Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Islam Felsefesi Tarihi - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak: İslam Felsefesi Tarihi –Prof.Dr.Macit Fahri, Terc.:Yrd.Doç.Dr. Kasım Turhan, İklim Yayınları, İst-1992

 

  1. Beyazıd-i Bestami’nin Allah’a iftirası (S.219-220)

       Ebû Yezid el-Bestâmî (öl: 875) Horasan'ın batısındaki Bestam'da dün-yaya geldi ve kendisine "birlik'te yok olma" (el-lenâ fi't-Tevhîd) doktri-nini öğreten îslâm girmiş bir Hindli olan Ebû Ali el-Sindî tarafından tasavvufa sokuldu. Bestâmî, şimdiye kadar bahsedilen başka herhangi bir sûfîden daha çok kendisini son derece şiddetli zorluklara tâbi tuttu; ki, böylece bizzat kendisinin ifade ettiği sabi, insanlık halinden tamamen so­yunabilsin ve Allah'la yüzyüze gelsin.  Onlar üzerinde sonraki âlimlerin tefsirleri ne olursa olsun Bestâmî'nin taşkın ifadeleri" (şatahât), umumî  olarak tasavvufî vecd konulan ve Allah'la ittihat fikri üzerinde dönüp do-laşır ve açık bir kendini ilâhlaştırma (self-deification) telâkkisini ifade; eder. Daha sonraki bir sûfî müellifin rivayet ettiği "şatahlar"ından birinde; Bestâmî  şöyle der: "Allah beni bir defa yükseltti. önüne oturttu ve bana (şöyle) dedi: Ey, Ebâ Yezîd, yaratıklarım seni görmeyi arzuluyorlar. Bu nun üzerine ben dedim: Beni vahdaniyetinle donat ve Sen'in Ben'lik elbi­seni bana giydir ve beni Ehadiyetine yükselt; tâ ki yaratıkların beni gör­düklerinde diyebilsinler: Seni (yani Allah'ı) gördük ve Sen O'sun, Fakat Ben (Ebû Yezid) orada olmam. Herhalde en meşhur başka bir şata-hında şöyle der: "Subhâni mâ a'zama" (kendimi teşbih ederim, sânım ne yücedir). Fakat bu ifadelerdeki münakaşa götürmez vahdet-i vucud imalarına rağmen, ona göre, tasavvuf! tecrübenin en yüksek noktası bir dereceye kadar olumsuz ve boş kalır, çünkü Hind tasavvufunun bazı şekil­lerinde (Patanjâlî gibi) olduğu gibi, Nefs, her ikisi de fânî olmuş olan Ben ve Sen, Zât ve Mutlak arasında muallak olarak kalırrjP. Ona nisbet edilen bir sözde de kendisinin ulaştığı ve on yıl çevresinde dolaştığı yokluk (leysiyye) makamından bahsedilir ki, şöyle demiştir: "Yok (leys)'tan yok'a yok'la geçebildim,

 

  1. Beyazıd-i Bestami’nin arşa oturması yalanı (S.220)

      Tasavvufun bu şekli üzerinde Hind tesirinin kesin olduğu Zaehner tarafından gösterilmiştir. Yalnızca Bestâmî'nin Hindli üstadı el-Sindî'nın, ona öğrettiği «nihâî hakikatlar» meselesinde değil, fakat, ayrıca onun dü- şüncesinin terkibinde ve onun "nihilistle" tazammunlarında (implications) da vedantik metafiziğe götüren açık bir halka vardır. Bestâmî vedan-tik düşüncesinin, Şankara (öl: 820) ve okulu tarafından aktif olarak canlandırılmaya ve sistemleştirilmeye çalışıldığı bir zamanda yaşadı. Onun "kendimi teşbih ederim: (Subhâni) yahut "Ben Sen'im" yahut ta "Ben ben'im" gibi bütün şatâhatı onun Allah'la tam bir zât aynılığı iddia ettiğini gösterir ve onların Upanişadlar ve Vedanta'da bir çok benzerleri vardır. Belki de onun şatahatından en yaygın olanlarından biri, onu n Allah'ı aramasını anlatanıdır; Bestâmî Allah'ı arş üzerinde bulamamış ve bu yüzden O'nun Arş'taki yerine oturmuştur: "Melekût ummânma (âlem-i müsul = the realm of ideas) ve lâhût hîcablarına daldım; hatta Arş'a ulaştım, (bir de ne göreyim) O boştu; böylece kendimi onun üzerine attım ve de dim: Rabbım, seni nerede bulayım? ve perdeler kaldırıldı da gördüm ki Ben Ben'im, evet Ben Ben'im. Aradığım şeye geri döndüm ve O Ben idim ve ben'den başkası değildir.