Muhtelif - 54. Sayfa - Kuranisiginda
e- Medrese Eğitimi
MÜRİT- Medreselerin kapanması, tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm gibi dini bilgilerin yeteri kadar öğrenilmemesi ve Arapça öğreniminin zayıflaması bizi bu hallere düşürdü.
BAYINDIR- İslâmî İlimler başlangıçta Kur’an’ın bir tefsiri, bir açıklamasıydı. Şimdi Kur'an'a perde oldu.
Bir gün Hz. Ömer minberden şöyle seslenmişti: “Ey insanlar, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin görüşü doğru idi. Çünkü Allah ona gerçeği gösteriyordu. Bizim görüşümüz ise sadece zan ve sorumluluk altına girmekten ibarettir.”
Allah ondan razı olsun, Hz. Ebû Bekr bir konuda Allah’ın kitabında ve Hz. Muhammed’in sünnetinde bir hüküm bulamazsa kendi görüşüne göre ictihad yapar ve şöyle derdi: “Bu benim görüşümdür. Doğruysa Allah’tandır, yanlışsa bendendir. Allah’ın beni bağışlamasını dilerim.”
Hz. Ömer’in bir kâtibi “Bu, Allah’ın ve Ömer’in görüşüdür.” diye yazınca Ömer dedi ki, “Ne kötü söyledin; de ki, bu Ömer’in görüşüdür. Eğer doğruysa Allah’tan, yanlışsa Ömer’dendir.”
Hz. Ömer bir kişiyle karşılaşmış ve ne var ne yok, diye sormuş, o da Ali ve Zeyd şöyle bir hüküm verdiler demişti. Bunun üzerine Hz. Ömer;
“Eğer ben olsaydım şu şekilde hükmederdim.” dedi. Adam dedi ki,
“Senin hükmetmene ne engel var, yetki senin elindedir.” Hz. Ömer dedi ki,
“Senin meseleni eğer Allah’ın kitabına ya da Allah'ın elçisinin hükmüne dayandırsaydım bunu yapardım. Ama meseleni görüşe dayandırıyorum, görüş belirtme hakkı ortaktır. Benim görüşüm Ali’nin ve Zeyd’in görüşünü değersiz hale getirmez[1].”
Ebû Yusuf ve Hasan bin Ziyad, Ebû Hanife'nin şöyle dediğini nakletmişlerdir. “Bizim şu ilmimiz bir görüştür. O, gücümüze göre vardığımız en güzel görüştür. Kim bundan daha güzelini getirirse kabul ederiz.”
Ma’n bin İsa el-Kazzaz demiştir ki, İmam Malik’in şöyle dediğini işittim, “Ben sadece bir insanım, hata yaptığım da olur, doğruyu bulduğum da. Görüşüm üzerinde düşünün, Kitap ve Sünnete uygun olanını alın, Kitap ve Sünnete uygun olmayanını da bırakın[2].”
İmam Malik sık sık şöyle söylerdi: “Bizimkisi bir zandan ibarettir. Kesin bir kanaate varamayız.[3]”
Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Şafiî’nin görüşü, Malik’in görüşü, Ebu Hanife’nin görüşü, bunların hepsi bana göre bir görüştür ve benim yanımda aynı değerdedir. Delil sadece nakiller (Kitap ve Sünnet) dir[4] .”
Bu zatlar, âyet ve hadisleri öne çıkararak kendi görüşlerinin onlardan ayırdedilmesini sağlamışlardır. Daha sonra âyet ve hadisler ayıklanmış, kitaplarda yalnız alimlerin görüşleri kalmıştır. Sonra gelen alimler, bu görüşleri anlamayı ve sonraki nesillere aktarmayı yeterli görmüşlerdir. Bu kitaplar zamanla kutsallık kazanmış, Kitap ve Sünnetin yerini almıştır. İşte sizin hayranlıkla andığınız medreseler Kur'an'ı anlama yerine bu kitapları anlamanın, giderek en yüce gaye haline getirildiği yerlerdir.
Gerek Ashab-ı Kiram, gerekse müctehid imamlar, Kur'an-ı Kerim'le ilişkiyi koparacak davranışlara yol vermemişlerdir. Sahabilerden bazıları bu endişeden dolayı hadislerin yazılmasını dahi hoş karşılamamıştır. Subhi Salih’in şöyle bir tespiti vardır: Hz. Ömer sünnetin yazılmasını arzulamış ve bu konuda Sahabilere danışmıştı. Onlar da sünnetin yazılmasını uygun görmüşlerdi. Hz. Ömer şüphe içinde ve istihare yaparak bir ay bekledi. Bir sabah kalktığında Yüce Allah’tan içine kararlılık gelmişti, dedi ki:
“Sizinle, sünnetten bildiğinizi yazmanız hususunu görüşmüştüm. Sonra düşündüm, baktım ki, sizden önceki ehl-i kitaptan bir kısım insanlar Allah'ın kitabı yanında kitaplar yazmış, onlarla meşgul olmuş ve Allah'ın kitabını bir kenara bırakmışlardır. Vallahi ben Allah'ın kitabını başka bir şeyle hiçbir zaman engellemem.”
Böylece Hz. Ömer hadis yazmayı terketmişti[5].
Hz.Ömer’in korktuğu olmuş, Allah'ın kitabı yanında kitaplar yazılmış, Kur'an ile ilişki kesilmiştir. Şimdi insanlar yalnız Kur'an’ı değil Sünneti de bir kenara bırakmışlardır.
Bu şartlar altında yasaklar kolayca çiğnenebilmiştir. Mesela faiz, Kur'an-ı Kerim'in en ağır yasaklarındandır. Kur'an ve sünnet bir kenara bırakılıp fıkıh kitapları öne alınınca faize kapı açılabilmiş, vakıf müessesesi de buna alet edilmiştir. Bey'ul-ıyne veya muamele-i şer'iyye denen göstermelik bir alışverişin gölgesinde bugünki bankalar gibi kredi veren binlerce para vakfı kurulmuştur. İstanbul Müftülüğü Şer'iyye Sicilleri Arşivinde bunların çalışmalarını gösteren binlerce örnekten biri şöyledir:
“Ahmed Naili, Kili Nazırı Vakfından beş yıl vadeli 2500 kuruş (yani 25 altın) borç almak için vakfa ait Fetâvâyı Ali Efendi adlı kitabı, bedeli beş yıl sonra ödenmek üzere 1500 kuruşa (yani onbeş altına) satın ve teslim alır[6].
Böylece 25 altın borç alan Ahmed Naili Efendi 40 altın borçlanır. Kitabı da daha sonra vakfa hibe eder.
Kitap ve Sünnete değil, yalnızca bir kısım fıkıh bilgininin görüşüne dayananlar, yapılan göstermelik alış verişe bakarak bunun câiz, hatta haramdan kaçınmayı sağladığı için sevap olduğunu dahi söyleyebilmişlerdir[7].
Osmanlı döneminde İstanbul'da kurulan bankalardan Emniyet Sandığındaki bir cep saati, kredi talebiyle gelen kişilerin ödeyecekleri faizi meşrulaştırmak için hergün defalarca satılıp sandığa hibe edilirdi.
Böyle bir işlem faiz yasağını çiğnemenin yanında yüce İslam dininin hafife alınmasına da sebep olmuştur.
Halbuki ıyne denen bu göstermelik alışverişle ilgili olarak Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Iyne alışverişi yapar, öküzlerin kuyruğuna sarılır, tarımla yetinir, cihadı terkederseniz tekrar dininize dönünceye kadar Allah (cc) sizi zillet altında bulundurur.[8]”
Eğer Kur'an-ı Kerim'e bakılsaydı, cumartesi yasağını çiğneyen Yahudilerin yaptığı ile faizi meşrulaştırmak için yapılan göstermelik alış-veriş arasında kolayca bağ kurulabilirdi[9].
Başvurduğumuz kitaplar yüzlerce kişi tarafından çoğaltılarak bize ulaştırıldığından bu kitaplara sonradan bazı görüşler, kasıtlı olarak sokulmuş olabilir. Mesela faize kılıf uydurma ile ilgili bilgileri ilk defa Fetvây-ı Kadîhan’ vermektedir. Ben bu bilgilerin o kitaba kasıtlı olarak sonradan eklendiği endişesini taşıyorum.
Fetâvây-ı Kadîhân bu görüşün Ebu Yusuf’a ait olduğunu yazıyor. Halbu ki, Ebu Yusuf (öl. l83 h.) ile Kadihân (öl. 592 h) arasında 400 seneden fazla bir süre vardır. Bu süre zarfında yazılmış olup elimizde bulunan kaynaklarda bu hususun Hanefî mezhebinde caiz görülmediği ifade edildiğine göre büyük bir ihtimalle Kadîhan da aynı şeyi yazmış ama kötü niyetli biri, kitaba bu ilaveleri yapmış olabilir.
Ayrıca bir kimse ne kadar bilgili ve faziletli olursa olsun hata edebilir. Öyleyse yapılacak tek şey, Kur'an'a göre sorumlu olacağımız düşüncesini zihinlere tekrar kazımak ve hayatımızı Kur'an'a göre, baştan aşağı gözden geçirmektir. Yoksa ahirette şöyle bir durumla karşılaşabiliriz:
“ O gün yanlış davranışlara batmış kişi iki elini ısırır da der ki; “ Ah keşke ben de o elçi ile birlikte bir yol tutmuş olsaydım.
Ah!!.. yazık oldu bana, keşke falancayı dost edinmeseydim.
Gerçekten de beni Kur'an'dan saptırmış. Hem de o bana kadar gelmişken. İşte şeytan insanı böyle yüzüstü bırakır.
Elçi diyecektir ki, “ Ya Rabbi, doğrusu benim kavmim bu Kur'anı kendilerinden uzak tuttular.” (Furkân 25/27,28,29,30)
MÜRİT- Bunca şeyden sonra ne yapılmasını önerirsiniz.
BAYINDIR- Yapılacak şey basit bir metod değişikliğidir. Her hangi bir konunun hükmünü araştırırken, fıkıhta belirtildiği gibi önce Kur'an'a, sonra sünnete, sonra icmaa başvurmalı, bunlardan sonra müctehidlerin görüşlerini okumalıdır. Halka dinlerini anlatırken de bu sıra gözetilmelidir. Mesela orucu bozan şeyler okunmak isteniyorsa önce ilgili âyet kavranmalı, sonra hadislere ve icmaa bakmalıdır. Müctehidlerin görüşlerini bunların ışığında okumak gerekir. İşte bu davranış bizi Kur'an ve Sünnete bağlayacak ve kötü niyetlilerin kitaplarımıza sokmuş olabileceği hurafeleri ortaya çıkaracaktır.
İnananların gönüllerinin Allah'ı anması ve O'ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı henüz gelmedi mi? Sakın daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; üzerlerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı; onlardan çoğu yoldan çıkmıştır. (Hadîd 57/16)
[1]- İbnu'l-Kayyım el- Cevziyye, I'lâmu'l-Muvakkıîn, Beyrut l407/1987 c. I, s. 54.
[2]- İbnu'l-Kayyım, a.g.e. c I, s. 75.
[3]- İbnu'l-Kayyım, a.g.e. c. I, s. 76.
[4]- İbnu'l-Kayyım, a.g.e. c. I, s. 79.
[5]- Subhi Salih, Ulûmu'l- hadisî ve mustalahuh Beyrut, 1969, s.39-41
[6]- Şer'iyye Siciller Arşivi, Evkaf-ı Hümâyûn Mahkemesi, İdâne Sicili No, 743, v.7.
[7]- Kadîhan, Hasan b. Mansur el-Özcendi, (592/1196) Fetâvâ Kadîhân, tarih ve yer yok, s. 244,245.
[8]- Ebû Davûd, Büyû 54; Ahmed b. Hanbel 2/84; Zeylâî, Nasbu’r-Râye Kahire, 1357, cilt 4, sh.16-17, Bu kitapta hadisin tahrici yapılmış, sahih olduğu ve ricalinin sika'dan bulunduğu tesbit edilmiştir.
[9]- Cumartesi yasağını çiğneyen yahudilerle ilgili olarak 50. sayfada "Müslümanları Batıran Şirk" başlığı altında bilgi verilmiştir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi