Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaynak - İslami Bilgiler - Islamin Seruveni - 1. Sayfa

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

Kaynak: İslam'ın Serüveni Cilt 1 – Marshall G.S.Hodgson, İz Yayıncılık, İst-1993

 

  1. Mistik yönelimin gelişmesi. (S.358)

İsnâaşeriye Şiileri, İsmailîler, Mu'tezilîler ve Hadis ehli, hepsi Mervanîlere yönelik din-eksenli muhalefetten doğup geliştiler ve şu ya da bu tarz içinde, İslâm ümmetinin tarihî gelişiminde aslî bir rol oynayan ikrara-da-yalı bir yönelimi temsil ettiler. Başlangıçtan beri, sair müslümanlar, dindar bir adamın kendi iç dünyasındaki derunî ibadet tavrını derinleştirip arındır­maya çalıştığında karşılaştığı daha şahsî problemlerle ilgilenen, daha ferdiyet­çi bir takva anlayışına doğru cezbedildiler.

 

  1. Abbasiler dönemi ve tasavvuf. (S.359-360)

Tasavvuf geleneği, daha sonraları, gelişmiş bir form içinde, islâm'ın Sünnî ve hatta bir dereceye kadar Şiî tüm içedönük hayatına hâkim olacaktı; fakat yüksek Abbasî döneminde, henüz bir azınlık hareketi halindeydi, islâm'ın ilk nesillerinden başlayarak, şahsî arınmışlığı ve dünyevî yaşayışın aldatıcı ve pis şeylerinden kurtulmayı vurgulamaya meyledenler var olmuştu. İslâmî gelenek keşişvarî bir bekârlığa karşı başı çektiği halde, pratik açıdan ri­yazete varan zühd'leri anılagelmiş çok sayıda müslüman vardır. Bu eğilim din-eksenli düşünen çevreler arasında önem taşıyordu; meselâ, hususan Mu'tezilîlik, diğer hareketler gibi, kaynağının Mervanî devirlerinde Basra'da yaşayan gösterişsiz veli Hasan el-Basrî (v. 728) olduğunu ileri sürüyordu.

Fakat Abbasî devirleriyle birlikte, bu gibi eğilimler, saf biçimde riyazî ol­maktan çıktılar. Çoğu hıristiyan rahiplerden ve hiç şüphesiz başka kaynaklar-dan da, dünyadan kendisini koparacak ve ancak Allah'ı sevecek olan ruhun içedönük hayatının mistik eğilimli olmasının yolunu-yordamını öğrendiler. Abbasîler yönetiminde, islâm artık sadece bir yönetici azınlığı değil, toplu­mun genel bir ortalamasını ihtiva eder hale geldi; aynı zaman zarfında, (buna mümasil olarak), Nil ve Amuderya arasındaki bölgede yaşanan hayatın bir parçası halini almış olan tasavvuf, müslümanlar arasında gelişip serpilmeye başladı. Vecde dalmış büyük veliler, sözlerini ve yüceltilmiş tecrübelerini kaydedecek ve bütün dünyevî şeyleri terketmelerini kendi hayatlarında takli­de çalışacak sâdık müritlerinin toplandığı halkalar teşkil ettiler.

 

  1. Beyazid-i Bestami , Allah ile alay ederek bir nevi oyun oynuyor. (S.372)

Bir ziyaretçisinin naklettiği bir sohbette, Bayezid (Ebû Yezid) Bistâmî —daha önce anlattığımız, Rey'deki olayın kahramanı— kendisinin en yoğun tecrübelerinden birini tasvir eder: "Hakikat gözüyle Ona dikatlice, uzun uza-dıya baktım ve Ona dedim: 'Bu kimdir?' Dedi ki: 'Bu ne Benim, ne de Ben­den başkası. Benden başka ilah yoktur.' Sonra, O, kendi zâtiyeti içerisinde benim kimliğimi çıkardı, beni değiştirdi... Sonra ben Onunla, Onun Rahme­tinin diliyle hasbıhal ettim, dedim ki: 'Nasıl o seninle beraber benimle seye-ran ediyor?' Dedi ki: 'Ben sen dolayısıyla seninim; Senden başka ilah yok­tur.'" Bu, bir dizi tasavvuf erbabının kendilerini içinde buldukları meşhur bir bilinç halini, "rollerin tersine dönüşü"nü temsil eden âbid Allah'ın rolünü ve Allah da âbidin rolünü oynar. Daha sonra, Hallâc-ı Mansûr'un kısaca "Ene'l'hak " yani "Hak benim" ifadesiyle ileri sürülen şey, budur. Bistâmî, bunu benim iktibasta bulunduğum pasajda daha muğlak şekilde tahlil eder. Her bir durumda, beyan edilen sözün zemini içinde kişisel kimliğin sorgulan­dığı ve yine de, aynı zamanda şuurun fevkalâde yoğun olduğu garip bir tecrü­be türü söz konusudur.

 

  1. İlk mutasavvıflar ve Cüneyd’in idam edilmesi. (S.376-7)

İLK TASAVVUF BÜYÜKLERİ

728    Allah'tan korkmayı vaaz eden   hadis âlimi ve zahid Hasan el-Basrî'nin ölümü.

776    Bazı sûfîler için sonraları (ilk mistik olarak) büyük önem tışıyan

bir şahsiyet olarak ibrahim b. Edhem'in ölümü.

801    Allah sevgisinin timsali olan kadın mistik Râbia'nın ölümü

857 Mu'tezilî konumlarla benzerlikler taşıyan, gayridünyevî takvanın zühdden tam bir mistisizme geçişinin temsilcisi olan el-Muhâsibî'nin ölümü; kişinin kendisini mükemmelleştirerek manevî arınmayı sağlaması üzerine eserler yazdı, Gazalî üzerinde etkili oldu.

861 Kıptî neo-Platonizm'i ile ilgisi olan, sistematik biçimde mistik hal­leri ve aşamaları tarif eden, simya ile de ilgilenen Zünnûn-u Mısrî'nin ölümü.

874    "Meczup" sûfîlerin ilki Ebu Yezid el-Bistâmî'nin ölümü.

898 Gulât ve Helenistik çevreleriyle genellikle ilintili temalar üzerine yazan, ilk sûfîlerin hayatını hikâye eden, Ibn Arabî üzerinde etki­li Hâkim-i Tirmizî'nin ölümü .

910 el-Muhâsibî'nin talebesi, kapsamlı bir sistem geliştiren Cüneyd-i Bağdâdî'nin ölümü.

922 Cüneyd'in talebesi olup dalalete düştü diye idam edilen "meczup" sûfî Hallac'ın ölümü, ki Hallac-ı Mansur sonraki sûfîlerce şehit olarak anılmıştır.

….

Cüneyd, Bağdat'ta etrafında yüksek mevkilerde görev ya­pan müridler toplamaya başlayınca yetkililer kendisini bir sapık olduğu iddia­sıyla hapsetmek üzere gerekçeler uydurdular. En sonunda, yargılandı; huku­kun sembolik ve manevî bir tarzda ifa ve icrasının fiilî ibadetler kadar iyi ve güzel olduğunu söylediği için mahkum edildi, elleri ve ayaklan çaprazlama kesildi, vücudu dört parçaya ayrıldı ve yakıldı (922). Onun can çekişme anında Allah'ın rızası uğruna çektiği acıdan dolayı duyduğu zevki ifade ettiği, fakat Allah sevgisini anlatmak için çelişkileri ifade etmede o ne denli hak­lıysa, cemaat hayatının emniyetini temin için kendisini mahkûm edenlerin de o denli haklı olduğunu belirttiği söylenir.