Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

ESMÂ'ÜL HÜSNA ALLAH'IN GÜZEL İSİMLERİ - Index Web - 155. Sayfa

 

ESMÂ'ÜL HÜSNA ALLAH'IN GÜZEL İSİMLERİ 6

Anlamı - Açıklaması - Hikmet ve Esrarı 6

Önsöz. 6

ESMA'UL HUSNA.. 6

GİRİŞ. 6

Esmâ'ül Hüsna ve Kâinat 6

ALLAH.. 8

Hikmet ve Esrarı: 8

ER-RAHMAN.. 8

Hikmet ve Esrarı 8

ER-RAHİM... 8

Hikmet ve Esrarı: 8

EL-MELİK.. 9

Hikmet ve Esrarı: 9

EL-KUDDUS. 9

Hikmet ve Esrarı: 9

ES-SELÂM... 9

Hikmet ve Esrarı: 9

EL-MÜMİN.. 9

Hikmet ve Esrarı: 10

EL-MÜHEYMİN.. 10

Hikmet ve Esrarı: 10

EL-AZİZ.. 10

Hikmet ve Esrarı: 10

EL-CEBBAR.. 10

Hikmet ve Esrarı: 11

EL-MUTEKEBBİR.. 11

Hikmet ve Esrarı: 11

EL-HÂLİK.. 11

Hikmet ve Esrarı: 11

EL-BÂRÎ 11

Hikmet ve Esrarı: 12

EL-MUSAVVİR.. 12

Hikmet ve Esrarı: 12

EL-GAFFÂR.. 12

Hikmet ve Esrarı: 12

KAHHAR.. 12

Hikmet ve Esrarı: 13

EL-VEHHÂB.. 13

Hikmet ve Esrarı: 13

ER-REZZÂK.. 13

Hikmet ve Esrarı: 13

EL-FETTÂH.. 13

Hikmet ve Esrarı: 14

EL-ALîM... 14

Hikmet ve Esrarı: 14

EL-KÂBID.. 14

Hikmet ve Esrarı: 14

El-BÂSİT.. 14

Hikmet ve Esrarı 15

EL-HÂFID.. 15

Hikmet ve Esrarı: 15

ER-RÂFİ 15

Hikmet ve Esrarı: 15

EL-MUİZ.. 15

Hikmet ve Esrarı: 16

EL-MÜZİL. 16

Hikmet ve Esrarı: 16

ES-SEMÎ 16

Hikmet ve Esrarı: 16

EL-BASîR.. 16

Hikmet ve Esrarı: 17

EL-HAKEM... 17

Hikmet ve Esrarı: 17

EL-ADL. 17

EL-LATİF. 17

Hikmet ve Esrarı: 18

EL-HABÎR.. 18

Hikmet ve Esrarı: 18

EL-HALÎM... 18

Hikmet ve Esrarı: 18

EL-AZÎM... 18

Hikmet ve Esrarı: 19

EL-ĞAFÛR.. 19

Hikmet ve Esrarı: 19

EŞ-ŞEKÜR.. 19

EL-ALÎYY.. 19

Hikmet ve Esrarı: 20

EL-KEBÎR, 20

Hikmet ve Esrarı: 20

EL-HAFÎZ.. 20

Hikmet ve Esrarı: 21

EL-MUKÎT.. 21

Hikmet ve Esrarı: 21

EL-HASÎB.. 21

Hikmet ve Esrarı: 21

EL-CELİL. 21

Hikmet ve Esrarı: 22

EL-KERÎM... 22

Hikmet ve Esrarı: 22

ER-RAKÎB.. 22

Hikmet ve Esrarı: 22

EL-MÜCÎB.. 22

Hikmet ve Esrarı: 23

EL-VÂSİ 23

Hikmet ve Esrarı: 23

EL-HAKÎM... 23

Hikmet ve Esrarı: 23

EL-VEDÛD.. 23

Hikmet ve Esrarı: 24

EL-MECÎD.. 24

Hikmet ve Esrarı: 24

EL-BÂ'ÎS. 24

Hikmet ve Esrarı: 24

EŞ-ŞEHÎD.. 24

Hikmet ve Esrarı: 25

EL-HAK.. 25

Hikmet ve Esrarı: 25

EL-VEKÎL. 25

Hikmet ve Esrarı: 25

EL-KAVÎ 25

Hikmet ve Esrarı: 26

EL-METÎN.. 26

Hikmet ve Esrarı: 26

EL-VELÎ 26

Hikmet ve Esrarı: 26

EL-HAMÎD.. 26

Hikmet ve Esrarı: 27

EL-MUHSÎ 27

Hikmet ve Esrarı: 27

EL-MÜBDÎ 27

Hikmet ve Esrarı: 27

EL-MUÎD.. 27

Hikmet ve Esrarı: 28

EL-MUHYÎ 28

Hikmet ve Esrarı: 28

EL-MÜMİT.. 28

Hikmet ve Esrarı: 28

EL-HAY.. 28

Hikmet ve Esrarı: 29

EL-KAYYÛM... 29

Hikmet ve Esrarı: 29

EL-VÂCÎD.. 29

Hikmet ve Esrarı: 29

EL-MÂCİD.. 29

Hikmet ve Esrarı: 30

EL-VÂHİD.. 30

Hikmet ve Esrarı: 30

EL-EHAD.. 30

Hikmet ve Esrarı: 30

ES-SAMED.. 30

Hikmet ve Esrarı: 30

EL-KÂDİR.. 31

Hikmet ve Esrarı: 31

EL-MUKTEDIR.. 31

Hikmet ve Esrarı: 31

EL-MUKADDİM... 31

Hikmet ve Esrarı: 31

EL-MÜAHHIR.. 31

Hikmet ve Esrarı: 32

EL-EVVEL. 32

Hikmet ve Esrarı: 32

EL-ÂHİR.. 32

Hikmet ve Esrarı: 32

EZ-ZÂHİR.. 32

Hikmet ve Esrarı: 33

EL-BÂTIN.. 33

Hikmet ve Esrarı: 33

EL-VÂLÎ 33

Hikmet ve Esrarı: 33

EL-MÜTEÂLÎ 33

Hikmet ve Esrarı: 34

EL-BERR.. 34

Hikmet ve Esrarı: 34

ET-TEVVÂB.. 34

Hikmet ve Esrarı: 34

EL-MÜNTAKIM... 34

Hikmet ve Esrarı: 34

EL-AFÜV.. 35

Hikmet ve Esrarı: 35

ER-RAÛF. 35

Hikmet ve Esrarı: 35

MÂLİK’ÜL-MÜLK.. 35

Hikmet ve Esrarı: 35

ZÜL-CELÂLİ VE’L-İKRÂM... 36

Hikmet ve Esrarı: 36

El-MUKSIT.. 36

Hikmet ve Esrarı: 36

EL-CÂMİ 36

Hikmet ve Esrarı: 36

EL-ĞANÎ 36

Hikmet ve Esrarı: 37

EL-MUĞNÎ 37

Hikmet ve Esrarı: 37

EL-MÂNÎ 37

Hikmet ve Esrarı: 37

ED-DÂR.. 38

Hikmet ve Esrarı: 38

EN-NÂFİ 38

Hikmet ve Esrarı: 38

EN-NÛR.. 38

Hikmet ve Esrarı: 38

EL-HÂDÎ 38

Hikmet ve Esrarı: 39

EL-BEDÎ 39

Hikmet ve Esrarı: 39

EL-BÂKÎ 39

Hikmet ve Esrarı: 39

EL-VÂRIS. 39

Hikmet ve Esrarı: 40

ER-REŞÎD.. 40

Hikmet ve Esrarı: 40

ES-SABÛR.. 40

Hikmet ve Esrarı: 40

 


 ESMÂ'ÜL HÜSNA ALLAH'IN GÜZEL İSİMLERİ

 

Anlamı - Açıklaması - Hikmet ve Esrarı

 

Önsöz

 

GİRİŞ

 

ALLAH

 

ER-RAHMAN

Dünyada mümin, kafir bütün yara­tıklara rahmet eden, rahmeti, acıması sonsuz olan. Kendisine inanan-inanmayan herkese rahmet ve merhametini ayrım yapmadan dünyada sunan.

Rahman: Acıyan, sadece acımakla kalmayan, o acıyı gideren... Bütün yaratıklara rızkları, yaşa­ma vesileleri ve her türlü faydaları hususunda rahmeti yayılmış olan acıma sahibi demektir. Rahmeti, mümin olsun, kafir olsun, iyi olsun, kötü olsun bütün yaratıklara şamildir. Rahman, rahmetin daha ileri bir derecesini ifade eder.

Yüce Allah bir kudsi hadiste şöyle buyurur:

"Rahmetim gadabımı geçmiştir." [1]

 

Hikmet ve Esrarı

 

Bir Müslüman inanarak, ihlâsla "Yâ Rah­man" diye bu mübarek ismin zikrinde devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Al­lah'ın lütfuna nâil olur. Kalbi yumuşar. Zalimler­den emin olur. Hacetleri yerine gelir. Allah'ın izniyle şifa bulur. Maddî ve manevî nimetlere nâil olur. [2]

 

ER-RAHİM

 

Anlamı: Ahirette sadece müminlere rahmet eden.

Açıklaması: Rahmet ve merhameti sınırsız olan. Kendisine inanan ve hayatını kendi emir ve yasaklarına göre yaşayan müminlere ahirette rahmet eden.

Rahim ismi, sadece müminlere şamildir. Kafir­lere ve Allah'ın emirleri dışında yaşamış kimse­lere değil. Bu ismin tecellisi ahirettedir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah, müminler için Rahim'dir." [3]

Ama "Allah, müminler için Rahman'dır" şek­linde bir ayet yoktur.

Rahîm isminin ifade ettiği rahmet, Allah'ın lütfu olan rahmeti, iyiye kullanarak çalışanlara verilen bir nimettir.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman inanarak, ihlâs ve samimiyetle 'Yâ Rahîm" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Duası kabûl olunur. Allah'ın rahmetine nâil olur. Bütün yaratıkların merhametini celbeder. Afet ve belâlardan kurtulur. Ahirette Allah'ın rahme­tine nâil olur. [4]

 

EL-MELİK

 

Anlamı: Bütün kâinatın hükümdarı.

Açıklaması: Melik, emirleri tutulan, bütün kâinatın sahibi, hakimi ve gerçek hükümdarı.

Kur'ân'da en çok mülk şekli kullanılmıştır. "Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır" ifadesiyle gelmiştir. Yüce Allah buyuruyor: "Gerçek hü­kümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur." [5]

"Rasûlum! De ki; Mülkün sahibi Allah'ım! Mül­kü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsm. Gerçek­ten sen her şeye kadirsin." [6]

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O, bütün alemlerin sahibidir. Hepsi O'nun ku­ludur. Hepsi O'na mecburdur.

Hikmet ve Esrarı:

Bir müslüman inanarak, ihlas ve samimiyetle “Yâ Melik" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Bütün kötülüklerden emin olur. Zalimin karşısın­da güçlü olur; sevilir, sayılır, bütün sırlara vakıf olur. [7]

 

EL-KUDDUS

 

Anlamı: Bütün eksikliklerden arınmış.

Açıklaması: Kuddus, temiz, pak, mübarek, her türlü eksikliklerden arınmış, bütün yücelik­lerle donanmış.

O, mübarektir, mukaddestir, büyüktür, çok temizdir, yaratıklardan her hangi birine ben­zemez, her türlü noksanlıktan arınmıştır, bir ben­zerden, denkten, rakipten, eşten münezzehtir.

Yüce Allah buyuruyor:

"O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O, mülkün sahibidir, Kuddus'tur (ek­sikliklerden arınmıştır) esenlik verendir." [8]

Kuddus ile Selam’ın anlamları birbirine yakın­dır. Kuddus, tazim ederek ve yücelterek tenzih eden demektir. Selâm ise Yüce Allah, yaratıklar­dan her hangi birine benzemekten, her türlü ek­siklikten ve noksandan arınmıştır demektir.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman inanarak ihlas ve samimiyetle “Yâ Kuddus" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Ahlâkı güzelleşir. Kötü ahlâktan, kötü davranış­lardan uzaklaşır. Ruh ve sinir hastaları devam ederse Allah'ın izniyle şifa bulurlar. [9]

 

ES-SELÂM

 

Anlamı: Bütün ayıplardan arınmış.

Açıklaması: Selâm, esenlik, barış ve mutlu­luğun kaynağı. Hastalıktan, belâdan, ayıptan, kusurdan arınmış. Her türlü eksiklikten salim olduğu gibi, kullarını da ber türlü tehlikeden koruyan.

Cenâb-ı Hak (c.c.) her türlü eksiklikten arın­mış olduğu için, bu isimle isimlenmiştir. Her açıdan gerçek "Selam" O'dur. Yaratıklara göreceli olarak "Selam" denir. O, zatında akla hayale ge­lebilecek her türlü ayıptan ve eksiklikten arın­mıştır. Sıfatlarında ve fiillerinde her türlü eksik­likten uzaktır. O, arkadaştan, evlattan, denkten, rakipten ve benzerlikten arınmıştır.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Selâm" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Yüce Allah dünya ve ahiret işlerinde ona kolaylık verir. Belâ ve musibetlerden emin olur. Allah'ın izniyle şifa bulur. [10]

 

EL-MÜMİN

 

Anlamı: İnanan ve koruyan.

Açıklaması: Mümin, inanan, güvenen, ko­ruyan ve emin kılan. Mümin, "iman eden" demek­tir. İman hem "tasdik etmek" hem de "emin kıl­mak, güven vermek" anlamına gelir.

1- Tasdik Anlamı: Allah'ın imanı, hem kendi­sini tasdik etmesi hem de peygamberlerini ki­taplarıyla tasdik etmesidir. Zira Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Allah şehadet eder ki, kendisinden başka ilâh yoktur." [11] Allah'ın bu tasdikli  kelamı ile  olduğu gibi,  mucize yaratmasıyla da olabilir. Allah, kullarına olan va­adini doğrular ve söz verdiği şeyleri yerine getirir. Dünyada rızıklandırmak, ahirette ise işlerinden dolayı kendilerini mükafatlandırmak.

2-  Emin kılmak: Allah, kulunu haksız yere cezalandırmaktan emin kılar. Yaratıklarını zu­lümden korur. Kıyamet gününde mümin kullarını azaptan emin kılar.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman inanarak, ihlas ve samimiyetle "Yâ Mümin" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Küfürden, şirkten, yalandan emin olur. İnsan ve cin şerrinden emin olur. Her türlü hastalıktan kurtulur.[12]

 

EL-MÜHEYMİN

 

Anlamı: Gözetleyen, koruyan.

Açıklaması: Hükmü altında tutan, gözetle­yen, denetleyen. Yaratıklarının, kendisi tarafın­dan belirlenen ölçülere uygunluğunu denetleyen. Kıyamet gününde, müminlerin sevaplarından hiçbir şey eksiltmeyip mükafatları veren. İta­atkar kullarının yaptıkları güzel işlerden hiç bi­rini saklamayan, inkar etmeyen, hak kazandık­ları sevaptan bir zerresini eksiltmeyen. Günahkar kullarının da işledikleri günahları zer­re miktarı artırmayan, bir zerre kadar fazla ceza vermeyen.

Yüce Allah, yarattığı bütün canlıların işlerini, rızklarım ve ecellerini bilip muhafaza eder.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman inanarak, ihlas ve samimiyetle ”Yâ Müheymin" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Düşmanlarından emin olur. Dileklerine nâil olur. [13]

 

EL-AZİZ

 

Anlamı: Her şeye galip, çok güçlü.

Açıklaması: Allah, gerçek manada güç ve galebe sahibidir. Onun emir ve iradesine karşı bütün bu evrenin hiçbir gücü yoktur. O, "ol" dediği zaman bütün kâinat olur; "yok ol" dediği zaman yok olur.

İzzetin üç anlamı vardır:

1- Kuvvet izzeti: O'nun izzet, kuvvet ve kudre­tinin bir zerresi bile kâinatta yoktur. "İzzet ta­mamen Allah'a mahsustur." [14]

2- Üstünlük ve galip olma izzeti: O, her şeye galiptir, her şeyden üstündür. Kâinatın tamamı O'nun hakimiyeti altındadır. O'na boyun eğmiş ve O'nun iradesine bağlanmışlardır: "Sizin ya­ratılmanız ve dirilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması gibidir." [15]

3- İmkansızlık izzeti: O, hiçbir şeye muhtaç değildir, her şeyden müstağnidir. Hiçbir şey O'na ne fayda verebilir, ne de zarar...

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman inanarak, ihlas ve samimiyetle “Yâ Azîz" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. İn­sanlar arasında aziz olur. Yaratıklardan kimseye muhtaç olmaz. Rızkı çoğalır. Maksadına nâil olur. [16]

 

EL-CEBBAR

 

Anlamı: Dilediğini zorla yaptıran.

Açıklaması: O, yapılmasına karar verdiği şeyi, dilediğinde zorla yaptırır, düzeltir ve onarır.

Cebbar isminin dört anlamı vardır:

1- Acizi güçlendiren, fakiri zenginleştiren, kırık gönülleri onaran, güçlükleri kolaylaştıran, musibete uğrayana sabır veren, kalplere her türlü marifet ve iman ihsan eden.

2- Her şeyden yüce olan.

3- Her şeye hakim ve galip olan

4- Kendisine ortak koşulmasından arınmış o-lan.

Allah, Cebbar'dır. O, yaratıklarını emir ve ya­saklarına zorlar, onları ihtiyaç yerlerine sevkeder, onların geçim ve rızıklarını sağlar. O, ulaşı­lamayan, fiillerinde yarışılamayan, engel oluna­mayan tek güçlü ve hüküm sahibidir.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman inanarak, ihlâsla “Yâ Cebbar" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Herkes tarafından sevilir. İnsan ve şeytanın şerrinden emin olur. [17]

 

EL-MUTEKEBBİR

 

Anlamı: Büyüklük ve ululukta tek olan.

Açıklaması: Büyüklüğünün kemalinde, her şeyden yüce olan, her türlü kötülükten arınmış, yaratıkların sıfatlarından arınmış olan. Kulları arasında büyüklükte kendisiyle yarışmaya yel­tenen taşkınlıklara karşı büyüklüğünü koruyan ve onları cezalandıran. Kullarına zulmetmekten münezzeh olan.

Yüce Allah buyuruyor:

"O öyle bir Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O, mülkün sahibidir. Eksik­likten münezzehtir. Selamet verendir, emniyete kavuşturandır. Gözetip koruyandır, üstündür. İstediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi ol­mayandır. Allah müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir." [18]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla”Yâ Mütekebbir" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Zalimlerden emin olur. Kazancında bereket görür. Her türlü musi­betten emin olur. [19]

 

EL-HÂLİK

 

Anlamı: Yaratan.

Açıklaması: Halik, "halk" kökünden gelen ya­ratıcı anlamında bir isimdir. Hallâk ise, Hâlik'in mübalağa ve tekerrür ifade eden şeklidir. Mükem­mel bir şekilde yaratan, tekrar tekrar yaratan, devamlı yaratan demektir.

Kur'ân ve Sünnette insanın dikkatine sunulan en önemli lususlardan birisi de Allah'ın yaratması O'ndan başka yaratıcının bulunmadığıdır. Yüce Allah (c.c.) tek yaratıcıdır. Yüce Rabbimiz hem Hâlik'tir, hem Hallâk'tır.

Yüce Allah buyuruyor: "İşte sizin Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır." [20]

Yüce Allah, Kur'ân'ın pek çok âyetinde her şeyin yaratıcısı olarak takdim edilir.

Yüce Allah, geçmiş bir örneği olmadan ya­ratandır. O, her şey yok iken ilk yaratandır. O, yerleri ve gökleri yoktan var edendir.

Yüce Allah buyuruyor: "Allah, gökleri ve yeri yoktan var edendir." [21]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir müslüman inanarak, ihlâsla "Yâ Halik" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Maddî ve manevî hastalıklardan kurtulur. İşlerinde başarılı olur. [22]

 

 

EL-BÂRÎ

 

Anlamı: Bir örnek olmadan yaratan.

Açıklaması: Bârî, bir model olmaksızın can­lıları yaratan. Varlıkları değişik şekillerde ya­ratan, birbirlerinden ayıran...

Yüce Allah, Bâri’ dir. Yaratan, bütün varlıkları icad edendir. Yüce Allah buyuruyor: "O, yaratan yoktan var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nu tesbih eder." [23]

Kur'ân-ı Kerim'de Yüce Allah'ın yaratmasıyla ilgili olarak daha başka isimler ve pek çok fiil vardır. "Bedee", "Celee", "Enşee", "Sanea" gibi.

Yüce Allah buyuruyor: "Resulüm! De ki: Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın nasıl yaratmaya başladığını bir görün. İşte Allah, aynı şekilde ahiret hayatını da yaratacaktır. [24]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir müslüman inanarak, ihlâsla “Yâ Bârî” diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Maddî ve manevî hastalıklardan kurtulur. İşlerinde başarılı olur. Sıkıntı ve stresten kurtulur. [25]

 

EL-MUSAVVİR

 

Anlamı: Bütün yaratıklara ayrı ayrı suret ve şekil veren.

Açıklaması: Allah, bu eşyaya bir suret, bir şekil ve bir özellik vermiştir. Her şeyin kendine göre bir sureti, dıştan görünüşü vardır ki, başka­larına benzemez. Tamamen birbirinin aynı iki insan yoktur.

Suret, yaratıklarda bulunan ve onları biri bi­rinden ayıran özel durumdur. Hem maddî hem de manevî olabilir. Allah buyuruyor:

"Yemin olsun ki sizi yarattık, sonra size suret verdik, sonra meleklere 'Adem'e secde edin'dedik. [26]

"Size suret verip de suretlerinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'tır."  [27]

Bu âyetlerde suretin hem maddî, hem de manevî olduğuna işaret vardır.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak “Tâ Musavvir" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun eserlerine nâil olur. İşlerinde başarılı olur. Zor işleri başarır. Muradına nâil olur. [28]

 

EL-GAFFÂR

 

Anlamı: Günahları tekrar tekrar, çokça bağış­layan.

Açıklaması: Gaâffâr, affı çok olan, günahları tekrar tekrar bağışlayan demektir. Öyle ki, bütün günahları bir tek defada affeden, fakat defalarca günaha dönen insanı yine bağışlayan demektir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok affe­dendir." [29]

"Muhakkak ki Ben, tevbe eden, inanan ve salih amel işleyen, sonra da doğru yola gireni bağış­larım." [30]

"De ki: Ey nefisleri aleyhine haddi aşan kul­larım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çün­kü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir." [31]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak "Yâ Gâffâr" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Günahları af olur. Kalbi nurlamr. Kötü huylardan kurtulur. [32]

 

KAHHAR

 

Anlamı: İsyankârları kahreden.

Açıklaması: Kahhâr, "kahr" kökünden galip gelen, hükmeden anlamına gelir. Kahhâr ise aynı anlamı şiddet ve tekerrür suretiyle ifade eder. Allah hakimiyet ve kudretle kullarına galip gelip, onları isteseler de istemeseler de, irade ettiği cihete yöneltmekte, istediği gibi yönetmektedir. Yaratıkları içinde zorbaları, azgınları azapla ezer ve hepsine galip gelir. Bu sıfat, Allah'ın, mahlûkâtına bazan ağır, meşakkatli, üzücü haller verebileceğini ifade eder. Hastalık, musibet ve ölüm gibi. Hiç kimse O'nun tedbir ve takdirinden dışarı çıkamaz. O, her şeye galip gelir, hiç kimse kendisine üstün gelemez.

Yüce Allah buyuruyor:

"De ki: "Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye üstün gelen tek İlâhtır." [33]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak “Yâ Kahhâr" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun eserlerine nâil olur. Düşman­larına karşı galip gelir. Şeytanî ve nefsânî duy­gulardan emin olur. [34]

 

EL-VEHHÂB

 

Anlamı: Karşılıksız veren.

Açıklaması: Vehhab kelimesi, bağış an­lamına gelen hibe kökünden gelip mübalağa ve tekerrür ifade eden bir isimdir. Allah'ın sıfatı olarak "Vehhâb", kullarına çok çok, tekrar tekrar nimet veren yahut hak sahibi olmaksızın insan­lara lütufta bulunan demektir. İnsanlar, ancak bazı durumlarda ve kayıtlı şekillerde, bir takım maddî şeyler hibe edebilirler; bir hastaya şifa, bir kısıra çocuk, bir sapığa hidayet, bir mübtelaya afiyet veremezler. Yüce Allah ise, bütün bunlara maliktir. O'nun cömertlik ve rahmeti bütün can­lılara yayılmıştır.

Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruluyor:

"Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme, katından bize rahmet ba­ğışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın." [35]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak "Yâ Vehhâb" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Bol rızka erişir; ilim ve hikmet sahibi olur. [36]

 

ER-REZZÂK

 

Anlamı: Tekrar tekrar, bol bol rızk veren.

Açıklaması: Yarattığı bütün canlıların rızk­larını bol bol veren, rızka kefil ve her bir canlıyı yaşatacak zaruri gıdayı üstüne alan. Razzak, rızkı yaratan, onu veren veya sebeplere bağlayandır. Her hangi bir canlıya rızkın ulaşmasına sebep olan insana râzık denilebilirse de, Rezzak Yüce Allah'tan başkası için kullanılamaz.

Rızk hem maddî nimetler için, hem de manevî nimetler için kullanılır. Maddî rızk: Aynî mal, nakit para, gıda olacak şey, hatta bedeni kuvvetle yardım, bilgisiyle faydalı olmak gibi.

Manevî rızk: Hz. Şuayb kendisini yalanlayan kavmine karşı: "Ey kavmim, söyleyin bakalım! Eğer ben Rabbimden bir delile sahip isem ve bana katından güzel bir rızık vermişsen, ne yap­malıyım?" [37] Bu örnekte manevi rızkı açıkça görmekteyiz.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak, "Yâ Rezzâk" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine nâil olur, rızkı artar. Hastalıktan emin olur. Maddî ve manevî sıkın­tılardan kurtulur. [38]

 

EL-FETTÂH

 

Anlamı: Hayır kapılarını açan

Açıklaması: Feth, kapak ve güç bir şeyi aç­maktır. Kapalı olan her şeyi yardımıyla açan, her müşkil hidayetiyle giderilen, bazen çeşitli ül­keleri peygamberlerine açan ve oraları düşman­larının ellerinden çıkaran ve şöyle buyuran:

"Biz sana apaçık bir fetih verdik." [39]

Bazen velilerin kalplerinden perdeyi kaldıran ve semasının melekutuna ve azametinin cemaline doğru kapıları açan ve şöyle buyurandır: "Allah'ın insanlara açtığı rahmeti önleyecek kimse yoktur." [40]

Fetih değişik anlamlara gelir. Kur'ân-ı Kerîm'de çeşitli anlamlarda kullanılmıştır:

a-  Maddî olarak açmak; bir evin bir dolabın kapısını açmak gibi.

b- Manevî olarak açmak; bir şehri fethetmek, zafer elde etmek, ilmî bir müşkili açmak, sıkıntıyı gidermek, fakirliği gidermek gibi.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak “Yâ Fettâh" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Kalbi temizlenir. Gönlünde büyük fetihler mey­dana gelir. Bütün zor kapılar açılır. Sıkıntı ve sinir hastalıklarından emin olur. [41]

 

EL-ALîM

 

Anlamı: Her şeyi çok iyi bilen.

Açıklaması: Olmuş olanı, olmakta olanı ve gelecekte olacak şeyleri bilen, kendisine kâinat­tan hiçbir şey gizli kalmayan ve ilmi küçük-büyük, gizli-aşikar, her şeyi kuşatan şeklinde tarif olunur. Yüce Allah'ın ilmi zorunlu olan şeyleri de imkânsız olan şeyleri de, manevî âlemi de maddî âlemi de kuşatır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Şüphesiz ki Allah her şeyi bilir." [42]

"O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sa­hiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır."  [43]

"Gaybm anahtarları O'nun katındadır; onları O'ndan başkası bilemez. O, karada ve denizde olan her şeyi bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yeryüzünün karanlıkları içinde gö­rülen dane, yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki, o her şeyi açıklayan kitapta bulunmasın." [44]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamım yaşayarak “Yâ Alîm" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. İlmi-irfânı artar. Maddî ve manevî ilim kapıları kendisi için açılır. [45]

 

EL-KÂBID

 

Anlamı: Ruhları kabzeden, sıkan, daraltan, rızkı belli ölçülerde veren.

Açıklaması: Bütün canlılara hayat veren, Ölüm anında varlıkların ruhlarını kabzeden, zen­ginlere ihsanda bulunan, zenginlerden sadaka alıp fakirlere rızk veren. Kullarının kalplerini kabzedip onları istediği yöne çeviren O'dur.

Yüce Allah buyuruyor:

"Darlık veren de bolluk veren de Allah'tır. Sadece O'na döndürüleceksiniz." [46]

"Rasûlum de ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsm. Her türlü iyilik senin elindedir. Sen gerçekten her şeye kadirsin." [47]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak “Yâ Kâbıd" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Zulümden kurtulur. Kötü huylardan kurtulur. Sıkıntılardan kurtulur. [48]

 

El-BÂSİT

 

Anlamı: Ruhları bedenlere yerleştiren, açan, genişleten, rızk veren.

Açıklaması: Bedenlere ruh ve hayat veren, ferahlık veren, ömrü uzatan, canlılara bol bol rızk veren, rızkı açan ve genişleten O'dur.

Bâsit, Kâbıd isminin tam aksidir. Kâbıd, "öl­düren"; Bâsit ise "hayat veren" demektir. Kâbıd "az rızık veren"; Bâsit ise "çok rızık veren" de­mektir. Kâbıd, "kalpleri kabzedip onları cemâlin­den mahrum bırakan"; Bâsit ise "kalpleri cemâli­ne açan, onlara lütuf veren" demektir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Rasûlum! De ki: "Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsm. Her türlü iyilik senin elindedir. Sen gerçekten her şeye kâdirsin." [49]

 

 Hikmet ve Esrarı

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak "Yâ Basit" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse, onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Rızkı genişler. Korku ve sıkıntıdan emin olur. Maddî ve manevî nimetlere kavuşur. [50]

 

EL-HÂFID

 

Anlamı: Dereceleri indiren, alçaltan.

Açıklaması: Hâfıd, noktalı "hı" ile alçaltan, dereceleri indiren, haddini bildiren anlamına ge­lir. Yüce Allah (c.c.) kendisine inanmayan kâfir­leri, kendisine âsi olanları, nankörlük edenleri, kendisini büyük gören kibirlileri alçaltır.

Yüce Allah'ın alçalttığı kimseyi O'ndan başka kimse yükseltemez, kaldıramaz. Kim bâtıla, şeytana, nefsine uyup da îmandan, ibadetten, ahlâktan uzaklaşarak hayvanlar gibi sadece yiyip içmek, zevk u sefa ile uğraşırsa onu en alçak tabakaya indirir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Rasûlum! De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verir, mülkü dile­diğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltir, dile­diğini de alçaltırsm. Hayır senin elindedir. Ger­çekten senin her şeye gücün yeter." [51]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak “Yâ Hâfıd" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine nâil olur. Zalimlerin şer­rinden korunur. Duası kâbul olunur. [52]

 

ER-RÂFİ

 

Anlamı: Dereceleri yükselten, kaldıran.

Açıklaması: Râfi, ref kökünden hem maddî hem de manevî yükselme anlamına gelir.

Yüce Allah (c.c.) kendisine inanan, ihlaslı, ita­atkâr kullarından dilediklerini yükseltir. O'nun yükselttiği kimseyi O'ndan başka kimse alçalta­maz. O'nun alçalttığı kimseyi de O'ndan başka kimse yükseltemez.

Kim küfürden, şirkten, batıldan, şeytanî duy­gulardan uzaklaşırsa Yüce Allah onu yükseltir.

Yüce Allah buyuruyor:

Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Mu­hakkak ki senin Rabbin hüküm ve hikmet sahi­bidir." [53]

"Biz onların kimini kimine üstün kıldık ki, bazısı bazısını tutup çalıştırsın. Rabbinin rahmeti, onların toplayıp biriktirdiklerinden çok daha hayırlıdır." [54]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak “Yâ Râfî" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellîsine, eserlerine nâil olur. Mad­dî ve manevî derecesi yükselir. Zalimlerden kur­tulur, maddî ve manevî imkânlara kavuşur. [55]

 

EL-MUİZ

 

Anlamı: İzzet veren, yükselten.

Açıklaması: İstediğine izzet veren, istediğine mülk veren, istediğine şeref veren.

İzzet, zilletin zıddıdır. İzzet, üstünlük, şeref, haysiyet anlamına gelir. Yüce Allah kullarından dilediğine izzet verir, dilediğinden alır.

Genellikle halk arasında izzetle kibir birbirine karıştırılır. İzzet, bir insanın kendi derecesini şerefini bilmesi, onu fânî şeyler için harcamaması, hakarete düşürmemesi ve değerini korumasıdır. Kibir ise, insanın kendi derecesini bilmemesi ve onu gerçek mertebesinin üstünde tutmasıdır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye kâdirdir." [56]

Allah azîzdir, O'nun her şeye gücü yeter. O, dilediğini yükseltir. O'nun gücü hiçbir sınırlama­ya tâbi değildir.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak “Yâ Muiz" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine kavuşur. İzzet ve şeref sahibi olur. Zalimlerin şerrinden emin olur. [57]

 

EL-MÜZİL

 

Anlamı: Alçaltan, zillet veren.

Açıklaması: İstediğini alçaltan, istediğine zil­let veren, istediğini hor ve hakir eden...

Zillet, izzetin aksidir. Zillet, alçaklık, küçülme, değersiz, önemsiz gibi anlamlara gelir. Yüce Allah kullarından dilediğine izzet verir, dilediğine de zillet verir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Rasûlum! De ki: "Ey mülkün sahibi olan Al­lah'ım! Sen mülkü dilediğine verir, mülkü dile­diğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltir, dile­diğini de alçaltırsm. Hayır senin elindedir. Gerçekten senin her şeye gücün yeter." [58]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir müslüman inanarak, ihlâsla “Yâ Müzil" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Zalimin zulmün­den korunur. Korktuklarından emin olur. [59]

 

ES-SEMÎ

 

Anlamı: Her şeyi işiten

Açıklaması: Semi, işitmek anlamına gelen "semi" kökünden gelir. Aşikârı, gizliyi, açığı, kapalıyı her şeyi, bütün fısıltıları, duaları işiten demektir. Bu manada sadece Allah için kullanılır.

Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de 45 yerde "işit­me" sıfatıyla kendini vasıflandırmaktadır. Bazı âyetlerde de "duâları işiten, dâları kabûl eden" şeklinde vasıflandırmaktadır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah her şeyi işiten ve bilendir." [60]

"Sizden sözü gizleyerek onu açığa vuran, gece­leyin gizlenenle gündüzün yürüyen O'nun ilmin­de eşittir." [61]

"Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü Allah muhak­kak işitmiştir. Allah sizin konuşmalarınızı işitir. Allah her şeyi işitendir, her şeyi görendir." [62]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla “Yâ Semî" diye bu mü­barek ismin zikrine devam ederse onun tecelli­sine, eserlerine nâil

olur. Duası kabûl olunur, haceti yerine gelir. Kulak hastalığından kurtulur. [63]

 

EL-BASîR

 

Anlamı: Her şeyi gören.

Açıklaması: Basır, görme anlamına gelen basar kökünden gelir. Her şeyi gören, hiçbir şey kendisinden saklanmayan, yapılanları tek tek zaptedip muhafaza eden demektir.

Yüce Allah, kâinatta bulunan her şeyi bütün incelikleriyle görür. Onun görme alanı dışında hiçbir şey yoktur. O, karanlık bir gecede, siyah bir taşın üstündeki siyah bir karıncanın ayak­larını görür; onun iç ve dış bütün organlarını görür. Bütün bitki ve ağaçların damarlarında yü­rüyen suyu görür.

Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de kendisini 44 yerde "görme" sıfatıyla vasıflandırmaktadır:

"Onlar, başlarına bir belâ gelmeyeceğim zan­nederek kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah onla­rın tevbelerini kabûl etti. Fakat daha sonra on­lardan pek çoğu yine kör ve sağır kesildiler. Allah, onların yaptıklarını çok iyi görendir." [64]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak “Tâ Basîr" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun eserlerine nâil olur. Feraseti ve basireti açılır. Göz hastalıklarından kurtulur. Hafızası güçlenir. [65]

 

EL-HAKEM

 

Anlamı: Hükmeden, iyiyi kötüden ayıran.

Açıklaması: Cenâb-ı Hak (c.c.) dünya ve ahirette kulları arasında adaletle hükmedendir. O, hiç kimseye kimsenin günahını yüklemez. Kim­seye zerre miktarı haksızlık yapmaz. Kimseye günahından fazla ceza vermez. O, bütün işlerinde adaletle hükmeder.

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah aranızda hükmedinceye kadar bek­leyin. O hakimlerin en iyisidir." [66]"Rabbimin sözü doğruluk ve adalet bakımın­dan tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiş­tirecek kimse yoktur." [67]

"Rasûlum! De ki: Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım? Oysa kitabı size açık olarak in­diren Allah'tır." [68]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, "Yâ Hakem" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun eser­lerine nâil olur. Sözü etkili olur. Davalarında başarılı olur. İlim ve hikmet sahibi olur. [69]

 

EL-ADL

 

Anlamı: Çok adaletli.

Açıklaması: Adaletle hükmeden, gerçek ada­letin sahibi, mutlak manada adalet ve hakkaniyet sahibi.

Adalet, her şeyin hakkını verme, düzenli ve dengeli davranmak demektir. Adalet, zulmün ak­sidir. Cenâb-ı Hak (c.c.) adaletlidir, zalimleri hiç sevmez, zalimlere meyledenleri, onlara yardım edenleri de sevmez. Bunun için İslam'da zulüm büyük günahlardandır. Adalet ise İslam'da en çok önemsenen üzerinde durulan güzel sıfatlar­dandır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah, hâkimlerin en güzel hüküm vereni değil midir?"  [70]

"Nûh, Rabbine duâ edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz ki oğlu öz ailemdendir. Senin vaadin ise elbette haktır ve sen hâkimlerin hâkimisin." [71]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak “Yâ Adl” diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. İş­lerinde adaletli olur. Zalimlerden emin olur. [72]

 

EL-LATİF

 

Anlamı: Lütfedici, gizli sırları bilen.

Açıklaması: Yüce Allah'ın sıfatı olarak Latif, faydalı olan şeyleri kullarına güzellik ve incelikle ulaştırmakla lütuf ve ihsan eden veya işlerin en ince ve gizli yönlerini bilen diye tanımlanır. Gö­rüldüğü gibi esas olan iki anlamı vardır: İhsan ve sırları bilmek.

Latîf, işlerinde güzellik ve en incelerine varın­caya kadar faydaları bilmek ve takdir ettiği kul­larına onları eriştirmektir. Latif, kullarına bil­medikleri bir yönden lütfeden, ummadıkları yer­den faydaları için sebepler yaratandır.

Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de 7 yerde ken­disini Latîf olarak vasıflandırmıştır:

"Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, galiptir." [73]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, anlamını yaşayarak "Yâ Latîf diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Bütün belâ, sıkıntı, hastalık, musibet ve zulüm­lerden emin olur. İlahi sırlara mazhar olur. [74]

 

EL-HABÎR

 

Anlamı: Her şeyden haberdar olan, gizli şey­leri bilen.

Açıklaması: Hiçbir şey gizli kalmayacak şekil­de her şeyi bilen, kendisinden gizli haberler saklı kalmayan, mülkünde olup biten her şeyden hare­ket eden her zerreden haberdar olan demektir.

Cenâb-ı Hakk’ın ilmi gizli olan şeyleri de aşi­kâr olan şeyleri de maddî olan şeyleri de manevî olan şeyleri de geçmiş zamanı olan şimdiki ve gelecek zamanı da kuşatır. Hiçbir şey O'na gizli kalmaz.

Cenâb-ı Hak (c.c.) buyuruyor:

"Allah kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır."[75]

"Şüphesiz ki Allah işlediklerinizden haberdar­dır." [76]

"O, kullarının üstünde yegâne tasarruf sahibi­dir. Hakîm'dir, Haberdardır." [77]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla “Yâ Habîr" diye bu mü­barek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine mazhar olur. Kötü ahlâktan kurtulur. Zihni açılır. [78]

 

EL-HALÎM

 

Anlamı: İlim sahibi, sabırlı, yumuşak ve şef­katli

Açıklaması: İnsanların isyanlarına rağmen, isyan ehlini cezalandırmakta aceleci olmayan, cezada ne acele ve ne de ihmalkar davranmayan, gazabın kendisini kızdırmadığı, bir asinin düşün­cesizliğinin, isyanının kendisini öfkelendirdiği, af ve sabır sahibi...

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

"İyi bilin ki Allah, gönlümüzdekileri bilir. Al­lah'tan sakının, İyi bilin ki Allah gafûrdur, hakim­dir" [79]"Muhakkak ki Allah, gökleri ve yeri yok olup dengeleri bozulmasın diye tutuyor. Eğer yer­lerinden kayacak olurlarsa, onları Allah'tan baş­ka hiç kimse tutamaz. Allah gerçekten kullarına karşı Halîm'dir, bağışlayıcıdır." [80]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, "Yâ Halîm" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecel­lisine, eserlerine nâil olur. Ahlâkı güzelleşir. Si­nirleri yatışır. Afetlerden korunur. Kazancı artar. [81]

 

EL-AZÎM

 

Anlamı: Çok ulu, sonsuz büyük

Açıklaması: Zatı ve sıfatları itibarıyla çok yüce, çok büyük. Bütün kâinatın üstündeki, hü­küm ve malikiyet ile onların çok kolay bir şekilde tedbir ve idaresi ve varlıkta tutulması ile müşahe­de edilen pek yüce ve tenzîh edilmesi gereken Rab, Allah.

Yüce Allah (c.c.) buyuruyor:

"Allah çok yücedir, çok uludur. O'nun büyük­lüğünden gökler, üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyor." [82]

"Gökleri ve yeri korumak Allah'a asla ağır gelmez. O, çok yücedir, büyüktür." [83]

"Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük lütuf ve kerem sahibidir." [84]

"Ey inananlar! Allah'tan sakınırsanız, O, size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir." [85]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Azîm" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. İzzet ve şerefe kavuşur. Şifa bulur. Korkulardan emin olur. [86]

 

EL-ĞAFÛR

 

Anlamı: Çok affeden, devamlı affeden.

Açıklaması:Ğafur,"ğufrân" kökünden gelir, örtmek anlamındadır. Kulların günahlarım affe­derek örten. Günahlar ne kadar çok ise, af da o kadar çoktur. Günahları tekrar tekrar, çokça bağışlayan demektir.

Yüce Allah (c.c.) buyuruyor:

"Rasûlum! Müminlere şu emrimi söyle: Ey ken­dilerine zulmedip aşırı giden kullarım! Allah'tan rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları affeder. O, muhakkak çok bağış­layan ve çok merhamet edendir." [87]

"Allah elbette çok affedicidir, çok bağışlayıcı­dır." [88]

"Rasûlum! Kullarıma haber ver: İşte ben çok bağışlayan, çok esirgeyenim." [89]

"Rabbin mağfiret ve merhamet sahibidir." [90]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Ğafûr" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Al­lah'ın affına mazhar olur. Korktuğu şeylerden emin olur. [91]

 

EŞ-ŞEKÜR

 

Anlamı: Az amel'e çok sevap veren

Açıklaması: Şükür, yapılan iyiliği bilmek ve yaymaktır. Şekur, kulların az amellerine karşı çok mükafat veren, ecirlerini kat kat artıran demektir. Allah'ın kullarına şükrü, onları bağış­laması, amellerinin karşılığını vermesi ve onları övmesidir.

Yüce Allah, Şekûr ve Şâkir'dir. O, insanları bağışlar, amellerinin karşılığını tam verir ve onları över.

Yüce Allah buyuruyor:

“Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilen­dir." [92]

"Kim isteyerek bir iyilik yaparsa muhakkak Allah onu kabûl eder ve o iyiliği hakkıyla bilir." [93]

"Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir." [94]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Şekûr" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse, onun tecellisine, eserlerine nâil olur. İyi amellere muvaffak olur. Maddî ve manevî has­talıklarına şifa bulur. [95]

 

EL-ALÎYY

 

Anlamı: Yükseklikte sonsuz, yüceltici.

Açıklaması: O, çok yücedir, yücelticidir, yüce­liğin kaynağı ve sahibidir. Uludur. O, zatı yönüyle uludur, sıfatları yönüyle uludur. O, zatında ve sıfatlarında, hiçbir şeye benzemez.

Yüce Allah buyuruyor:

"Gökleri ve yeri koruyup gözetmek Allah'a zor gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür." [96]

"O, görüleni de görülmeyeni de bilir, pek bü­yüktür, pek yücedir. [97]

"Allah yücedir, büyüktür." [98]

"Doğrusu Allah yücedir büyüktür." [99]

"Doğrusu O yücedir, Hakim'dir." [100]

"O, yücedir ve çok büyüktür." [101]

"Bugün hüküm, yüce Allah'ındır." [102]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Aliyy" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Ah­lâkı güzelleşir. Rızkı artar. İlmi artar. Bütün kötülüklerden korunur. [103]

 

EL-KEBÎR,

 

Anlamı: Pek büyük.

Açıklaması: Zatı ve sıfatları pek büyük olan. Sonsuz büyüklük sahibi.

Kebir, "büyük" anlamında bir sıfattır. Allah hakkında aynı kökten daha çok "Kibriya" sıfatı kullanılmıştır. Kibriya, ululuğun son derecesi demektir. Yalnız Allah'a mahsustur. O, "Kibriya sahibi"dir. Pek ulu, her büyüğün küçüldüğü "mut­lak büyük" O'dur. Bu sıfat mutlak olarak sadece Allah'a mahsustur. Yaratıkları için sadece mecazi olarak kullanılabilir.

Yüce Allah buyuruyor:

 "Allah, görüleni de görülmeyeni de bilir, pek büyüktür, pek yücedir." [104]

"Onlara "Yalnız Allah çağrıldığı zaman inkâr ederdiniz de, O'na eş koşulunca inanırdınız. Bu­gün hüküm, yüce Allah'ındır" denir." [105]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Kebîr" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. İlmi artar. Şerefe nâil olur ve borçtan kurtulur. [106]

 

EL-HAFÎZ

 

Anlamı: Koruyan, gözeten.

Açıklaması: Kendisinden hiçbir şey gizli kal­mayan, hayır ve şer olarak kullarının yaptıkları her şeyi saklayan, kudretiyle gökleri ve yeri var­lıkta tutan. Bütün kâinatı yok olmaktan korur. Gökleri ve yeri, bütün kâinatı korumak O'na ağır gelmez. Allah, insanı koruyan "hafaza" melekleri gönderir. O, insanların amellerini kaydettirir, saklar ve sözlerini tespit ettirir. Onların bütün niyetlerini ve içlerinde saklı olanları bilir. Ondan hiçbir şey gizlenemez, hiçbir gizli, kendisine gizli kalamaz. O, ihlaslı kullarını günahlardan ve şey­tanın tuzaklarından korur.

Yüce Allah buyuruyor:

"Şüphesiz Rabbim her şeyi koruyup gözeten­dir." [107]

"Rabbin herşeyi gözetip koruyandır." [108]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Hafîz" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun eserlerine nâil olur. Bütün belâ, musibet ve korkulardan emin olur. Şifa bulur. Zihni açılır. [109]

 

EL-MUKÎT

 

Anlamı: Bütün canlıların gıdalarını, azık­larını üzerine olan.

Açıklaması: Mukit, "kût" kökünden gelmek­tedir, "kût" ise, canlıyı hayatta tutan gıdaya, azığa denir. Mukit, bütün canlıların gıdalarını, azık­larını üzerine olan, onlara ulaştıran... Azık, rızıktan daha özel bir isimdir. Rızık, maddî ve manevî nimetleri içine alır. Azık ise, bedenin ayakta durmasmı sağlayan yiyecek demektir.

Mukit, bedene medet veren "kût”tan gelmek­tedir. Allah, canlıların bedenlerini, vakit vakit çözülen ve gidenlerin yerini yeni unsurların al­masıyla yenilenen bir nizama tabi olarak ya­ratmıştır. İrade ettiği belirli bir vakte kadar, be­denin varlıkta durmasını, devamlı surette yeni­lemekle, Allah canlılara mukit sıfatıyla yardım etmektedir. Günümüz biyolojisi de bunu kabûl etmektedir.

Mukit ismine bunun dışında değişik anlam verenler de olmuştur: Her şeyin tedbir ve idare­sini üzerine alan, gözeten, kuşatan gibi.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, “Yâ Mukît" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecel­lisine nâil olur. Rızkı geniş olur. Bütün sıkın­tılardan kurtulur. [110]

 

EL-HASÎB

 

Anlamı: Hesaba çeken

Açıklaması: Hasib isminin değişik anlamları vardır:

1-Hesaba çeken: "Hesab sorucu olarak Allah yeter." [111] Kalbin ve bütün organların iş­lerinden, büyüğünü de küçüğünü de hesaba çe­ken... Kullarının ancak hesap ile bildikleri mik­tarları, hesaplamaksızın bilen. Zira hesaplayan kimse, miktarı yavaş yavaş anlar, yekûnu da hesabını bitirdiği zaman bilir. Allah'ın herhangi bir şey hakkındaki ilmi ise sonradan olacak bir hesaba bağlı değildir.

2- Şahit olan, hazır olan.

3- Zapteden, tespit eden.

Yüce Allah kendisini bu sıfatla ilgili olarak üç şekilde vasıflandırmaktadır:

1- Hâsib; hesaba çeken [112]

2- Serîu'l-hisâb: Hesabı çok çabuk olan [113]

3- Esrau'l-Hâsibîn: Hesap görenlerin en çabuk olanı:  "O,  hesap  görenlerin en çabuğudur." [114]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman inanarak “Ya Hasîb" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecel­lisine, eserlerine nâil olur. Duası kabûl olur. Gözden, zalimden kurtulur. [115]

 

EL-CELİL

 

Anlamı: Azamet ve büyüklük sahibi.

Açıklaması: Celâl sahibi, azamet, ululuk, bü­yüklük, kuvvet ve kudret sahibi. Bu sıfatlara Celal sıfatı denir.

Allah, Celâl sıfatlarıyla muttasıftır. O'nun dışında bu sıfatlarla muttasıf olan bir varlık yok­tur.

Celâl sıfatı, kimseye muhtaç olmamak, haki­miyet, kutsallık, ilim, kuvvet ve kudretten iba­rettir. Allah kudretlidir, büyüktür, en büyüktür; her büyük O'nun büyüklüğünün, celâlinin yanın­da hiç bir anlam ifade etmez. Yüce Allah buyuruyor:

"Yeryüzünde bulunan her şey fânidir. Ancak, yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bâkidir." [116]

"Celâl (büyüklük) ve ikram sahibi olan Rabbi­nin adı ne güzeldir." [117]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Celîl" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse, onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Saygı görür. Ahlâkı güzelleşir. Zalimlerden kurtulur. Maddî ve manevî güce kavuşur. [118]

 

EL-KERÎM

 

Anlamı: Çok cömert.

Açıklaması: Kerim, karşılık beklemeksizin veren. Allah kerem sahibi olduğu içindir ki, hak sahibi olmayan yaratıklarına, en başta nimet verir, bir karşılık beklemeksizin bağışta bulunur, günahı örter, kötülük yapanı affeder. Kerim, Al­lah'ın sıfatı olarak, hayrı çok olan, çok cömert, bağışı tükenmeyen, veren, her türlü şeref ve fa­zileti kendisinde toplayan, işleri Öğülmeye lâyık, yüce, noksanlıklardan münezzeh...

Allah, Kerîm'dir ve Ekrem'dir. O, yaratıklarını nimete boğar, karşılıksız bağışta bulunur. Yüce Allah, bütün insanlığa ilk defa "Ekrem" ismiyle hitap etmiştir:

"Rasûlum! Yaratan Rabbinin adıyla oku! O insanı yapışkan bir sudan yaratmıştır. Oku! Rabbin Kerîm'dir.” [119]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Kerîm" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse o- nun tecellisine, eserlerine nâil olur. Ah­lâkı güzelleşir. Kazancı artar. Her türlü şerden korunur. Günahları affolunur. [120]

 

ER-RAKÎB

 

Anlamı: Gözeten, zapteden.

Açıklaması: Rakîb, gözeten, insanların bütün yaptıklarını zapteden, murakabe eden, onlara vakıf olan, yaratıklarının yaptıklarından bir an bile gafil olmayan.

Yüce Allah buyuruyor:

"Şüphesiz ki Allah hepinizi görüp gözetmekte­dir." [121]

"Allah herşey üzerinde murâkıptır, gözeten­dir." [122]

"İnsanın ağzından hiçbir söz çıkmaz ki yanında hazır bulunan bir gözetleyici olmasın." [123]

Şuayb (a.s.) kavmine şöyle diyor: "Azabı gö­zetleyin, ben de sizinle beraber gözetliyorum." [124]

 

Hikmet ve Esrarı:

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve güvenerek “Yâ Rakîb" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Bü­tün korkulardan emin olur. Hafızası kuvvetlenir. Rızkı açılır. [125]

 

EL-MÜCÎB

 

Anlamı: Duaları kabûl eden.

Açıklaması: Mücib, kabûl eden, cevap veren anlamına gelir. Allah'ın sıfatı olarak, duaları ve dilekleri kabûl eden, yerine getirerek karşılık ve­ren, kullarından isteyene, arzu ettiği şeyi yetiş­tiren, demektir. Buna Allah'tan başka kimsenin gücü yetmez.

Duayı kabûl etmek, kendisini çağıran çaresiz kalmışın sıkıntısını açıp kaldırmak Allah'a mah­sustur. Sahte ilâhlar duaları işitip karşılık ve­remezler.

Yüce Allah buyuruyor:

"Şüphesiz ki Rabbim yaratıklarına çok ya­kındır ve onların dualarını kabûl edendir." [126]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak "Yâ Mücîb" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Duası kabûl olunur. İnsanlar tarafından sevilir. [127]

 

EL-VÂSİ

 

Anlamı: İlmi ve rahmeti geniş, genişleten.

Açıklaması: İlmi ve rahmeti her şeyi kuşatan. Kâinatı sürekli genişleten. Yaratışı ve yaratık­larını dilediği şekilde artırıp genişleten.

Yüce Allah buyuruyor: "Biz semayı kudreti­mizle kurduk. Biz onu devamlı genişletmekteyiz." [128]

"Allah size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaad eder. Allah her şeyi kuşatan-ve her şeyi bilendir." [129]

Yüce Allah hem Vâsi'dir hem de Mûsi'dir. Çün­kü tâkat, güç, kuvvet sahibidir. Mûsi'dir; çünkü genişletendir, büyütendir.

"Göğü kuvvetimizle biz kurduk, biz onu geniş­letiriz." [130]

Uzay araştırmalarının çok fazla önem kazan­dığı çağımızda bu isim ve onunla ilgili âyetler pek çok gerçeğe ışık tutmaktadır.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak "Yâ Vâsi" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Geçim sıkıntısından kurtulur. Ruhi sıkıntılardan ve kötü huylardan kurtulur. [131]

 

EL-HAKÎM

 

Anlamı: Hüküm ve hikmet sahibi

Açıklaması: Hikmet, adalet, ilim, bilim, pey­gamberlik, Kur'an, Allah'a itaat, dinde derin kav­rayış ve onunla yaşayış, takvâ, akıl, söz ve işte isabet anlamlarına gelir.

Hüküm, ilim, derin kavrayış adalet anlamına gelir.

Hakîm ismi Kur'ân-ı Kerîm'de 97 yerde geçer. "Hakîm" olarak geçer; "Hâkim" olarak geçer. Ah-kemü'l-Hâkimîn, yani hâkimlerin hâkimi şeklin­de geçer. Hayru'l-Hâkimîn yani hâkimlerin en hayırlısı olarak geçer.

Yüce Allah buyuruyor:

"O, kullarının üzerinde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir." [132]

Hüküm kelimesi, hikmet kelimesinden daha umumidir. Her hikmet hükümdür; fakat her hü­küm, hikmet değildir.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman inanarak ve yaşayarak "Yâ Hakîm" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse ilim ve hikmet sahibi olur. Mutlu olur. Rızkı genişler ve korktuğu şeylerden emin olur. [133]

 

EL-VEDÛD

 

Anlamı: Müminleri çok seven.

Açıklaması: Vedûd, saf sevgi anlamına gelen "Vudd" kökünden gelmiştir. Hem çok seven hem de çok sevilen anlamına gelir. Seven. Sevilen. Sevdiren. Sevme-sevilme ilişkisini kotaran. Bütün sevgilerin en son ve en yüce gayesi olan.

Yüce Allah Vedûd'dur. İnsanları mağfireti ile sever; O'nun yaratıklarına karşı sonsuz sevgisi vardır. Maddî ve manevî bütün sevgilerin kaynağı O'dur. Kur'ân-ı Kerîm'de Yüce Allah iki yerde kendisini Vedûd olarak tanıtır:

Lût (a.s.) kavmine şöyle dedi:

"Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok merhamet eden ve müminleri çok sevendir." [134]

"O, bağışlayan, sevendir." [135]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Vedûd" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Allah sevgisine mazhar olur. İnsanlar tarafından sevilir ve sayılır. Aile sevgisine kavuşur. [136]

 

EL-MECÎD

 

Anlamı: Şanı büyük, ikramı çok.

Açıklaması: Mecid, ululuk, genişlik, cömert­lik, lütuf ve ihsan sahibi.

Mecid kelimesinin başlıca üç anlamı vardır:

1- Ulaşılamayacak izzet, azamet ve ululuk.

2- Bütün güzel hasletler ve güzel işler.

3- Lütuf sahibi, ikramı çok.

Mecîd ismi Kur'ân-ı Kerîm'de dört yerde geç­mektedir. İkisinde Kur’ân’ın ismi olarak, ikisinde de Allah'ın ismi olarak geçmektedir:

"O, Arş'ın sahibidir. O, Mecîd'dir (çok yücedir)." [137]

Yüce Allah buyuruyor:

Melekler, Lût(a.s.)'a dediler ki: "Bu, Allah'ın siz ev halkına olan rahmet ve bereketidir. Muhak­kak ki Allah övgüye çok lâyıktır. İzzet ve şeref sahibidir." [138]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman inanarak ve yaşayarak "Yâ Mecid" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Has­talıklardan emin olur. Vesveseden kurtulur. Ruhi bunalımdan kurtulur. [139]

 

EL-BÂ'ÎS

 

Anlamı: Öldükten sonra dirilten.

Açıklaması: İnsanları öldükten sonra diril­ten, mahşer yerinde toplayan. Ölüleri tekrar di­rilterek kabirden çıkaran.

Öldükten sonra tekrar dirilmeye "ba'su ba'de'1-mevt" denir. İslâm'ın altı iman esasların­dan biridir. Kur'an-ı kerim'de öldükten sonra di­rilmeye büyük önem verilir. Çünkü ahiret inan­cının esasıdır. Kıyametin kopmasından sonra bütün canlı yaratıklar hesap için tekrar dirilecek­lerdir. Öldükten sonra dirilmenin ispatı konusun­da Kur'an-ı Kerim bazı örnekler vermektedir:

1-Yüce Allah, ilk insan olan Hz. Adem'i yoktan ve topraktan yaratmıştır. Buna kadir olan Allah yeniden diriltmeye kadirdir. [140]

2- Hz. İsa'yı babasız yaratmaya kadir olan Allah, öldükten sonra da diriltmeye kadirdir. [141]

3- Kâinatta bulunan bitki, ağaç, meyve ve sebzelerin yeniden dirilmeleri de bunu isbat eder. [142]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Bâ'is" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Kalbi nurlamr. Gönlü açılır. İbadetleri sever. Hayır kapıları açılır. [143]

 

EŞ-ŞEHÎD

 

Anlamı: Her şeye şahit olan

Açıklaması: Şehit, kendisinden hiçbir şey saklanmayan ve hiçbir şeyi unutmayan, her şeye şahit olan.

Şehit, insanların ancak müşahede ederek, ora­da hazır olarak bilebilecekleri şeye O, görmeden vakıf olur. Ancak O, mekanla ilgili bir yakınlıkla nitelenmez. Allah, ezelden beri her şeyi bilir. Küçük-büyük her şeye şahittir, vâkıftır.

Yüce Allah buyuruyor;

"Şüphesiz ki Allah her şeye şahittir." [144]

"Muhakkak ki Allah hepinizi görüp gözet­mektedir." [145]

"Allah sana indirdiğinin gerçek olduğuna şahitlik eder: O'nu kendi ilmi ile indirdi; melekler de buna şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter." [146]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Şehîd" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Al­lah'a itaat eder. Ahlâkı güzelleşir ve sıkıntıdan kurtulur. [147]

 

EL-HAK

 

Anlamı: Hak ve hakikatin kendisi.

Açıklaması: Hak, batılın zıddı, yerine geti­rilen hüküm, adalet, varlığı zaruri olan, doğruluk, hakikat.

Allah'ın sıfatı olarak Hak, inkârı mümkün ol­mayan, varlığının kabûl olunması zaruri olan, varlığı ve muhiyeti kesin olan, hakiki var olan, hikmetin iktizasına göre eşyayı var eden, son derece âdil, hakkı açıklayan, vaadinde duran...

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah Hakkın ta kendisidir. O'nun dışındaki taptıkları ise batılın ta kendisidir. Hakikat şu ki Allah, evet, O, çok uludur, çok büyüktür." [148]

"De ki: "Hak, Rabbinden gelendir. Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin." [149]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla inanarak ve yaşayarak "Yâ Hak" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Duası kabûl olunur. Hakkı bulur. Ahlâkı güzelleşir. Adaletten ve doğruluktan ayrılmaz. [150]

 

EL-VEKÎL

 

Anlamı: Her şeye vekil.

Açıklaması: Vekil, her şeyi tedbir ve idare eden, gözeten, kendisinden hiçbir şeyin bilgisi gizli olmayan, hiçbir şeyi korumak ve idare etmek kendisine ağır gelmeyen, yarattığı her şey üzerinde gözetici ve koruyucu olan, hepsinin rızıkları ve idareleri kendisine ait olan...

Müslümanların "Allah bize kâfidir. O ne güzel vekildir" demeleri, bundan ileri gelir. "O ne güzel Vekil'dir”in anlamı "işlerimizin ne güzel kefil ve idarecisidir" demektir.

Yüce Allah buyuruyor:

"O, doğunun ve batının Rabbidir. Ondan başka ilâh yoktur. Sen sadece O'nu vekîl et." [151]

"Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekîldir." [152]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Vekîl" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Bütün korkulardan emin olur. Rızkı genişler. Duası kabûl olunur. [153]

 

EL-KAVÎ

 

Anlamı: Her şeye gücü yeten, kudretli.

Açıklaması: Kavî, kuvvet ve kudret sahibi. Gücü bizzat kendinden olan. Hiçbir durumda ken­disi için aczin olmadığı, mutlak ve kamil kuvvete sahip olan. insanlar, kuvvetle nitelenseler de, kuvvetlerinin, gerek nitelik gerek nicelik yönün­den bir sınırı vardır. Oysa "Kavî" istediği her şeye kâdir olandır.

Yüce Allah'ın "Kavî" sıfatı pek çok yerde mü­şahede edilmiştir: gönderilen peygamberleri ya­lanlayan kavimlerin helak edilmesinde, kullarına lütufkâr muamele edip onların dilediği gibi nimetlendirilmesinde, savaşta müminlere yardım etmekte...

Yüce Allah buyuruyor:

"Muhakkak rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır." [154]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla inanarak ve yaşayarak “Yâ Kavî" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Mad­dî ve manevî güce kavuşur. Korkulardan emin olur. [155]

 

EL-METÎN

 

Anlamı: Çok güçlü, çok sağlam.

Açıklaması: Metin, metanet kökünden gelir, Çok kuvvetli, çok sağlam, her durum ve tavır karşısında dayanıklılığını koruyan demektir. Hiçbir iş Allah'a zor gelmez. Hiçbir şey O'nu âciz bırakamaz. Hiçbir şey O'nun iradesine karşı ge­lemez. Hiçbir şey O'nun kuvvetinden kurtulamaz. O, hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O'na muhtaçtır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Gerçekten rızk veren ve sarsılmaz güç sahibi olan ancak Allah'tır."  [156]

"Ben onlara mahsus mühlet veririm. Çünkü benim tedbirim çok kuvvetlidir."  [157]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Metîn" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Güçlü irade sahibi olur. Zor işleri başarır. Ahlâkı güzel­leşir. [158]

 

EL-VELÎ

 

Anlamı: Müminlere dost.

Açıklaması: Veli, yardım eden, kâinatın ve mahlukatm işlerini üstüne alan, müminleri seven, müminlere yardım eden.

Allah, Velî'dir, Mevlâ'dır. O, dosttur, yardım­cıdır, insana en yakın Rab'dır.

Velî ismi Kur'ân'da 13 yerde geçmektedir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Yoksa onlar Allah'ın dışında dostlar mı edindiler. Halbuki asıl dost, yalnızca Allah'tır. Ölüleri dirilten O'dur. Her şeye kâdir olan O'dur."  [159]

“Allah, iman edenlerin dostu ve koruyucusudur. Onları aydınlığa çıkarır. Kafirlerin veli­si ise tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır, işte onlar cehennem halkıdır. Orada de­vamlı kalacaklardır." [160]

"Zalimler birbirlerinin dostlarıdır. Allah da takvâ sahiplerinin dostudur."  [161]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir mümin ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Velî" diye bu mübarek ismin zikrine devam derse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Al­lah'ın yardımına mazhar olur. Muradına erer. Bütün şer ve musîbetlerden emin olur. [162]

 

EL-HAMÎD

 

Anlamı: Hamdolunan, övülen.

Açıklaması: Hamd, kendisindeki güzel va­sıflardan ve yaptığı iyiliklerden dolayı bir zatı övmek demektir. Şükür ve medih unsurlarını bir arada toplayan "hamd" kelimesini karşılayacak Türkçe asıllı bir kelime yoktur. Bizdeki "övmek" sadece medih ve sena karşılığıdır.

Allah'a, yaptığı her şeyden dolayı, mutlak su­rette hamdolunur, işlerinde bir yanlışlık düşü­nülemeyeceği için O, bollukta da darlıkta da hamde müstehaktır. Zira, O'nun işlerinde bir yanlışlık düşünülemez. Allah, bütün isimleriyle de hamdolunmuştur. Kur'ân'da Âlemlerin Rabbi, rah­man, Rahim, din günün mâliki olduğu bildirilmiştir.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Hamîd" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Pek çok nimete kavuşur. Ahlâkı, sözü ve işi gü­zelleşir, şifa bulur. [163]

 

EL-MUHSÎ

 

Anlamı: Her şeyin sayısını bil

Açıklaması: Muhsi, kâinatta ne varsa hepsini sayan ve adedini bilen. İlmi her şeyi kuşatan. Her şeyin miktarını, adedini eksiksiz bilen. Bütün ibadetlerin, hayırların sayısını bilen. Bütün kü­für, şirk, günah ve isyanların sayısını bilen.

Yüce Allah buyuruyor:

"Şüphesiz, Allah göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O, kalplerde olanı da bilir." [164]

"Düşen bir yaprak yoktur ki, onu bilmesin. Yerin karanlıkları içine bir dâne girmez ki, onu bilmesin. Yaş kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta olmasın."  [165]

"Göklerde ve yerde her ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur. Sen sözü istersen açığa vur, istersen gizle. Şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir."  [166]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Muhsî" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Kendi nefis muhasebesini yapar. Zihni açılır. Bütün can­lılar tarafından sevilir. [167]

 

EL-MÜBDÎ

 

Anlamı: Her şeyi örneksiz yaratan.

Açıklaması: Mubdî, bir asla uymadan bir şeyi îcâd etmek, düzgün bir biçimde yaratmak an­lamına gelir.

O, bir misâli, örneği olmaksızın yaratan, varlıkları, bütün eşyayı îcâd edendir. Gerçek mûcit O'dur. Kur'ân-ı Kerîm'de Yüce Allah'ın yaratmasıyla ilgili olarak daha başka isimler ve pek çok fiiller kullanılır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Sonra kafirler hala başkalarını Rablerine denk tutuyor­lar. [168]

Başta insanları yaratan şüphesiz ki Allah'tır. Kıyamette onları tekrar diriltecek olan yine Al­lah'tır.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Mübdî" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. İşlerinde başarılı olur. İlmi artar. [169]

 

EL-MUÎD

 

Anlamı: Öldükten sonra tekrar dirilten.

Açıklaması: Muîd, geri çeviren, yeniden ya­ratan, ölüleri dirilten anlamına gelir.

Başlangıçta insanları yaratan Allah'tır. O, mahşerde onları tekrar yaratacaktır. Kâinatın hepsi O'nun tarafından yaratılmıştır, yine ona dönecektir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Rasûlum! Allah'ın rahmet eserlerine bak! Yeryüzüne ölümünden sonra nasıl hayat vermek­tedir. Bunları dirilten Allah, elbette ölüleri de diriltecektir. O, her şeye kadirdir." [170]

"Allah'ın âyetlerinden biri de yeryüzünü kup­kuru görmendir. Onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçer ve kabarır. Onu dirilten Allah, kesinlikle ölüleri de diriltecektir. O, gerçek­ten her şeye kadirdir." [171]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Muîd" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse, onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Elin­den giden nimetler yerine gelir. Unutkanlıktan kurtulur. Korkudan emin olur. [172]

 

EL-MUHYÎ

 

Anlamı: Hayat veren, dirilten.

Açıklaması: Muhyî; dirilten, can veren, ya­ratan, sağlık veren, maddî ve manevî hayat veren ölüleri dirilten anlamına gelir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur." [173]

"Rasûlum! Allah'ın rahmet eserlerine bak, yeryüzüne ölümünden sonra nasıl hayat vermek­tedir. Bunları dirilten Allah, elbette ölüleri de diriltecektir." [174]

"Allah'ın ayetlerinden biri de yeryüzünü kupkuru görmendir. Onun üzerine suyu indir­diğimiz zaman, harekete geçer ve kabarır. Onu dirilten Allah, kesinlikle ölüleri de diriltecektir." [175]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Muhyî" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Kalbi manen dirilir, manevî hastalıklardan şifa bulur. Maddî ve manevî zararlardan emin olur. [176]

 

EL-MÜMİT

 

Anlamı: Öldüren, ölümü yaratan.

Açıklaması: Mümit; hayatı kaldıran, öldüren, bütün canlıların ölümünü yaratan, helak eden.

Yüce Allah buyuruyor:

"Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişir." [177]

"Rasûlum! Biz senden önce hiçbir insana ebedi bir hayat vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ölüm­süz mü kalacaklar? Her canlı ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de, hayır ile de deneyeceğiz." [178]

"Rasûlum! Onlara de ki: "O kendisinden kaçtığınız ölüm? kesinlikle size ulaşacaktır." [179]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Mümit" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Kötü duygularının şerrinden kurtulur. Zalimler­den emin olur. [180]

 

EL-HAY

 

Anlamı: Her zaman diri.

Açıklaması: Hayat kelimesi, kısaca hayat sa­hibi demektir. Allah'ın sıfatı olarak her zaman var olan, hayat ile nitelenmiş olandır. O'nun hayatı, yokluktan sonra ortaya çıkmış değildir. Hayatta O'na ölüm, yokluk gelmez. Diğer dirilerin hayatının hem başında hem de sonunda ölüm ve yokluk vardır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Sen, daima diri, hiç ölmeyecek olan Allah'a dayan. O'nu hamd ile tesbih et." [181]

"Bütün yüzler, daima diri, her şeyi gözetimi altında tutan Allah'a boyun eğer." [182]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Hay" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Mad­dî ve manevî hastalıklardan kurtulur. Hayatı mutlu ve huzurlu olur. [183]

 

EL-KAYYÛM

 

Anlamı: Her şeyi ayakta tutan, koruyan.

Açıklaması: Kayyum kelimesi, kaim kökünden gelir. Her şey üzerine kaim, her şey O'nunla kaim demektir. Her şeyin kıyam ve idaresini üzerine alan. Ezelden ebede kadar zail olmayan. Her şeyin muhafaza ve himayesini üzerine olan. Bütün canlıların rızkının tedbir ve taksimatını üzerine alan.

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah'tan başka ilâh yoktur. O, kudretin kay­nağıdır.” [184]

"Allah, O'ndan başka ilâh yoktur. O, diridir. O, bütün yaratıklarını koruyup idare edendir." [185]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Kayyûm" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Zor işleri hallolunur. Kalbi nurlanır. Unutkanlıktan kurtulur. Uyku, unutkanlık ve tembellikten kur­tulur. [186]

 

EL-VÂCÎD

 

Anlamı:İstediğini istediği anda bulan

Açıklaması: Vacid kelimesi, bulan, vücuda getiren, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan anlamına gelir.

Yüce Allah istediği şeyi, istediği canlıyı istediği zaman bulur, hükmünü infaz eder. Bir şeyi bul­mak için meydana getirmek için O'nun zamana, mekana plana veya başka bir şeye ihtiyacı yoktur.

Hiçbir canlı O'ndan gizlenemez. Hiçbir şey O'ndan kaçamaz. O'nun hiçbir şeye ihtiyacı yok­tur. Her şey O'na muhtaçtır.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Vâcid" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Hilelerden ve hilecilerin şerrinden emin olur. Maddî ve manevî zenginliğe kavuşur. [187]

 

EL-MÂCİD

 

Anlamı: Şanı yüce, ulu ve cömert.

Açıklaması: Mâcid, genişlik, cömertlik ve ululuk, şan, şeref anlamına gelir. Allah, Mâcid'dir. O, kerem ve ululukta genişlik sahibidir. O, aynı zamanda kuvvet sahibi ve hamde lâyık olandır.

Mâcid isminin iki unsuru vardır.

1- Ulaşılamayacak izzet ve şevket sahibi.

2- izzet yanında güzel haslet sahibi.

 Yüce Allah buyuruyor:

"Allah'ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinizedir ey ev halkı! Muhakkak Allah övgüye çok lâyıktır. İzzet ve şeref sahibidir." [188]

“Allah, Arş'ın sahibidir, Mecid'dir (çok yüce­dir)." [189]

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Mâcid" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Duası kabûl olunur. Maddî ve manevî nimetlere mazhar olur. [190]

 

EL-VÂHİD

 

Anlamı: Bir olan; ortağı olmayan.

Açıklaması: Allah'ın birliğini ifade eden bu isim, sayı itibariyle birlik değil de, ortağı, benzeri olmamak bakımından bir olduğunu ifade eder.

Vâhid, şerîki, ortağı olmayan, Ehad ise benzeri, dengi olmayan anlamlarını taşır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Bugün mülk kimindir? O, Bir ve Kahhâr olan Allah'ındır. [191]

"Rasûlum! Onlara de ki: Ben sadece bir uya­rıcıyım. Tek ve kahredici olan Allah'tan başka ilâh yoktur. " [192]

"Sizin Allahınız kesinlikle birdir." [193]

"Rasûlum! De ki: "O, ancak bir olan ilâhtır. Ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım." [194]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Vâhid" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. İzzet ve şeref sahibi olur. Sıkıntıdan, bunalımdan kurtulur. Ah­lâkı güzelleşir. [195]

 

EL-EHAD

 

Açıklaması: Tek, eşi ve benzeri olmayan.

Açıklaması: Ehad, "Tek" "Vahid" ise "Bir" anlamına gelir. Ehad ile Vahid arasındaki fark şudur: Vahid, Bir, ortağı olmayan. Ehad, Tek, benzeri olmayan. Biricik anlamlarmı taşır. Hiçbir şey, hiçbir şekilde O'na benzemez.

Bunun dışında "Ehad" ile "Vahid" isimleri arasında çeşitli ince farklar vardır. Kullanıldıkları yerler ayrıdır. "el-Ehad" şeklinde Allah'tan baş­kası için kullanılamaz. Bu ismin, Benzersiz, Tek anlamı üzerindeki düşünce, biraz daha ileri götürülünce bu ismin bütün celal sıfatlara delalet ettiği anlaşılır. Ehad ismi, Kur'ân-ı Kerim'de yalnız bir âyette Allah'ı anlatır: "De ki O Allah tektir." [196]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Ehad" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur.Izzet ve şeref sahibi olur. Kalbi nurlanır. Bunalımdan kurtulur. [197]

 

ES-SAMED

 

Anlamı: Hiçbir şeye muhtaç olmayan, herşey kendisine muhtaç olan.

Açıklaması: Samed, yaratıkların ihtiyaç ve isteklerinde kendisi kastedilen, kendisine yönelinen. Kendisinden üstün hiç kimsenin olmadığı, insanların ihtiyaç ve işlerinde kendisine yönel­dikleri zat.

Samad ismi, "es-Samed" şeklinde tek Allah için kullanılır. "Allah'tır Samed." [198] Böy­lece bu isme ancak O'nun hak sahibi olduğu be­lirtilmiştir. Zira yaratıklar başkalarına muhtaç­tır. Oysa her şey, her yönden Allah'a muhtaçtır. Her şey kendisine yöneldiği halde, kendisi kim­seye yönelmeyen yalnız Allah'tır.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Samed" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun anlamına mazhar olur. İnsan­lara muhtaç olmaz. Maddî ve manevî nimete ka­vuşur. [199]

 

EL-KÂDİR

Anlamı:Her şeye kadir gücü yeten

Açıklaması: Gücü yetmek, mâlik ve hakim olmak, hazırlamak, tanzim etmek, vakit tayin etmek, rızık taksim etmek, rızkı daraltmak, zen­ginlik ve kuvvet, hüküm vermek, tazim etmek, tasvir etmek, süslemek, yıkmak ve yapmak an­lamlarına gelir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Nerede olursanız olun, sonunda Allah hepi­nizi bir araya getirir. Muhakkak ki Allah her şeye kadirdir." [200]

"Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların mül­kiyeti Allah'ındır. O'nun her şeye gücü yeter." [201]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Kâdir" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Meşru istek­lerine kavuşur. Düşmanları mağlup olur. Maddî ve manevî hastalıklardan kurtulur. [202]

 

EL-MUKTEDIR

 

Anlamı: Mutlak güç sahibi.

Açıklaması: Muktedir, kendisi için imkânsız hiçbir şey olmayan, şiddet veya kuvvet ile hiç kimsenin kendisine karşı çıkamayacağı tam kudret sahibi olandır.

Yüce Allah Kâdirdir, Muktedirdir. Hiç bir şey Allah'ı âciz bırakamaz, istediği şey irâdesine göre ortaya çıkar; dilediği gibi yaratır, dilediği gibi yaşatır; dilediği gibi öldürür, dilediği gibi diriltir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah her şeye muktedirdir (gücü yetendir.)" [203]

"Biz de onları güç ve kudretimize yaraşır bir şekilde yakalayıverdik." [204]

"Allah'tan korkanlar, çok kudretli hüküm­darın huzurunda doğruluk makamında olacak­lardır." [205]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Muktedir" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Zalim­lerden kurtulur. İzzet ve şerefe nâil olur. Meşru işleri kolaylaşır. [206]

 

EL-MUKADDİM

 

Anlamı: İstediğini istediği şekilde öne geçiren.

Açıklaması: Mukaddim, öne alan, öne süren, dilediğinin mertebesini yükselten.

Yüce Allah, istediği kimseleri öne geçirir, iste­diği kimseleri de geri bırakır. Bu öne geçirme veya geri bırakma dinî konularda olduğu gibi yaradılış ve maddî konular da olur.

Yüce Allah, canlıların kimini önce, kimini de sonra yaratmıştır. Kimine zenginlik vermiştir, kimine vermemiştir. Kimini güzel, kimini çirkin yaratmıştır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Rasûlum! De ki: Şimdi Allah size bir zarar dilerse veya bir yarar murat edecek olursa, O'nun sizin için dilediğine kim mani olabilir? Hayır! Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır." [207]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Mukaddim" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Duası kısa zamanda kabûl olunur. Düşmanın şerrinden kurtulur. Derecesi yükselir. [208]

 

EL-MÜAHHIR

 

Anlamı: İstediğini geri bırakan.

Açıklaması: Müahhır, geri bırakan, arkaya bırakan, dilediğinin mertebesini düşüren.

Yüce Allah, istediği kimseleri geri bırakır, is­tediği kimseleri de öne geçirir.

Yüce Allah, insanların kimini önce kimini de sonra yaratmıştır. Kimine zenginlik vermiştir; kimine fakirlik.

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah sana bir musibet verirse, onu Al­lah'tan başkası gideremez. Eğer sana bir iyilik verirse, şüphesiz ki O, her şeye gücü yetendir." [209]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Müahhır" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Tövbe­si kabûl olunur. Belâ ve musibetlerden kurtulur. [210]

 

EL-EVVEL

 

Anlamı: İlk, başlangıcı olmayan.

Açıklaması: Bütün varlıklardan önce var olan, kendisinden önce hiçbir şeyin olmadığı zat... Allah her şeyden, zamandan bile öncedir; çünkü zamanı da yaratan Allah'tır.

Evvel sıfatı zamanla ve mekânla ilgili değildir. Evvel, zamanda sıralanan veya mekânda yer değiştiren olaylar veya hareketler demek değildir.

Evvel sıfatı Kur'ân-ı Kerim'de pek çok yerde geçmektedir:

"Evvel O'dur, Âhır O'dur, görünendir, görün­meyendir. O, her şeyi bilendir." [211]

Allah, zamandan arınmış olarak var idi, beraberinde hiçbir şey yoktur. İradesiyle var et­tiği şeyleri, yine O dilediği gibi yönetmekte, dile­diği bir zamana kadar varlıklarını devam et­tirmektedir.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Evvel" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. İşlerinde başarılı olur. Sıkıntı ve bunalımdan kurtulur. [212]

 

EL-ÂHİR

 

Anlamı: Son, varlığının sonu olmayan.

Açıklaması: Ahir, varlıkların geçmesinden sonra bâki kalan demektir. Allah Rasûlu bir duasında: "Allahun! Sen Evvel'sin ki senden önce hiçbir şey yoktur; Âhir'sin ki senden sonra hiçbir şey olamaz" diyerek bu iki ismi açıklamıştır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Evvel O'dur, Âhir O'dur, görünendir, görün­meyendir. O, her şeyi bilendir. [213]

"O'ndan başka ilâh yoktur. O'nun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O'nundur. Siz sadece O'na döndürüleceksiniz." [214]

Allah, Âhir olduğu içindir ki, istisnasız olarak bütün insanlar, dünyanın sona ermesinden sonra kendisine döndürüleceklerdir. O, mutlak anlam­da Evvel ve Âhirdir.

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Âhir" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Kalbi Allah sevgisi ile dolar. Zâlimlerin şerrinden kurtulur. Rızkı artar. [215]

 

EZ-ZÂHİR

 

Anlamı: Varlığı aşikâr olan.

Açıklaması: Zahir; açık ve aşikar olmak, yük­sek olmak, galib olmak, bir şeye nâil ve vâkıf olmak anlamlarına gelir.

Allah'ın sıfatı olarak zâhir; "Her şeye galip, her şeyin üstünde olan yüce" demektir. Nitekim Hz. Peygamber: "Zahir sensin ki senden üstün bir şey yoktur, Bâtın sensin ki senden daha içerde, daha gizli bir şey yoktur" buyurmuştur.

Ayrıca zahir kelimesi; işleriyle aşikar olan, delilleri açık olan anlamına gelir.

Yüce Allah buyuruyor:

"İlk O'dur, son O'dur, görünendir, görünme­yendir. O, her şeyi bilir." [216]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Zâhir" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Düşman­larına galip gelir. Kalbi nurlanır. [217]

 

EL-BÂTIN

 

Anlamı: Gizli olan, gizlilikleri bilen.

Açıklaması: Zâtının görünmesi ve mahiyeti­nin bilinmesi bakımından gizli. Yaratıkların gö­rüşlerinden ve ilimlerinden saklanan, hiçbir gö­zün idrak edemeyeceği, hiçbir vehmin kuşatamayacağı zat. Her şeyin içinde nüfuz eden, her şeye her şeyden daha yakın. Bütün gizli olanlara vakıf olan.

O, Zahirdir; delilleriyle varlığı gün gibi açıktır. O, Bâtın1 dır; zâtının hakikati gizlidir, akıllar O'nun zâtının mâhiyetini idrak edemez. O, her şeyi bilendir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Evvel O'dur, Âhir O'dur, O'dur Zâhir, O'dur Bâtın." [218]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Bâtın" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Kalbi nur­lanır. Bütün sıkıntılardan kurtulur. Duası kabûl olunur. [219]

 

EL-VÂLÎ

 

Anlamı: Bütün kâinatı yöneten.

Açıklaması: Vâli; mâlik, Rab, efendi, köle azad eden, nimetlendiren, yardımcı anlamlarına gelir. Vali, Velî ve Mevlâ kelimeleri anlam bakı­mından aynıdır.

Allah'ın sıfatı olarak Vali kelimesi, "bütün var­lıkların hükümdarı ve onların üzerinde tasarrufu olan" anlamına gelir. Vâli, veli demektir. Yani idareye malik olandır. Bundan dolayı yetimi koruyan kimseye "yetimin velisi" denir. Vali, egemenlik ve tasarruftan başka devamlı nimet veren, iyilik eden anlamına da gelir.

Yüce Allah buyuruyor: "Allah bir millete kö­tülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç imkân yoktur. O millet için Allah'tan başka vali (yardımcı) yoktur." [220]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak "Yâ Vâlî" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Âfetlerden korunur. Rızkı genişler. [221]

 

EL-MÜTEÂLÎ

 

Anlamı: Pek yüce.

Açıklaması: Müteâlî, pek yüce anlamına ge­lir. Bu isim, Allah'ın, insanların kendisi hakkında söylediklerinden, koştukları ortaklardan yüce ve münezzeh olduğunu belirtmiştir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Onlar, cinleri de Allah'a ortak koştular. Hal­buki onları da Allah yaratmıştır. Hiçbir bilgileri olmadan O'na oğullar ve kızlar uydurdular. Al­lah, onların ileri sürdüğü sıfatlardan uzaktır." [222]

"O, görüneni de görünmeyeni de bilendir. O, çok büyük ve müteâl (çok yücedir.)" [223]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Müteâlî" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun anlamına mazhar olur. Makamı yüksek olur. Her türlü zulümden korunur. [224]

 

EL-BERR

 

Anlamı: Sonsuz iyilik sahibi.

Açıklaması: Berr, iyiliği ve hayrı geniş olan kullarına karşı şefkatli, onlara ihsan eden, iyilik­leri bütün yaratıklara yaygın olan, sözünde sadık olan.

Yüce Allah buyuruyor:

"Biz gerçekten bundan önce de O'na yalvarıyorduk. Çünkü O, çok iyilik eden ve çok merhamet edendir."  [225]

"Onlar dediler ki: "Ey Rabbimiz! Bizi hidayete eriştirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize rahmet bağışla. (Şüphesiz, bütün istekleri veren sensin sadece." [226]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Berr" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. İyilik sahibi olur. İyilik görür. Maddî ve manevî hastalıklar­dan kurtulur. [227]

 

ET-TEVVÂB

 

Anlamı: Tevbeleri kabûl eden.

Açıklaması: Kullarının tevbelerini daima kabûl eden, tevbelerin her yenilenmesinde tevbeleri kabûl eden.

Tevbe yürekten ve sağlam olmalıdır. Tevbeyi emir ve teşvik eden âyetler çoktur. Tevbe edenler Allah tarafından övülürler. Allah çok tevbe eden­leri sever. Allah, tevbe etsinler diye, kullarını bazı imtihanlara, sıkıntılara tâbi tutar.

Yüce Allah buyuruyor:

"Rasûlum! Müminlere şu emrimi söyle: Ey ken­dilerine zulmedip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları affeder. O, muhakkak çok bağış­layan ve çok merhamet edendir." [228]

Hikmet ve Esrarı:

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak "Yâ Tevvâb" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun anlamına mazhar olur. Tevbesi kabûl olunur. Duası kabûl olunur. Maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulur. [229]

 

EL-MÜNTAKIM

 

Anlamı: İntikam alan.

Açıklaması: Yüce Allah'ın sıfatı olarak kul­lanılan intikam kelimesi, müstehak olunan mik­tarda cezalandırmak anlamına gelir. Allah'ın in­tikamı, bir öc alma, hıncını çıkarma değil, zalim­leri ve kafirleri, müminlere yaptıkları zulüm ve haksızlıklardan dolayı cezalandırmaktır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Biz de ayetlerimizi yalanladıkları ve umursa­madıkları için kendilerinden intikam aldık ve onları denizde boğduk. Zayıf bırakılan o kavmi bereketlerle donattığımız yerin doğu ve batılarına vârisler yaptık. Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin yapageldikleri köşkleri de yerle bir ettik." [230]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Tâ Müntakım" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamma mazhar olur. Zalim­lerden ve düşmanlarından kurtulur. [231]

 

EL-AFÜV

 

Anlamı: Çok affeden.

Açıklaması: Af, suçtan dolayı cezalandırma­mak, suçtan vazgeçmek, suçu silmek anlamına gelir.

Affetmek Allah'ın sıfatlarından biridir. Allah, şirkin dışındaki suçların hepsini öteki dünyada affedebilir. Bu aynı zamanda Allah'ın büyük­lüğünü göstermektedir. Çünkü büyük ve güçlü olmayan affedemez.

Yüce Allah buyuruyor:

"Ey iman edenler! Kalpten tevbe ederek Al­lah'a yönelin. Belki Rabbiniz kötülüklerinizi siler." [232]

"Ey Rabbimiz! Bizi affet, bizi mağfiret et ve bize acı. Çünkü sen bizim Mevlâmızsm." [233]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak "Yâ Afüv" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Günahları affolunur. Güzel ahlâk sahibi olur. Sıkıntılardan kurtulur. [234]

 

ER-RAÛF

 

Anlamı: Çok merhametli, çok şefkatli.

Açıklaması: Rauf, merhamet ve şefkatin en ileri derecesine sahip olan. Bu merhamet dünyada bütün yaratıklar hakkında umumi, ahirette ise, bir kısmına şamildir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah, müminlere karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir." [235]

"Eğer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde ol­masaydı haliniz ne olurdu? Allah, gerçekten çok şefkatli ve çok merhametlidir." [236]

"Allah, insanlara karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir." [237]

"Allah, kullarına karşı çok şefkatlidir." [238]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Raûf “diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Merhamet sahibi olur. Yüce Allah'ın merhametini kazanır. Maddî ve manevî nimetlere kavuşur. [239]

 

MÂLİK’ÜL-MÜLK

 

Anlamı: Mülkün gerçek sahibi.

Açıklaması: Mâlik, sahip olan, hakim olan anlamına gelir. Başka bir kıraate göre "Melik" şeklinde de okunur. Melik, hükümdar demektir. Yüce Allah, mülkünün hem sahibi hem de hü­kümdarıdır.

"Malik'ül-Mülk" dünya ve ahiretin mülkü, yalnız kendisine ait olan demektir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Rasûlum! De ki: "Ey mülkün sahibi olan Al-lahım! Sen mülkü dilediğine verir, mülkü dile­diğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltir, dile­diğini alçaltırsın. Hayır senin elindedir. Gerçek­ten senin her şeye gücün yeter." [240]

"Gerçek hükümdar olan Allah çok yücedir. On­dan başka ilâh yoktur. Arş'ın Rabbi O'dur."  [241]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Mâlik'el-Mülk" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Mülk sahibi olur. Kimseye muhtaç olmaz. Vesveseden kurtulur. [242]

 

ZÜL-CELÂLİ VE’L-İKRÂM

 

Anlamı: Ululuk ve ikram sahibi.

Açıklaması: Azamet, ululuk ve ikram sahibi. Allah ululuk sahibidir, bütün yaratıkları tarafın­dan tenzih ve ta'zim olunur. Allah, kerem sahibi olduğu içindir ki, hak sahibi olmayan yaratık­larına da nimet verir, bir karşılık beklemeksizin bağışta bulunur, günahları örter, kötülük yapanı affeder, hayrı çok, cömert, bağışı tükenmeyen, her türlü şeref ve fazileti kendisinde toplayan.

Yüce Allah buyuruyor:

"Ancak celal ve ikram sahibi olan Rabbinin zatı bâki kalacaktır." [243]

"Celâl ve ikram sahibi olan Rabbinin ismi ne güzeldir." [244]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Ze'I-Celâli ve’l-İkrâm" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. İzzet ve şeref sahibi olur. Maddî ve manevî nimetlere kavuşur. [245]

 

El-MUKSIT

 

Anlamı: Adaletin gerçek sahibi.

Açıklaması: Adaletle hükmeden, mazlum­ların hakkını zalimlerden alan. O'nun bütün işleri gerçek adalete uygundur. O'nun bütün işleri dosdoğru ve yerli yerindedir. O, kullarına zerre kadar haksızlık etmez. O, kullarının yapmış ol­duğu iyiliğin, bir zerresini karşılıksız bırakmaz. O, hiçbir mazlumun hakkını zayi etmez.

Yüce Allah buyuruyor;

"Allah hâkimlerin hakimi değil midir?" [246]

“Aranızda adaletle hükmedin. Hakimlerin en hayırlısı Allah'tır." [247]

"Rasûlum! Sana vahyolunana uy. Hakimlerin en hayırlısı olan Allah'ın hükmü gelinceye kadar sabret." [248]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Muksıt" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun anlamına mazhar olur. Vesve­seden kurtulur. Adalet sahibi olur. [249]

 

EL-CÂMİ

 

Anlamı: Hesap günü insanları bir araya toplayan.

Açıklaması: Câmi, dağılmış şeyleri bir araya toplayan, demektir. İnsanın bedeninin çürüyerek toprağa, suya ve havaya dağılmış olan zerrelerini tekrar bir araya getirecektir. Birbirine karışmış olan milyarlarca zerrelerden teker teker ayırarak insanın bedenini yeniden bir araya getirecektir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah'tan başka ilâh yoktur. Sizi, kopacağın­dan şüphe olmayan kıyamet gününde muhakkak toplayacaktır." [250]

"O gün, onları dalgalar gibi biri diğerine çarpar bir durumda bırakacağız. Sûr'a üfürülünce de hepsini bir araya toplayacağız." [251]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Câmi" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. İnsanlar ta­rafından sevilir. Dünya ve ahiret saadetini bir araya getirmeye muvaffak olur. [252]

 

EL-ĞANÎ

 

Açıklaması: Zengin, kimseye muhtaç olma­yan.

Açıklaması: Gani, zengin olmak, ihtiyacı ol­mamak demektir.

Gani kelimesi Allah hakkında şu anlama gelir: "Kendi nezdinde bulunan ve sahip olduğu şeylerle kâmil olan, başkasına ihtiyacı olmayan demektir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Muhakkak zengin eden de varlıklı kılan da Allah'tır." [253]

"Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan ancak O'dur." [254]

“Allah, çok zengin ve çok şefkat sahibidir." [255]

"O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Onundur." [256]

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Ğanî" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. İnsanlara muhtaç olmaz. Maddî ve manevî imkânlara ka­vuşur. Şifa bulur. [257]

 

EL-MUĞNÎ

 

Anlamı: İstediğini zengin eden.

Açıklaması: Muğni, zengin eden, muhtaç ol­maktan kurtaran, her şeyi yeterince veren, iste­diğini zengin eden.

Yüce Allah buyuruyor:

"Hac yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim bunu inkâr ederse bilsin ki, Allah âlemlere muhtaç değildir." [258]

"Eğer inkâr ederseniz, kesinlikle bilin ki, Allah size aslâ muhtaç değildir." [259]

"Kim cihad ederse, yalnız kendisi için cihad etmiş olur. Allah, âlemlerden hiçbirine kesinlikle muhtaç    değildir."[260]

"Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'nundur. Allah, kesinlikle hiçbir şeye muhtaç değildir; bütün övgülere lâyıktır." [261]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak 'Yâ Muğnî" diye bu mübarek ismin zikrine de­vam ederse onun anlamına mazhar olur. İnsan­lara muhtaç olmaz, zengin olur, rızkı bol olur. [262]

 

EL-MÂNÎ

 

Anlamı: İstediği şeye engel olan.

Açıklaması: Manî,  men eden,  bir şeyin meydana gelmesine engel olan.

O'nun mani olduğu şeye hiçbir kimse, hiçbir güç izin veremez. O'nun izin verdiği şeye hiçbir kimse, hiçbir güç mâni olamaz.

Mâni ile Hâfız isimleri birbirine yakındır. Mâni, helake sürükleyen sebebe mâni olan; Hâfız ise, zarara sürüklendikten sonra koruyan de­mektir.

Allah Rasûlü buyuruyor:

"Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun ortağı yok­tur. Hakimiyet O'na aittir. Hamd O'na aittir. O, her şeye kadirdir. Allah'ım! Senin verdiğine mâni olabilecek hiç kimse yoktur. O'nun vermediğini verebilecek hiç kimse yoktur."[263]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Manî" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Bütün korkulardan kurtulur. Haceti yerine gelir. Bütün zulüm ve fenalıklardan emin olur. [264]

ED-DÂR

 

Anlamı: İstediğine zarar veren

Açıklaması: Dilediğine zarar veren, acı veren, felakete uğratan.

Yüce Allah, bütün varlıklara hükmedendir. Bütün yaratıklar O'na boyun eğmiştir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nun kudretine ve iradesine itaat ederler. Zarar, acı, felaket ancak O'nun izniyle olur.

Yüce Allah buyuruyor;

"O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sa­hiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır." [265]

"Nimet olarak size ulaşan ne varsa, hepsi Allah'tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız." [266]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman inanarak “Yâ Dâr" diye bu mü­barek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine mazhar olur. Her türlü zarar, âfet ve musibetten emin olur. [267]

 

EN-NÂFİ

 

Anlamı: İstediğine fayda veren.

Açıklaması: Dilediğine fayda veren, nimet ve­ren, mutluluk veren, güzellik veren.

Yüce Allah buyuruyor:

"Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tan­dır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız." [268]

"Onlar; Ey Rabbimiz! Bizi hidayete eriştirdik­ten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize rahmet bağışla. Şüphesiz, bütün istekleri veren sensin sadece!" [269]

"Biz, gerçekten bundan önce de O'na yalvarıyorduk. Çünkü O, çok iyilik eden ve çok merhamet edendir." [270]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Nâfî" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun eserlerine nâil olur. Her türlü fayda, nimet ve feraha kavuşur. Her türlü hastalık, sıkıntı ve stresten kurtulur. [271]

 

EN-NÛR

 

Anlamı: Kâinatı nurlandıran.

Açıklaması: Nur, ışık, ışığın şuası, yayılması veya yayılan ışık demektir.

Yüce Allah'ın sıfatları olarak nur şöyle açık­lanır: Allah, gökte ve yerde olanların hidayetçisidir. Onlar, kendisinin nuruyla hakka yol bulurlar. O'nun hidayetinle sapıklıktan korunurlar. Nur, genellikle hidayet olarak açıklanmıştır. İnsanlar ışıkla doğru yolu buldukları gibi, O'nunla da doğ­ru yolu bulurlar. Işık olarak da açıklanmıştır. Allah, göklerin ve yerin nurudur. Allah, Güneş, Ay ve yıldızlarla gökleri ve yeri aydınlattığı için, kendisine bu sıfatı vermiş olmalıdır.

Yüce Allah buyuruyor;

"Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil gibidir." [272]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Nûr" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun eserlerine nâil olur. Kalbi nurlanır. Hidayete kavuşur. Her türlü zulmet ve sıkın­tılardan kurtulur. [273]

 

EL-HÂDÎ

 

Anlamı: İstediğini hidayete eriştiren.

Açıklaması: Hâdi, kendisini tanıma yollarını kullarına gösteren, tanıtan, onları birliğini ikrar edici kılan, her yaratığın bekası ve varlığını sür­dürmesi için gerekli olan tarafa sevkeden. O, Hadi, sıfatıyla kurtuluş yolunu gösterir ve açık­lar. Kullarından dilediğini tevhit nuruyla şe­reflendirir. İstediğini dosdoğru yola yöneltir. Bü­tün yaratıkları faydalarına olan yöne sevkeder, rızk arama yollarını, zararlardan sakınmalarını ilham eder. Yeni doğan yavruya memeyi tut­masını, civcive çıkar çıkmaz taneleri toplamasını, arıya yuvasını altıgen olarak yapmasını en doğru şekilde öğreten O'dur.

Yüce Allah buyuruyor:

"Hidayet verici ve yardımcı olarak Allah sana yeter." [274]

"Muhakkak ki Allah, iman edenleri, kesinlikle hidayete eriştirir." [275]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Hâdî" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Hidayete erişir. Duası kabûl olunur. [276]

 

EL-BEDÎ

 

Anlamı: Örneksiz yaratan, çok güzel yaratan.

Açıklaması: Bedi, önceki bir örneğe uymak­sızın bir şey icad eden, yaratan. Daha önce var olmayan gökleri ve yeri ortaya çıkaran. Önceden bir örnek olmaksızın yaratmaya başlayan. Yok­tan var eden.

Yüce Allah buyuruyor:

"O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. O, bir işi yapmaya karar verdi mi, ona sadece "0l!" der; o da hemen oluverir." [277]

"Allah, gökleri ve yeri yoktan var edendir. O'nun eşi olmadığı halde çocuğu nasıl olabilir? Her şeyi yaratan O'dur. Her şeyi hakkıyla bilen O'dur." [278]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Bedî" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun anlamına mazhar olur. Maddî ve manevî işlerinde başarılı olur. Sıkıntı ve stresten kurtulur. [279]

 

 

EL-BÂKÎ

 

Anlamı: Ebedi olan tek varlık.

Açıklaması: Bâki, varlığı daim olan, var­lığının sonu olmayan, kendi basma var olan, var­lığı zaruri olan.

O'nun varlığının başı ve sonu yoktur. O, ezel­den ebede vardır. O'nun varlığı zaman dairesi içinde değildir. Zaman O'nun için söz konusu değildir. Zaman, kâinatın yaratılmasından iti­baren başlamıştır. Kâinat yok olunca zaman da yok olacak. Sadece Allah bâki kalacaktır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun zatından başka herşey helak olacaktır. Hüküm O'nundur. Siz sadece O'na döndürüleceksiniz." [280]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Ya Bâkî" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun tecellisine, eserlerine nâil olur. Mad­dî ve manevî varlığı korunur. Hastalıktan emin olur. [281]

 

EL-VÂRIS

 

Anlamı: Mülkün gerçek vârisi, sahibi.

Açıklaması: Vâris, mülklerin geçici sahipleri elleri boş olarak göçtükten sonra, varlığı devam eden mülkün gerçek sahibi. Ölümsüz hayat sa­hibi. Bütün yaratıkların yok olmasından sonra kalan Bâkî. Dünyada nimetlendirdiği mülk sa­hipleri göçüp gittikten sonra O, bâkî kalır; çünkü hem onların, hem malların mülklerin varlığı, O'nun varlığı iledir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Bütün yeryüzüne ve onun üzerinde bulunan­lara kesinlikle biz vâris olacağız biz. Onlar, ancak bize döndürüleceklerdir." [282]

"Biz, halkı refahtan şımarmış nice ülkeleri he­lak ettik. İşte onların konakları! Kendilerinden sonra pek az kimse oturabilmiştir. Onlara biz vâris olduk." [283]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Vâris" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun onun eserlerine nâil olur. Maddî ve manevî nimetlere kavuşur. Maddî ve manevî sıkıntılardan emin olur. [284]

 

ER-REŞÎD

 

Anlamı: İstediğini hidayete eriştiren.

Açıklaması: Reşîd, mürşid anlamındadır. İrşad eden, hidayete, doğru yola yönelten...

Hiçbir rehberin irşâdı, eğitim, işareti olmadan her şeyi düzene koyan, nizâma sokan, her şeyi yerli yerine koyan...

Reşîd, iki şeye işaret eder:

1- Hidayete, doğru yola yönelten.

2-  Bütün yaptıkları dosdoğru, yerli yerinde olan.

Yüce Allah buyuruyor:

"Muhakkak ki Allah, iman edenleri, kesinlikle doğru yola iletir." [285]

"Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımın­dan tamamlanmıştır.” [286]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak "Yâ Reşîd" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun eserlerine nâil olur. İrşad olur, İs­lam'ı yaşamaya muvaffak olur. Duâsı kabûl olu­nur. [287]

 

ES-SABÛR

 

Anlamı: Çok sabırlı.

Açıklaması: Sabûr, çok sabırlı, yapılan isyan­lardan dolayı kullarını hemen cezalandırmayan. O, işlerinde aceleci değildir. O, zamanı gelmeden bir işi yapmaz. Yapacağı işleri bir program dahi­linde yapar.

O, kafirlerden, zalimlerden öç almakta acele etmez, onlara mühlet verir. Yaptıkları isyanın çok azının cezasını dünyada verir. İsyanın esas cezasını hesap gününe bırakır.

Yüce Allah buyuruyor:

"Eğer Allah, yaptıkları günahlar yüzünden in­sanları yakalayıp hemen cezalandırsaydı, yeryü­zünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allah, on­ların cezalarını adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor. Sonunda vakitleri geldiği zaman, ge­reğini yapar. Çünkü Allah, gerçekten kullarını çok iyi görür." [288]

 

Hikmet ve Esrarı:

 

Bir Müslüman ihlâsla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Sabûr" diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse onun eserlerine nâil olur. Her türlü fe­lâketten kurtulur. Hastalıklardan kurtulur, şifa bulur. [289]

 



[1] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 14

[2] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 14

[3] Ahzab: 33/43

[4] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 15

[5] Mü'minûn: 23/116

[6] Kamer: 54/55

[7] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 16

[8] Haşr: 59/23

[9] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 17

[10] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 18

[11] Al-i İmran: 3/18

[12] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 19

[13] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 20

[14] Yunus: 10/65

[15] Lokman: 31/28

[16] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 21

[17] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 22

[18] Haşr: 59/23

[19] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 23

[20] En'âm: 6/102

[21] En'âm: 6/101

[22] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 24

[23] Haşr: 59/24

[24] Ankebut: 29/19

[25] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 25

[26] A'râf: 7/11

[27] Mü'min: 40/64

[28] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 26

[29] Hac: 22/60

[30] Taha: 20/82

[31] Zümer: 39/53

[32] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 27

[33] Ra'd: 13/16

[34] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 28

[35] Âl-i İmrân: 3/8

[36] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 29

[37] Hud: 11/88

[38] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 30

[39] Fetih: 48/1

[40] Fâtır: 35/2

[41] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 31

[42] Enfâl: 8/75

[43]  En'âm: 6/18.

[44] En'âm: 6/59

[45] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 32

[46] Bakara: 2/245

[47] Al-i İmran: 3/26

[48] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 33

[49] Âl-i İmrân: 3/26

[50] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 34

[51] Âl-i İmrân: 3/26

[52] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 35

[53] En'âm: 6/83

[54] Zuhruf: 43/43

[55] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 36

[56] Âl-i îmrân: 3/189

[57] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 37

[58] Al-i İm-rân: 3/26

[59] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 38

[60] Nisa: 4/134

[61] Ra'd 13/10

[62] Mü­câdele: 58/1

[63] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 39

[64] Mâide: 5/71

[65] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 40

[66]A'râf: 7/87

[67] En'âm: 6/115

[68]En'âm: 6/114

[69] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 41

[70] Tin: 95/8

[71] Hûd: 11/45

[72] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 42

[73] Şûra :42/19

[74] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 43

[75] En'âm: 6/18

[76] Nisa: 4/94

[77] En'âm: 6/18

[78] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 44

[79] Bakara: 2/235

[80] Fâtır: 35/41

[81] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 45

[82] Şura: 42/4-5

[83] Bakara: 2/255

[84] Âl-i İmrân: 3/74

[85] Enfâl: 8/29

[86] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 46

[87] Zümer: 39/53

[88] Hac: 22/60

[89] Hicr: 15/49

[90] Kehf: 18/58

[91] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 47

[92] Teğabûn: 64/17

[93] Bakara: 2/158

[94] Fâtır: 35/30

[95] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 48

[96] Bakara: 2/255

[97] A'lâ: 87/7

[98] Nisa: 4/34

[99] (Hac: 22/62; Lokman: 31/30; Sebe: 34/23

[100] Şûra: 42/51

[101] Şûra: 42/4

[102] Mümin: 40/12

[103] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 49

[104] Ra'd: 13/9

[105] Mü'min: 40/12

[106] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 50

[107] Hûd: 11/57

[108] Sebe: 34/21

[109] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 51

[110] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 52

[111] Nisa: 4/6

[112] Nisa: 4/4

[113] Baka­ra: 2/202

[114] En'âm: 6/62

[115] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 53

[116]Rahman: 55/26-27

[117] Rahman: 55/78

[118] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 54

[119]Alâk: 96/1-3

[120] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 55

[121]Nisa: 4/1

[122] Ahzap: 33/52

[123] Kâf: 50/18

[124] Hûd: 11/93

[125] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 56

[126] Hûd: 11/61

[127] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 57

[128] Zariyat: 51/47

[129] Bakara: 2/268

[130] Zâriyât: 51/47

[131] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 58

[132] En'âm: 6/18

[133] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 59

[134] Hûd: 11/90

[135] Burûc: 85/14

[136] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 60

[137]  Burûc: 85/15

[138] Hûd: 11/73

[139] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 61

[140] Rum: 30/27

[141] En­biyâ: 21/92

[142] Rum: 30/19

[143] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 62

[144] Mücade­le: 58/6

[145] Nisa: 4/1

[146] Nisa: 4/166

[147] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002: 63

[148] Hac: 22/62

[149] Kehf: 18/29

[150] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  64

[151] Müzzemmil: 73/9

[152] Hûd: 11/12

[153] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  65

[154] Zâriyât: 51/58

[155] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  66

[156] Zariyat: 51/58

[157] A'râf: 7/183

[158] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  67

[159] Şûra: 42/9

[160] Bakara: 2/257

[161] Câsiye: 45/19

[162] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  68

[163] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  69

[164] Fâtır: 35/38

[165] En'âm: 6/59

[166] Tâhâ: 20/67

[167] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  70

[168] En'âm: 6/1

[169] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  71

[170] Rum: 30/50

[171] Fussilet: 41/41

[172] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  72

[173] En'âm: 6/1

[174] Rum: 30/50

[175] Fussilet: 41/39

[176] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  73

[177] Nisa: 4/78

[178] Enbiyâ: 21/34-35

[179] Cuma: 62/8

[180] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  74

[181] Furkan:25/56

[182] Taha: 20/111

[183] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  75

[184] Bakara: 2/255

[185] Al-i İmran: 3/2

[186] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  76

[187] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  77

[188] Hûd: 11/73

[189] Burûc: 85/15

[190] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  78

[191] Mü'min: 40/16

[192] Sâd: 38/65

[193] Sâffât: 37/4

[194] En'âm: 6/19

[195] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  79

[196] İhlas: 112/1

[197] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  80

[198] İhlas: 112/2

[199] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  81

[200] Bakara: 2/148

[201] En'âm: 6/120

[202] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  82

[203] Kehf: 18/45

[204] Kamer: 54/42

[205] Rahman: 55/55

[206] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  83

[207] Fe­tih: 48/11

[208] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  84

[209] En'âm: 6/17

[210] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  85

[211] Hadid: 57/3

[212] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  86

[213] Hadîd: 57/3

[214] Kasas: 28/88

[215] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  87

[216] Hadîd 57/3

[217] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  88

[218] Hadîd 57/3

[219] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  89

[220] Ra'd: 13/11

[221] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  90

[222] En'âm 6/100

[223] Ra'd: 13/9

[224] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  91

[225] Tûr: 52/28

[226] Al-i İmrân: 3/8

[227] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  92

[228] Zümer: 39/53

[229] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  93

[230] A'râf: 7/136-137

[231] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  94

[232] Tahrîm: 66/8

[233] Bakara: 2/286

[234] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  95

[235] Tevbe: 9/117

[236] Nur: 24/20

[237] Bakara: 2/143

[238] Bakara: 2/207

[239] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  96

[240] Al-i İmran: 3/26

[241] Mü’minun: 23116

[242] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  97

[243] Rahman: 55/55

[244] Rahman: 55/78

[245] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  98

[246] Tîn: 95/8

[247] A'râf: 7/87

[248] Hûd: 11/107

[249] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  99

[250] Nisa: 4/87

[251] Kehf: 18/99

[252] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  100

[253] Necm: 53/48

[254] Fâtır: 35/15

[255] Bakara: 2/2

[256] Yunus: 10/68

[257] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  101

[258] Al-i İmran: 3/97

[259] Zümer: 39/7

[260] Ankebût: 29/6

[261] Hacc: 22/64

[262] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  102

[263] Buhârî

[264] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  103

[265] En'âm: 6/17

[266] Nahl: 16/53

[267] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  104

[268] Nahl: 16/53

[269] Al-i Îmrân 3/8

[270] Tûr: 52/28

[271] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  105

[272] Nûr: 24/35

[273] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  106

[274] Furkan: 25/31

[275] Hac: 22/54

[276] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  107

[277] Bakara: 2/117

[278] En'âm: 6/101

[279] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  108

[280] Kasas: 28/88

[281] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  109

[282] Meryem: 19/40

[283] Kasas: 28/58

[284] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  110

[285] Hacc: 22/54

[286] En'âm: 6/115

[287] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  111

[288] Fâtır: 35/45

[289] Rauf Pehlivan, Esmâ’ül Hüsna, İstanbul Dağıtım, İstanbul, 2002:  112