeyhliği oğlu Muhammed'e bırakarak
vefat etti.[6]
Siyasî Kürtçülerden M. Sıraç Bilgin, "I. Abdüsselâm, Osmanlıların mecburî
iskânına ve zorla askere almalarına karşı ayaklanmış, görüşmelere gittiği
Musul'da asılmıştı" [7] dese de elde ne Osmanlı kaynakları ne de konuyla ilgili
Kürt kaynakları bu bilgileri doğrulamamaktadır.
I. Abdüsselâm'ın öldürülmesi olayı ile ilgili Hollandalı Kürdoloji uzmanı Martin
Van Bruinessen oldukça farklı ve ilginç şeyler anlatmaktadır. Onun verdiği
bilgiye göre, Seyyid Taha'nın kardeşi Şeyh Saleh'den hilâfet alan I. Abdüsselâm,
şeyhinin ölümü üzerine kendisini şeyh ilân etti. Buna kızan Seyyid Taha'nın oğlu
ve yeni şeyhi Ubeydullah, "Abdüsselâm ve müridlerinin delirdiklerini, şeytanın
kurbanları olduğunu" ileri sürerek, ona savaş açtı. Şeyhlerinin yenilmesine
rağmen Abdüsselâm'ın müridleri onu mehdi ilan ettiler. Abdüsselâm da korkusundan
saklandı. Daha sonra da öldü. Yerine oğlu Muhammed geçti. Muhammed, Şeyh
Ubeydullah'a bağlılığını bildirdi. Fakat Ubeydullah'ın Hicaz'a sürülmesinden
sonra bu kez de Muhammed Barzanî mehdiliğini ilan etti. Bu, bölge halkı
tarafından benimsenmedi. Bölgede Barzanîler "divâne" olarak adlandırılmaya
baslandılar. [8]
Muhammed Barzanî
Kürt kaynaklarina göre I. Abdüsselâm'in yerine geçen Muhammed, zâhid, aşiret ve
kabile kavgalarından kaçanların sığınağı, aktif bir insandı. Osmanlıya yapılan
şikâyetler sonucu Bitlis'e sürülmüs ve bir kaç yıl sonra da sürgünden dönmüştü.
Ondan sonra da kimseyi kabul etmemiş ve 1903'de yerini oğlu II. Abdüsselâm'a
bırakarak vefat etmişti.[9] Şeyh Muhammed'in oğlu Molla Mustafa Barzanî
anılarında, "1903-1904'de bir gün köylerini basan Hamidiye Alayı mensuplarınca
tutuklanarak, ailece Diyarbakır hapishanesine konduklarını, bir buçuk yıl
kaldıktan sonra döndüklerini" anlatmaktadir.[10] Diyarbakır ya da Bitlis'te
sürgün kalan ailenin bu felâketinde Osmanli Arşivlerindeki belgelere göre
Osmanlı'nın tavrı değil aşiret ve tarikat kavgaları rol oynamıştı. 1888
başlarında Barzanî aşiretinin katıldığı bir kavgayı Osmanlı ordusu
bastırmıştı.[11] Barzanî aşireti 1898'de Becil ve Fakih Abdurrahman
aşiretleriyle siyasî, Eylül 1903'de Semdinanli Şeyh Muhammed Sıddık Nehrî'yle
dinî nüfuz mücadelesi olarak değerlendirebilecek çatışmalar yaşamıstı.[12]
Aslında Şeyh Muhammed ilginç bir insandı. Kekeme olmasi nedeniyle tam bir
medrese eğitimi alamamış ve babasının daha onun medrese talebeliği döneminde
vefatıyla henüz talebe iken; postuna oturmuştu. Rus Kürdolog Bazil Nikin'e göre,
kaba yöntemlerle kendi nüfuzunu sürdüren Şeyh Muhammed, Şeyh Ubeydullah
Nehrî'nin Osmanlı yönetimince 1880 Kürt isyani nedeniyle Hicaz'a sürülmesinden
sonra bölgedeki nüfuzunu daha da arttırmış, civardaki aşiret liderlerine birer
birer boyun eğdirmişti. Bundan sonra o da babası I. Abdüsselâm gibi mehdiliğini
ilân etti. Mehdiliğini ilân etmekle kalmadı, Musul'a ve dolayısıyla Osmanlı'ya "cihad-ı
mukaddes"(!) ilân etti. Mehdiliğini ve cihad çağrısını kabul etmeyenleri acı bir
son, feci ölümler bekliyordu. Zibar aşireti liderlerinden Molla Perisey'in
başına gelenler korkunç ve tüyler ürpertici idi. Molla parça-parça edilerek
öldürülmüş, bu parçalar oyulmuş yaşlı bir ceviz ağacının gövdesine konarak
yakılmıştı.
Barzanîlere bağlı Becil Şeyhi Nehrili Şeyh Muhammed Sıddık'a yazdığı bir
mektupta, "Burada adlarını bile ağza almak istemediğim bu rezil aşiretin ve bu
kötü ruhlu ailenin bana ettikleri namussuzca işler, onur kırıcı işler de var
ayrıca. Burada senin tarafsız kararını istiyorum. Bilirsin ki, onlar Kur'an-ı
Kerim'e bile acımamış ve onun sayfalarını çöpe atmışlardır. Benim mescidimi
kirletmişlerdir" diyordu.[13]
Yahudi Barzanîler
Kuzey Irak'ta asırlardır "Tat" diyelekti ile konuşan, ticaret ve küçük
zenaatlarla uğraşan, bir çok kasaba ve köyde sayıları az da olsa bulunan
Yahudilere rastlanmakta idi. Bunlar giyim konusunda da Kürtlere benziyorlardı.
Kürtler arasında "Yahudî olmadım, olmayacağım" deyimi yaygın olarak kullanılsa
da Yahudiler, Kürtler tarafindan hor görülmezlerdi.[14]
Kürtçe konuşan Yahudilerle ilgili ilk ciddî çalışmaları, kendisi de Kürtçe
konusan bir Yahudi olan Kaliforniya Üniversitesi İbranî Dili Profesörü Yona
Sabar yapmıştı. Sabar, Tudelali Benjamin ve Haham David'in seyahatnamelerine
dayanarak Kürtçe konuşan Yahudilerin tarihî ve etimolojik geçmişleri hakkında
bilgi vermişti. Sabar'a göre, Kuzey Irak'ta onikinci yüzyıl ve sonrasında zaman
zaman İbn Duği, David Al-roy ve Menahem gibi Yahudi önderlerin öncülük ettiği ve
onlarin mesih (kurtarıcı) ilân edildiği Yahudi isyanlari görülmüştü.[15]
Sabar'ın ilginç iddiasına göre bölge Yahudileri daha yoksullar arasında yer
alırken, özellikle ünlü Barzanî ailesinden gelen hahamlar Kürdistan'ın bir çok
yerinde dinî çalışmalar ve eğitim için merkezler kurmuslardı. Bu dinî merkezler,
Mısır ve Filistin gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı.[16] Sabar
bu ailenin daha sonra ne zaman Müslüman olduğu konusu üzerinde durmamaktadir.
Ancak daha ileride de aktaracagımız gibi özellikle Şeyh Ahmed Barzanî'nin söz ve
tavırları Barzanî Ailesi ile ilgili sis perdesini yoğunlaştırmakta, özellikle
gizli dinî kitapların varlığı, Müslüman, ehl-i sünnet ve Naksibendî aile
görüntüsüyle çelişmektedir.
İkinci Abdüsselâm
1903'de Şeyh Muhammed ölmüş ve geride bes oğlu kalmıştı. Abdüsselâm (II), Şeyh
Ahmed, Muhammed Sıddık, Muhammed Babu ve Mustafa Barzanî. Bunlardan en büyüğü
Abdüsselâm adıyla başa geçti. II. Abdüsselâm başa geçer geçmez bölgesinde sosyal
ve iktisadî yönden hızlı bir atak başlatmıştı. II. Abdüsselâm bir şeyhden çok
bağımsız bir siyasî lider gibi davranmaya başlamıştı. Toprak reformu yapmış,
fakir gençleri zorlayan, mehirdeki taşkınlık kaldırılmış, toplumsal ilişkiler
yeniden düzenlenmeye çalışılmış, güvenlik önlemleri arttırılmış, köylerde
camiler daha aktif hale getirilmiş, sorunlar Osmanlı yönetimine aktarılmadan
şeyhin atadığı imamlar tarafından çözülmüştü.[17]
İlk Kürt
Bağımsızlığı Talebi
Şeyhin 1907'de bölgedeki Kürt aşiret temsilcilerini toplayarak Bâb-i Âlî'ye
müracaat ettiği söylense de [18] Osmanlı Arşivi belgelerine göre şeyhin isyanı
1909'da olmuştur. Muhtemelen 23 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânından
yararlanmak isteyenler gibi II. Abdüsselâm da "ayrılık" sevdasına tutulmuştu.
Hemen Kürt aşiret ve örgütlerle irtibat kurarak onlarla bir toplantı yaptı. Kürt
istiklâline meşru zemin hazırlamak için [19] Şeyh Nur Muhammed Berifkanî'nin
evinde yapılan bu toplantıda II. Abdüsselâm'ın şu talepleri tartışıldı:
1. Osmanlı, bölgede Kürtçe'yi resmî dil olarak kabul etmeli
2. Öğrenim dili Kürtçe olmalı
3. Bölgedeki yerel yöneticiler Kürt olmalı.
4. Alınan vergilerin bir bölümü okul ve yol yapımı için bölgeye kullanılmalı.
M. Sıraç Bilgin, meseleye dinî bir muhteva da kazandırmak için "Devletin resmî
dini İslâm olduğundan, İslâm hukukunun da uygulanması" talebini ekliyorsa da bu
doğru değildir. Bu, onun değil, Şeyh Said'in 1926'daki isyan gerekçesidir.
İşin ilginç yanı, toplantıya katılanlar, şeyhin bu taleplerini ve ayrılıkçı
tavrını onaylamadılar. Şeyhin aşiret-medrese ve Kürt aydınların ortak hareket
edeceği teminatı da onları iknaya yetmedi. II. Abdüsselâm hazırladığı talepleri
kendisi gibi ayrılıkçı olan Emin Ali Bedirhan, Seyyid Abdülkadir Nehrî ve
Süleymaniyeli Şerif Pasa'ya da teyid ettirdikten sonra kendi adına Bâb-i Alî'ye
gönderdi. Bâb-i Âlî hemen bölgeye Dağıstanlı Mehmed Fazıl Paşa komutasında bir
ordu gönderdi. Bu ordu da iki ay içinde II. Abdüsselâm'ın bu ilk isyan
hareketini bastırdı.[20]
Şeyh II. Abdüsselâm'ın isyanları bundan sonra da birbiri ardına sürdü. Şeyh,
Akra ve Hemund Aşireti ile birlikte Eylül 1909'da bir kez daha isyan etti.
İsyana Kürdî ve Herki aşiretleri de katıldı. Osmanlı yönetimi 21 Eylül 1909'da
"Barzanî Şeyh Abdüsselâm ve avanesinin yerel halk üzerindeki zulmünü ortadan
kaldırmak" gerekçesiyle Barzan üzerine yeni bir operasyon baslattı. İsyanın Van
bölgesine de yayılabileceği düşüncesiyle bölgeye gönderilen kuvvetlere Yemen
için hazırlanan kuvvetler ve Revanduzlu Abdullah Pasa'nın da iştiraki
kararlaştırıldı. Musul Valiliği operasyonu sürekli Bâb-i Âlî'ye bildiriyordu. 7
Ekim 1909'da Barzanîlerin bir daha toparlanmayacak şekilde tenkil edildiği,
kaçmayı başaran Abdüsselâm ve bazı müritlerinin takip edilmekte olduğu
bildiriliyordu.
Ancak bu iş beklenildiği gibi çok da çabuk bitmemişti. 14 Ekim'de şeyh ve
yanındakilerin Hakkâri'deki Nestûrî Tayyari Aşireti'ne sığındıkları öğrenilmiş,
20 Ekim'de Barzanîlerin köylerini ve evlerini nakledemedikleri, zahireleri
yakarak dağlara firar ettikleri öğreniliyordu. Barzanî şeyhi ve yakınları, çok
iyi bildikleri dağlarda sürekli dolaşıyor, ama bir türlü yakalanamıyorlardı. 23
Ekim'de Püreys Boğazı'nda Barzan âsîleri tarafından kuşatılan Osmanlı askerleri
kurtarilmıştı.
Barzanîlere
İngiliz Desteği
Osmanlı Devleti Barzan isyanını bastırmak, isyanın yayılmasını önlemek için her
türlü önlemi alıyordu. Merkezi Barzan olmak üzere Zibar nahiyesi kazaya
dönüştürülmüş, Sirvan nahiyesi Revanduz'dan ayrılarak Zibar kazasına bağlanmış,
Revanduz'daki tabur Sirvan'a kaydırılmış, Barzan şeyhinin yakalanması için civar
vilâyetlerle işbirliği yapılması kararlaştırılmıştı. İsyanın bastırılması ve
Şeyh Abdüsselâm'ın takibinde gevşeklik gösterenler yanında Çal mütegallibesi
Sadi Ağa gibi şeyhe kucak açanlar da cezalandırılmıştı. Van ve Musul vilâyetleri
dışında İmadiye taraflarında da şeyh araştırılıyor, gerekli cephane ve Dördüncü
Ordu'dan gerekli takviye yapılıyor, operasyonu yürütmekle görevli Muhyiddin Paşa
basarısız bulunarak görevden alınıyordu. Bu arada teminat verildiği takdirde
şeyh ve avanesinin de teslim olacağı haberi geliyordu. Bu arada "Lloyd Ottoman"
vb. gazetelerde, Barzanîleri takip eden müfrezenin telef edildiği ve Akra
kaymakamının da kaçtığı haberi yayınlanmıştı. Gerçekten de isyan gün geçtikçe
yayılmış, Semdinan, Gevar, Hemund, Samir ve Dilim aşiretleri de isyana katılmış,
isyana katılmayı reddeden Mizuri aşireti Reisi İsmail Ağa, üç çocuğu, eşi ve
hizmetçileriyle birlikte katledilmişti. Başarısızlık, Bâb-i Âlî'yi kızdırıyordu.
Musul Valisi Fazıl Paşa, Süleymaniye Mutasarrıfı, Zaho ve Dahok kaymakamlarıyla
birlikte azledilmişti. Musul ve Süleymaniye'de kurulan Divan-ı Harpler,
yakalanan isyancıları acilen yargılıyordu. Bu arada azledilenlere kötü yönetimi
ve yolsuzlukları ile tanınan Akra Kaymakamı Ali Niyazi de katılmıştı.
Bu arada isyanin ardındakı asıl güç de ortaya çıkmıştı. Şeyh Abdüsselâmla
buluştuğu tespit edilen İngiltere'nin Musul Konsolosu'nun görev yerinin
değiştirilmesi, 3 Şubat 1910'da İngiltere Hükümeti'nden istenmişti. Nisan
1910'da Barzanî Aşireti mensupları, hükümete itaat ve isyandan vazgeçme sözü
vererek teslim oldular. Heriki, Hemund ve Sirvan aşiretleri de isyandan
vazgeçtiler. Barzan Şeyhi Abdüsselâm ve Sirvan Ağası Ahmed de isyandan
vazgeçtiğini açıklamıştı. Ancak henüz yakalanmamışlardı. Onlarca kişinin katili
Molla Abdurrahman yakalanarak idam edilmişti. Osmanli Devleti, şeyhin takibini
yavaşlatmış; Barzanîlerin bir çoğunu affettiği gibi 21 Mayıs 1910'da Barzan
halkına, mağdur ve fakir olanlara Hazine'den, 1.000 lira dağıtılması
kararlaştırılmıştı. 20 Mart 1913'de af dileyen sekiz arkadaşının takibinden
geçici olarak vazgeçilmişti.
Osmanli Devleti bu firsattan istifade, merkezi Barzan olan Zibar kazasının
örgütlenmesini tamamlamış, Zibar ile Barzan yerleşim birimleri arasına, Zap Suyu
üzerine bir köprü yapılmış, askerî güçler takviye edilmiş, telgraf ulaşımı
sağlanmış, kaza bütçesine ilâve yapılmış, kazanın bütün yerel yöneticileri
değiştirilmiş ve yenilenmiş, kaza mahkeme ve üyeleri vilâyet dışından tayin
edilirken kazanın bağlı olduğu Musul vilâyetinden de Zibar'a (Barzan'a) bir
komiser muavini ve yedi polis memuru gönderilmişti. Erkeklere mahsus
hapishanenin bir odası kadınlara tahsis edilmişti. Bu arada Barzanîlere karşı
Osmanlı ile işbirliği yapan Adramaz Nahiyesi aşiret reisi Sino Ağa vb.
desteklenmişti.
Fevzi (Çakmak) ve
Barzanî
Ancak Barzanîlerin sükûtu uzun sürmemiş, Şeyh II. Abdüsselâm, Aralık 1913'de
yeniden isyan hareketini başlatmıştı. Hereki Aşireti'nin Mam fırkasına saldıran
şeyh, adamlarıyla beraber İran'a kaçmıştı. Osmanlı Devleti'nin İtilâf
Devletleri'yle savaşa basladığı bir dönemde, 30 Ağustos 1914'de, Şeyh II.
Abdüsselâm'ın Hoy'daki Rus generali ile buluşup Osmanlı Devleti'nin nasıl
parçalanacağını, Musul ve Van'da Kürtlerin Ermenilerle birlikte nasıl
ayaklandırılacağının planlarını yaptıkları, Bâb-ı Âlî tarafından
öğrenilmişti.[21] Daha önce çesitli ayrılıkçı Kürt grupları ile işbirliği yapan,
özellikle Kürt Teâlî, Kürt Teavun ve Terakki, Kürt Hevi ve Kürt İstiklâl
Cemiyeti vb. örgütlerle anlaşan Süleymaniyeli Şeyh Mahmud, Hakkârili Şeyh
Ubeydullah Nehrî, İran Kürtlerinden İsmail Simko ile görüşmeler yapmış, İngiliz
ve Rusların yardımı ile büyük bir Kürt ayaklanması planlamaya baslamıştı. 1913
sonlarında İran'a giden Şeyh Abdüsselâm, Urmiye yakınlarında Şeyh Muhammed
Sıddık en-Nehrî'nin oğlu Seyyid Taha'yı "Rajan" Köyü'ndeki evinde ziyaret etti.
Ardından İran Kürtlerinin liderlerinden İsmail Ağa Simko'yu ziyaret etti. Onunla
birlikte Hoy ve Tiflis'e giderek Rus generallerle anlaştılar. Bu arada Osmanlı
yönetimi de şeyhin başına ödül koydu. Dönüşte Simko'dan ayrılan Şeyh, Genegecin
(?) köyünde Safi Abdullah'a (Ibrahim'e?) misafir oldu. Abdullah, Osmanli
Devleti'nin vaadi olan ödülü alabilmek için gece uyurken şeyhi yakalayarak
Osmanlı yönetimine teslim etti. O zaman genç bir subay olan Fevzi (Çakmak)
tarafından Musul'a götürülen ve yargılanan şeyh, mahkeme kararıyla 14 Aralik
1914'de yakın yönetim kadrosuyla birlikte idam edildi. Siyasî Kürtçülere göre bu
ölümden o dönem Musul Valisi olan Diyarbakırlı bir Kürt, sair Süleyman Nazif
sorumlu idi. Siyasî Kürtçülere göre o, "Türklüğü ile gurur duyduğunu"
açiklamisti. [22] Halbuki Süleyman Nazif, İttihatçıların aşiretlere yönelik
politikasını tasvip etmediği için istifa etmiş, zorla bu göreve geri
döndürülmüştü. O, Kürtlüğü'nü inkâr etmemekle birlikte Kürtlerin Türk milleti
ile iç içe olduğuna ve ayrılmayacağına inanan bir aydın ve devlet adamıydı. [23]
Şeyh Ahmed Barzanî
Hollandalı Kürdolog Martin Van Bruinessen, Şeyh Ahmed Barzanî'yi şu cümlelerle
değerlendirir:
"Kardeşinin yerini almıştı. Dinî lider olarak sürekli Irak'ta İngiliz yönetimine
ve yerine geçen monarşiye karşı ayaklanmıştı. Zibari ağalarıyla ve Bradost Şefi
Şex Rsid Loran'la olan sürekli çatısmalarının yanı sıra, rakipleri onu domuz eti
yiyip şarap içerek münafıklaşmakla suçluyorlardı." [24]
Büyük kardeşi II. Abdüsselâm'ın Musul'da idamından sonra 18 yaşında ailenin
başına gelen Şeyh Ahmed, Zibarî Aşireti'nden Faris Ağa'nın kızıyla evlenerek,
bölgedeki gücünü sağlamlaştırdı. Barzanîlerin temsilcisi olan bir siyasî
Kürtçü'ye göre, "Barzan şeyhleri artık ister istemez Kürtçülükte önde bir
roldeydiler. Bundan dolayı Kürt liderlerle haberleşiyor ve onlarla bilgi
alışverişinde bulunuyorlardı." [25] Kürtçülüğe ilgi duyan Fransız gazeteci Chris
Kutscehera, yarı cahil ve kekeme bir molla olan ve ailesi tarafından "mehdi"
kabul edilen ve İstanbul'da Osmanlı Sultanlarının tahtına oturması hayal edilen
(?) Şeyh Muhammed'in 1903'de ölümü ile yerine geçen oğulları Şeyh II.
Abdüsselâm, Şeyh Ahmed ve Molla Mustafa Barzanî'nin "tarih yapacak yetenekte"
olduklarını ileri sürer.
Şeyh II. Abdüsselâm'ın idamı sonrası Osmanlı ordusu Barzan'i işgal ettiğinden,
Şeyh Muhammed'in üç büyük oğlu Ahmed, Babo ve Muhammed Sıddık Hakkâri'deki
Guerdi aşiretine, küçük oğlu Molla Mustafa ise Şirvan'ın Bergiyef köyüne
sığınmıştı.
İngilizlere isyan
Bir süre kaçak olarak yasayan Ahmed, Şeyh II. Abdüsselâm'in yakın dostu olan
Molla Mahmud'un talebesi ve meşhur bir Nakşibendî Şeyhi olan bu zâtın halifesi
olmuştu. Şeyh Ahmed'in adı, iki İngiliz istihbarat subayının öldüğü 1919
Behdinan İsyanı'na kadar pek duyulmamıştı. [26] Bölge, Birinci Dünya Savaşı
sonucu İngiliz hâkimiyetine girince tüm Kürt ve Türkmen aşiretleri İngiliz
Emperyalizmi'ne isyan eden Şeyh Mahmud Berzenci'nin çevresinde toplanmış, ona
var gücüyle destek vermişlerdi. Bunlara biraz geç de olsa Barzan ve Zibar
aşiretleri de katılmıştı.[27] Kasım 1919-Mart 1920 tarihlerinde Barzan ve Zibar
aşiretlerinin Nesturi ve Ermenilerden olusan İngiliz kuvvetlerine karşı
savastığı, hatta Türklerden yardım istediği Bâb-i Âlî tarafından da
öğrenilmişti.[28] M. Sıraç Bilgin'e göre Şeyh Mahmud Berzenci, İngilizlere karşı
tüm Kürt aşiretlerinden mektupla yardım istemiş, Şeyh Ahmed bunu olumlu bularak
Behdinan aşiretlerine de Berzenci isyanını desteklemek çağrısı yaptıktan sonra
Süleymaniye'ye biri Mustafa Barzanî komutasinda iki küçük birlik göndermis,
ancak bu birlikler Süleymaniye'ye varmadan İngilizler, Şeyh Mahmud Berzenci'yi
yaralı yakalayarak isyanı bastırmışlardı. Berzenci'ye yardım eden tüm Kürt
aşiretleri gibi Barzanîlerin de üzerine yürüyerek, Barzan'a Asurîleri
yerleştirmek isteyen İngilizler, nedense bu operasyondan "bir süreliğine" vaz
geçmislerdi. Bu arada İngilizlerle iyi diyaloğu olan Türkiye'deki siyasî
Kürtçüler de boş durmuyor, Seyyid Abdülkadir ve Şeyh Abdurrahman Şırnakî, Şeyh
Ahmed Barzanî'ye mektuplar yazarak ona Kürtlerin liderliğini teklif ediyorlardi.
O ise, bu liderliğin Şeyh Ubeydullah'ın torunu Şeyh Abdülkadir'e ait olduğunu
düşündüğü için kardeşi Mustafa Barzanî'yi Muş'a göndererek Seyyid Abdülkadir ve
Şeyh Said ile temas kurduruyor, ama bu ilişki nedense devam etmiyordu.
Gizli kitap
İngilizler 1922'de Barzan'a saldırmışlar, Ahmed Barzanî ve Zibari Aşireti lideri
Faris Ağa, Barzan'ı terk ederek dağlara kaçmak zorunda kalmışlardı. Bu operasyon
bir süre için Barzanî Aşireti'ni sindirmiş, inzivaya çekilmelerine neden
olmustu.[29] Kanaatimizce bu inziva, şeyhin dinî itikatlarını yeniden gündeme
getirmişti. Daha 1922'de Barzanilerin ileri gelenlerinden biri, "Biz Barzanîler
Tanrı'ya ve insanın temiz olması gerektiğine inanıyoruz. Fakat Kur'anı
anlamıyoruz. Arapların kitabıdır. Atalarımızın önceleri Hrıstiyan olduklarına
inanıyoruz. Ve biz Barzanîler dua etmiyoruz. Kur'an okumuyoruz, Ramazan'da oruç
tutmuyoruz" diyordu. Molla Mustafa Barzanî'nin yakın dostu İngiliz diplomat
Edmonds'un kitabında anlatıldığına göre Barzanîlerin elinde; şeyhten şeyhe
gösterilen gizli ve gizemli bir kitab bulunmaktaydı. Kutschera, hâlâ Mesud
Barzanî'nin elinde bulunan kitaptan söz etmektedir. Şeyh Ahmed de kendisinden
önceki Barzan şeyhleri gibi aşırı derecede yüceltilmiş ve kutsallaştırılmıştı.
Dahası Şeyh Ahmed, Hrıstiyan olmakla ya da yeni bir din kurmakla suçlanıyor,
onun domuz eti yeme yasağını kaldırması da bunun delili olarak kabul ediliyordu.
Şeyh Ahmed 1927'de ilk defa Bağdat yönetimiyle karşı karşıya kalmış ve bu
tarihte onun sapık dinî iddiaları gündeme getirilerek üzerine sefer
düzenlenmişti.[30] Bu iddiaların İngiliz emperyalizminin yalanları olduğu da
düşünülebilir. Ancak Muzaffer İlhan Erdost, "Şemdinli Röportajı'nda" bölgedeki
Kürtlerin de bu sapkınlığı teyid ettiğini açıklamaktadır. Şemdinlili Seyyid
İslâm Geylânî, "Dedeleri Molla Muhammed temiz adamdı. Namaz kılardı. Öbürleri
eskiden beri böyledir. Namaz kılmazlar, kâfirdir onlar" derken; Barzanî Aşireti
mensupları da, "Bize kâfir diyorlar, dinsiz diyorlar, domuz eti yiyor diyorlar"
diyerek bölge halkının kendileriyle ilgili kanaatini belirttikten sonra bunları
reddediyorlardı.[31]
Barzanîlerin T.C.
ile savaşı
Kürt ayrılıkçıların Ermeni ayrılıkçılarla birlikte 1927'de kurduğu "Haybun"
örgütü, özellikle "silahli isyanlar" çıkararak, bağımsızlık propagandası yapmaya
çalışıyordu. Haybun ve Ermeni Taşnak örgütü tek bir amaçta birleşmişti: Doğu ve
Güneydoğu Anadolu'yu Türkiye'den ayırmak ve sonra da bölüşmek.[32] Haço'nun
Çaldıran, Cemilpaşaoğullarının Midyat ve Mazıdağı, Resul'ün Erun isyanları ve
Şeyh Barzanî'nin Oraman baskını bu isyanlar arasında yer alıyordu.[33] Haybun'un
örgütlediği en önemli isyan ise 1930 Ağrı isyanı idi. İsyancıların ele
başılarından Kör Hüseyin Paşa, Türk güvenlik güçleri karşısında zor durumda
kalınca, oğlunu Barzan'a göndererek Ahmed Barzanî'den yardım istemiş, o da Molla
Mustafa Barzanî yönetiminde 500 kişiyi Oramar bölgesine göndererek, Türk
ordusunun gücünü bölebilmek için yeni bir cephe açmıştı.
16 Temmuz - 10 Ekim 1930 tarihlerinde ortaya çıkan Oramar İsyanı, Mustafa
Barzanî tarafindan rakımı 2.000-3.500 metre arasında değişen yolsuz, sarp ve
yalçın kayalarla aşılması güç bölgede, Şemdinli yakınındaki Oramar'ın basılması
ile başlamıştı. Oramar hudut bölüğü âsîler tarafından kuşatılmışsa da bu kuşatma
hava kuvvetlerimiz ve komşu hudut bölüklerinin yardımı ile kırılmış, İran'a
doğru kaçan Barzanîler ve onların Oramar'daki işbirlikçilerinden oluşan âsîlere
büyük kayıplar verdirilmişti.[34] Haybun örgütü bu isyanı da bir propaganda
malzemesi olarak kullanmış, uydurma rakamlarla "Olayda Türk birliklerinin 4.000
kayıp verdiğini, Türk hükümetinin 500 köyü yıkıp 12.000 kişiyi öldürdüğünü"
ileri sürerek bunu Ermeniler aracılığı ile temas kurduğu Amerikan kamuoyuna da
duyurmuştu.[35]
İngiliz
uçaklarının bombaları
Türkiye'nin ardından bir yıl sonra Alimed Barzanî ile Irak'ı yöneten İngilizler
arasında da çatışma basladı. İngiliz Sir A. Wilson'a göre İngilizlere bağlı Irak
Hükümeti Kürtlere, otoritesini kuvvet zoruyla kabul ettirmeye çalışmış ve
İngiliz Hükümeti de bölgedeki bütün askerî gücü, özellikle uçakları ile bu
operasyona destek vermişti. Bir aşiret kavgası gerekçe gösterilerek Temmuz
1931'de çatismalar baslamış, Irak hükümet güçlerinin Barzanîler karşısındaki
başarısızlığı, İngiltere'nin takviyesi ile başarıya dönüştürülmüştü. İngiliz
uçaklarından Kürtlere atılan bildirilerde "Uygar" İngilizlerin çağdaş
gaddarlığının itirafları yer almaktaydı:
"Barzanli Şeyh Ahmed ve taraftarlarına!...
Madem ki daha önceki emir ve beyanları hesaba katmak istemiyorsunuz, bu
defakiler size uçak saldırılarının şiddetleneceğini bildiriyor. Siz, köyleriniz
ve sürüleriniz mitralyöz ve bomba ateşine tutulacaksınız. Bu bombalardan
bazıları hemen değil, bir kaç saat sonra patlayacaktır. Kadınlarınızı ve
çocuklarınızı güvenli yerlere koymanız tavsiye olunur. Bu harekâtlar, her türlü
direnme ve muhalefetin sona erip şeflerinizin dize gelmelerine dek sürecektir.
Dikkatli olun! Hükümet, direnmenizle etkilenmeyecek kadar güçlüdür. Her türlü
direnme boşunadır. Ne diye bir daha insan kanı dökelim?"
İngiliz belgelerine göre İngiliz uçakları 79 köyü bombalamış, 2382 evden
1365'ini yerle bir etmişti.[36] Şeyh Ahmed Barzanî, Kasım 1931'den Nisan 1932'ye
kadar aralıklı, Nisan'dan Haziran'a kadar sürekli ve şiddetli olarak
İngilizlerin saldırısına uğruyordu.[37] Aralık 1931, Şubat 1932, Mart 1932,
Nisan 1932 ve Haziran 1932'de tam beş kez Irak ve İngiliz güçlerince
bombalanıyor, Barzanîler özellikle İngiliz uçaklarının bombalarını beyinlerinde
hissediyorlardı. Irak Hükümeti'nin kara saldırılarını yer yer püskürtseler de
uçaklara karşı direnmeleri mümkün değildi.
Türkiye'ye
sığındılar
Sonunda, 21 Haziran 1932'de Şeyh Ahmed Barzanî, 400 kadar adamıyla sınırı geçip
Türk yetkililerine sığınacaktı.[38] Çok ilginçtir ki, İngiliz kaynakları Kasım
1931'de onun "Kendimi İngiliz uşaklarına teslim etmektense açık düşmanlarım olan
Türklere teslim olmayı yüz kere yeğ tutarım" dediğini bildiriyordu.[39] Şeyh
Ahmed ve adamlarını; aşiretin diğer mensupları izledi. Üç komutan ve toplam
1.700 kişilik mülteci grubu, Binbaşı Şükrü Kanatlı yönetimindeki Türk ordusu
tarafından çok iyi karşılandı. İki yıl önce Oramar'da Türk ordusunu arkadan
vuranlar, bu sefer misafirperverlik ve "teslim olana" dokunmama geleneği ile
karşılanmıştı. Bunu ylılar sonra Molla Mustafa Barzanî de itiraf ediyordu: "Biz
Türkiye'de asılmayı bekliyorduk. O tarihlerde İngilizlerle Türkler ve Iraklılar
iyi ilişkiler kurmuşlardı. İngilizlerin talebi üzerine Türkiye bizi asabilirdi.
Ancak biz seve seve Türkiye'de ölüme gelmiştik. Fakat Türkiye'de beklediğimiz
akibet bizi karşılamadı. Nitekim orada iyi muamele gördük. Bizi şehirden şehire
alıp götürdüler. Daimî bir yerde oturtmadılar. Büyük ağabeyim Şeyh Ahmed'i
Erzurum'a gönderdiler. Bizi birbirimizden ayırıyorlardı. Herhangi bir harekette
bulunmamızdan endişe olunuyordu. Bunu seziyorduk. Bize iyi muamele ettiler."[40]
Türkiye, sadece Barzanî ordusunda, onunla birlikte Türkiye'ye sığınan 10-15
Türkiye Kürdünü cezalandırmıştı. Türkiye, 1932 sonlarında Şeyh Ahmed, kardeşleri
Muhammed Sadık, Molla Mustafa ve adamlarının Barzan'a geri dönmesine izin
vermiş, ancak Irak Hükümeti onlara karşı Türkiye'den operasyon talebinde
bulunmuştu. Türkiye böyle bir operasyonu yapmadı. Fakat Barzanî ailesi 1934'de
yeni Irak Hükümeti'ne teslim oldu. Mart 1936'ya kadar Halil Hosevî ve Alu Bey
önderliğinde Barzanî Aşireti'nin Irak Hükümeti'ne karşı isyanı sürmüştü.[41] 13
Mayıs 1934'te Irak Hükümeti genel bir afla Barzanî Aşireti'nden tutuklananları
serbest bırakarak Barzan'a gönderdi. Ancak Ahmed, Muhammed Sadık ve Mustafa
Barzanî, Basra yakınlarındaki Hille'ye sürülmekten kurtulamadılar. Barzan
dağlarından Hille çölüne sürülen Barzanîler burada çok sıkılıyordu. Geleceğin
lideri Molla Mustafa, 1935'de Hille'den kaçarak Halil Hosevî'ye katıldı ve
yönelttiği milis güçleri ile Revanduz'u ele geçirdi.[42]
Camiler kapatılıyor
1936'da Barzanîler, yakalanan Molla Mustafa ile birlikte bu kez Süleymaniye'de
sürgünde idiler. Aşiret yönetiminde ipler Seyh Ahmed'den Molla Mustafa
Barzanî'nin eline geçmisti. Abdullah Nehrî, Şeyh Said Pironî, Şeyh II.
Abdüsselâm Barzanî, Şeyh Rıza ve Ahmed Barzanî'nin dinî kaynaklı hareketlerinin
aksine Molla Mustafa Barzanî dinî motiflerden yararlanmakla ve ailesinin dinî
nüfuzunu kullanmakla birlikte ırkçı bir bakış ile Kürtlerin bağımsizlığı
kavgasını başlatmıştı.[43] Şeyh Ahmed Barzanî ise ikinci dereceye düşmüş olmanın
hırçınlığı ile Barzan ve çevresinde kendi inançlarını kati bir şekilde
uyguluyor, bu nedenle de sık sık tepkilere neden oluyordu. 12 yıl Irak
hapishanelerinde kalan, sürgünlükler yaşayan, liderliği kardeşi Molla Mustafa'ya
kaptıran Şeyh Ahmed, aşireti üzerinde yeniden nüfuz kazanmak için dinî konumunu
kullanıyordu.
1961'den 1969'a kadar Şeyh Ahmed, Barzan köyünde oturarak Irak rejimine bağlı
bir şekilde yaşadı. 1958'deki yeni Irak rejimi ve uygulamaları onu tatmin etmiş,
serbest bırakılmakla kalmamış, tarihî merkez Barzan'da oturmasına da müsaade
edilmişti. Şeyh Ahmed, ömrünün son yıllarında belki de gizli kitabın gereği
olarak Peygamberliğini ilan etmiş, ibadeti yasaklamıştı. Kendine bağlı imamlara
gönderdiği talimatta söyle diyordu:
"Camiler kapansın! Kur'an-ı Kerim okumak, namaz kılmak yasak. Radyo dinlemek
kâfir işidir. Bütün radyolar evden kalksın. Gök Tanrısı Allah, yer Tanrısı
benim! Sizin manevî huzurunuzu ancak ben sağlarım. Gösterdiğim yoldan gidin.
Benim için ağlayın. Emirlerim ilahî bir emirdir. Ben size emretmekle kutsal
görevinizi yapmanız için ikazda bulunmuş oluyorum."
Şeyhin bu istekleri, domuz eti yenmesi ve şarap içilmesi için verdiği izin, bazı
aşiret mensuplarınca uygulansa da aşiretin çoğu tarafından tepkiyle
karşılanıyordu. Hatta bizzat Molla Mustafa Barzanî de buna çok tepkili ve
kızgındı. Ama hiç bir sey yapamıyordu. Ağustos 1967'de Molla Yahya ve yirmi
adamı Ahmed Barzanî'nin baskısından huzursuz olarak Türkiye'ye sığınmışlardı.
1969 başlarında Şeyh Ahmed Barzanî'nin ölümü, Barzan halkına büyük bir nefes
aldıracak, ama onun yolunu devam ettirenler daha sonra da varliklarini
sürdüreceklerdi.[44]
Barzanîlerin
Hizbullah kolu
Şeyh Ahmed Barzanî'nin oğlu Şeyh Muhammed Halid Barzanî, 1975'ten sonra sürgün
yaşadığı İran'da Molla Mustafa ve oğullarının gölgesinde oldukça önemsiz biri
olarak yaşadı. Humeyni Devrimi'nden sonra yeni İran yönetimi ile iyi ilişkiler
kurdu ve 1980 ortalarında "Kürt Hizbullahı" adıyla ve sol düşünceyi silmek
söylemi ile Kuzey Irak Kürtlerinin yeni liderlerinden biri olarak ortaya çıktı.
Şeyh Halid'in peşmergeleri İran'da Barzanî ailesine yakın Kürt mülteciler
arasından devşirilmişti. Barzanîler Kürdistan Demokrat Partisi'ni desteklemeyi
sürdürse de Irak Kürtleri arasında Tahran'ın çok daha kolay kontrol edebileceği
İslamî partiler kurmayı da ihmal etmiyorlardı. Gazeteci Cevdet Korkmaz'a göre
Şeyh Halid Türkiye'deki kanlı terör örgütü Hizbullah ile de işbirliği içinde
idi. Kürdolog Martin Van Bruinessen, bunu inandırıcı bulmasa da İran'ın Barzanî
ailesinin laik, milliyetçi kanadına karşı İslamcı kanadı güçlendirdiğini,
böylece İran devrimini ihraç etmeye çalıştığını kabul eder.[45]
Tarih ve Düşünce Aralık 2002
kutlusoy
Usta Kullanıcı
![]()

Kayıt Oluş Tarihi: 18 Ekim 2002
Ülke/Şehir: Ankara
Mesaj: 141
Gönderen: 09 Ekim 2003 Saat 16:45 | Kayıtlı IP
![]()
İsrail'in Kuzey Irak ve Türkiye
üzerindeki hesapları bağlamında "Kürt Yahudileri"
Amerika'nın İslam dünyasından neler istediğini anlamak için İsrail'in
niyetlerini de hesaba katmak gerekmektedir. İsrail'in niyeti, Kuzey Irak'ta
temeli atılan bir Kürt Devleti aracılığı ile önce baş belası olarak gördüğü
Irak'ı ardından da arz-ı mev'ud projesinin önünde engel olarak gördüğü İran ve
Suriye'yi parçalamak istemektedir.
İsrail, Irak, Suriye ve İran'ı parçalamak için Türkiye'den işbirliği
istemektedir. Ancak bu projelerini gerçekleştiren İsrail ardından, Fırat Dicle
nehirleri arasında yer alan Türk topraklarını Türkiye'den istemeye gelecektir.
Gerekçe malum; Fırat Dicle nehirleri arasında yer alan toprakları Tanrı
Yehova'nın kendilerine vaad ettiklerine inandıkları için. İsrail'in Ortadoğu'da
bir Kürt Devleti'ni istemesinin sebebi kısa dönemde güvenlik alanını garantiye
almaksa da uzun dönemde doğal yaşam alanı olarak gördüğü arz-ı mev'ud'u ele
geçirmektir.
Peki ama İsrail, Kürt Devleti'nin kendi kontrolünde olacağından bu denli nasıl
emin olmaktadır? İşte bu sorunun cevabını verebilmek için dünya ve
Türk kamuoyunun pek bilmediği "Kürt Yahudileri"ni hesaba katmak
gerekmektedir. Amerika, İngiltere ve İsrail, Kuzey Irak'ta bir Kürt Devlet'i
kurmak için uğraş verirken dikkat çekici bir biçimde "Kürt Yahudileri" öne
çıkarmaktadır.
Kuzey Irak'ta oluşumun merkezine "Kürt Yahudiler" çoktan yerleştirilmiş
durumdadır. Örneğin Barzani ailesinin "Kürt Yahudiler"le akraba olması ve
CIA adına çalışan Saddam'ın son operasyonu esnasında Kuzey Irak'tan
Amerika'ya kaçırılan beş bin peşmergenin hemen hepsinin "Kürt
Yahudiler"inden olması kesinlikle bir rastlantı değildir. Biz burada Utah
Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nde Doktora yapmakta olan Hasan
Kösebalaban'ın konuya dair "Irak Üzerindeki İsrail Planları ve Türkiye"(1)
başlıklı araştırmasını özetleyeceğiz:
"İsrail ve Amerikalı yahudiler Irak ve Türkiye'deki Kürt sorunuyla çok
yakından ilgililer. Bunun bir nedeni Kuzey Irak'ta yaşayan ve büyük bir
bölümü İsrail'e göç etmiş bulunan Kürt Yahudileri. İsrail Kuzey Irak'ta
oluşacak bir devlet içinde Kürt Yahudilerinin haklarını garanti etmek ve
onlara ağırlık kazandırmak için çalışıyor. Diğer taraftan Yahudi kamuoyunu
Kürtler lehinde etkilemek için Kürtlerin Yahudi ırkıyla akrabalığına dair
iddialar ortaya atılıyor. Anlaşılan o ki İsrailliler Kürtlerin yaşadığı
bölgeye 723 (MÖ) yılında sürgüne gönderilen Yahudi kabilelerinden
geldiklerine inandıkları Yahudi Kürtler üzerinden Kuzey Irak'ta kendisine
bir nüfuz alanı açmak arzusunda.
Önemli bir kısmı 1950'lerden itibaren İsrail'e göç etmiş durumda bulunan
Yahudi Kürtler İsrail içinde örgütlüler ve Yahudi toplumuna tam olarak uyum
sağlamış durumdalar. Halen İsrail'de 150,000 civarında Kürt kökenli Yahudi
bulunuyor. Jerusalem Post'un tabiriyle, "Yahudi Kürtler Müslüman Kürtlerden
daha çok diğer Yahudilere kendilerini yakın hissediyorlar."(2)
Halen İsrail devlet yapısı içinde bu gruba mensup çok sayıda kişi var.
Örneğin Netanyahu döneminde 1996-1999 yılları arasında İsrail savunma
bakanlığı görevinde bulunan emekli general Yitzhak Mordechai Irak kökenli
bir Yahudi Kürt. Mordechai özellikle Seferdi yahudileri arasında giderek
artan karizmasından korkan Netanyahu tarafından görevinden alınmış, daha sonra
1999 seçimlerinde Merkez Partisi'nden başbakan adayı olmuştu.(3)
Bilindiği gibi, İsrail'de siyasi yapı Avrupa ve Rusya kökenli Eşkenazi
Yahudilerinin kontrolünde bulunuyor.
Irkçı genetik araştırmalar siyasetin köpeği: Kürtler ve Yahudiler akrabaymış !?
Kevin Brook'un internetteki yazısında bildirdiği araştırmalar oldukça
ilginç. 2001 yılında İsrailli, Alman ve Hintli bilim adamları tarafından
gerçekleştirilen bu araştırmalar için Yahudi ve Müslüman Kürtler, Filistinli
Araplar, Seferdi Yahudiler, Eşkenazi Yahudiler, İsrail'in güneyindeki
bedevilerden toplam 526 Y-kromozomu örneği toplanmış. Daha sonra buna
aralarında Rus, Beyaz Rus, Polonyalı, Berberi, Portekizli, İspanyol, Arap,
Ermeni ve Türk deneklerin de yer aldığı 12 halktan 1321 örnek dahil edilmiş.
Araştırma sonuçları Seferdi Yahudileriyle Kürtler arasında babadan geçen
genetik akrabalık tespit ediyor. (4)
Brook'un buradan varmak istediği sonuç akademik sınırların biraz dışında
tabii: "Bu heyecan verici araştırmalar gösteriyor ki Kürtler ve Yahudiler
binlerce yıl öncesinde ortak babadan geliyorlar. Bu durum ümit ederiz ki
Kürtleri ve Yahudileri birbirlerinin kültürlerini öğrenmeye ve Kuzey Irak'ta
son yıllarda sahip oldukları dostluk ilişkilerini sürdürmeye teşvik
eder."(5)
İsrail'de Kürt Yahudiler: Diğer taraftan Amerika'da ve İsrail'de Kürt sorunuyla
ilgilenen teşkilatlar son yıllarda çoğalmaya başladı. Bunlardan biri olan
Israeli Kurdish Friendship League'in web sayfası tarafından verilen bilgiye
göre, bugün İsrail'de 150,000 Yahudi Kürt yaşamakta.(6) Aynı siteden ulaşılan
Moti Zaken'in ilk defa 1991 tarihinde yayınlanmış olan "İsrail'deki Kürt
Yahudileri" başlıklı makalesi oldukça ilginç bilgilerle dolu. Burada Zaken
ilginç bilgiler aktarıyor:
Son yıllarda Türkiye'ye gelen İsrailli turist sayısında artış görülmektedir.
Bu turistlerin birçoğu aslında Kürt Yahudileridir ve ziyaretleri Kürt
şehirlerine yoğunlaşmaktadır. Çoğu aslen Irak Kürdistan'ı sınırları içinde
yer alan Zaho şehrinden geliyorlar. Zaho bir ay öncesine kadar kimsenin
bilmediği bir kasabaydı. Kürt mültecileri için oluşturulan güvenlik
bölgesinin hudutları Zaho'yu da kapsayacak şekilde çizildi.(7)
Kuzey Irak'a İsrail bayrağı Amerika'nın en etkili araştırma kuruluşlarından biri
olan ve İsrail'e yakınlığıyla tanınan Washington Institute for Near East
Policy'nin kadrolu uzmanlarından Michael Rubin'in bölgede gerçekleştirdiği
araştırma ve gözlemlere dayanarak bildirdiğine göre, Kuzey Irak'ta yaşayan
halkın Saddam'ın gitmesi şartıyla Bağdat'ta İsrail bayrağının dalgalanmasını
bile tercih edecek hale geldiği bildiriliyor.(8) Halkın Saddam rejiminden
çektikleri onları İsrail tarafına itecek hale getirdi. Tabii bu arada Saddam'ın
Kürtlere karşı giriştiği katliamlara Amerika'nın ve onları bugün keşfeden Yahudi
lobilerinin ses çıkarmadığı bir gerçek. Adeta bugün halkın Saddam'ın gitmesi
karşılığında Bağdat'ta İsrail bayrağına razı olmalarını getirecek şartlar o
günden hazırlanmış gibi.
Orta Doğu'nun yegane nükleer gücü olan İsrail'in, Irak'ın imha edilmesinden
ve Irak parçalanarak Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulmasından büyük
keyif alacağı ortada. Bundan dolayı Amerika'daki Yahudi lobisi Irak'a karşı
saldırıyı büyük bir heyecanla destekliyor. Amerika'nın izlediği Orta Doğu
politikalarının made-in-Israel olmasa bile, made-for-Israel (İsrail için
yapılmış) olduğu ortada."
Dipnotlar:
1) www.liberal-dt.org.tr/at/at-htk5.htm
2) Judy Siegel, "Genetic Evidence Links Jews to their Ancient Tribe," The
Jerusalem Post, 20 Kasım 2001.
3)
http://info.jpost.com/1999/Supplements/
Elections99/candidates/mordechai.shtml
4) Kevin Brook, "The Genetic Bonds between Kurds and Jews,"
www.barzan.com/kevin_brook.htm; Ayrıca bkz. Tamara Traubman, "Study finds
close genetic connection between Jews, Kurds." Ha'aretz 21 Kasım 2001.
5) Brook, agk.
6 )www.israel-kurd.org/page2.html
7) Moti Zaken, "The Kurdish Jews in Israel," www.israel-kurd.org/page61.html
8) Michael Rubin, "The Other Iraq," Jerusalem Report, 31 Aralık 2001
__________________
Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni
ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek!
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
www.turkufku.com
==============================================================
İslami Okul Okulların En Önemlisi