Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 53. Sayfa - Kuranisiginda

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

d- Zikir

 

MÜRİT- Öğrencilere Arapça, fıkıh, tefsir, hadis ve kelâm gibi ilimler de okutu­luyor. Bu ilimler eski­den medreselerde daha geniş okutu­lurdu. Bunların ana kay­nağı Kur'an değil midir?

BAYINDIR- Bakın, Kur'an'ın bir adı da Zikir'dir. Ayette şöyle buyurulmuştur:

"İşte o Zikr'i biz indirdik, ne olursa olsun onu koruyacak olan da biziz." (Hicr 15/9)

Zikir, bir bilgiyi hafızaya yerleştirmeye imkân veren duruma denir. Bilginin hafızaya yerleştiril­mesi ezberleme, yani hıfz,  kullanıma hazır tutul­ması da Zikirdir. Bir şeyin insanın içine veya diline gelmesine  de zikir denir[1].

Tevrat, Zebur, İncil ve  elçilere verilmiş öğütle­rin, emir ve yasakların ortak adı da Zikirdir[2].  Kur'an bütün  elçilerin Zikir'lerini içerir. Onun korun­ması bütün ilahi kitapların korun­ması demektir. Dolayısıyle Kur'an'ı kavrayan, bütün ilahi kitapları doğru olarak kavramış olur.

MÜRİT- Bir şeyi hafızaya yerleştirmek, kalbe ve dile getirmek Zikir ise bunu her müslüman ya­pıyor. Her müslüman, ezberlediği Kur'an'ı, zaten  hafızasında tutuyor ve gerektiğinde okuyor.

BAYINDIR- Bir şey hafızaya ya manası kav­ranarak yerleştirilir, ya da kavran­madan yerleştirilir. Manası kavranmadan hafı­zaya yerleşen şeye ve onu  ifade etmeğe zikir değil, ezberleme ve ezber­den okuma denir.

Zikir, bir marifeti[3], yani bir bilgiyi kullanıma hazır tutacak şekilde hafızaya yerleştirmek ol­du­ğundan burada bilgi öne çıkmaktadır. Bilgi, bilinen şeydir. Ezberlenen şey bilgi değildir. Kaldı ki, burada marifet kelimesi kullanılmıştır. Marifet, bir şeyi olduğu gibi kavramak anlamına gelir[4].

 Zikir kökünden gelen tezekkür, müzâkere ve elh-i zikir kelimeleri de konu­nun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

Tezekkür, bir şeyi hatırlamak veya başka­sına hatırlatmak demektir.

" O sakınanlar varya, işte onlara şeytandan bir esinti gelince tezekkürde bulunurlar. Bakarsınız ki, gerçeği görmüşlerdir." (Araf 7/201)

Buradaki tezekkürü Allah'ın âyetlerini hatır­lama ve üzerinde düşünme diye anlamak  ge­rekir.

Müzakere, bir konuyu karşılıklı görüşmek an­lamına gelir. Türkçemizde de kullanılır.

Ehl-i zikir, bir bilgiyi kafasına yerleştirmiş ve kullanıma hazır vaziyette tutan kimselere, ilim adamlarına denir. Kur'an'da şöyle buyuru­lur:

"Senden önce elçi olarak görevlendirdikleri­miz, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden baş­kası de­ğildir. Bilmiyorsanız ehl-i zikre sorun." (Enbiya 21/7)

Bu ayetteki ehl-i zikir ehl-i kitap bilginleridir.

Kur'an'ın Zikir olması, yaşamak için kafaya yerleştirilen ve kendisiyle insanlara öğüt verilen bir kitap olmasından dolayıdır. Şu âyetler bu hususu ortaya koymaktadır:

"Onlar çirkin bir iş yaptıkları veya kendilerini  kötü duruma düşürdükleri zaman hemen Allah'ı zikrederler (yani  Allah'ın o konudaki emrini hatır­lar­lar) ve günahlarının bağışlanmasını isterler." (Al-i İmran 3/135)

"Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçü­sün.

Sen onların tepesine dikilecek değilsin."  (Ğaşiye 88/21-22)


 

[1]- el-Müfredât ve Lisân'ul-Arab, Zikr maddesi.

[2]- Örnek olarak bkz. Araf 7/63- 69, Hicr 15/6, Nahl 16/43, Enbiya 21/48-105, Kamer 56/24.

[3]- El-Müfredât, zikir maddesi.

[4]-  Eş-Şerîf Ali b. Muhammed el-Cürcânî, et-Tarifât, s.221.