Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 6. Sayfa - Kuranisiginda

Okuyucuya not: Bu eser tasavvuf ve tarikatları tanıtmaktadır; aktarılan görüşlerin bir kısmı Kitap ve Sünnet ölçüsüyle bağdaşmaz. Akîde meselelerinde Kur'an, sahih sünnet ve Selef âlimlerinin açıklamaları esas alınmalıdır.

4-  Veli

 

ŞEYH EFENDİ- Biz velilerden bahsediyo­ruz, sıradan insanlardan değil. Herkes Allah'ın velisi, hakiki Allah dostu olamaz. 

BAYINDIR-  Kim Allah'ın velisidir?

ŞEYH EFENDİ- İşte anlatıyorum dinle. Veli ol­manın başlangıcı kul ile Mevla arasına giren dü­şüncelerin, ve kulun, Allah'a olan yabancılı­ğının ortadan kaldırılmasıdır.

Mevlanın ikramıyla Allahü Teâlâ‘nın dışında kalan herşey sâlikin[1] gözünden silinir, Allah’tan başkasını görmez hale gelirse, fenafil­lah yani Allahü Teâlâ’da eriyip gitme adı verilen devlet hasıl olur ve ta­rikat hali sona erer. Böylece seyr-i ilallah yani Mevla’ya doğru olan manevi yürüyüş tamam­lanmış olur.

Bundan sonra seyr-i fillah (Allah'da yürü­yüş) denilen ispat makamına girilir ve kalbe sadece Allah (Celle celâluh) yerleşir. İşte bun­ları ka­zanan kişiye “veli”, yani ha­kiki Allah dostu demek doğru olur.

Nefsi emmare (sürekli kötülük emreden ne­fis) mutmain­neye dönü­şür; küfründen ve inka­rından vazge­çer. O Mevlasından, Mevlası da on­dan razı olur. Nefsin tabiatında bu­lunan iba­detlere karşı olan isteksizlik hali ortadan kal­kar[2].

BAYINDIR- Fenafil­lah'dan, seyr ilallah'dan ve seyr fillah'dan bahsediyor ve bunları önemli birer mertebe gibi gösteri­yorsu­nuz. Bunun Kur’an’da ve Sünnette bir delili var mıdır? Asr-ı Saadette[3] böyle bir şeyden bah­seden olmuş mudur?

Mevlaya doğru olan manevi yürüyüşün daha hayatta iken ta­mamlanmış olması ne ile açıklana­bilir? Her neyse. Şimdi bunlardan bah­setmek is­temiyorum. Allah fırsat verirse bunları bir başka görüşmede ele alırız.

Veli Allah dostu olduğuna göre, kendi dostu­nun kim olduğunu en iyi bilen Allah Teâlâdır. O, bu ko­nuda şöyle buyu­ruyor:

“İyi bilin ki Allah’ın velilerine korku yoktur. Onlar üzülecek de değiller­dir. Bunlar inanmış olan ve takva ehli bulunan kimselerdir.” (Yunus 10/62-63)

Demek ki, inanıp takva ehli olanlar Allah’ın ve­lisidir.

Takva ehli olanların kimler ol­duğu da Bakara suresinin baş tara­fında bildirilmiştir. Bu âyetlere göre  “Onlar gayba inanan, namaz kılan, kendi­le­rine verilen rı­zıktan yerli yerince harcayan, Hz. Muhammed'e ve on­dan önceki elçilere indirilen­e inanan, ahireti kesinkes kabul eden kimse­ler­dir.”(Bakara 2/2-4)

Kur’an’da veli tanımı bu iken siz niçin başka bir tanım yapıyorsunuz?

Veli, dost demektir. Karşıtı düş­mandır. Bütün müminler Allah’a dost yani Allah'ın velisidir.

Kimileri şeytanı da veli edinir. “Kim Allah’ın berisinde şey­tanı da veli edinirse doğrusu açık bir biçimde kaybetmiş olur.” (Nisa 4/119)

Dostluk karşılıklı olur. Mü’minler Al­lah’ın ve­lisi olduğu gibi Allah da mü­’minlerin ve­lisidir. Şeytan da ken­dini veli bilenlerin velisidir.

“Allah mü’minlerin velisidir, on­ları karanlıklar­dan aydın­lığa çıka­rır. Allah’ı tanımazlık edenlerin ev­liyası da zorbalardır. Bun­lar onları aydınlık­tan ka­ranlık­lara sokarlar. Onlar cehen­nem­lik kimse­ler­dir. Orada de­vamlı kalacaklardır. “ (Bakara 2/257)

“Allah’a andolsun ki, biz senden önceki toplu­luklara da elçiler­ göndermiştik. Ama şeytan onların yaptıkları işleri kendilerine güzel gös­termişti. O, bugün de onların ve­lisidir. Onlar için acıklı bir azap var­dır.” (Nahl 16/63)

“Şeytanları inanmayanların evli­yası kıldık.” (Araf 7/27)

“Onlar Allah’ın berisinden şeytanları  kendi­le­rine evliya edindi­ler. Zannediyorlar ki, doğru yol­dadırlar.” (Araf 7/30)

Müminler birbirlerinin velisidir­ler.

“Sakın ola mü’minler, mü’minlerin berisinden  kafirleri kendile­rine veli edinmesinler. Her kim böyle yapa­cak olursa artık Al­lah’tan hiç bir şey bekle­mesin. Ancak bunu onlardan korunmak için yap­mışsa o başka.” (Al-i İmran 3/28)

Bu konuda çok âyet vardır.

Dostluğun derece­leri olur. Öyle insanlar vardır ki, Allah'a iyi bir kul olmak için elinden geleni yapar; ma­lını, canını ve her şeyini onun yo­luna koyar. Tabii ki, Al­lah’ın böylelerine olan dostluğu fazla olur.

“Sana vahyettiğimiz Kitap ger­çeğin ta kendi­sidir. Kendin­den ön­ceki­leri de doğrulamaktadır. Allah kullarından, kesinkes haberdardır ve on­ları görmektedir.

Sonra bu Kitab’ı kullarımız için­den seçtikle­ri­mize bırak­tık. Onlar­dan kimi kendini yanlışa sü­rük­ler, kimi orta yolu tut­turur, kimi de Al­lah’ın iz­niyle hayırlarda öne geçmek için yarı­şır. İşte fazi­letin büyüğü budur.” (Fatır 35/31-32)

Bu büyük fazileti elde edenler her zaman Allah’ı kendile­riyle be­ra­ber hissetmenin huzu­runu ve mutlu­lu­ğunu yaşarlar. Karşılaştıkları güç­lük­ler­i gözlerinde bü­yüt­mez, Al­lah’ın izniyle üstesinden ge­lecekle­rini bilir, Allah’a dayanarak yollarına de­vam ederler. Bunların sıkıntıları hep görünüştedir, içleri da­ralmaz.


 

[1]- Sâlik, tarikata girmiş kimsedir.

[2]- Ruhu'l-Furkan, c. II, s. 63.

[3]- Asr-ı saadet, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin elçilik görevini yürüttüğü döneme denir.