Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 33. Sayfa - Kuranisiginda

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

a- İsyankarlığı ilham

 

İsyankarlık, kişinin Allah’a, in­sanlara veya kendine karşı yanlış davranışıdır. Böyle biri, hem isyandan önce hem de sonra bir huzursuzluk duyar. Buna iç sıkıntısı veya vic­dan azabı denir.

Yusuf aley­hisselamı Züleyha'dan uzaklaştı­ran bürhan, Allah’ın “(Nefse) isyankârlığını il­ham  et­mesi" olmalıdır. Yusuf Sure­si’nin 24. âyetinde şöyle buyuruluyor:

“Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbının bürha­nını gör­me­seydi o da kadına meylede­cekti...”

Günah karşısında insan önce irkilir, sonra ya vazgeçer, ya da günaha dalar. İşte insanı irkilten, Al­lah Teâlâ’nın “(Nefse) is­yankârlığını il­ham et­me­si" dir. Merhameti sonsuz olan Rabbımız günah işleyecek olana son bir ih­tarda bulunarak "İsyana giriyorsun, dikkat et." demiş oluyor. İsyandan sonra da kendine bir iç sıkıntısı vererek onu tev­beye teşvik ediyor. 

Bu irkilmenin müslüman olmayan insanlarda da olduğunu aşağıdaki âyetlerden anlayabi­liriz. Önce  âyet­lerin ini­şine sebep olan olaya ba­kalım.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme eziyet eden Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Süfyan, Velîd b. Muğîre, Nadr b. Hars, Ümeyye b. Ha­lef ve As b. Vail bir araya geldi­ler ve dedi­ler ki, “Hac zamanında Arap he­yetleri gelip bize Muhammed hakkında soru soruyor­lar, her bi­rimiz bir başka cevap veriyo­ruz. Birimiz deli, diğerimiz kâhin, bir baş­kamız da şa­irdir di­yor. Cevapların farklı olma­sından do­layı Araplar, bunların hepsinin yanlış olduğu sonucunu çıkarıyor. Gelin, Mu­hammed’e bir tek isim ver­mek üzere anlaşalım.”

Birisi dedi ki, “O şairdir.” Velid b. Muğîre dedi ki, “Ben Ubeyd b. el-Ebras ve Ümeyye b. Ebî’s-Salt’ın şi­irlerini dinle­dim, bunun sözü on­la­rınkine benzemiyor.

Bir başkası dedi ki, “O kâhindir.” Velid, “Kâhin kime der­ler?” diye sordu. “Bazan doğru ba­zan da yalan söyleyen kimsedir.” dediler. Velid dedi ki, “Muhammed asla yalan söylememiştir.”

Biri de “O delidir.” dedi. Velid, “Deli kime der­ler?” diye sordu. “İnsanları korkutan kişiye.” dedi­ler. Velid, “Şimdiye kadar Muhammed’le kimse kor­kutulma­mıştır.” dedi

Sonra Velid kalktı evine gitti. Herkes, Velid b. Mu­ğîre din değiş­tirdi, dedi. Ebu Cehil hemen onun yanına gitti ve dedi ki, “Senin neyin var? İşte Kureyş, sana yardım top­ladı. Onlar senin ihtiyaç içine düşüp dinini değiştirdiğin kanaatin­deler.” Velid dedi ki, benim ona ihtiyacım yok, ama Muhammed hakkında dü­şündüm; o sihir­bazdır, diyorum. Çünkü sihirbaz baba ile oğulun, kardeş ile karde­şin, karı ile kocanın arasını ayırır.”

Sonra ona sihirbaz lakabı tak­mak üzere an­laştılar. Çıkıp Mekke­‘de yüksek sesle ba­ğırdılar. Halk toplu haldeydi, dediler ki; “Muham­med ger­çekten sihirbazdır.” Bu söz halk arasında yankılandı. Bu Allah'ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sel­leme çok ağır geldi. Evine döndü ve üze­rini elbi­sesiyle örttü. Bunun üzerine Müddessir suresi indi[1].

Velid b. Muğîre’nin bu kararı verir­ken iç sıkıntısı çektiği ve zorlandığı gö­rülüyor. Çünkü büyük bir isyan içindeydi. Aşağıdaki âyetler bunu ortaya koyu­yor.

“O bir düşündü, ölçtü biçti. Kahrolası ne bi­çim ölçme biçmeydi  o öyle.

Vah kahrolasıca vah, ne biçim ölçme biç­meydi o öyle.

Sonra bir bakındı.

Sonra kaşlarını çattı ve su­rat astı.

Sonra ardına döndü ve bü­yük­lük tasladı.

Hemen şöyle dedi: “Bu olsa olsa üstün bir sihir olabi­lir.

Bu  olsa olsa bir insan sö­zü olabilir. “ (Müddessir 74/18-25)

Müslümanlığa karşı çıkan herkes içten ra­hatsız olur ve sıkıntıya düşer. Bu yüzden davranış bozuklukları gösterirler.  “Zaman olur kâ­firler, keşke müs­lüman olsalar, diye arzu ederler.” (Hicr 15/2)

Kafirler hep kuşku içinde olur­lar. “Kurdukları binalar, kalpleri parçalanıncaya ka­dar, içlerinde bir kuşku olarak kalmaya devam eder. ” (Tevbe 9/110) Bu kuşku, Allah'ın onlara olan merhametindendir. Kimilerinin bu sayede akılları başlarına gelir ve girdikleri yanlış yoldan vazgeçerler.

Günahtan sonra de­vam eden vic­dan ra­hatsız­lığı da ki­şiyi pişmanlığa ve tevbeye yö­nelten il­ham­dır. İşte Allah’ın merha­metinin bü­yük­lüğü.


 

[1]-Fahreddin er-Razî, c. VIII, s.347.