Muhtelif - 16. Sayfa - Kuranisiginda
11- Gaib Erenleri (Rical'ül-Gayb)
MÜRİT- Sen şimdi üçler, yediler, kırklar, kutuplar ve gavsları da mı kabul etmiyorsun?
Sen bilmez misin, velîlerin üstün vasıflı olanlarına “evtâd” (direkler) denir. Onların üstünde “revâsî” (dağlar) vardır. Bir felaket zamanında kullar evtâd'a yönelir, evtâd da revâsîye yönelir. Revâsî’yi kutup idare eder.
Kutuptan sonra gelen iki kişiye “imâmân” denir. Bunlardan birine “imam-ı yemîn”, diğerine “imam-ı yesâr” adı verilir. İmam-ı yemîn kutbun hükümlerine, imam-ı yesâr da hakikatine mazhardır. Kutup ölünce onun yerini imam-ı yesâr alır. Kutup ile iki imam, üçleri oluşturur.
Kutup en büyük velîdir. Bütün erenlerin başı, Allah’ın izniyle kâinatta tasarruf sahibidir.
Gavs: Darda kalındığında sığınılan ve istimdâd edilen yani yardım istenilen kutuptur. Darda kalan sûfiler, “Yetiş ya Gavs!” diye gavsa sığınırlar. Gavs, istimdad edene yardım elini uzatır. Abdülkadir Geylânî, “Gavs-ı a’zam” lakabıyla ünlüdür.
Ancak bütün bu sığınma ve istimdâdlar, zahirde gavsa ise de hakikatte Allah’adır. Çünkü alemde yegane mutasarrıf Allah Teâlâ’dır. Ondan başka fail-i mutlak yoktur. “Gavs” olarak bilinenler, esmâ ve sıfât-ı ilahî mazharıdırlar.
Bunlardan başka, sayıları bir rivayette sekiz, diğer bir rivayette kırk olan “nücebâ” ile, sayıları on, ya da üçyüz olan “nukabâ” denilen ve insanların iç dünyalarından haberdar olan şahsiyetler vardır.
Genel olarak ricâlü’l-gayb ve gayb erenleri olarak anılan bu Hakk dostlarının makamı boş kalmaz. Ölenin yerine sırayla kendisinden sonraki yükseltilir[1].
BAYINDIR- Bu konuda bir dayanağınız var mı? Bunları neye dayandırıyorsunuz?
Bir de "Kutup en büyük velidir, bütün erenlerin başıdır ve Allah'ın izniyle kâinatta tasarruf sahibidir" diyorsunuz. Bu tanımınız Mekke müşriklerinin Kabe'yi tavaf ederken, "Emret Allah'ım, Senin hiçbir ortağın yoktur. Yalnız bir ortağın vardır ki, onun da bütün yetkilerinin de sahibi sensin[2]." demeleri gibi olmuyor mu?
MÜRİT- Allah dünyanın cismânî düzenini sağlamak için bazı insanların bir takım görevler üstlenmesini murâd ettiği gibi, alemdeki manevî ve ruhanî düzenin korunması, hayırların temini, kötülüklerin giderilmesi için de sevdiği bazı kullarını görevlendirmiştir. Bunlar büyük peygamberlerin yerine, onlardan bedel[3] kişilerdir. “Allah’ın yeryüzünü kendilerine musahhar kıldığı” kimseler olarak değerlendirilmiştir. Onlar alemin intizam sebebidir. İnsanların işlerini tanzim ettiklerine inanılır[4].
BAYINDIR- Bunlar, “Allah’ın yeryüzünü kendilerine musahhar kıldığı” kimselerdir diyorsunuz. Ama ifade tarzınızdan buna pek inanamadığınız anlaşılıyor.
Musahhar kılma, belli bir hedefe doğru zorla sürükleme[5] demektir. Türkçe karşılığı boyun eğdirmektir.
Bütün varlıklara hâkim olan Allah şöyle buyuruyor:
"Denizi size musahhar kılan Allah'tır. İçinde gemilerin, buyruğuyla akıp gitmesi ve onun bol vergisinden payınızı aramanız için. Belki şükredersiniz..
"Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa onların hepsini size o musahhar kılmıştır. İşte bunda düşünenler takımı için esaslı dersler vardır." (Câsiye 45/12-13)
Allah'ın musahhar kılması ile denizde, göklerde ve yerde ne varsa hepsinden yararlanırız. Bu, devletin bir köprü yaptırıp vatandaşın emrine sunmasına benzer.
Ayetlerde belirtilen şeyler bütün insanlara musahhar kılınmıştır. Bunlara karşılık Allah'ın bizden istediği ona şükretmektir. Bugün bu nimetlerden gayrimüslimler daha çok yararlanmaktadırlar.
Siz musahhar kılma işini kimi şahıslara tanınmış bir üstünlük sayıyorsunuz. Bu, tıpkı önlerinden geçen ana yol üzerine köprü yapılan köy halkının durumuna benzer. Açılışa gelen yetkili; "Bu köprüyü yapıp sizin emrinize sunduk." dediği için, "Madem bu köprü emrimize verilmiştir, öyleyse onu kullandırma yetkisi köyün ağasınındır. Ağa köprüden geçişleri bir düzene bağlamalı, bizim yaylamıza tecavüz eden komşu köyün halkını buradan geçirmemelidir." diye karar alıp uygulamaya geçmesine benzer. Bu karar kabul edilemez. Çünkü o köprü yalnız o köyün değil, o yoldan geçen herkesin hizmetine sunulmuş, herkese musahhar kılınmıştır.
MÜRİT- Üçler, yediler, kırklar, kutuplar ve gavslar sıradan insanlar değil ki. büyük peygamberlerin yerine, onlardan bedel kişilerdir.
BAYINDIR- Madem öyle, hangi peygambere "alemdeki manevî ve ruhanî düzenin korunması, hayırların temini ve kötülüklerin giderilmesi" görevi verilmiştir?
İnsanlara sınırlı yetki veren Allah, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme şöyle emrediyor:
" De ki: "Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de olgunlaştırmaya.
De ki: "Beni Allah'ın azabından hiçkimse kurtaramaz. Ben O'ndan başka bir sığınak da bulamam.
Benimkisi yalnız Allah'tan olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir o kadar." (Cin 72/21-23)
"Alemdeki manevî ve ruhanî düzenin korunması, hayırların temini ve kötülüklerin giderilmesi" yalnız ve yalnız Allah'ın elindedir. Bu konuda birilerini yetkili saymak şirk olur.
Eğer Hz. Muhammed'in gücü yetseydi kâfirleri imana zorlamak için her şeyi yapardı. Yüce Rabbımız bu konuda şöyle buyuruyor:
"Onların yüz çevirmesi sana ağır gelince yeri delmeye veya göğe merdiven dayamağa gücün yetseydi onlara bir mucize getirirdin. Eğer Allah dileseydi onları doğru yolda toplayıverirdi. Sakın ha, cahillerden olma." (En'am 6/35)
Mucize göstermek elçinin elinde değildir. Allah ne zaman isterse mucizeyi o zaman yaratır.
"And olsun ki, senden önce bir çok elçi gönderdik; onların kimini sana anlattık, kimini de anlatmadık. Hiçbir elçi, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın buyruğu gelince iş gerçekten biter. İşte o zaman, boşa uğraşanlar hüsranda kalırlar. " (Mümin 40/78)
[1]- Hasan Kamil YILMAZ, Altınoluk Mecmuası, Aralık l995 sayısı.
[2]- Müslim, Hacc, 22. Hadis no 1185.
[3]- Bedel, bir şeyin yerini tutabilen şeye denir. Büyük peygamberlerden bedel olmak da onların yerini tutabilmek demektir.
[4]- Hasan Kamil YILMAZ, Altınoluk Mecmuası, Aralık 1995 sayısı.
[5]- Rağıb el-İsfahânî, el- Müfredât, Beyrut 1412/1992, s. 402.
İslami Okul Okulların En Önemlisi