Hasan Elbenna _ Risaleler Cilt10 - Hasanelbennarisaleler
DAVET PRENSİPLERİ VE BİR DÂVETÇİNİN HATIRALARI
(9. RÎSALE'den devam)
HASAN EL-BENNA HAKKINDA
Asrımızda İslâm dâvasının öncüsü olduğu için Hasan el-Benna'ya «İmam» ve «Mürşid'ül-âm» unvanları verilmiştir. Başlattığı dâvayı yürütürken bir suikaste kurban gittiği için de «şehîd» deniliyor.
Hasan el-Benna, Hicrî 1324 - Milâdî 1906 yılında, Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarındaki Mahmudiye kasabasında dünyaya geldi. Babasının adı Ahmed, dedesinin adı Abdurrahman el-Benna'dır. Babası ilim sahibi ve büyük muhaddislerdendi.
Hasan el-Benna ilk ve orta tahsilini kendi kasabasında yaptıktan sonra yüksek tahsil için başkent Kahire'ye gitti ve Kahire Üniversitesi'nin Dârül-Ulûm Fakültesinden mezun oldu. Yüksek tahsilden sonra ismailiye şehrinde lise öğretmenliği yapmaya başladı.
(1) Bu bilgiler Zerkalî'nin «El-A'lâm» adlı kitabıyla Said Ramazan'ın «e!-Havatır» adlı eserinden derlenmiştir. (Mütercimler)
Küçük yaşta yeteri kadar din bilgisi almış, çok miktarda âyet ve hadîs ezberlemişti. Müslümanlığını severek yapıyordu. Yüksek tahsili sırasında kendini kitap okumağa vermişti. Yeteri kadar islâmî bilgisi bulunduğu için, daha çok islâm ideolojisi dişinde ki kitapları okuyor ve islâm prensipleriyle mukayesek r yapıyordu. İslâm nizamı yanında bütün ideolojilerin sönük kaldığını* gördükçe İslama daha çok sarılıyor ve onu, içine sindire sindire yaşıyordu.
Hasan el-Benna, islâm dininin sahabe devrindeki yaşanış şekline sonsuz hayranlık duyardı. İst lamın bugün de aynı şekilde yaşanmasını, fnüslü-manların o temiz ve berrak hayata tekrar kavuşmasını isterdi. O hayata dönüldüğü takdirde İslâm âleminin maddî ve manevî bütün problemlerinin çözüleceğine sonsuz inancı vardı. İslâm» iyi bilen ner-kesin bu inancı taşıyacağını söylerdi. Müslüman olup da bu inançtan mahrum yaşayan kimselerin islâm dinini iyi öğrenmemiş olduklarını, ve bu yüzden o inanca eremedikierini sık sık tekrarlardı. Bu yönleriyle onları mazur görmeye çalışarak: «İslâmı birbirimize öğretmeJiyiZ; Felâketler cehaletlerden doğar. Her şeyden önce mukaddes dinimizi iyi öğrenmeye, öğretmeye ve toplum olarak onu yaşamaya mecburuz» derdi.
İmam Hasan el-Benna, inandığı islâm dâvasını gerçek müslümanlara açmak ve aynı istikamette onları biraraya getirmek istiyordu. Bunun için de halka inmek ve işe henüz bozulmamış olan halk tabakasından başlamak gerekiyordu. İsmailiye'de öğ-
retmenlik yaparken bu fikrini ilk defa, kültürlü ve dindar olan yakın arkadaşiarına açtı. Onları ikna etti. Fikir birliğine vardılar. Birlikte kahvelere gidiyorlar, kahvede vakit öldüren müslümanlara son derece hoşgörü içinde sokuluyorlar, onlarla tatlı tatlı sohbetler yapıyorlar ve günün birinde birkaçını alıp namaza götürmeye muvaffak oluyorlardı. Sonra onlar da, İslâmı ve müslümanların gerçek görevini daha iyi öğreniyor ve dâva kervanına katılıyorlardı.
Böylece adetleri çoğaldı. 1929 yılında, merkezi İsmailiye'de olmak üzere «İhvan-ı Müslimîn» (Müslüman Kardeşler) adlı malûm teşkilâtı kurdular. Hasan el-Benna 23 yaşındaydı. Teşkilâta başkan seçil' di. Kendisine «Mürşid'ül-âm» unvanı verildi. Artık şe-hir-şehir, köy-köy, kasaba-kasaba dolaşarak konferanslar veriyorlar, sohbetler yapıyorlar ve islâm dâvasının önemini müslümanlar arasında yaymaya çalışıyorlardı.' Her gittikleri yerde teşkilâtın bir şubesi açıldı. Teşkilât her gün biraz daha genişliyordu. Müslümanların kızlarını dinî terbiyeyle yetiştirmek ve kadınları da bu dâvaya katmak için İsmailiye'de bir de «Müslüman Anneler Enstitüsü» kuruldu.
Bu arada Hasan el-Benna'nın öğretmenlik görevi Kahire'ye nakledildi. Dolayısiyle, teşkilâtın genel merkezi de Kahire'ye getirildi. Müslüman Kardeşlerin son derece ihlâs ve samimiyetle başlattıkları bu dâva Kahire'de büyük bir sevgiye karşilandı. Teşkilât çemberinin gün geçtikçe genişlemesi o gün için Mısır'ı sömürge gibi kullanan İngiltere'nin dikkatini çekmeye başlamıştı.
İhvan-ı Müslimîn Teşkilâtı İslâmın iyi öğrenilmesine, toplum dertlerinin islâm prensipleriyle tedavi edilmesine cok önem veriyordu. Mısır'ın bir çok yerinde enstitüler, okullar, hastahaneler ve talim terbiye yerleri açtı. Kahire'de günlük «İhvan-ı Müslimîn» gazetesi çıkarılıyordu. Bu gazete Mürşid'ül-âm Ha -san el-Benna'nm minberi sayılıyordu. Teşkilât gün geçtikçe genişledi ve Mısır'ın sınırlarını da aşarak bir çok arap ülkelerinde şubeler açıldı. İslâm âleminde en kuvvetli teşkilât haline geldi.
O tarihlerde Mısır krallıkla idare ediliyordu. Kral ve Mısır hükümeti bu teşkilâtın devamlı büyümesi karşısında endişe duymağa başladı. Müslümanların islâm prensiplerine bağlanarak birlik hâline gelmesi, İngiltere, Fransa, Amerika gibi batılı ülkeleri daha çok düşündürüyordu. İslâm âlemi gerçek mânada Kur'an'a sarılıp tek kuvvet hâline gelirse dünya stratejisi ters dönecekti. Özellikle İngiltere bu teşkilâtın dağıtılması için Mısır hükümetine baskı yapmağa başladı. Hükümet, teşkilâtın faaliyetlerini engelliyor ve kapatmak için bahaneler arıyordu. Kapatmak mümkün olmadı. Fakat, büyük lider Hasan el-Benna, 1949 yılı Şubat ayında tertiplenen bir suikastla şehîd edildi. Şehîd olduğunda henüz 43 yaşını doldurmamıştı. Seyyid Kutup'lar, Muhammed Kutup'lar, Şeyh Fer-gali'ler, Abdülkadir Udeh'ler, Saîd Ramazanlar ve daha yüzlerce islâm mücâhidi onun mânevi medresesinde yetiştiler.
Bu yolda şehît olan bütün mücâhitlere Hak Te-âlâdan sonsuz rahmetler diler, hayatta olanlara ise muvaffakiyetler niyaz ederiz.
Hasan Karakaya H. İbrahim Kutlay
BİRİNCİ BÖLÜMÜN DEVAMI
(Bu bölümün baş tarafı 9. Risalededir.)
MÜSLÜMAN KARDEŞLER CAMİİ'NİN AÇILIŞI
Her türlü engellemelere rağmen, Allah Taâ'a'nın izni ile caminin inşaatı tamamlandı. Hatırladığıma göre 1348 ramazanın onyedisinde, yatsı namazında ibadete açıldı. O günün seçilmesinde maksat; Eedir savaşı ve Kur'an-ı Kerim'in nazil olduğu tarihe tesadüf ettirmekti. «Eğer Allah'a ve hak ile batılın ayrıldığı ve ileri topluluğun karşılaştığı gün (Bedir Savaşı) kulumuza indirdiğimiz ayetlere inanıyorsanız, bilin ki harpte ele geçirdiğiniz çeylerin beşte biri Allah'ın, Peygamberin, akrabaların, öksüzlerin, yoksul-
Risaleler TC
F. 2
18
(arın ve yolcunundur.» (1) Ramazanda hem hak ile batılı ayıran Kur'an indirilmiş hem de iki topluluğun karşılaştığı gün (Bedir) Savaşı vuku bulmuştur.
Caminin açılışı muhteşem oldu. İsmailiye ve Şub-rahit'teki kardeşlerimizi de davet ettik.. Kardeşler layık olmayanların öne geçmesini önlemek için ilk imam olmam ve açılışı benim yapmam hususunda israr ediyorlardı. Ancak, Mahmudiye şubemizin başkanı Ahmet es-Sukkeri ileri giderek kapıdaki kurdeleyi kesti. Böylece kötü niyete sahib olanlara layık oldukları dersi vermiş oldu. Ben de, işbaşında büyük yardımı olan ve tamamlanması için büyük çaba harcayan Hamit Askeriye'yi mihraba geçirdim. Bu hayırlı teşebbüsün tamamlanması, bizden başka cami yaptırmak isteyenlere bir örnek oldu. H. Yusuf ve Ferec ailesi çok lüzumlu olan bir semtte bir cami inşaatına başladılar. «İhvansda ikinci bir cami inşa-' sına başladı. Her iki cami de ayni günde tamamlandı. H. Yusuf camiinin açılışına davet edildik. H. Yusuf önce kendi camiinin açılışında israr ediyordu.
Günlerden cuma idi. Öğle namazında H. Yusuf un camiini, yatsıda da «ihvan»ın camiini açtık. Böylece bir günde iki cami ibadete açılmış oldu.
Muhammed Cad'ında gayreti harekete geçti. Kentin bir mahalesinde bir cami inşasına başlayıp
(1) Enfal 17
19
büyük bir ihtiyaca cevap verdi. Bu cami de Allah'ın inayeti ile tamamlandı.
H. Mustafa da daha önce yaptırdığı camiyi genişletme inşaatına başladı. Caminin alanını genişletti ve bazı değişiklikler yaptı.
Böylece Müslüman Kardeşlerin camisi bu güzel kentte hayırlı bir işe başlangıç oldu.
SIDKI PAŞA SİNA'YI ZİYARET EDİYOR
Bu esnada Başbakan Sıdkı Paşa Sina'yı ziyaret etmek istiyor, mahallî idare kendisini karşılamak için hazırlanıyordu. Vali ve emniyet görevlileri karşılama konuşmasını kimin yapacağı konusunu mü-' zakere ederken, yaramazın biri beni tavsiye edip; «Bir devlet memuru olan Hasan hoca bu görevi en iyi şekilde yerine getirebilir» diyor. Emniyet müdürü Sabır Tantavi ve bazı il yetkilileri beni emniyete çağırıp durumu bildirdiklerinde çok sinirlendim. Kendilerine: «Şu anda istifamı veriyorum. Eğer devlet memurunu, başkalarının iradesi ile hareket eden bir alet kabul ediyorsanız, bu bana da bağlı bulunduğum Maarif Bakanlığına da ters düşer. Kendimi böyle bir duruma düşürmem mümkün değildir. Bakanlıkla aramızdaki anlaşma, sadece eğitim ve öğretimle ilgili görevimi tam olarak yerine getirmemden ibarettir. Anlaşmada, hükümet başkanlarına konuşma yapacaksın diye bir
20
madde yoktur.» Bu israr karşısında başka bir konuşmacı bulmak mecburiyetinde kaldılar.
KANAL ŞİRKETİNİN HEDİYESİ
Cami tamamlanmadan önce paralarımız bitmek üzere idi. Daha okul binasının inşaatı için büyük meblağlara ihtiyaç vardı. Bu arada kanal şirketinin müdürü (Baron Di) sekreteri ile birlikte geçerken bind-yı görmüş, bina hakkında bazı kısa malumat aldıktan sonra yoluna devam etmiş. Bir gün okulda iken, bir şirket görevlisi gelip şirket müdürünün beni yazıhanesinde beklediğini söyledi. Müdürün yazıhanesine gittim. Ve tercüman aracılığı ile «Binayı gördüğünü, bir miktar malî yardım yapmak istediklerini, bunun için inşaatın plan ve projesini istediğini» bildirdi. Okula döndükten sonra istediği dokümanı kendisine gönderdim. Üzerinden bir kaç ay geçtikten sonra tekrar yazıhanesine davet edildim. Yazıhanesine gittiğimde beni selâmladıktan sonra, şirketin 500 pound yardım yapmak istediğini söyledi. Kendisine gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür ettikten sonra; ayrılan paranın çok az olduğunu, oysa şirketin bir kilisenin yapımı için 500.000 pound (yarım milyon) harcadığını anlattım. Bu görüşlerime katıldığını, ancak şirketin buna karar verdiğini, kararın bir daha değişmesinin mümkün olmadığını belirtti. Bu meblağı al-
21
mamı rica etti. İlerde bir şey yapmak için elinden geleni yapacağını söyledi. Kendisine parayı almaya yetkili olmadığımı, muhasebe işleri ile görevli Muhammed Hüseyin'in gelip parayı alabileceğini anlattım. Nitekim Muhammed Hüseyin şirkete gidip parayı teslim aldı.
YANLIŞ ANLAMA
Şirketten para aldığımız duyulunca, yaygaracılar kıyameti kopardılar. Dedikodular her tarafı sardı. «Müslüman Kardeşler gayri müslimlerin yardımı ile cami yapıyor» diyorlardı. Yanlış iddialarını, bilen ve bilmeyenlerin fetvalariyle kuvvetlendiriyorlardı. «Gayri müslümlerin malı ile yapılan camide nasıl namaz kılınır?» diyorlardı. Biz de bu yaygaranın etkisini ortadan kaldırmak için «söylenenlerin safsata olduğunu, bu malın bizim malımız, kanalın bizim kanalımız, toprağın bizim toprağımız olduğunu, şirkette bulunan yabancıların birer zorbadan ibaret olduklarını ve bu kişilerden alınan malın caminin inşaatında kullanılmadığını, Allah'ın izni ile cami bittikten sonra paranın alındığını ve bu paranın sadece okulun inşaatında kullanıldığını» anlattık. Böylece yayılan ateşi söndürmüş olduk. Allah'ın «yarattıklarında çeşitli tasar rufu vardır.»
22
«HİRA İSLÂM OKULU»
Allah Taâla'nın izniyle caminin üzerindeki okulumuzun inşaatı da tamamlandı. O sıralarda oenim örnek eğitim ve eğitimciler konusundaki bilgi'erim daha taze idi. Postalozzi'nin ve Fervil'in okulları, Hir-bat ve Bentsori'nin öğretim metodu hâlâ zihnimdeki tazeliğini koruyordu. Ancak, bizim okul İslâm'ın emellerine ve meyillerine uygun olması itibarı ile onlardan değişik olacaktı. Bundan dolayı okulun^ yapımı tamam olur olmaz adını «HİRA İSLÂM OKULU» koyduk. Talebelerin kıyafetinde de, yerli fistan ve üzerinde bir pardesü, fes ve özel bir ayakkabıyı şart koştuk. Ders saatlerini de namaz vakitlerine göre ayarladık. Birinci kısım dersler öğleden önce bitiyordu. Böylece bütün talebeler öğle namazını camide cemâatle kılabilme imkânına sahib oluyordu, öğle yemeğini yedikten sonra ikinci kısım dersler başlıyor ve ikindi namazına kadar devam ediyordu. İkindi namazı da cemaatla kılınıyordu.
Okulun programı üç kısımdan ibaretti:
Birinci kısım: Çocukları Ezher ve diğer dini okullara- hazırlamak İçin ilk okul programlan uygulanıyordu.
ikinci kısım: Sabah ilk okul programları uygulanıyordu. Öğleden sonra da kardeşlerimizin sahibi oldukları atölyelere gidip sanat öğreniyorlardı. Kar-
23
deşlerimiz okulun özel nizamına uygun olarak bu talebelere sanat öğretmeyi taahhüt etmişlerdi.
Üçüncü kısım: Talebeleri devlet liselerine hazırlamak için orta okul programları uygulanıyordu. -
Talebelerden okuiun giderleri için bir miktar para -ahnıyordu. Bunun yanında parasız olarak kabul edilen fakir talebelerin sayısı da gittikçe artıyordu. Ayrıca okul, bir çok ehliyetli öğretmene sahip olmuştu.
HİRA İSLÂM OKULU'na rağbet çok arttı. Bu okulun metodu, en modern eğitim nazariyelerine ayak uyduracak şekilde yenilendi. Bir çok dersler açık havada, İsmailiye'nin bahçelerinde veriliyordu. Hece harfleri ve hesap problemleri toprağın üzerine yazılıyordu. Talebeler, kalblerinden geçen hatıra, yorgunluk ve bezginliklerini hocalarına açıkça söyleye-biliyorlardı. Talebe ile hoca arasında uyum ve yardımlaşma en mükemmel şeklini almıştı. İsmailiye gençleri; okulun üzerlerindeki oiumlu etkisini, hocaları ile aralarındaki karşılıklı saygı ve sevginin tadını hâlâ anlatıyorlar.
Ben İsmailiye'den ayrıldıktan sonra, okul bu örnek durumundan ayrılıp orta okul durumuna gelmiş. Zâten Mârif bakanlığı, ta başlangıçtan beri bu okuldaki tedrisatı engellemek istiyordu. Allah'a çok şükür bir müddet sonra yine eski haline döndü.
Günlük ders programlarında boş ders saati ol-
24
duğu zaman, hemen okula gider talebelere konferans verirdim. Gerek ders esnasında, gerek ders bittikten sonra hocalara uzun talimatlarda bulunurdum. Bir çoklarının dersleri hazırlamalarına iştirak ederdim. Bazen dersler bittikten sonra talebelerin hepsini okulun bahçesine çıkarır, kendileri ile iki saat kadar meşgul olurdum. Bahçede gezerken suâl sorma, gezip dolaşma, oyun oynama ve şaka yapma gibi hususlarda kendilerine tam bir serbestlik tanırdım. Bunları yaparlarken kendilerine eşlik ederdim. Bu yüzden birçokları özel durumlarını bana rahatlıkla anlatıyorlardı. Ben onlara, birer evlât, onlar bana bir baba veya abi gözü ile bakıyorlardı. Öğretmenlerin de aynı duyguyu paylaşmalarını, kendilerini bir düşüncenin davetçileri ve bir neslin mimarları saymaları için elimden geleni yapıyordum. Bu gayretlerim, bir çok öğretmende meyvesini veriyor, bazılarının nazarında ise hiç bir şey ifade etmiyordu. Toplumumuzun gösteriş ile değil ruhu ile, rekabetle değil vicdanı ile çalışanlara ne kadar ihtiyacı vardır? «Kalbler Allah'ın elindedir. İstediği gibi tascrruf eder.»
MUHAMMED SAİT el URFİ
«HİRA İSLÂM OKULU.» Bu ismin mucidinin, Di-rezor'lu kardeşlerimizden değerli alim ve mucahid
25
Muhammed Said olduğunu da bu münasebetle hatırlatmış olayım. Bu zât bir zamanlar Suriye Millet Meclisi'nin değerli bir üyesi idi. Fransız işgaline karşı baş kaldırmıştı. Fransızlar mallarına ve kitaplarına el koymuş ve kendisini Mısır'a sürgün etmişlerdi. Mısır'a gelip Kale semtinde mütevazi bir oda kiralamıştı. Kendisi ile tanıştığımda, dini bütün, görüşleri kuvvetli, ilmi geniş, yiğit, azimli, alim, doktor, subay, âbid bir zât olduğunu öğrenmiştim. Bir çok değerli ilim adamlarından ders almış, Türk ordusuna katılmış ve subay rütbesine yükselmişti. Ayrıca bir edebiyatçı ve tarihçi olup, sözü ve sohbeti tatlı ve hazır cevaptı. Bu zâtın sohbetinden çok istifade etmiştik. İsmailiye'yi ziyaret edip bir kaç gününü bizimle geçirmişti. Beraber geçirdiğim günler en mutlu günlerim olmuştu. Okulu yapmaya teşebbüs ettiğimiz zaman ona bir isim arıyorduk. Bu konuda Said Hoca şöyle dedi: «İsmailiye bir davet memleketi olmuştur. Bu okul da, davet'in ilk inşa ettiği bir okuldur. Davet Kur'an daveti, Kur'anda ilk defa HİRA'da nazil olduğuna göre bu okulun adı «HİRA» olmalıdır.»
Said el Urfi Hoca, gece sadece dört saat uyurdu. Şafak atmazdan önce kalkar kapılarımızı çalarak: «Kalkın. Bu hayattan sonra uzun bir uyku vardır» derdi. Hepimiz kalkar, namaz kılar Allah'.miza hamdu sena ederdik. Ayrıca bu hareketinden dolayı kendisine teşekkür ederdik. Bana «İsim ver karde-
26
şim isim ver» derdi. «Ne isim vereyim Said kardeş» dediğim de: «Kardeşlerine, dostlarına ve müesseselerine isim ver. Birisine «Sen Ebu Bekir'e, diğerine, Sen de Ömer'e benziyorsun» de. Bu hareket onlara dinî gayret verir ve güzel örneklere uymaya sevk eder.» derdi.: «İnsanların dilinden kurtulmalıyız» derdim.: «Sana ne insanlardan, Sen Allah'la beraber ol. Faydalı olan şeyleri yap. Müesseselerinde erkekler için olanlara «HİRA ERKEK İSLÂM OKULU, kızlar için olana «MÜMİNLERİN ANNELER OKULU» de. Toplantı yerinize «Hendek Lokali» adını ver... Böylece bu isimlerin hatıralarını gönüllere yerleştirmiş olursun» derdi. .
Devamlı bana şöyle derdi: «İbadette kusur edenleri, bazı küçük günahlara irtikab edenleri; Allah'tan korktuklarını, nizama saygılı olduklarını biliyorsan, Haset ordusuna kabul etmekte tereddüt etme. Çünkü böyle kimseler mutlaka tevbe ederler. Davet bir has-tahane olup, onun tedavi eden doktorları ve şifa isteyen hastaları vardır. Bu kimselerin yüzüne kapıyı kapama. Aksine, onları her türlü vasıtalarla davete çekmeye çalış. İlk davetin görevi de budur. Fakat sakın şu İki sınıftan olan kimseyi davet'in saflarına katma:
1) İnancı olmayan dinsiz. Bu kimse ne kadar iyi olduğunu izhar etse de, İnanç yönünden sizden uzaktır. İnançsız kimseden ne umarsınız?
2) Nizam tanımayan, itaat etmeyen solih kim-
I
27
se: Bu kişi tek başına daha faydalı olur. Cemaate karışırsa, iyiliği onların gönlünü kazanır, fakat nizama uymamakla da dağılmalarına sebep olur. Şayet bu gibilerden uzaktan istifade edebilirsen et. Çünkü böy-lesini cemaate alırsan düzeni bozar.»
«Herkes evham ipine sarılmıştır. Müminlere gerçekleri, sadece iman açıklar. Bu yüzden zayıf düş-seler de zafer yine onlarındır. İmansızlar kuvvetli olsalar da hezimet onlarındır. İman, hayatta çalışanların en büyük silahıdır.» Bazen de şöyle derdi: «Ben, dünyanın bazı hususlarda insana yönelip bazı hususlarda da sırt çevireceğine inanmıyorum. Dünya bir kimseye yönelirse her şey de onunla beraber yönelir. Hırsız bile, senden çaldığı şeyi yoldan geçerken getirip sana teslim eder. Şayet sırt çevirirse her şey sırt çevirir. Hatta emrine amade olan merkebin bile hiç yapmadığını sana yapar. Ben Mısır'a iki defa geldim. Birinde: Direzor'un tanınmış şahsiyeti ve âlimi Muhammed Said el Urfi bey olarak, memleketinizin ileri gelenleri beni ta istasyonda karşıladılar. O zaman çok utanmıştım. İkinci gelişimde, Fransızlar tarafından sürgün edilmiş, malından, servetinden ve kuvvetinden tecrit edilmiş Muhammed Said olarak geldim. Ne beni bir bekleyen ne de bir kelime konuşan vardı. Yine cok utandım. Oysa bu sefer bana teselli verecek birine her zamankinden daha fazla ihtiyacım vardı. Fakat Allah bana Müslüman Kardeşlerle tanışmayı nasip eyledi. En büyük teselliyi
28
bu cemaatin arasında buldum.» Said Hoca Mısır'da kaldığı müddet içinde kitap tashihi ile meşgul oldu, elinin emeğini yiyordu. Hiç kimseden yardım veya hediye kabu! etmezdi. Cömert idi. Evindeki herşey kardeşleri ve dostları içindi.
Bir müddet sonra Suriye'ye dönmüş ve yine Di-rezor millet vekili seçilmişti. Millet vekili olarak Filistin sorununu müzakere etmek için toplanan Parlamentolar toplantısına katılmak üzere Mısır'a geldi. Çantasını otelde bıraktıktan sonra hemen .Müslüman Kardeşlerin merkezine geldi. Resmi toplantılarda he-yetie beraber olur, boş vakitlerini ise bizimle geçirirdi. Allah (c.c.) rahmet etsin...
İSMAİLİYE'NİN DIŞINDA DAVET
İsmailiye'ye 15 km. mesafede İngiliz askeri üssünün gerisinde Ebu Suveyr kasabası vardı. Orada oturanların çoğu üslerde çalışan işçilerdi. Bunların yanında bazı tüccar ve çftçiler de vardı.
Cemiyetin bir şubesini açmak için, araştırma yapmak üzere Ebu Suveyr'e gittim. Kahvelerde, yollarda ve dükkânlarda dolaşıp insanlarının yüzlerini tedkik etmeye çalıştım. Bu arada Mubammed el-Ac-rudi'nin (r.h.) dükkânı dikkatimi çekti. Onu müşterilerle konuşurken dinlediğimde, hayırlı bir insan olduğunu anladım. Kendisine ve müşterilere selâm ve-
29
rip oturdum. Kendimi takdim ettikten sonra, buraya niçin geldiğimi anlattım: «Davetin zorluğunu yüklenecek hayırlı bir insan olduğunuzu anladım» dedim. Konuşmalarım hem dükkân sahibinin, hem de oturanların dikkatini şu hususlara çekmişti:
«İslâm'ın hedefleri ve hükümleri yücedir. Bu günün toplumu fesat, şer ve kötülük içinde kıvranmaktadır. Bunlcrın hepsi İslâm'ın hükümlerini terk etmemizden doğmuştur. Bu durumu düzeltmek için davet etmemiz farzdır. Aksi takdirde «İyiliği emr, kötülüğü nehy» prensibini yerine getirmediğimizden dolayı günahkâr oluruz. Ferdi çalışmalar yeterli değildir. Mutlaka bu düşünceyi destekleyecek bir kamuoyu ve her yerde teşekkül edecek büyük bir cemaate ihtiyacımız vardır.»
Dükkân sahibi ve yanındakiler konuşmamı büyük bir dikkatle dinliyorlardı. Başlangıçta kendilerini bir hayır cemiyeti kurmaya çağırdığımı veya sadece vâz etmek istediğimi sandılar. Bu yüzden dükkân sn-fibi beni öğle yemeğine davet etti. Özür dileyip ayrılmak istedim. Fakat camice veya namazgâhtc bir vâz etmem hususunda İsrar etti. Kahvede konuşmayı teroih ettiğimi kendisine söyledim. Kahveye toplanan insanlar duydukları ve gördükleri karşısında hayret etmişlerdi. Genç bir öğretmenin kahvede dini vâz etmesi, üstelik ne bir imam ne de tarikat şeyhi olmaması gariplerine gitmişti. Konuşmam çok hoşları-
30
na gitmiş olacak ki, tekrar gelmemi istediler. Nitekim isteklerini yerine getirdim.
Bir kaç defa ziyaret ettikten sonra. Ahmet Du-suki'nin evinde toplanıp Müslüman Kardeşlerin bir şubesini Ebu Suveyr'de açtık.
Fakat bu küçük köyde de kin ve çekememezlik bizi rahat bırakmadı. Benim orda bulunmcmam, De-suki Efendinin de alim olmaması, üstelik ticaretle meşgul olması, dedikoduların önüne geçmemizi engelliyordu. Desuki efendi çaresizlik içine düşünce, cemaat dağılma noktasına gelmişti. Bu durum karşısında oraya gidip, onları tekrar biraraya getirmek mecburiyetinde kaldım. Nihayet daveti iyi anlayan ve sık sık Ismailiye'ye gelip beni ziyaret eden kardeşler Dâvet'in ağır yükünü yüklenebilecek, ilkokul müdürü Abdullah Bedevi'yi salık verdiler. Okul müdürü olma yanında alim bir kişi olduğunu, evinde olsun, namazgahta olsun, devamlı insanlara vâz ettiğini, herkesin takdir ve sevgisini kazandığını, okuldaki dersler bittikten sonra Dâvet'e ayıracak çok vakti olduğunu söylediler. Çok sevindim. Hemen yola çıktım ve gidip müdürle görüştüm. Allah'ıma şükürler olsun ki, onun söylediklerinden de üstün bir zat olduğunu gördüm. En hoşuma giden tarafı da kültürü, kuvvetli şahsiyeti ve ölçülü düşüncesi oldu. Durumu kendisine açtığım zaman kabul etmede tereddüt etti. Sonra birlikte çalışacakları, kendisini seven öğretmen ve diğer kişileri seçme hususunda serbest ol-
31
mak şartıyla kabul ettiğini bildirdi. İstediklerini kabul ettim. Elini kolunu sıvayıp işe başladı. Allah'ın levfiki ile o köyde kuvvetli bir şube tesis etti.
CAMİ
O zaman köyde sadece «Herun» camiî vardı. Namaz kılanlara dar geliyordu. Bir de namazgah vardı. Ancak, Cuma namazı kılmaya elverişli değildi. Şeyh İbrahim Haris'in yaptırmakta olduğu cami ise köye uzak olduğu için ibadet yapılamıyordu. Abdullah kardeşimiz orasının «Müslüman Kardeşlerin merkezi yapılması için İbrahim beyle konuştu. İbrahim bey bu isteği kabul ettikten sonra Müslüman Kardeşler, caminin tamirine başladılar. Şu anda orası büyük bir cami, lokal, ve önünde geniş bir bahçe olduğu halde hizmet görmektedir. Yaz tatilerinde isti-rahatgâh oluyor, toplantılar yapılıyor, konferanslar veriliyor. Orası, nur ve hidayet saçan faydalı bir müessese olma niteliğini halâ devam ettiriyor. Bu bölgede Dâvet'in daha da kuvvetlenmesi için, uzun müddet Ezher de okuyan, Kur'an-i Kerimi çok iyi ezberleyen, sonra İsmailiye'ye gelip Müslüman Kardeşler'-in safına katılan, hutbe okuma, namaz kıldırma vazifelerini mükemmel şekilde yerine getiren «İyd el-Fz-herbyi camide imam, hatip, vaiz ve şubede kâtiplik yapmakla görevlendirdik. Ancak maaşını İsmcrliye'-
32
den alacaktı. Çünkü İsmailiye davetin merkezi sayılıyordu. Ebu Suveyr ise daha yeni idi. Buradaki insanlardan para almak pek hoşlarına gitmezdi. Davet konusunda Allah'ın kanunu budur. İman, henüz knlb-lerine iyi yerleşmemiş insanlardan para istenilse mutlaka cimrilik yaparlar. İman kalblerine yerleşt.k-ten sonra, nefsini ve canını feda etmekten çekinmezler. İyd hocanın Ebu Suveyr'de bulunması, Abdullah Selim başkanlığındaki şube mensuplarına bir huzur getirdi.
PORTSAİT'DE DAVET
Ahmet el Mısrî onsekiz yaşında bir gençti. Port-sait'te oturuyordu. Bazı işleri için İsmailiye'de kalıyordu. Müslüman Kardeşler'in merkezine gelip verilen konferansları dinliyordu. Çok kalmadan biat edip Müslüman Kardeşler'in safına katıldı ve Davet'i en iyi anlayanlardan biri oldu.
İsmailiye'deki görevi bittikten sonra, memleketi olan Portsait'e döndü ve daveti de beraberinde götürdü. Davet, «canlı ve mübarek bir tohum gibidir. Nereye ekersen ek, hemen meyve verir. Güzel bir kelime, kökü sabit, dalları göklerde olan bir ağaca benzer. Bu ağaç Rabbinin izni ile her zaman meyve verir.» (2)
(2) İbrahim: 24-25
33
Ahmet el Mısrî'nin etrafına Portsait'in iyi kalbll gençlerinden bir grup toplanmış ve dâvet'ten büyük ölçüde etkilenmişlerdi. Ahmet kardeşimiz kuvvetli bir şahsiyete ve derin bir imana sahipti. Davet yolunda her türlü fedakârlığa hazırdı. Davete olan samimiyeti bir çok gençleri etrafında toplamasında en büyük âmil olmuştu. Ahmet bu gençlerle Portsait'teki evlerin birinde yatsı namazından sonra toplanıp, aralarındaki bağı daha da kuvvetlendiriyorlardı. Ayrıog yeni davetin durumunu müzakere ediyorlardı. Bir ara beni davet ettiler. Davetlerini memnuniyetle kabul ettim. Toplandıkları mütevazı evde; «Ya Allah'ın emri hakim olur, ya da ölünceye kadar davet yolunda savaşırız» diyerek söz verdik.
Bu biatten sonra kardeşler, kendilerine has bir yerlerinin olmasını istiyorlardı. Sonunda bu arzuları gerçekleşti. «Minye» caddesinde bir yer tuttular. Ancak aralarında topladıkları para bu yerin giderlerini karşılamaya yetmiyordu. Kardeşlerimizin uydukları bir prensip vardı: Davet'e inanıp onun yolunda her türlü fedakârlığa hazır olmayan halktan para almazlardı. Çünkü onların görevi cepieri değil, kalbleri feth etmekti. Davet'in merkezi olan İsmailiye, Portsait'li kardeşlerinin aidatlarının karşılayamadığı giderleri karşılayacaktı.
Kardeşler teşekkülerini tamamladıktan sonra.
Risaleler 10
F. 3
34
Davet'lerfni halka açıklamak istediler. Muharrem ayını da fırsat bilerek merkezlerinin önüne çadırlar kurdular. Hicret konusunda konuşmalar yaptılar. Port-sait halkı ilmi ve âlimi, Resulullah'ın sîreti ve "hatıraları hakkındaki konuşmaları çok severlerdi. Bu yüzden davet ve dâvetçileri daha iyi tanımadıkları halde toplantıya koşuyorlardı. Müslüman KardeşlePin ilk töreni olmasına rağmen şahane bir topluluk meydana geldi. Törenin yapıldığı gün bademciklerim iltihap landığı için, Portsait'e gitmem imkansızlaştı. Okulun doktoru, Mahmut Sadık bey halimi görünce: «Bu halinle Portsait'e gider konuşursan, büyük bir cinayet işlemiş olursun. Zaten konuşabileceğini de sanmıyorum» dedi. Ne olursa olsun gitmekte ısrarlıydım. Trenden inip «İhvansın merkezine gittim. Akşam namazını oturarak kıldım. Namazı kıldıktan sonra kendimi garip bir ruh haleti içinde buldum. Portsait'li kardeşlerimin tören için ne kadar sevinç içinde olduklarını, törene büyük ümit bağladıklarını, tütün güçlerini dâvet'e harcadıklarını, bir de benirr kcm.'-şamadığımı düşündükçe çok üzülüyordum. Düşünürken de ağlıyordum. Yatsı namazına kadar derin bir teessürle Allah Taâla'ya yalvardım. Sonra kendimde bi»az dinçlik hissettim ve yatsı namazını ayakta kil-cım. Tören Kur'an-ı Kerim okunarak açıldı. Konuş-rrek için ayağa kalktığımda bir anda kendimde tam bir şifa hissettim. Sesimde de acaip bir açılma mey-ciona geldi. Hem içerdekiler hem de dışardakiler si-
35
simi rahatlıkla işitiyorlardı. Tören istenilen şekilde sena erdi. Zannederim konuşmam iki saat kader sürdü Allah'ın lutfu-keremine şükürler olsun ki her sene yakalandığım bu hastalığa daha sonra hiç yakalanmadım. Bunun, Portsait'teki kardeşlerin davetlerinde samimi olduklarının ve insanlara tebliğ etmek için ellerinden geleni yaptıklarının bir bereketi olduğuna inanıyorum.
Portsait'te davet hızla zaferden zafere ilerleyerek devam ediyordu. Burada kardeşler dört tane sağlam şubeye ve bir spor sahasına kavuşmuşlardı. Davet, birçok imanlı mücahit ve samimi gençleri bünyesinde toplamıştı.
KÜÇÜK DENİZ BÖLGESİNDE DAVET
Portsait toplantılarından birine «Küçük Deniz», kasabasından bir heyet katıldı. Sırf törene katılmak ve konferansları dinlemek için gelmişlerdi. Yapılan konuşmaları dinleyip memleketlerine döndüklerinde, dâvet'in hedef ve gayelerini aralarında tartışmışlar, nihayet bölgelerinde bu dâvet'in mesuliyetini yüklenecek durumda oldukları kanaatine varmışlardı.
Çok geçmeden, Ezher mezunu Mustafa el-Teyr hocanın başkanlığında Müslüman Kardeşler'in bir şubesinin açıldığını, arka arkaya yazdıkları mektuplarla bize bildirdiler. Daha sonra «Cemaliye» ve «Menzile»
36
de birer şube açıldı. Böylece Davet; bölgeye istenilen seviyede yerleşmiş oldu.
İsmailiye'de ki son günlerimde Portsait'e giderken bu şubeleri ziyaret ettim. Bu ziyaretim büyük bir hayır ve bereket oldu. Çünkü bu ziyaret davet mensuplarının ruhunda başarı umudunu artırdı. «Menzi-!e»ye geldiğimde beni karşılayan kıymetli kardeşlerimin yüzlerindeki gülümsemeler dikkatimi çekti. Karşılayanlar arasında, değerli ilim adarnları, kasabanın ileri gelenleri ve bir çok imanlı kimseler vardı. Hepsinin yüzünde de bu manâlı gülümseme kendini hissettiriyordu. Yanımızda bulunan Mustafa et-Teyr'e: «Bu gülümsemenin manâsı nedir?» dedim: «Beklemedikleri bir durumla karşılaşmalarıdır» dedi. Ve devam etti: «Bunlar senin cüsseli ve yaşlı bir şeyh olduğunu zannediyorlardı. Bir de baktılar ki karşılarında 25 yaşını tamamlamamış bir genç duruyor. Şimdi, onları sakinleştirmek ve ikna etmek için büyük çaba harcamak bize düşüyor» dedi.: «Kardeşim, tevfik ve taktir Allah'tandır. Allem bir hayır murad ettiği zaman onu devam ettirir. Kişi, dili ile kalbi arasındadır. Müminin kalbi Rahmanın parmakları arasındadır» dedim.
Akşam özel olarak kurulan bir çadırda konuşma yaptım. Konuşmam bittikten sonra gelip bana duygularını aktardılar: «Biz, dış görünüşü ağır basan birini beklerken, bir haberci ile karşılaştık» dediler. «Bu da Allah'ın bir lutfudur.»
37
Daha sonra bu bölgeye bir çok ziyaretlerim oldu. Şubelerimiz hızla yayılmaya başladı. Davet herkesin sevdiği ve yardım ettiği bir düşünce halini aldı.
SUVEYŞ'DE DAVET
Şeyh Muhammed et-Ticanî ve diğer öğretmen arkadaşları ziyaret etmek için Süveyş'e uğradım. Değerli üstad Muhammed Ebu es-Suud, Süveyş'in seri kadısı idi. Orada güzel bir ilmî ve amelî hareket meydana getirmişti. Etrafına topladığı ilim adamları ile, hem ders mutaala ediyor, hem de halka vâz ve nasihat ediyordu. «Garip» camiindeki meclisine gittim. Mecliste bulunan imam ve ilim adamlarına davet hakkında bilgi verdim. Bu arada Muhammed el Hadi ve Muhammed Hasan ile ayak üstü konuştum. Dâvet'e karşı büyük istidatlarının olduğunu hissettim. İkinci defa Süveyş'e davet edildiğimde bu iki arkadaşla tekrar görüştüm. Ve beraberce bir şube açtık. Açtığımız bu şube daha sonra bölgede bir çok şubelerin açılmasına vesîle oldu.
Bu arada, Hasan efendinin evinin önündeki hasırın üzerinde' oturup çeşitli ilmi konularda münakaşa ettiğimizi ve karşılıklı sorular sorduğumuzu hiç unutamıyorum. Üstad Abdulhafız, şu ayeti Kerime'nin manâsını anlamadığını söyledi. Ayette, Süleyman (as.) şöyle d iyottu: «Rabbim beni bağışla ve bana
38
benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir mülk ver.» (3)
Üstad Abdulhafız şöyle diyordu: «Bağışlama istemek bir suçluluk duygusunun mahsulüdür. Mülk İstemek ise, bir memnuniyet ifadesidir. Bu iki istek aynı anda bir kişiden nasıl gelebilir?» Bu soruya cevabım şöyle oldu: «Süleyman (a.s.) «Bu gece bütün karılarımı dolaşacağım. Böylece her biri bir çocuk doğuracak, sonunda mülküm genişleyecek ve kuvvetim artacaktın» demişti. Fakat bu dolaşmadan sonra sadece bir tanesi hamile kalmış o da noksan doğurmuştu, işte o zaman, Süleyman (a.s.) mülkünün genişlemesini çocukların çoğalmasına bağladığını, oysa mülk Allah'ın bir hibesi olup, dilediğine vereceğini hatırladı. İşte o zaman Allah'tan bağışlanmasını ve vasıtasız bir mülk istedi.. «Şüphesiz sen vehhabsın» dedi. Burada O'nun mülk istemesi, imtihanına sebeb olan duygudan kurtulduğunun bir te'kidi oldu.» Bu cevap herkesin hoşuna gitmişti.
Aramızdaki bu ilmî münakaşa, üzerimize sabah rüzgârı estiren bir ruh haleti içerisinde sona erdi. Sabaha kadar ağladık, tevbe ettik ve bağışlanmamızı diledik. Sabah olunca da tevbemizi ve biatimizi yeniledik ve namazı kılıp dağıldık. Allah'ın büyük lût-fundandır ki; o gün biat edenler biatlarını bozmadı-
(3) Sad: 35
39
lor. (Kimi bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir.) (4)
Bu arada «kına çiçeği» olayını hiç unutamıyorum. Süveyş'i ziyaret ederken bir dostumun evinde, masanın üzerinde Firuz Abâdî'nin «Seferussâde» kitabını gördüm. Kitabı açınca karşıma Resulullah'ın (s.a.v.) Kına çiçeğini sevdiğini anlatan satırlar çıktı. Resu-luilah'a uymak için kendimde kına çiçeğine karşı bir arzu hissettim. Fakat nerede bulacaktım: Ne memleket benim memleketim; ne de ev benim evimdi. Müslüman Kardeşlerin merkezine gittim. Arkam pencereye karşı olarak arkadaşlarla konuşuyordum. Pencerenin önünde çocuklar oynuyordu. İçlerinden birisi, Hâdl Atiye'yi çağırıp eline büyük bir kına çiçeği vererek: «Bunu şu bülbül gibi öten şeyh'e ver ve de ki «Bu sana, şu kırk çocuğun hediyesidir» dedi. Ben de gülerek: «Getir... O, çocukların hediyesi değildir. O, Resulullah'ın hatırasının kokusudur» dedim. O gün akşama kadar büyük bir sevinç içindeydim.
Suveyş'de daha bir çok hatıralarım vardır. Allah bu beldenin İyi kalbli insanlarını mübarek eylesin.
KAHfRE'DE DAVET
Kahire'de Ticaret Okulu'nda Abdurrahman es-Saâtı ve Mahmut Sadî isminde iki talebe, tahsiline
(4) Ahzab: 2
40
devam ediyordu. Bu iki dost ve bazı arkadaşları, İslâm'ın üstünlüğünü ve O'nun güzel ilkelerini kavramışlardı. Okulun namazgahında hem namazlarını kılar hem de toplantılar yaparlardı. Diğer arkadaşları, bunlarla alay ederlerdi. İslâm'ın yüceliğini idrâk edemeyen talebe ve öğretmenler kendilerine sataşırlardı. Onlar bunların hepsine sabr ederlerdi.
Bu iki iyi niyetli gene okullarını bitirdiler. Kader, her ikisini de «Demir Yolu Mühendislik»de memur yaptı. Ruhlarında; derin bir Islâmî sevgim mesuliyet duygusu, çalışma azmi, din-i mübin yolunda mücadele etme isteği vardı. O zaman, İslâm için çalışmak; İslâmî bir cemiyet kurmak demekti. O halde bunların da İslâm'a davet eden ve İslâm için çalışan bir cemiyet kurmaları gerekiyordu. Nitekim «İslâm Medeniyeti» adı altında bir cemiyet kurdular. Cemiyet «Rum Çıkmazı»nda kiralanan bir odada faaliyetini sürdürüyordu. Bir çok değerli kardeşlerimiz bu cemiyete üye olup konferanslar veriyor ve iyilikle halkı Allah'a davet ediyorlardı.
«İslâm Medeniyetime mensup kardeşlerimiz, İs-mailiye'deki «İhvan ül-Müslimîn Cemiyeti»nin faaliyetlerini ve şubelerinin bu bölgede yayıldığını gördüler. «Birlik ayrriıktan daha iyidir. Güçleri birleştirmek lâzımdır» diyerek İsmailiye'ye geldiler. Aramızdaki görüşmeden sonra «İslâm Medeniyeti», Müslüman Kardeşler'e katıldı ve Kahire şubesr olarak faaliyetine devam etti. Daha sonra «Silah» caddesinde
41
yeni bir yere taşındılar. Dâvet'e münasip bir yer olması için temizlik ve tamir işlerini Müslüman Kardeşler üzerine aldı. Mali durumları, yeni yerin giderlerini karşılamadığı için, Dâvet'in merkezi olan !sma-iliye, üyeleri çoğalıp yardım yapıncaya kadar, Kahire şubesinin yardımına koşmayı kararlaştırdılar. -
Kahire'deki kardeşlerimizin öğünülecek bir hareketi de; maddi imkânlara en muhtaç oldukları bir sırada, siyasi propaganda yapmaları için Sıdkı Paşa hükümetinin para teklifini red etmeleri oldu. Bu teklife, kardeşimiz Abdurrahman es-Saâtî'nin cevabı şöyle olmuştu: «Bu eller kırılsın da, hakkı olmayan mallara uzanarak daveti başkalarının arzu ve maksatlarına alet etmesin. Eğer biz, sizin şu andaki durumunuzun İslâm'ın lehine olduğu kanaatine varsaydık, para almak şöyle dursun, yolunda canımızla malımızla savaşırıdk.» Talebe ve küçük memurlardan oluşan bu kardeşlerimize, herhangi bir maksatdan dolayı hükümetin propagandasını yaptırma çabaları boşa çıktı. Böylece girdiği her dâvet'i bozan, sızdığı her kalbi Allah'tan uzaklaştıran bu mikroptan, daha ilk günlerinde Allah onları korudu. Bu, davet ve dâvet-çilere Allah'ın büyük bir lütfudur. Alemlerin Rabbı olan Allah'a (c.c.) hamd-ü senalar olsun.
MÜMİN ANNELER OKULU
HIRA ERKEK ENSTİTÜSÜ'nde işler rayına oturduktan sonra, kardeşler; kızlar için de bir okul inşa
I
42
etmeyi düşündüler. Okulunun adını «Mümin Anneler Okulu» koydular. Uygun bir ev kiraladılar. Okulun programı; eşler, anneler ve kızlara; İslâm Ahlâkı /e onun yüce prensiplerini öğreten dersleri ihtiva ec -yordu. Ayrıca çağın ihtiyacını karşılayacak ameli ve nazari derslere de yer veriliyordu. Okul için en uygun olanının, İsmailiye'den hanım öğretmen tayin etmek olduğu görüşünde idim. Nitekim öyle oldu. Okula müdür olarak da, salih, dinine bağlı ve takva sahibi kardeşimiz Ahmet Abdulhamit'i getirdik.
Ayrıca okulda müslüman hanımlara ait bir bölüm açıldı. Bu bölümde Müslüman Kardeşler'in hanımları okuyorlardı. Bölümün adını da «Müslüman Hanım Kardeşler Grubu» koydum. Müslüman kadınların arasında dâvet'i yaymak ve bir nizam içerisinde yürütmek için özel bir yönetmelik hazırladım.
GEZİ GRUBU
Kardeşler, İslâmî cihat düşüncesinden etkilenerek İslâm'ın emirlerini yerine getirmek ve Peygamberimizin «Bir kimse savaşmadan veya savaşa niyet etmeden ölürse cahiliyet ölümü ile ölür» (5) Hadisi şerifinin mesuliyetinden kurtulmak için, çağımızdaki izcilik teşkilatına benzer «Müslüman Kardeşler Gezici
(5) Hadisi Müslüra rivayet etmiştir.
43
Grubunnu kurdular. Bu grup İsmailiye'den hareket ederek diğer memleketlerdeki şubeleri ziyaret etmekle işe başladı.
CEBASET'TE DAVET
Cebaset'teki bazı işçiler İsmailiye'de kardeşlerle görüştüler ve döndüklerinde edindikleri intibaları diğer arkadaşlarına ilettiler. Bir müddet sonra benden, kendilerini ziyaret etmemi istediler. İsteklerini memnuniyetle kabul ettim. Kendileri ile İslâmî daveti için çalışacağımıza dâir karar verdik. Karar, bu uzak bölgede davetin ilk çekirdeği niteliğinde oldu. Sayısı üçyüzü bulan işçiler şirketten bir cami yapmasını istediler. Şirket bu isteklerini kabul edip bir cami yaptırdı. İsmailiye'den de hem imamlık hem de öğretmenlik yapacak bir hoca göndermesini istediler. Kardeşler, bu göreve; Hira Enstitüsü'nde öğretmenlik yapan değerli hocamız Muhammed Farağlı'yı atadı.
Farağlı hoca Balah'a giderek camiyi teslim aldı. Onun etkili ve kuvvetli ruhu, işçilerin ruhu ile kaynaştı. Bir kaç hafta geçmeden işçilerin fikrî, ruhî ve içtimaî seviyeleri hayret verecek bir ölçüde yükseldi. Bu kişiler, kendi nefislerinin kıymetini, hayattaki vazifelerinin yüceliğini ve insanî üstünlüklerini idrak ettiler. Kalblerindeki korku, zillet, zaaf ve aşağılık duygusunu slld^er. Allah'a iman etmek ve yeryüzünde
44
onun halifesi görevini vapmakla şeref duydular. Re-sulullah (s.a.v.)'ın «Allah sizlerden bir iş yaptığınız zaman onu iyi yapanı sever» hadisine uyarak işlerine ciddiyetle sarıldılar. Kendilerine ait olmayan şeylere tenezzül etmediler. Değersiz istekler onları bağlamadı. Yöneticilerine karşı başları dik ve vakur oldular. Onlarla konuşurken, mantıklı ve isbatlı konuştular. Ağızlarından bir kötü söz çıkmadığı gibi başkalarından da kötü sözü kabul etmediler. Daha önce olduğu gibi onların kendilerini aşağıfamasına müsade etmediler. Ancak, bu siyaset baştakileri memnun etmemiş olacak ki, «Durum böyle devam ederse hakimiyet bu hocanın eline geçer. Hiç kimse hocanın ve işçilerin önüne geçemez» görüşüne vardılar.
Şirket bu çalışkan hocanın işine son vermeyi kararlaştırdı. Ve durumu hocaya bildirmek için bir adam gönderdi. Hocaya gelen bu kişi: «Müdürümüz şirketin size ihtiyâcı kalmadığını, senin yerine bir işçiyi bu göreve atayacağını söyledi, bugüne kadar olan hesabınızı da gönderdi» dedi.
Hoca ona gavet sakin bir şekilde şöyle cevap verdi: «Ben şirketin görevlisi olduğumu bilmiyordum. Bilsem bile kabul etmezdim. Ben İsmailiye'deki Müslüman Kardeşler tarafından görevlendirildim. Maaşımı da onlardan aldığımı sanıyordum. Çünkü sözleşmemi onlarla yaptım sizinle değil. Ben sizden maaş kabul etmeyeceğim gibi görevimi de bırakmama imkân yoktur. Ancak cemiyet başkanı isterse görevden
45
ayrılırım,» Şirket Klanın maaşını almasını bekledi fakat hoca g^.p onlardan para almadı ve durumu bana bildirdi. Ben hocadan «Haklı bir çıkış yaptığını, ne olursa olsun görevini bırakmamasını» istedim. Bu defa şirket, mahalli idareye başvurdu. Şirket müdürü «Miyo Manyo», kanal valiliğine müracaat etti. Vali ise; İsmailiye'den bir emniyet yetkilisinin yanına kuvvet alıp şirkete gitmesini ve hocanın oradan alınmasını istedi. İsmailiye'den gelen yetkili, şirket müdürünün bürosuna oturup hocayı çağırttı. Hoca gönderilen kişiye: «Benim müdürle işim yoktur. Benimle işi olan camiye gelsin» dedi. Bunun üzerine yetkili camiye giderek, hocadan müdürün isteğine uyup camiyi terk etmesini istedi. Hoca buna aynı cevabı vererek: «Bana İsmailiye'deki cemiyet başkanından bir mektup getirirsen görevden ayrılırım. Ancak, kuvvet kullanmaya kalkarsan buradan cesedim çıkar» dedi. Bu durumdan haberdar olan işçiler hemen işi bırakıp bağırarak idareye doğru koştular. Emniyet yetkilisi sonuçtan korkup herşeyi olduğu gibi bırakarak İsmailiye'ye döndü. Anlaşmak için benimle temasa geçti. Ben de kendisine: «Düşünmem gerektiğini ve durumu cemiyetin idare meclisine götürdükten sonra bir cevap verebileceğimi» söyledim. Fakat üzülerek söyleyeyim ki, şirketin Kahire'de bulunan idare meclisine gittiğimde, şirketin biricik Mısır'lı temsilcisiyle konuştum ve anladım ki, bu kişi bile işçilerin iyiliğini
46
istemiyor. Şirketin menfaatlerini savunuyor. Milli gayret ve sevgiden tamamen mahrum.
Şirketin müdürü ile görüştüm: «Hocadan niçin memnun olmadıklarını» sordum. Aldığım cevapta, bu beylerin; sadece arzularına boyun eğen bir kişi istediklerini anladım. Bana söylediği şu sözleri rıh? unutamıyorum: «Bir çok müslüman liderle dostluğum vardır. Cezayir'de yirmi sene kaldım. Bize sıkıyönetim uygulayan bu hoca gibisini görmedim. Üzerimizde sanki bir general gibi.» Onun bu görüşüne şiddetle karşı çıktım. Şirketin işçilere sert davrandığını, haklarını vermediğini, onları küçük gördüğünü, kendisi korkunç para kazanırken işçilerin ücretlerini kısıtladığını anlattım. Şirketin bu tutumunu bırakmasını, az kâra kanaat edip işçilerin haklarını vermesini istedim. Bu konuşmalardan sonra, hocanın iki ay daha vazife yapmasını, bu müddet bittikten sonra Müslüman Kardeşter cemiyetine resmen başvurup hocanın değiştirilmesini istemesini ve bu iki ay içerisinde hocanın maaşının artırılmasını kararlaştırdık. İki ay bittikten sonra Farağlı r>ocanın yerine Şafiî Ahmet hocayı tayin ettik. Ve davet, bu sahrada yoluna yine devam etti.
ÇİRKİN OYUNLARDAN ÖRNEKLER
1) SAHRADA BAYRAM NAMAZI: Ramazan günlerinde Abbasi camiinde sabah namazından sonra ba
47
zı İslâmî konularda halka bilgi veriyordum. Çoğu zaman oruç, zekat ve ramazan gibi konulara temas ediyordum. Ramazanın sonlarına doğru bayram namazı hakkında geniş malûmat verdim. Bayram namazından bahsederken şehrin dışında kılmanın sünnet olduğunu erkek-kadın herkesin çıkıp 'İslâmî hayır ve heyecana şahit olmalarını istedim. İmamı Şa-fi'nin dışında bütün imamların sahrada kılınan bayram namazlarının daha faziletli olduğu hususunda birleştiklerini söyledim. «Sadece İmâm-ı Safi memleketteki cami bütün müsiümanlara yetiyorsa camide kılmanın daha faziletli olduğunu söylemiştir» dedim.
Ben bu konudaki fıkhî hükümleri anlatırken dinleyicilerden biri: «Sünneti yerine getirelim. Ramazan bayramını sahrada kılalım. Üstelik İsmailiye'deki camiler küçük olduğundan cemaata dar gelmektedir. Oysa etraflıdaki geniş sahra ihtilal ordularına bile fazla gelmektedir» dedi. Cemaatın hepsi de aynı görüşte ısrar edinoe onlara uymaktan başka çare bulamadım. Ancak bu memleketteki müslümanların bu konularda çok hassas olduğunu ve süratle görüş ayrılığına düştüklerini, üstelik bu gibi konulardaki ihtilafların bitmesinin üzerinden daha çok zaman geçmediğini düşünerek acele etmememiz gerektiğini on lara anlattım. «İlim adamları ile görüşüp uygulamada anlaşmamız gerekir. Eğer muvafakat ederlerse ve acele etmezlerse, iyi olmayan bir şeyin etrafında top-
$.-•
A^
48
lanmak; iyi olanın üzerinde ayrıcalığa düşmekten daha makbuldür» dedim.
Bu konudaki çalışmalarıma başlamak üzereyken Davet düşmanlarının müthiş bir saldırıya geçtiğine şahit oldum: «Bu bir bidattir. Camileri kapatmak ve İslâm'a savaş açmaktır. Sokağın cami'den üstün olduğunu kim söyleyebilir. Bizden öncekilerden böyle bir şey duymadık» diyorlardı. Bu haber yıldırım hızı iie her tarafa yayıldı. Kahvelerde, .camilerde, özel ve genel toplantılarda hep bu konuşuluyordu. O günlerde, son on günümü Abbasi camiinde itikatta geçiriyordum. Namazlardan sonra, soru yağmuruna tutuluyordum. Herkes bu yeni bidat'ın ne olduğunu soruyordu. Bu asılsız propaganda karşısında dehşete düştüm. Sorulan sorulara geniş cevaplar veriyor, bu konudaki; dinî hükümleri onlara anlatıyordum. Lüzumsuz münakaşadan kaçıyor, herkesi birliğe çağırıp, dargınlıktan uzak durmalarını istiyordum.- Fakat durum beni ve diğer ilim adamlarını aştı. Müslümanların hak ve sünnete karşı gayreti daha da arttı ve şehrin dışında namaz kılacaklarını herkese ilan ettiler. Namazgahlarını bile hazırladılar. Benim Kahire'-ye gidip bayramı ailemle geçirmem gerekiyordu. Benden sonra bayram namazını sahrada kılmışlar. Bu büyük İslâmî görüntü karşısında, göğüsleri kabarmış ve ruhlarına temiz peygamber sünnetinin bereketi sinmişti. Bayram tatilinden döndükten sonra hâlâ bu sevincin eserleri, yüzlerinde kendisini gösteriyordu.
49
Fitne rüzgârı sönmüş ve mübarek sünnet bu şehirde gökleşmişti. Hâlâ bayram namazları büyük bir İslâmî şenlik şeklinde, şehrin dışında kılınmaya devam ediliyor.
2) KADI'NIN EVİNDE GECEN MÜNAKAŞA: Bir ramazan gecesinde İsmailiye Şer'î kadısının ziyaretine gittim. Bu ziyarette emniyet müdürü, sulh hakimi, orta okul müdürü, maârif müfettişi, bir çok yazar, avukat ve şehrin ileri gelenleri de vardı. Toplantı güzel bir seminer şeklini aldı.
Kadı bize gümüş bardaklar içinde çay takdim etti. Dağıtma sırası bana gelince «cam bir bardak içerisinde getirmelerini» istedim. Kadı gülerek bana döndü ve şöyle dedi: «Zannederim bardak gümüşten olduğu için içmedin.» «Evet, özellikle kadı'nın evinde» dedim.: «Mesele ihtilaf konusudur. Bu konuda çok şeyler söylenmiştir. Sanki biz her sünneti yapıyormu-yuz ki, bu konuda da titiz davranalım» dedi.: «Evet ihtilaflıdır. Ancak, yemek ve içmek konusunda ihtilâf yoktur. Bu konudaki hadis «Muttefekun aleyhdir» Peygamberimiz (s.a.v.) şu hadislerde bu işi şiddetle yasaklamıştır: «Altın ve gümüş kaplardan su içmeyin! Bunlardan yapılmış tabaklardan yemek yemeyin!» (6) «Altın ve gümüş kaptan su içen kimse; kar-
(6) Hadisi Buharî ve Müslüm rivayet etmiştir. Risaleler 10
F. 4
bU
51
rtında cehennem ateşini dolaştırmış olur!» (7) Nass dururken kıyas yapılmaz. Nass'a uymaktan başka çaremiz yoktur. Emretseniz de hepimiz cam bardaktan içsek ne güzel olur» dedim. Oturanlardan bazıları söze karışarak: «Madem ki konu ihtilaflıdır, o halde inkâr etmeye lüzum yoktur» dediler. Bu arada sulh hakimi de kadıya hitaben şöyle dedi: «Muhterem kadı, madem ki kati nass vardır. O halde nass'a hürmet etmemiz lâzımdır. Hikmetini araştırıp neticeye varıncaya kadar nass'la amel etmek durumundayız. O halde, önce nass'a uymalıyız. Hikmetini öğrenirsek ne âlâ, öğrenmezsek kusur yine bizimdir. Her halükârda nass ile amel farzdır» dedi. Bu konuşmayı fırsat bilerek hakime «O, parmağındaki yüzüğü çıkar. Çünkü altındır. Altını da nass haram kılıyor» dedim. Gülerek şöyle dedi: «Hoca efendi, ben Napolyon kanunu ile hükmediyorum. Muhterem Kadı ise kitap ve sünnetle hükmediyor. Konularımız ayrıdır. O halde beni bırak da şer'î kadı'nın yakasına yapış.» Ben de: «Emir bütün müslümanlara gelmiştir. Sen de müslümanlar-dan birisin. O halde emir sana da yöneliktir» dedim. Bunun üzerine yüzüğü çıkarıp cebine koydu. Gerçekten faydalı bir toplantı oldu. Bu basit olayın «iyiliği emr, kötülüğü nehy» kabul eden halkın arasında, yankısı büyük oldu.
(7) Hadisi Buharî ve Müslüm rivayet etmiştir
3) MİRAÇ HAKKINDA KONFERANS: Miraç münasebetiyle bir konferans verdim. Ve dedim ki: «Miraç Resulullah (s.a.v.)'e bir ikramdır. Eğer «bir ruhun beden üzerinde kuvvetli bir hakimiyeti vardır» diyor isek Resuiullah'ın ruhu miraç gecesinde büyük bir kuvvet ve genişliğe ulaşmış ve onun mübarek bedenine hakim olarak madde kanununu etkisiz hale getirmiş, dolayısıyla yemekten, içmekten, havadan ve nefisten etkilenmeden, mesafeye ihtiyaç duymamıştır» diyebiliriz. Bu düşünce uzak bir görüş değildir. Miraç mucizesini garip karşılayanların zihnine sokmak için iyi bir delildir. Bu konuda şair Şevki şöyle diyor: «Soruyorlar en şerefli Peygamber, ruhla mı, cesetle mi miraç'a çıktı? Sen her ikisi ile de çıktın. Her ikisi de ruh, reyhan ve ziyadır.»
Toplantı bitti ve herkes dinlediklerinden memnun kalarak dağıldılar. Fakat maksatlı kişiler boş durmadılar. «Müslüman Kardeşler miracı inkâr ediyor. Miracın mucize olduğunu kabul etmiyor. Miracın sadece ruhla gerçekleştiğini iddia ediyor. Böylece Icma-i Ümmet'in dışına çıkıyor» dediler. Kardeşler bu iddialara karşılık vermek istedilerse de, ben şiddetle karşı çıkarak şöyle dedim: «Olumlu yol, olumsuz yoldan bin kat daha hayırlıdır. Sağlam düşüncelerle, batıl düşüncenin önüne geçiniz.» «Peki ne yapalım?» dediler. «Resuiullah'ın büyüklüğü hakkında bir konferans vereceğimi ilan edin» dedim. Söylediğimi yaptılar. Belirlenen günde toplandılar. Onlara Resulullah (s.a.v.)'-
52
¦n ahlâkî ve ruhî büyüklüğünü; mükemmel, kalıcı ve şümullü davetinin azametini, dünya ve ahirette Allah katındaki mertebesinin yüceliğini anlattım. Toplantıdan çıkanlar sadece duyduklarını konuşmaya başladılar. Allah (c.c.) hakkı batılın tepesine indirip batılın beynini parçaladı. Böylece bâtıl ortadan kalktı.
TAPILAN ADAM
Bir gün yüzlerinde derin üzüntünün ifadesi apaçık kendini gösteren iki ihlâslı kardeşimiz bana gelip şöyle dediler: «Şehirde, aleyhimize yaygın bir iddia var. Bu iddialara karşı elimiz kolumuz bağlı duramayız. Bize müsaade et, aleyhimizde haksız yere söylenti çıkaranlardan intikam alalım.» Bu kardeşlerime gülerek şöyle dedim: «Bunda bizim için hayır vardır. Allah Taâlâ bir âyet-i celîlesinde şöyle buyuruyor : «Muhakkak ki mallarınız ve çanlarınızdan imtihan olacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a şirk koşanlardan bir çok incitici sözler işiteceksiniz. Eğer sabrederseniz bilin ki bu azme-değer işlerdendir.» (8) Sabır etmeniz gerekir. İnsanların yalan sözler yayması Dâvet'in gerçekliliğinin bir delilidir. İslâm'ın ilk dönemlerinde Davet ve onun sahibi Resûlullah (s.a.v.) hakkında söylenenleri çok iyi
(8) Ali-tmran 186
53
biliyorsunuz.» Bu mânada daha çok şey söyledim. Büyük bir üzüntü içerisinde: «Fakat işittiklerimize karşı susmamız mümkün değildir. Senin hakkındaki bu sözü yayanlar, bilinen ve halkın üzerinde büyük etkisi olan kişilerdir.» dediler. «Peki ne diyorlar?» dedim: «Sen vaazlarında bana tapın» diyormuşsun. Müslüman kardeşler de; seni; ne bir beşer, ne peygamber, ne evliya, ne de şeyh, yalnız, tapılacak bir ilâh kabul ediyorlarmış. Sana gelmezden önce bu yaygaranın kaynağını araştırdık. Yüce bir dinî makamı temsil eden ve halk arasında sözü dinlenen âlim bir zat tarafından yayıldığını öğrendik. Bununla da yetinmeyip hocaya gittik ve bu sözleri nereden duyduğunu sorduk: «Ben bu sözü üstadınızdan işittim» dedi. Çok garip karşıladık. Ve tekrar tekrar sorduk. Her defasında da bizzat kulaklarıyla sizden işittiğini söyledi. Tabiî söylediklerine inanmadık. Ancak bu cüretkâr davranış karşısında dehşete düşerek size sormaya geldik. Bu sözün hakikatini öğrenmek istiyoruz.» dediler.
Bu sözü işitir işitmez yıldırım çarpmış gibi oldum. İnsanların yalan ve İftira dolu hilelerinin bu ölçüye varması karşısında şaşırdım. Sonra bu hoca iie ne zaman bir araya geldiğimi, veya bu iddiaya sebep olacak hangi sözleri sarfettiğimi hatırlamaya çalıştım. Fakat hiç bir şey hatırlayamadım. Hemen bu iki arkadaşı yanıma aldım. Ve hocayla sıkı ilişkisi olan iki öğretmen çağırıp konuyu kendilerine anlattım: «Hoca'ya gidip bu yaygaranın aslının öğrenmemiz gerekiyor. Açık söy-
54
leyeyim ki bu arkadaşların söylediklerine inanamıyorum. Belki hoca mazlumdur, veya söylediklerini anlayamamışlardır. İsnct edilecek suç küçümsenecek veya ihmal edilecek bir suç değildir. O hâlde, gidip hocanın kendisinden öğrenelim.» dedim. Beş kişi kalkıp hocanın evine gittik. Kapıyı çalıp bekleme odasında oturduk. Hoca bizi görür görmez yüzü sarardı, ses ve davranışlarında bir çalkantı meydana geldi. Niçin geldiğimizi tahmin etmişti. Onun konuşmasına fırsat vermeden: «Şu iki kardeş senin şöyle şöyle dediğini söylüyorlar. Sen de onlara «kulaklarımla işittim» demişsin. Şimdi bu arkadaşların söyledikleri doğru mudur? Gerçekten sen mi onlara böyle söyledin?» dedim. «Evet» dedi: «O hâlde arkadaşlar doğru söylemişler. Emaneti yerine getirdiler.» dedim. Sonra kardeşlere dönerek: «Allah sizden razı olsun.» dedim. Tekrar hocaya dönerek: «Peki hoca efendi ne zaman benden bu sözü işittin?» dedim: «Bir ay önce caminin önünde otururken yanımıza Muhammed El-leysî isminde bir öğretmen geldi. O esnada, Müslüman Kardeş-ler'in üyeleri geçerken büyük bir sevgi ile sana selâm veriyorlardı. Öğretmen: «Üstâd, kardeşler seni ibâdet eder derecesinde seviyorlar.» dedi. Sen de ona şöyle cevap verdin: «Eğer bu sevgi Allah rızası içinse ne güzel sevgidir. Allah'tan bu gibi sevginin daha da artmasını isteriz.» dedin ve İmam-ı Şafiî'nin şu mısraını misal verdin: «Eğer Al-i Muhammedi sevmek râfızilik
55
(9) ise, cin ve insan şahit olsun ki ben râfıziyim.» dedin.» dedi.
«Evet hatırlıyorum» dedim: «Bu onların sana ibâdet etmesi anlamına gelmez mi?» dedi. Bu sırada yanımızdaki öğretmenlerden birisi kalktı hocaya soğup saymaya başladı. «Anlayışın bu mudur? Emanet ve doğruluğun bu mudur?» diyerek dqğmeye kalktı. Öğretmene engel olduktan sonra hocaya dönerek şöyle dedim: «Olayı anlatırken; Müslüman Kardeşler'e Allah' tan başkasına ibâdet etmeyi emr ettiğimi (Hâşâ Allah'ın daveti bu iddialarından yücedir) ve ihvanların akidesinin de bu olduğunu kendin ilâve ettin. Benim «seni ibâdet edercesine seviyorlar» ifadesine tepki göstererek: «Bu ifadenin İslâmî olmadığını, bu ifadenin bize Avrupa edebiyatından ve batının cıvıklığından geldiğini, körü körüne taklit etmemizin neticesinde kalem ve dilimizde yaygınlaştığını, her müslümanın bu gibi kelime ve ifadelerden şiddetle sakınması gerektiğini söylediğimi» unuttun. Fakat ne olursa olsun durum aydınlanmıştır.» Hocanın da dostu olan kardeşler bununla yetinmediler. Müslüman Kardeşler'in umumî toplantısında bu durumu açıklamasını, aksi takdirde kendisini şiddetle cezalandıracaklarını söylediler. Hoca bu isteğe uymak mecburiyetinde kaldı ve haftalık bir toplantıda bir konferans vererek, «sadece o'ayı aydınlatmak istediğini, başka bir maksadı olmadığını,
(9) Şia mezhebinden bJr fırkanın adıdır.
L
56
Müslüman Kardeşlerin davetinin miletimizin, özellikle gençlerimizin ruhunda güzel bir etkisinin olduğunu»
bildirdi. Böylece bu fesadın da önüne geçilmiş oldu.
1348 HİCRÎ YIL DÖNÜMÜ
1348 Hicrî yıl dönümünde «Müslüman Gençler» derneğinde bir tören tertiplendi. Bir çok değerli hatipler konuşma yaptılar. Ben de «Hicret ve İslâm Davetinin etkisi» konulu bir konferans verdim. Aynı zamanda «Müslüman Gençler Cemiyeti'nde verilen konferanslardan seçmeler» adı altında yayınlanan bir broşür de çıktı.
Konuşmacılar arasında Yemen sarayının emiri Muhammed Zibare de vardı. Konferanstan sonra kendisi ile, Mısır ve Yemen'deki dinsizlik ve ibahîlik hakkında uzun uzun konuştuk. Bu akımlara karşı bütün gücümüzle karşı durmamız gerektiği konusunda an-Icştık. Bu konuşmadan sonra kendisi ile aramızda bir dostluk meydana geldi. Bana, Yemen'de öğretmenlik yapmam için teklifte bulundu. Bu konuda Şeyhu'l-İs-!çm Muhammed (r.h.) ile arasında yazışmalar oldu. Şeyhul İslâm, islâhı seven ve bu konuda Yemen'in geniş adımlar atmasını isteyen bir devlet adamı idi. Kendisi ile bu konuda çok mektuplaştık ve uzaktan uzağa tanıştık. Fakat Mısır'a benimsetilen yanlış siyaset, Ye-men'e gitmemi engelledi.
I
57
Üstad Muhammed Zibare İsmailiye'yi ziyaret edip bizimle üç gün kaldı. Bu arada Müslüman Kardeşler, müesseselerinden olan «Hira Erkek Enstitüsü»nü, «Müslüman Anneler Okulu»nu ve «Gezi Grubu»nu gezdi. Kardeşlerin derslerini ve konferansiarını dinledi. Kardeşlerin sevgi, kardeşlik, İslâm ve müslüman-lara karşı gayretle coştuklarını bizzat müşahede etti. Gördükleri çok hoşuna gitti ve böylece aramızdaki dostluk bağı devam etti.
MAL VE RÜTBE
Mal ve rütbe, kâinatta devamlı husumetin kaynağı, çekişmenin temeli ve kötülüğün temel maddesi olmuştur. Kardeşler, İsmailiye'de, ruhî bir birlik, temiz bir sevgi ve kirlenmemiş bir kalb sahibi idiler. Davet yolunda zorluklara katlanmada, fedakârlık yapmada, çalışma ve her türlü harcamada âdeta yarışıyorlardı, önlerine çıkan her engeli aşmayı başarıyorlardı. «...Kendilerine, hicret edip gelenleri severler, onlara verilenler karşısında, içlerinde bir kaygı hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler.» (10) Müslüman Kardeşler, bu özellikte okullar açıp müesseseler kurduktan sonra, buraya resmî diplomaya sahip yüksek tahsilli görev-
(10) Haşir: 9
58
liler tayin edinceye kadar işler yolunda gitti. Yeni tayin edilen görevliler, Davet ve dâvetcüerin programları hakkında yeteri kadar kültürel ve ruhî olgunluğa erişmemişlerdi. Bu yüzden gaye, vasıta ve hedef bakımından tam bir birlik içinde olan bu kardeşler topluluğunun arasında garip bir unsur oldular. Ruh ve düşünce bakımından bizlere yabancı olan bu görevliler, davetin rütbesine ve malına göz diktiler. Halbuki bu davet hic bir gün mal sahibi olmadı. İstekleri, devamlı gelirlerine mahkûm oldu. yaptığı işlerde başarılı olmasına rağmen kasası devamlı boştu. Kardeşlerin ceplerinin dolu olması, Davetin hazinesinin dolu olması anlamına gelirdi. Çünkü davet o malları istediği gibi harcayabiliyordu. Kardeşlerin arasına giren bu yabancılar, sadece müesseselerde değil, cemâatin yapısında da büyük görevleri elde edeceklerini, böylece teşkilâtın önemli gelirlerine kavuşacaklarını sanarak kardeşler arasında söz gezdirmeye başladılar. Bu fitnenin başını çeken, programını hazırlayan «Hira Ensti-tüsü»ne tayin edilen âlim, fakîh, dili tatlı, konuşması acık bir öğretmendi. «Mevhibesine dayanılarak kendisine, tören komisyonu başkanlığı ve camide vaaz etme görevleri de verilmişti. Kendisine herkes tarafından saygı duyuluyordu. Özellikle, benim İsmailiye'-de dörtsene kaldığımı, yakında tayinimin çıkacağını sanarak, cemiyet başkanlığına da göz dikiyordu. Kendisinin de bir memur olduğunu ve bir gün İsmailiye'-den ayrılacağını unutuyordu. İsteklerini, samimi ça-
59
hşma ve davet yolunda fedakârlık yapma gibi normal yoldan değil de; hile, bölme ve ara bozma gibi anormal yollarla gerçekleştirmeye çalışıyordu. Kardeşler arasında, nüfuz sahibi olduklarını zannettiği bazı idare meclisi üyeleri ile dostluk kurup onların ziyaretine gitti, onlar da kendisinin ziyaretine geldiler. Biz, bunların hepsini, dâvet'e leke getirmeyecek temiz çalış malar kabul ediyorduk. Kardeşlerin daveti, aralarındaki bağı kuvvetlendirmek değil miydi?
MÜSLÜMAN KARDEŞLERE BİR YARDIMCI SEÇİMİ
Kardeşler, Dâvet'in mesuliyetini yüklenecek birini seçmeden, İsmailiye'den ayrılacağımdan endişe ediyorlardı. Tayin olmazdan önce bu konuyu ciddî olarak düşünmemi istediler. Düşüncenin çok yerinde olduğu kanâtine vgrdım. Bu konu bir müddet beni meşgul ettikten sonra; Ali el-Çedavi'yi yerime aday gösterdim. Bu kardeşimiz ahlâk ve dinde üstün, yeterince bilgiye sahip bir zattı. Allah'ın kitabını çok güzel okurdu. Arıştırması ve okuması çok genişti. Bunun yanında davete ilk İcabet edenlerdendi. Kardeşlerin sevgisine ve kalplerine şn yakın olanlarındandı. Cemiyeti genel bir toplantıya çağırıp adayımı kendilerine takdim ettim. İttifakla ve sevinçle kabul ettiler. Hattâ bazıları daha ileri giderek, hocanın işini bırakmasını (O zaman marangoz olarak çalışıyordu) ve bir
Jfc.
60
ücret karşılığında cemaatın camisinde imam olmasını teklif ettiler. Böyle olursa vazifesini daha mükemmel yerine getireceği düşüncesindeydiler. Toplantıdaküe-rin hepsi bu teklifi uygun buldu. Ben de kabul ettim. Çünkü, bütün vaktin davete ayrılmasında fayda mülâhaza ediyordum. Hoca da az bir maaşla bu görevi kabul etti. Çünkü o, fedakârlık istiyordu, ganimet değil. Ve çok şükür, İsmailiye'deki kardeşlerin hepsinin arzusu bu idi. Bu yapılanlar benim, ayrılmamın bir belirtisi, ve ayrılığın yaklaştığının bir:-,deliliydi.
BİRİNCİ KOMPLO
Hoca umduğuna kavuşamadığını gözleri ile gördü. Reis yardımcısı fiilen tayin edilmişti. Hoca bu duruma razı olur muydu? O, kendisini bu «maran-goz»dan daha lâyık, daha âlim, daha kudretli kabul ediyordu. Ona göre, Ali el-Oedavî'nin ilmi, mevhibesi ve değeri neydi? Halbuki kendisi, yüksek tahsil diplomasının yanında şiir söylüyor, güzel konuşuyor, Dâ-vet'in nasıl yayılması gerektiğini iyi biliyor, insanlarla iyi ilişki kuruyordu. Plânlı çalışıp durumu lehine çevirmesi gerekiyordu. Nitekim aralarında kuvvetli bir bağın bulunduğu arkadaşlarından yardım istedi. İçlerinden birisi, dostluğunu en samimi şekilde ispatladı. Onun hilesine âlet olup gece gündüz fitnelik yaptı. Hocanın bu göreve daha lâyık olduğunu, üstad
61
Benna'nın O'na zulüm ettiğini, fedakârlıklarını hiçe saydığını, oysa hocanın zorluklara tahammül edip çok masraf yaptığını, Üstad'a büyük samimiyetle bağ-londığını, malını, hayatını, istikbâlini ve ehlini üstad ve davet için feda ettiğini, buna karşılık bu göreve getirilen Ali el-Cedavî'nin hiç bir şey yapmadığını herkese anlatıyordu. «Nasıl olur da, üstad kendisine samimiyetle bağlı bir kişiyi bırakıp da durumu iyi olmayan birisini seçer? Bu apaçık bir zulümdür. Üstelik umumî meclisin toplantısı da kanunî değildir. Çünkü bütün üyelerin gelmesine fırsat verilmeyecek kadar ani olmuştur. Üyelerin hepsi katılsaydı durum çok daha değişik olabilirdi. Ayrıca bu kişilerin görüşlerini açıklama hakkı gasp edilmiştir.» diyordu.
«Cemiyetin, okul ve cami harcamalarından 350 lira borcu varken nasıl olur da hoca, imamlık ücreti olarak ayda dört iira alabilir? Oysa bu vazifeyi Allah rızası için veya 50 kr. gibi cüzi bir parayla yapacak değerli hocamız var.» diyordu.
Daha buna benzer nice, «görünüşte rahmet, arkasında azap» olan ballandırılmış sözler söylüyordu. Hedefi, alınmış kararda bir yara açıp, bozulmasını sağlamaktı. Bunlar, iyi kalpli (!) kardeşimizin maksadına varması için birer basamaktan başka bir şey değildi.
Bu arkadaş, hocasının vesvesesine kulak verip iyice dolmuştu, iblisin bir çok dostları ve yardımcıları vardır ki, sözleri iblisin sözlerinden daha geçerlidir. Cin ve insanın vesveselerinden Allah'a sığınırım. Bu
62
kişi, görüşlerini bazı kardeşlere empoze etmeye çalıştı. Bazıları kendisine nasihat etti, bazıları da söylediklerinden etkilendi. Ortaya attığı iddialar kardeşler arasında yayılmaya başladı. Ben, rüzgârın hangi yönden estiğini iyi biliyordum. Kendisini yanıma çağırıp nasihat ettim. Fakat hocanın daha lâyık olduğu görüşü, onun ruhuna işlemişti... Şeytan, davetin menfaatinin bu yönde olduğu ve şahsî çıkarı için dsğil, umumun iyiliği için çalıştığını ona betıimsetmişti. Şeyta-tanın, müminlerin temiz kalblerini ve samimi îmanlarını bozmak için devamlı girdiği açık kapı da burası idi. Bu kişinin safına, daha önce dostu olan üç kişi daha katıldı. Kanaatimce onun yanında yer almalarının en önemli sefcebi aralarındaki dostluğun yanında, Ali hocaya karşı duydukları nefret ve onun eriştiği mertebeyi çekememezlik olmuştu. Fakat dâvet'in faydası için çalıştıklarını söylemekle bu hakikatları gizlemeye çalışıyorlardı.
Fitneyi kökünden kazımak ve halletmek istiyordum. Çünkü, ben bu kişilere karşı iyi niyetimi hâlâ koruyordum. Dâvet'e ilk icaâbet eden. onun yolunda büyük fedakârlığa katlanan bu kişileri takdir ediyordum. Dâvet'in kaynağından gelen ve onun kucağında büyüyen bu gibi askerleri yetiştirmek, yeni bir mücadeleyi gerektirdiği gibi, çok vakit alan bir eğitimi de gerektirdiğine inanıyordum. Bunun yanında kardeş-] ilk sevgisi, şefkat ve vefa duyguları bu kardeşlerden ayrılmamı engelliyordu. Bu mânaları Allah Taâlâ, Pey-:
63
gamberine ne güzel açıklamıştır: «Sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır ve güç gelir. Üstünüze çok düşkündür. Mü'minlere cidden şefkatli ve merhametlidir.» (11)
Davet erbabının Peygamber (s.a.v.)'in ahlâkı ile ahlâklanması ve O'nu örnek alması, lâzımdır. Müminlerin sıkıntıya düşmesi ona zor gelmeli, kardeşliklerine ve ruhlarının temizliğine düşkün olmalıdır. Bunları dikkate alarak onlara katı davranmak ve hemen cezalandırmak veya cemiyetten ayırarak kardeşlerinden uzak tutmak istemiyordum. Bunun yerine daha güzel ve daha iyi bir yol seçtim. Onları yanıma toplayıp: «Ne istiyorsunuz?» dedim. «Vekâletini Ali el-Cedavi kardeşimize vermemeni istiyoruz» dediler : «Güzel, siz böyie istiyorsunuz. Fakat diğer kardeşleriniz hocayı seçip bu görevi kendisine verdiler. Eğer sizin istediğinizi yaparsam, o arkadaşlara ters düşerim» dedim: «Hayır, bütün arkadaşlar seçmedi. Eğer toplantıda hepsi bulunsaydı, görüşleri başka olurdu. Toplantı acele yapıldı ve maksadı öa pek anlaşılamadı» dediler. «Eğer yeniden toplantıya çağırsak, toplantının da gayesini bildirsek ve «herkes görüşünü serbestçe açıklayabilecektir» desek, umumun görüşüne uyar mısınız?» dedim.: «Evet» dediler.: «Güzel, bir şey kaybetmeyiz. Gelin anlaştığımız konuları yerine getireceğimize dair Aüah'a söz verelim.» dedim. Bu
(11) Tevbe: 128
i
64
I
konuda Allah'a söz verdikten sonra toplantının zamanını belirledik ve bütün kardeşleri toplantıya davet ettik. Gerçekten bu durum kardeşler için hem yeni hem de hayret verici idi. Onlar tam bir birlik ve kaynaşma içindeydiler. Birinin sözü hepsinin sözü idi. Resûlullah (s.a.v.)'ın şu hadisleri onlara tam mutabıktı: «Sevgider merhamette ve şefkatte müslüman-lan bir tek ceset gibi görürsün...», «Müslümanlar bir-birine kGrşı adaletlidirler, zayıfları zimmetlerinde yaşar, onlar başkalarına karşı bir tek kuvvettirler.» Fakat ben iyiliği tercih ederek fitneyi önlemek istediğim için bu yola baş vurdum. Toplantıdan önce Ali kardeşimize: «Eğer sonuç lehine olursa, maâşdan vazgeçtiğini ve camide gönüllü olarak hizmet yapacağını ilân et» dedim. İhvan toplandı ve vekâlet için seçim yapıldı. Seçimin sonucu müthişti. Dört muhalifin oyları dışında, ittifakla tekrar Ali hoca seçildi. Sonucun ilânından sonra Ali hocanın maaşından vazgeçtiğini ilân etmesi onları çok duygulandırdı. Hocanın tutumu ile şu dört muhalifin tutumu karşısında şaşırdılar. Dört kişi. 500 den fazla kişiye kendilerini kabul ettirmek istiyordu. Şayet onların dediği olmazsa 500 kişi hataya düşmüş olacaktı. Çünkü onlar kendilerinin haklı olduklarına inanmışlardı. Cemaatlerin en garip çilesiydi bu. İslâm; cemaatın dışına çıkanlara müsamaha gösterilmemesini tavsiye etmekle en büyük hikmeti dile getirmiştir «Aranıza girip gücünüzü zayıflatmak isteyenleri, -n olursa olsunlar, kılıçla başso-
65
rırtı kesin!» Fakat biz müslümanlar büyük ölçüde «Demokrasi ve şahsî özgürlükler» gibi kelimelerin arkasına saklanan sistemlerden etkilenmişiz. Ne demokrasi ve ne de özgürlüğün, hiç bir zaman birliği bozmaya veya başkalarının hürriyeti ile oynamaya hakkı yoktur.
Gerçekte kardeşlerin tutumu fevkalâde idi. Toplantıdan sonra bana gelerek işini bırakan ve maaşından da feragat eden kardeşlerine sermaye vermek istediler. Fakat ben onlara; hocayı yalnız bırakmayacağımızı, ona caminin dükkânlarından birini tahsis edip, orada hem ticaretini ve hem de camideki görevini yapmasını sağlayacağımızı bildirdim ve onlara hayır duada bulundum. Böylece bu fitnenin burada biteceği ümidi ve sevinci içerisindeydim.
İKİNCİ KOMPLO
Fakat insanın nefsine «heva» yerleşince, onu hayırdan ve haktan habersiz kılar. Nitekim de öyle oldu. Durum istedikleri gibi olmayınca aralarında durumu müzakere ettiler. İyilik elbisesi altında, davete ve cemaata kötülük yapmaya karar verdiler. «Üstadın, işleri bir kişiye bırakması davet için tehlikelidir. Çünkü, cemiyet cami ve merkez binası yapımı için tüccara
Risaleler 10
F. 5
66
350 lira borçlanmıştır. Eğer borç sahipleri bu durum duyarlarsa borçlarını isterler. Bir çok müslüman yar dimi keser. Üstelik herkesin aleyhimizde haksız ko nuşmasına sebeb olur. Cemiyette beş kuruş bile yok Yeni tayin edilen kişi bu kadar zorlukların altında nasıl kalkabilir? Üstad, cemâati bu kadar yükün al tında bırakıp giderse ne olacak? Bu yüklerin altında kalkacak kuvvetli ve zengin bir kişiyi vekil eşeydi d ha iyi olmaz mıydı?» şeklinde dedikodular yaydı lar. '
Bu haber halk arasında yayıldı. Herkes toplarit yerlerinde bunlardan bahs ediyordu. Bu sözler, söyl yenler tarafından yayılırken cemâate acıdıklarına v iyilik yapmak istediklerine yorumladım. Suçlamada uzak durarak, iyi niyetimi muhafaza ettim.
Durumu kendi usulümde çözmek istedim. Borç lu olduğumuz dört tüccarı çağırıp, borçların yalnız bi risine yüklenmesini istedim. Kabul ettiler. Ödemekl mükellef olduğum tüccara borcu takside bağlamasın teklif ettim ve her ay 8 lira ödeyebileceğimi söyledim o da kabul etti. Şahsım adına 8 liralık 45 bono imza ladım. Cemiyetin kendilerine borcu olmadığına dai onlardan yazı aldım. Bütün bu belgeleri birbirine ek ledim. Artık cemiyetin tek kuruş borcu kalmamıştı.1 Aralarında bu dört kişinin de bulunduğu bütün kardeşleri toplantıya çağırdım. Borçla ilgili gelişmeleri; bilgilerine sunduğumda şaşırdılar. Özür dilemek istediler; «Niçin kendini zor durumlara soktun? Seni yal-
67
rtız bırakmamız insanlığa yakışır mı? Bu yaptığın, iyiliklerin cezası mı? Farz edelim bu borçları ödeyeme-din, o zaman ne olacak?» dediler.
«Siz beni bırakın. Ödemeye gelince, ödeyebileceğim şekilde takside bağladım. Allah razı olsun, tüccarlar kabul ettiler. Ben, dini ve ümmeti için çaba harcayan müslümanlardan sadece biriyim, benim için endişelenmeyin. «Borçlarını ödeyemediler» veya «aralarında fitne var» dedirtmemek bize yeter. İman ve hak üzere kurulmuş şu birliğin devam etmesi bize yeter.» dedim. Bu söylediklerime karşılık hiç birşey diyemediler. Yaptıkları tek şey; içlerinden hazine emini olan kişinin, bu görevi başkasına vermek istediğini bildirmesi oldu. İsteğini kabul ettik. Devir-teslim sırasında, çekmecelerin altını üstüne getirirken «Çok şükür hazine harap» diyerek anahtarı kardeşimize teslim ettiğini, benim de kendisine «Hayır kardeşim, Allah'ın lütfü ile sapasağlamdır» dediğimi hâlâ hatırlıyorum. Gerçekten de bunlar aramızdan ayrıldıktan sonra kardeşlerin hazinesi, Allah'ın izni ile doldukça doldu. İsmailiye'-nin hayır sever halkı, Allah'ın yardımı ile hazineyi imar ettiler. Teşkilâtın borcunu, bonolar imzalayarak üzerime aldığımı haber alır almaz, Muhammed Zemlut (r.h.)'un evinde" toplanıp, meblâğı aralarında taksim ettiler.
Cemiyete 400 lira yardım yaptılar. Bonolar ödendikten sonra geriye kalan, cemiyetin hazinesine kondu. Daha bir çok bağış yapıldı. Hazinede on misli para
68
birikti. «Yer ve göklerin hazinesi Allah'ındır. Fakat münafıklar bunu bilmezler.» (12)
SAVCILIĞA ŞİKÂYET
Hayret ettiğim bir husus da, bu arkadaşların isyanda israr etmeleri olmuştur. Kardeşlerinin mal ve can ile nasıl davet yolunda yarıştıklarını görüp bu güzel örneklerden etkilenecekleri gerekirken; kin ve husûmetleri daha da artmıştı. Anlaşılıyor ki, insan nefsi; yanlış metodlara baş vurup çeşitli başarısızlıklara uğramasına rağmen, haksız olduğunu bile bile başarıya kavuşmakta israr ediyor ve başarıdan başka bir-şey düşünmüyor. («Yarattıklarının üzerinde Allah Ta-âlâ'nın çeşitli tasarrufları vardır!») Ancak savcılığa başvurmaktan başka çareleri kalmamıştı. Dostumuz bizzat kendi imzası ile bizi savcılığa şikâyet etti. O'nun bu yönünü devamlı takdir ederim. Hiç bir zaman gizli savaşmayı tercih etmemiştir. Bu da onun edebî cesaretinin ve hatâ etmiş olsa da, Dâvet'in terbiyesinden geçmiş olmasının bir eseridir. Savcılığa yaptığı şikâyette şöyle diyordu: «İsmailiye orta okulu öğretmeni ve Müslüman Kardeşler'in lideri Hasan ei-Ben-na Efendi, Cemiyetin malını tarumar ediyor, ismaili-ye'den toplanan paraların bir kısmınım Müslüman
(12), Münafikûn: 7
Kardeşler'in Kahire şubesine, bir kısmını da Ebu Su-veyr şubesine gönderiyor. Oysa bu mallar İsmailiye halkından toplanılmıştır. v;ne onlara harcanması gerekir. Savcılık, insanların malını, ırzını ve kanını korumakla görevli olduğuna göre, bu konuya derhal el atmalı ve bu sorumsuz harcamaları önlemelidir.» Hatırladığıma göre savcı, Mahmut Mücahit isminde bir zat idi. Gayet dakik ve titiz bir insandı. Davacıyı çağırıp sakin bir şekilde ona şunları sordu: «Cemiyetin idare meclisinde üye misiniz?» «Evet, öyle idim, malî İşlerini yürütüyordum. Fakat istifa ettim.» dedi: «idare meclisi paraların bu şubelere verilmesini onayladı mı?» «Evet» dedi: «Genel Kurul'da üye misiniz?» dedi: «Her kuruluşunda üye idim. Fakat şu anda bu insanları sevmiyorum. Kendimi de bunlann işlerinde bir üye kabul etmiyorum» dedi: «Bu harcama Genel Kurul'a sunulsa, genel kurul muvafakat eder miydi?» dedi: «Tabiî efendim. Eğer Hasan el-Benna «bu paralan kendime harcadım» dese bile, memnunlukla karşılarlar, çünkü Hasan hoca onları büyülemiştir. O'nun her yaptığına düşünmeden muvafakat ederler» dedi. Bunun üzerine savcı şöyle dedi: «Madem ki idare meclisi ve genel kurulu bu harcamayı uygun bulmuşlar, sen de bunlann hiç birinde üye değilsin, o hâlde konunun seni ilgilendiren bir yönü olmadığı gibi bu, savcılığın da konusu değildir. Bu kişiler toplanıp aralarında para toplamışlar, içlerinden bir kişiye de harcama yetkisi vermişler ve bu kişinin harcamasını uy-
70
gun bulmuşlar. Savcılık bunlara ne yapabilir? Mallarını istedikleri gibi harcayabilirler. Sen gençsin, samimi bir insana benziyorsun. Ancak büyük bir hatâ ediyorsun. Beni dinlersen cemaatına dön ve arkadaşlarınla çalış. Şayet çalışmıyorsan evinde otur, kendi işlerinle meşgul ol. Bırak adamlar çalışsınlar. Eğer nasihat istiyorsan senin için en iyisi budur.» Bu konuşmalardan sonra savcının yanından ayrılıyor.
Ahmet Askeriye kardeşim bu hâdiseyi duyar duymaz Şubrahit'den geldi ve bu kişileri cemaata geri çevirmek için arabuluculuk yapmak istedi. Ancak onları inatlarından vazgeçiremedi. Ahmet (r.h.) bu gibi konularda keskin görüşe sahipti. Bana şöyle dedi : «Bu adamlarda hayır yoktur. Davetin yüceliğini idrâk etme ve liderlerine itaat etme inancını kaybetmişler. Bu iki prensibi kabul etmeyen kimselerden bize hayır gelmez. Bunlardan vazgeç ve yoluna devam et, yardımcın Allah'dır.»
Aynı sözleri onlara da söyledikten sonra, Şub-rahit'e döndü. İdare meclisini toplayıp bu kişileri cemiyetten atmayı düşündüm. Fakat buna ihtiyaç kalmadan kendileri istifalarını takdim ettiler.
İstifadan sonra cemaattan uzak kaldıklarından, hile ve oyunlarını uygulayamama sıkıntısına düştüler. Dolayısıyla maarif bakanlığına, savcılığa ve emniyet yetkililerine, imzasız şikâyet mektupları yazmaya başladılar. Sonra da davetin direği kabul ettikleri kişilere gidip, bizim aleyhimizde iftiralar atarak onları ce-
71
rrıâattan soğutmaya çalıştılar. İlk gittikleri de Muham-det Hüseyin ez-Zemlut oldu. İftiralarını ona şu şekilde açıkladılar: «Müslüman Kardeşler tehlikeli insanlardır. Eğer yaptıkları gizli işleri buseydin bunları terk eder ve kaçardın. Biz bu kişileri, ilgili mercilere şikâyet edeceğiz. Ancak istifanızı verip, bu kişilerden uzaklaşmanız ve gerekli tedbiri almanız için önce size geldik. Sana bir zarar gelmeyeceği kanaatine vardıktan sonra, şikâyetimizi yapacağız.» Hüseyin kardeşimiz onlara: «Söylediklerinizden emin misiniz?» dedi: «Evet, yüzde yüz eminiz. Hattâ bu gizli yönlerine biz de katıldık.» dediler. Dinde, akılda, îmanda kuvvetli olan bu sâdık kardeşimiz onlara şöyle cevap verdi : «Eğer doğru söylüyorsanız hainsiniz. Yalan söylüyorsanız iftiracısınız. Hain veya yalancı olduğunuza göre, size saygı göstermemi nasıl benden istersiniz! Kalkın! Sizi görmek istemiyorum.»
O anları hiç unutamıyorum. Hüseyin kardeşimiz sinirlendiği yüzünden belli olduğu hâlde, gelmiş okulun müdüründen izin alarak beni sınıftan çıkartmıştı. Yürüyerek şehrin dışına çıktıktan sonra duyduklarını bana açıklayarak şöyle dedi: «Şayet bu adamın söyledikleri doğru ise hemen git gerekli tedbiri al. Eğer gerçekten gizli işleriniz varsa kapatmaya çalış. Sona bir şey sorarlarsa «Benim bu cemaatla ilgim yoktur. Cemâatin başkanı Hüseyin Zemiut'tur. Gidin ona sorun» de. Sen daha gençsin, istikbâl seni bekliyor. İlerde hükümet senin peşini bırakmayabilir. Üstelik
72
sen bizim miscrfirimizsin. Allah rızası için davet görevini ifa ediyorsun. Sen en güzel şeye müstahaksın.» Bu imanlı kardeşimizin şehâmeti beni çok etkiledi. Kardeşime şöyle dedim: «Emin olun efendim, hiç gizli bir şeyimiz yoktur. Gündüz gözüne çalışıyoruz. Şayet onların dediği doğru olsaydı, çoktan bizi şikâyet etmişlerdi. Cemâatle bunların arasındaki anlaşmazlık yeni değildir. İşin esası şudur.: Sen iyi ve saygı değer bir kişisin. Malın ve nüfuzunla cemaata yardım ediyorsun. Cemaâatı senin yardımlarından mahrum etmek istediler. Halkın huzuruna bu korkunç iddia ile çıkmaları da bu yüzdendir. Size çok çok teşekkür ederim. İmân ve vefanızdan dolayı Allah sizi mükâfatlandırsın.»
Bu muhterem şahsiyetin daha sonra söylediği şu sözleri hâlâ unutamıyorum: «Kardeşim, iyi bitki, «İslâmın aziz olduğunu, islâm ümmetinin zafere kavuştuğunu görmeden ecelimin gelmemesini Allah'tan istiyorum» derdi. Fakat islâmın aziz olmadığını göre göre öldü. Benim de hayattaki tek emelim İslâmın aziz olmasıdır. Allah'tan bu günü göstermeden canımı almamasını istiyorum. Fakat ben bunun çok uzak bir ihtimal olduğunu hissediyorum. Çünkü hâlâ müslümanların yanında bir damla kan çok pahalıdır.. Bir damla kan onların yanında çok kıymetli olduğu] müddetçe hiç bir şeye ulaşamazlar. Çünkü izzet ve hürriyetin karşılığı sadece bir damla kandan ibarettir. Kur'an böyle buyuruyor: Peygamberin sireti bunu
73
gösteriyor. Öyle değil mi?» «Doğru söylüyorsun. Fakat emih olun ki sağlam îman kanlan ucuzlatır. Başko bir deyimle pahalılaştırır. Çünkü İslâm yolunda akan kanın mükâfatı Allah katında çok büyüktür. İmân, Allah'ın kullanndan bir grup müslümanın kalbine yerleşmeye başlamıştır. İnşallah kurtuluş bunların elinden gerçekleşecektir. Yeni oluşan bu gençlerin elinden, bir çok hayırlı işler çıkacaktır. Allah ömürlü eylerse gözlerinle göreceksin.» dedim. «Fakat çok azlar.» dedi: «Çoğalırlar, azda da hayır vardır.» «Allah'ın izni ile nice az gruplar, çok gruplara galip geldiler. Allah sabredenlerle beraberdir.» (13) dedim: «Allah'tan sana hayırlı müjdeler vermesini temenni ederim.» dedi.
Daha sonra savcının, imzasız dilekçeler hususunda kendisine başvurduğunu, kendisinin de bu dilekçelere önem vermemesini istediğini, «şayet iddiaları doğru olsaydı niçin kendilerni gizleyeceklerdi» dediğini bana anlattı. Allah Muhammed Hüseyin Zem-lut'tan razı olsun.
BROŞÜRLER
Bu dört muhalif kişi, hilelerini yaymak için en son çare olarak yalan broşür yayınlamaya başladılar :
(13) Bakara: 249
74
«Bu cemâatte düşünce hürriyeti yoktur. Şura sistemi üzerine yürümüyor.» dediler. İşin garip tarafı, bu iddialarına şunları ekliyorlardı : «Bunun en açık delili idare meclisi ve genel kurulun, Üstadın hiç bir işi le karşı çıkmayışdır. Herkes körükörüne itaat ediyor» Şayet, istişare eden bir idare meclisi ve genel kurulun varlığından bahsediyorlarsa, şûranın olmadığını nasıl izah edebilirler? Şûra ve düşünce hürriyetinin, görüş ayrılığına düşmek ve cemâatin haricine çıkmak anlamına geldiği nasıl iddia edilebilir? «İsmafKye'nİn parasını üstad, Kahire'deki kardeşine, Ebu Suveyr ve Port-Sait şubelerine gönderiyor.» dediler. Sanki davet erbabının, bir yakınının îman ve yeteneklerine güvendiği için yardımına başvurması haramdır veya töhmetten kurtulmak için görevden alıp bir uçurumdan aşağı atmak, akraba veya kardeş oldukları için ne kadar davete faydalı olurlarsa olsunlar nazarı dikkate almamakta mubahtır! «Caminin yapımında harcanan para halka açıklanmamıştır. Caminin geliri ne kadardır? Nasıl harcama yapılıyor bilmiyoruz. Okulun malzemeleri eksiltme yolu ile alınmamıştır, tiolayısiyle kanunî değildir. Kamu oyu, bu cemâatin üeri gelenlerini hesaba çekmekte haklıdır.» dediler. Bu iddiaları işitir işitmez, gurubun ileri geleninin evine gittim. Kendisi akıllı bir zat idi. Yaşça benden büyük olduğu için kendisine hürmet ediyordum. Ona şöyle dedim: «Sizin böyle bir teşebbüsünüz varmış, doğru mudur?» Cevap vermekten kaandıysa da, ha-
75
zırlanan yazıdan bazı örnekler vererek itiraf etmeye mecbur ettim: «Evet şu anda matbaada» dedi: «Dilediğinizi yapmakta serbestsiniz. Ben size «durdurun, veya cemaata saldırmaktan vazgeçin» demeye gelmedim. Senin de bir görüşün vardır ve istediğin şekilde açıklayabilirsin. Ancak ben senin, yapılan işin neticesini iyi düşünecek kadar akıllı olduğuna hâlâ inanıyorum. Sadece intikam arzusu ile hareket etmek sana bir fayda vermez. Bu iddiaların arkasından ne gibi faydalar bekliyorsunuz?» dedim. «Kamu oyunu aydınlatmış, onlara doğruyu göstermiş olacağız» dedi. «Sizin gerçek dediğiniz, bizim asılsız kabul ettiğimiz iddialar üzerinde seninle münakaşa etmek istemiyorum. Fakat sana şunu söylemek istiyorum: Size cevap vererek kamu oyuna bizim doğru olduğumuzu, sizin ise yolan söylediğinizi açıklamaktan âciz olduğumuzu mu zannediyorsun? Üstelik bizim elimizde vesika ve belgeler var. Siz iddiadan öteye gidemiyorsunuz. Sen de bunu iyi biliyorsun. Çünkü caminin hesabı senin elinde. Okulun malzemeleri seninde görüşün alınarak satın alındı. Cemi yapımı dahil bir çok alımlar senin elinle gerçekleşti. O hâlde, kamu oyunu aydınlatmak hususunda biz daha avantajlıyız. Bu konuda sahib olduğumuz vasıtalar sizde yoktur. Bizim halkla olan irtibatımız daha kuvvetlidir. Hutbe okur, yazar, konuşur, toplantılar yapabiliriz. Kahvede, camide ve sokaklarda halka anlatabiliriz. Konuşmacımız çoktur, hak ise gün gibi açıktır. Fakat beni üzen tek şey, da-
<
76
ha bir müddet öncesine kadar seni halka, bir çocuğun babasını takdim ettiği gibi büyük bir saygı ile takdim ederdim. Bu gençleri de sana, imanlı gençlerin değerlileri olarak takdim ettim. Şimdi ise sizin tutumunuz, benim sizi, yalancılıkla, iftirayla, hainlikle hak ve davetin dışına çıkmakla suçlamama mecbur ediyor. Her ne kadar bu işi başlatan zâlim ise de, bu durumu düşünmek bana en büyük acıyı veriyor. Acımı bir kat daha artıran <îa bu işlerin neticesinde hiç bir fayda elde edilmemesidir. Sizin için en iyi olan şey sonunda, bir fayda sağlayamayacağınız savaşı bı-rakmanızdır. Eğer intikam almak istiyorsanız, bunun size yaran yoktur. Eğer nasihat istiyorsanız yeterince nasihat ettik, halk da sizin dediklerinizi ve diyeceklerinizi biliyor. Eğer Allah rızası İstiyorsanız bilin ki O, kalbtekilerinl de bilir.» dedim.
Adam bu söylediklerimden etkilendi ve bu broşürün dağılmasını önleyeceğini ve negatifinin matbaadan alınacağını vâad etti. Bu vaad üzerine yanından ayrıldım.
ETKİLEYİCİ BİR DERS
Bu olaylar devam ederken bir münasebet dolayısıyla bir ders verdim. Dersimin konusu tiyi kalbli-lik, herkes için h/ilik dilemek ve küsleri barıştırmanın fazileti» idi. Dersten sonra kendimle başbaşa kalın-
77
ca şöyle dedim: «Başkalarına iyilik tavsiye ediyorsun, kendi nefsini unutuyormusun? olmaz böyle şey. Allah'ın en sevdiği kişi, kalbinde kin olmayan ve doğru konuşan kimsedir. Allah'ın gazabına layık olan kimse de çok intikam ve kin besleyendir»
«Birgün Resulullah (s.a.v.) Namazdan, oruçtan ve sadakadan daha efdal olan şeyi size göstereyim mi?» dedi. «Evet ya Resulullah» dediler: «İki kişinin arasını düzeltmektir! Çünkü araların bozuk olması traş eder. Saçı traş eder demiyorum, dini traş eder. (14) «İki kardeşinizin arasını sulh ediniz çünkü sulh hayırladır. Bu hadisleri halka anlatrken kendim ders almıyorum. Bu, kesinlikle doğru değildir. Kalbi temizlemek, sinirle mücadele etmek ve nefse galib gelmek lazımdır. Bunları önce nefsimde ameli olarak denemeliyim. Her ne kadar düşmanlığı ben başlatmış olmasam da bunu yapmam lazımdır» Kalemi aldım ve bu grubun başkanına bir mektup yazdım. Mektupta şöyle diyordum: «Ben geçmişi unutarak sizleri tekrar kardeşlerin safında görmek istiyorum. Şayet müsamahakârlık prensiplerine uyarak bu teklifimi kabul ederseniz, size teşekkür ederim. Eğer hukuk prensiplerine göre halletmek isterseniz ona da razıyım, istediğiniz hakemi seçin ben vereceği hükme, ne olursa olsun razıyım. Bu yola baş vurmamın sebebi, bugün verdiğim dersten etkilenmemdir. Allah
(14) Tlrmizl: C: 4 No: 2511
78
Taâla'nın hakkımızda: «Ey iman edenler yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmadığınızı söylemek Allah katında büyük bir gazaba sebcb olur» (15) dediği kimselerden olmak istemiyorum». Fakat her satırında sevgi fışkıran bu mektup bile kalblerîni yumuşatmaya yetmedi. Ben yine de bu mektubu bizzat ellerine vermek istedim. Kardeşler bu hareketime büyük tepki gösterdiler, Beni engellemek için her türlü yola baş vurdular. Fakat ben gidip mektubu bizzat kendisine vermekte ısrar ettim. İhvan benim bu hareketimi garip karşıladılar. Oysa ben bir zaaf noktası gibi görünen bu olayı, Allah'ın emrine bağl: olduğu için. kuvvet kabul ediyor ve lezzet duyuycdum.
HAK SÖZ
Mektupta yazılanlar bu kişilerin kalbine nüfuz etmedi. Bana «yayınlanmasına engel olacağım» diye söz veren arkadaşın da sözü geçmedi. İçlerinden birisi broşürü kendi ismi ile yayınlamakta ısrar etti. Gerçekten de broşür basılıp halka dağıtıldı. Portsait ve Ebu Suveyr'e bizzat kendisi götürdü. İdare meclisimiz de «Hak Söz» adı altında bir reddiye yazıp dağıttı. Herkes bu bildiriyi kapıştı. Bu hareket bir çok kişilerin cemiyetimize katılmasına en büyük vesile oldu.
(15) Saff: 2-3
GÜZEL BİR HADİSE
İdare meclisi üyelerine, yayın yolu ile suçlandığımız için mahkemeye başvurmak hususunda görüşlerini alacağıma söz verdim. Yatsı namazından sonra caminin avlusunda toplandık. Oturumu açtım ve konuyu anlatmaya başlamak üzereyken, namazdan sonra içerde kalan cemaattan birisi yüksek sesle şu Ayet-i Celile'yi okumaya başladı: «Böylece, aldatmak için bir birine çekici sözler söyleyen cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman kıldık. Bunlar ahi-rete inanmayanların kalblerinin inançsızlığa yönelmesi, ondan hoşnut olması ve kendilerinin işled'klerr suçlan işlemeleri için O, sözleri fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Sen onları iftiraları ile başbaşa bırak» «Kitabı size açık oçık indiren Allah'tan başka hakem mi isteyeyim? de. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onun gerçekten Rabieri katından indirilmiş olduğunu bilirler. Şüpheye düşenlerden olma. Rabbinin kelimesi doğru ve adil olarak tamamlandı. O'nun kelimelerini değiştirecek yoktur. O, semî'-dir. AJim'dir» (16)
Yüksek sesle okuyan mü'min kardeşimizi hep beraber dinledik. Ayet bittikten sonra O, sustu bende sustum. Kardeşler «Niçin toplandık»? dediler..-«Mesele burada bitti. Allah'tan başkasını mı hakem
(16) Bn-am 12-14
80
seçelim?» dedim. Sonra toplantı sebebini onlara a-çıkladım ve, şöyle dedim: «Şu anda teklifimi gündeme koymuyorum. Allah'ın hakem olması bize yeter» O, hükm etti, adalet yaptı. Hakimlerin en adaletlisi odur.»
MUHALİF HOCANIN SONU
Bu olaylar devam ederken İsmailiye Müslüman Kardeşler cemiyetinin başkanı olmak isteyen Hoca, hala bu cemiyetin okullarında hoca idi. Uzaktan da olsa bu fitneyi idare ediyordu. Ortaya çıkmamak için çok dikkatli davranıyordu. Hatta kendisine nisbet edilenlerden devamlı kurtulmaya çalışıyordu. Onu suçlamak istemiyordum. Çünkü bu gerçeği değiştiremezdim. Onunla beraber, bu işe karışanlarla ilişkimiz kesilmişti. Ben her zaman aklı, ilmi ve edebinin, kendisini doğru yola sevk edeceğine inanıyordum. Onların bozgunculuklarına devam etmesine yardımcı olmak yerine, onları tekrar saflarımıza döndürmem için bana yardım edeceğini sanıyordum. Fakat o, sorumluluğu doğrudan doğruya üzerine almaktan kaçınmakla beraber, şerri körüklemeye devam ediyordu. Tesadüf, onu suç üstü yakalamama sebep oldu. Şöyle ki; bir geoe uykum gelmedi. Sabah namazını Abbasi camiinde kılmak istedim. Namaz vaktine daha bir iki saat vardı. Gezerken, bunlardan birinin
81
evinin ışıklarının yandığını gördüm. Pencerelerde açıktı. İçeriden gelen sesler dikkatimi çekti. Bir de baktım ki, hoca etrafına adamlarını toplamış hile ve nifak planı çiziyor. Ben yoluma devam ettim. Sabah namazından sonra yanına gittim ve nazik bir şekilde «geceyi nerede geçirdiğini» sordum. Uzun bir hikaye anlattıktan sonra evinde geçirdiğin söyledi. Kendisine fitne ve onun kötü neticelerinden bahsettim. Kendisininde, ortalıkta dolaşan fitnenin içinde olduğunu söylediklerini anlattım.' Fakat hoca, bunlardan uzak olduğunu ve yağmur suyundan daha temiz olduğunu delillerle anlatırken, onun anlatış kabiliyetine hayran kalıyordum. Sonunda nikâhına yemin etmeye kalkıştı. Fakat ben daha fazla dayanamadım. Hemen elimle ağzını kapattım ve sinirlenerek yüzüne şöyle haykırdım: «Allah'tan kork! Yemin etme. Şu saatte neredeydin?» Yüzünde bir şaşkınlık belirdi. Cevap vermeye çalıştı, fakat fırsat vermeden gerçeği kendisine, delillerimle anlattım. «Bizzat ben gördüm, kimse bana söylemedi» dedim. İtiraf etmekten başka çare bulamadığı için pişmanlık numarası yapmaya başladı. Ona şöyle dedim: «Sona bir kötülük yapacağımı düşünme. Daha dün seni meth ediyor, arkanda namaz kılıyor, vaazlarını dinliyor ve başkalarını da dinlemeye teşvik ediyordum. Bugün de kötü-leyeceğimi zannetme. Ancak, bundan sonra ne davet
Risaleler 10
F. 6
82
ne de başka bir işte seninle çalışmam. Kendine bir yol seç. Ya Ismailiye'de kalırsın, sana Müslüman Kardeşlerin alanı dışında, Allah'ın izniyle bir iş bulurum, sen de ayrılma nedenini, mâkûl özür beyan ederek anlatırsın, veya memleketine dönersin. Memleketine varıncaya kadar olan masrafını ben karşılarım. Allah hepimizin Velî'sidir ve biza şahittir.» Memleketine gitmeyi tercih etti. Fakat borcunu ödememi şart koştu, kabul ettim. İstifa dilekçesini de verdikten sonra okulla da ilişkisi kesilmiş oldu.
HOCANIN MAHKEMESİ VE OKULU
Hoca anlaşma gereğince memleketine dönmedi. Bir gün, kendi başkanlığında bir okul açtığını ve muhalif gruptan beş kişilik bir komisyonunda okulun idaresini yürüttüğünü öğrenince, «güzel, bizden uzak olsun da ne yaparsa yapsın» dedim.
Bir müddet sonra da hocanın İhvan'ıa okulunda geçirdiği zamanın ikramiyesini istediğini, mahkemeden gelen bir yazı ile öğrendim. Halbuki hakettiği para çok cüz'î bir miktardı. Bunu ille de mahkeme yolu ile alması mı gerekiyordu? Oysa benim elimde kendisini borçlu gösteren, alacağının kat kat üstünde senetler vardı. Mahkemeye bizzat ben gittim. Mahkemede hak ettiği ikramiyenin verilmesini istedi. Hâkime: «Kabul ediyorum. Ancak, hocanın bize borç-
83
lu olduğunu gösteren senetler var. Bunların da mahkemece dikkate alınmasını istiyorum» dedim. Mahkeme isteğimi kabul etti. Neticede lehime hüküm verdi. Hocanın istekleri, ödeyeceklerinden daha az olduğu için red olundu. Kurduğu okul da çok sürmeden dağıldı ve kendisi de memleketine dönmek mecburiyetinde kaldı.
Ben yazdıklarımdan dolayı hocadan özür diliyo -rum. Şu anda kendisi en hayırlı ilim adamlarından ve dostlarımızdan biridir. Onlar birer hâtıra idi, gelip geçti, belki de mazurdu. Kalbin gizlediklerini ancak Allah bilir...
EVLENME VE NAKİL
Sanki Allah Taâlâ, davetin ilk günlerinde benim için bir sürpriz olan bu fitnelerin tesirini hafifletmek istiyordu. — Gerçekten de bunlar benim için müthiş birer ders olmuştu —. Allah Taâlâ, devamlı bu zararların etkisini gideriyor, yerine bize hayır nasip ediyordu. «Zararlı kabul ettiğimiz çok şeyler yararlıdır.» atasözü de gerçekliğini ispatlıyordu. Ben, davetle savaşanların onun düşmanları olmadığını, davetle yakından uzaktan ilgilerinin bulunmadığını, ancak savaşların arkasında .durumdan faydalanmck istediklerini kabul eder ve bu savaşa sabırla, kuvvetle ve güzel sözle hazırlanırdım. Fakat husûmet vetefri-
84
ka bayrağını, itimat ettiğimiz en samimi arkadaşlarımızdan bir grubun çekeceği, üstelik husûmetin arkasında hiç bir faydaları olmayacağı, aklıma gelmezdi. «Allah'ın yaratıktan üzerinde çeşitli tasarrufu vardır».
Bu fitneni tesirinden biraz kurtulmam için, Allah Taâlâ evlenmemi müyesser kıldı. Evlenme işi çok kolay ve basit bir şekilde tamamlandı. Ramazanın başlarında nişan, 27'sinde nikâh ve Zülkade'nin onunda zifaf oldu. Allah'ıma hamd-ü senalar olsun. Bundan sonra ismailiye'deki görevimin sona erdiği duygusu bana hâk; ı oldu. Davet kökleşmiş, müesseseleri dimdik ayakta duruyordu. Halkının tamamı İhvan'ın saflarına katılmıştı. O hâlde burada oturmanın ne anlamı vardı? Garip bir duygu, bana buradan gitmemi telkin ediyordu. 1932 senesinin yaz tatili geldi. Üs-tad Abdülvahhab en-Neccar (r.h.) ile karşılaştım. Kendisi ile İsmailiye'deki davet hakkında uzun uzun konuştuk. Kendisinden Arap dili müfettişlerinden Üs-tad Betravi ile konuşup Kahire'ye naklimi istemesini rica ettim. Üstad Neccar benden bir dilekçe yazmamı istedi. Dilekçeyi yazdıktan sonra pek kalmadan Allah Taâlâ bu isteğimi gerçekleştirdi. Böylece 1932'de Kahire'ye naklim tamamlanmış oluyordu.
85
İSMAİLİYE HATIRALARINDAN METİNLER
Müslüman Kardeşlerin camisinde ilk hutbem: Hâtıralarımın birinci kısmı biterken İsmailiye'deki ^hutbelerimden birinin metnini vermek istiyorum:
«Bizi taâta muvaffak kılan, günahtan uzak tutan ve gönlümüzü hayra açan Allah'a hamd-ü senalar olsun.
Allah'tan başka ilâh olmadığına, şeriki ve nâziri olmadığına îman, tasdik ve gerçekten şehâdet ederim. İnsanlar uyurken gecelerini namazla ihya eden, Efendimiz Muhammed (s.a.v.)'e, onun akraba ve yakınlarına, kıyamet gününe kadar onun gösterdiği doğru yoldan gidenlerin üzerine, salât ve selâm olsun».
«Ey Allah'ın kulları! Allah'a yaklaşmanın en üstün yolu, hayırların en büyüğü cami yapmak, tamir etmek ve bu yolda para harcamaktır. Allah Taâlâ bunu sadece çok sevdiği kullarına nasip eder. «Allah'ın camilerini sadece Allah'a ve âhiret gününe iman edenler, namaz kılanlar, zekât verenler ve Allah'tan başkasından korkmayanlar yaparlar. Muhakkak ki, bunlar doğru yolda olan kimselerdir.» (17)
Bunlar; Allah'ın yanındaki nimetleri, kendi hazi-neierindeki mallara tercih eden,. Allah'ın nezdinde olanlara, kendi ellerindekilerden daha fazla güvenen, kendi ellerlndekinin yok olacağına, Allah'ın yanında-
(17) Ievbe: 18
86
kilerinin ise, baki olduğuna inanan ve bu inancın gereği olarak Allah yolunda harcayan, O'ndan korkan ve sırf O'nun rızası için sadaka veren kimselerdir. Bunların Allah katında büyük mükâfatları vardır. «İnsan için çalıştığından başkası yoktur. İleride çalışmasının karşılığını görecektir. Sonra ona karşılığı tam olarak verilecektir.»(18)
Allah'ın evini tamir etmekten daha yüce, daha üstün, daha şerefli, daha faziletli ne olabilir? Bundan teşekküre daha lâyık, başka bir çalışma ve makbul bir iş var mıdır? «Allah'ın, yüce tutulmasına ve içlerinde adının anılmasına, izin verdiği evlerde sabah akşam O'nu teşbih ederler. Ne ticaret, ne alışveriş, bu kişileri Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar gözlerin ve gönüllerin döneceği günden korkarlar.» (19)
İslâm ümmetlerinde camiler, birer ibadetgâh ve okuldur. Namaz, yer yüzünde yaşayan insanlarla, ye-rin-göğün sahibi olan Allah arasında bir bağdır. O' -nun huzurunda huşu ile dururlar, büyüklüğüne secde ve rükû ederler; makam-ı kudsîde dururlarken dilleri ve vicdanları ile zikir ve duâ ederler. Onlara bir huzur gelir, rahmet her taraflarını kuşatır, melekler etraflarında dolaşır, sıkıntıları ve üzüntüleri gider, düşmanlarının kötülüğünden emin olurlar. «Muhakkak ki,
87
Allah iman edenleri savunur. Zira O, hainler ve kâfirleri hiç sevmez.» (20) «Allah onları lütfü ile kuşatır ve korur. Çünkü müminlerin Mevlâsı Allah'tır. Kâfirin ise Mevlâsı yoktur.»(21) «Kulum bana namaz ve nafile ibâdetlerle durmadan yaklaşırsa, ben de onu severim. Bir kere de onu sevdim mi, artık ben o kulumun işiten kulağı, gören gözü, şiddetle kavrayan eli ve yürüyen ayağı olurum; (fena şeyleri dinlemekten, fena şeylere bakmaktan, helâl olmayan şeylere el uzatmaktan, fena yolda yürümekten onu korurum). Eğer benden birşey dilerse onu verir; bana sığınırsa muhakkak onu himaye ederim.»(22)
Eğer günlük hayatta büyüklerimizi sevmek ve saymakta kusur etmiyor, devletleri razı etmek ve aramızdaki münasebetleri kuvvetlendirmek için para harcıyor ve elçilikler kuruyor isek; yer ve göklerin sahibi olan, yer ve göğün ordusunu elinde bulunduran, «bir şey murad etti mi, ol deyince hemen oluveren» Allah Taâlâyı razı etmek için cami yapmamız, tamir etmemiz ve içerisinde namaz kılmamız hayırlı bir iş değil midir? Oysa Allah'ın rızâsını kazanırsak ordusu ile bize yardım eder. «...Şüphesiz"ki, Allah O'na yardım edenlere yardım eder. Allah kuvvetlidir, Azizdir. On-
-tfüf-
(18) Necip: 39
(19) Nur: 36-37
(20) Hac: 38
(21) Muhammedi: 11
(22) Hadisi Buhari rivayet etmiştir.
88
lar ki, kendilerine yer yüzünde bir iktidar veya mevki verirsek, namazlarını dosdoğru kılarlar, zekât verirler, iyilik eder, kötülükten vazgeçmeye çalışırlar. Bütün işlerin âkibeti Allah'a aittir.» (23)
Bir millet mevtasını razı eder, Yaradanına sığınırsa, Rabbi o millete yardım eder ve düşmanın şerrini ondan uzlaklaştırır: «Allah inkâr edenleri kinle-riyle geri çevirir, bir hayra ulaşamazlar. Savaşta, müminlere Allah'ın yardımı yeter. Allah kâfidir, Azizdir.» (24) Eğer bir kimsenin rızasını, Hakk'ın rızasının üstünde tutar da, Allah'ı bırakıp aşağılık ve taklitçiliğe yönelirlerse, Allah böyle kimseleri kendi hâllerine terkeder. Böylece de kuvvetten düşer ve zayıflarlar.
Camiler, dinin şiarı, islâmın unvanı ve mü'minle-rln nişanesidir. Allah'ın farzları burada yerine getirilir. Minberlerinde Allah'ın kitabı ve Resulullah'ın sünneti ile hutbe okunur. Minarelerinde kelime-l şe-hâdet terennüm edilir. Camiler, ehl-i Dinin uyarıcısı, takva ehlinin hatirlatıcısı, kâfirlerin nedamet kaynağı, müminlerin gıptası, şeytana esir olmuşların üzüntü merkezidir.
Bir memlekete ilk vardığında orada gördüğün camiler, halkının müslüman olduğuna delil değil midir? Şayet bir memlekette cami sayısı fazlaysa, bil ki orada sâlik ve takva sahibi kimseler çoktur. Şayet
(23) Hac: 40-41
(24) Abzab: 25
89
cami sayısı az ise bil ki oranın insanı dünya ile meşgul ve dininden habersizdir.
Bir münasebette Ebû Bekir (r.a.) askerine şöyle diyor: «Bir memlekete vardığınızda namaz vaktini bekleyin. Eğer ezan okunursa orayı terk edin. Eğer ezan okunmazsa, Allah'ın kelimesi yücelinceye kadar savaşın.» Çünkü ezan dikkatleri üzerine toplayan, kulakları okşayan, İslâm dinini kabul etmiş mü'minle-rin gönlünü açan bir şiardır. «Kim Allah'ın şiarlarına hürmet gösterirse şüphesiz ki, bu kalblerin takvâsın-dandır.»(25)
Camiler genel bir okuldur, bir halk üniversitesidir. İhtiyarların, gençlerin ve çocukların; dünya ve âhiretlerinin iyi olması için eğitildikleri bir olgunlaştırma fakültesidir. Dinlerin ahkâmını, akılların gıdasını, gönüllerin şifâsını, burada verilen vaazlerden alırlar. Bu hizti etleri yürütürken halktan bir ücret de alınmaz.
Eğer biz okulun, milletimizin her kesimine yayılmasına ve sağlık merkezleri kurulmasına önem veriyor isek; ibâdet merkezi, ilim müessesesi ve ruhlarımızın şifa evi olarak cami yaptırmamız şüphesiz ki daha da hayırlı olur.
Seleflerimiz (bizden öncekiler) (r.h.), camilerde herkese ders okutmaya önem verirlerdi. Camilerin yanına bir okul ve talebe yurdu yaparlardı. Böylece ilim
(25) Hacc: 32
90
ve amel, söz ile fiil birleşir, nazarî olmaktan ziyade tatbikî olur ve öğrencilerin kalbinde dinî ruh kökle-şirdi. Üstün bir ahlâk-ı Muhammedi ile silâhlanmış olarak mezun olurlardı.
Bugünki okullar gibi değildi. Bugün çocuklarımız okula imanlı olarak giriyor, dinsiz olarak mezun oluyor. Akılları yabancıların pis düşünceleriyle zehirleniyor, beyinler dinsizlik nazariyeleri ile doluyor ve taklitçilik üzerine gelişiyor.
Eğer camide görevli kişiler öğretmeyi iyi bilseler, vazifelerini gereği gibi yerine getirseler, korkutmaya değil, isteğe dayanan, sevgi ve saygıyı esas alan bir metod takip etseler, camiden daha yüce bir eğitim müessesesi düşünülemez.
Bunların yanında cami, mü'minlerin bir tanışma alanı ve buluşma yeridir. Müslümanlar onun manevî gölgesinde buluşur, tanışırlar. Eskiden camilerimiz birer toplantı yeri idi.
Peygamberimiz (s.a.v.): «Nikâhınızı ilân edin ve camide kıyın»(26) Hcdîs-i Şeriyine uyarak nikâhların! camide kıyarlardı. İsraf, riya, kibir ve tamamen bâtıla dayanan törenlerin belâsından kaçarlardı.
Milletin hayatında caminin yeri bu şekilde düşünülürken, onun tamir ve yapımı için çalışmak ilk işimiz olmalıdır. Resulûllah (s.a.v.) hicreti esnasında Küba'ya uğramış ve burada kaldığı kısa müddet içe-
(26) Tlrmizi, C: 2 No: 1089
91
risinde hemen Küba mescidini yaptırmıştı. Bu konudaki âyet şöyledir: «İlk günden beri takva üzerine kurulan mescidde Jıulunman daha uygundur. Orada tertemiz olmayı arzulayan inscnlcr vardır. Allah tertemiz olanları sever.»(27)
Resûlullah (s.a.v.) Medine'ye ilk geldiğinde, şimdi içerisinde Bavza-i Mutahhcre'nin bulunduğu ikinci mukaddes camiyi yaptırdı. Ceminin yapımınc'a bizzat kendisi çalışıyor ve şöyle diyordu: «Allah'ım, âhi-ret hayatından başka hayat yoktur. Ensar ve Muhacirini bağışla.» Ashâb da çalışırken şöyle diyordu : «Peygamber çalışırken biz oturursak dalâlet içerisinde oluruz. Cami yapılırken oturanlarla çalışan bir olmaz.» Yoldan geçerken bakan da öyle...»
Caminin genişletme teklifine ilk cevap veren Hz. Osman (r.a.) olmuştu ve camiyi beş duvar kadar genişletmişti.
Allah'a hamd-ü sena ederim ki, bugün sizlerin yardımı ile müslüman kardeşlerin camisi yapılmıştır. Allah samimi mü'minlerin mükâfatını arttırsın. Resûlullah (s.a.v.) bir hac!îs-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: «Kim ki, Allah'ın rızâsını dileyerek bir cami yaparsa, Allah da ona cennette bir ev yapar.»(28)
(27) Tevbe: 108
(23) Hadisi Buhar! ve Müslütn rlvaye; etmiştir!
I
fi
92
BAZI OLAYLAR
Bu kitabı hazırlarken bazı notlar elime geçti. Olayda geçenlerin isimlerini kayıt etmediğimden dolayı özür dilerek yazmak istiyorum :
1 — NEFSİNE UYANLAR
............... aralarında anlaştıkları ticarî işleri
benden gizledi. Onun madde sevgisinde/ı kurtulduğunu zannediyordum. Oysa yan çizmelerinden onun hâlâ maddeye umut bağlamış olduğunu görüyorum. O'-nu ıslaha çalıştığıma üzülmüyorum, yalnız onun bu hareketi, bana; hayatta en zor işlerin nefislerini kirini temizleme olduğu kanaatini verdi ve bana Şev-ki'nin şu beyitini hatırlattı
«İnsanları kötü meyillerden kurtarmak, «Kurdu tabiatından ayırmak kadar zordur.»
2 — ALLAH'IN KUDRETİNİN ESERİ
En hayret verici şey; insanların, Allah'ın kudretinin eserlerini her şeyde ve kendi nefislerinde gördükleri hâlde îman etmemeleri ve anlamamalarıdır. Allah Taâlâ'yı iyi tanımak îmânın esaslarmdandır. önceleri Allah kelimesini kitaplarda okurken, mânası bana kapalı gelirdi. Ancak Allah, bana kendisini tanıma kapılarından birini açınca, gerçek îmânın bu olduğunu anladım. Ben talebelerimin kaideleri, kompozisyon-
93
dan daha iyi anlayacaklarını zannediyordum. Çünkü kaideleri açıklamak ve üzerinde tatbik yapmak için çok zahmet çektim. Ancak durum benim zannettiğim gibi olmadı. Kompozisyonları çok iyidir. Fakat kaide ve prensipleri anlamadılar. Bu durum bana şu iki âyeti hatırlattı: «And olsun ki, siz düşkün iken Bedir'de Allah size bir zafer vermişti.» (29) «Sayınızın çokluğundan hoşlanıp güvendiğiniz Huneyn gününde size yardım 6tti.»(3O)
3 — HATIRALAR
Bugün Mahmudiye'den ......... geldi. Müslüman
Kardeşler Cemiyeti hakkında uzun uzun konuştuk. Onun hakkında açıklama yapmam için zaman müsait değildir. Kendisini Allah'a havale ediyorum. Allah'tan gideceğim yolu aydınlatmasını temenni ediyorum. Anladığıma göre, Mahmudiye ve Şubrahit şubeleri faydalı olamıyor. Çünkü bu şubeler metodsuz kuruldular. Davetin yapısında benim ve diğer muhlis kardeşlerin çabaları olmadan pek faydalı olamıyor. İs-mailiye şubesinde bile bir çok tadilâtın yapılması gereklidir. Ancak bu şube, davet yolunda Allah'ın izniyle faydalı adımlar atmaya devam ediyor. Allah için söyleyelim ki,......... gerçekten mevhibeli bir liderdir. Aneak o liderliğini ve mevhibesini safsatalara
(29) Ali-Imran: 123 (30), Tevbe: 25
94
harcamaktadır. Kalbi gerçek dışı evhamlarla doludur. Emek vermeye değmeyecek şeylerle uğraşmaktadır. Bu kişiye güvenmek, tehlikeli ve geçersizdir.
Kardeşimiz ......... hocanın da kendine has bir
metodu vardır. Bana sadece bir arkadaş gibi bakıyor. Sözlerime kulak vermiyor. Bu yüzden de fikir birliğine varmamız mümkün olmuyor. Buna güvenmek de tehlikelidir.
4 — KENDİNE GEL EY FALAN KİŞİ, SAKIN
AHLÂKINA BİR LEKE SÜRÜLMESİN.
Allah sana ve sana uyanlara kâfidir.
Mahmudiye'den gelen kardeşimin ziyareti esnasında yazdığım bu yazıyı görünce, karşısına şu yazıyı yazdı: «Allah seni affetsin, kardeşim. Bana karşı olan zannın çok aşırıdır. Gelecek günlerin bu zannının yan->ış olduğunu sana göstermesini umarım. Nefsimi tezkiye etmiyorum, çünkü Allah nefsimi biliyor! Ancak, hakkımda doğru bir kanaate varacağına inanıyorum. Nefsim, Allah'ın ezelî ilminde çok iyi bildiği nefsin aynısıdır ve İslâm'a gelen belâlar karşısında duyduğu üzüntüden parça parça olmaktadır.»
5 — TEMYİZ
Bugün İsmailiye'den ......... hikayeci geldi. Bir
tarikata davet ediyor, islâmın arzularına uymayan.
95
özel fikirlerle dolu. Ben ise, İslâmî ıslâhat için en hayırlı yol olduğunu kabul ettiğim davete, kendimi adamıştım. Bu gibileri de bana, kendi özel davet üslûplarını empoze etmeye çalışıyorlar. Bu şaibeli davetlerden kurtulup, Allah'ın kitabına ve Rasulûllah'ın sünnetine dönmek şeklinde özetlenen İslâmî ıslâhatı açıklamak, kalbleri evham ve hurafelerden temizlemek ve insanları berrak islâm hidâyetine çevirmek zamanı geldiğine inanıyorum.
6 — ÜSLÛP
Yapılan davetin Müslüman Kardeşler cemiyeti adı ile yapılması şart değildir. Çeşitli isimlerle de yapılabilir. Mühim olan davete inanmış cemaatların oluşmasıdır.
7 — EMANETİN ZAYIFLAMASI
Bugün ......... ve ......... benimle idare meclisi
hakkında bir görüşme yaptılar. Bunlar Müslüman Kardeşler davetini anlayamadılar. Davetin geniş programlarını ve idaresini göğüsleyecek çok az kişi var. Benimle beraber, daveti anlayacak ve idare edecek kişilere ihtiyacım var. Fakat nerede? Çokları idare meclisi derken sadece üyeliği anlıyorlar. Üyeliği koparmak için âdeta yarışıyorlar. Aralarında düşmanlıklar meydana geliyor.
96
Allah'ım, eğer niyetlerin hâlis, hedeflerin güzel olacağını biliyorsan bizi muvaffak kıl. Yoksa bizi samimi kulların yoluna sevk et... Amin.
1
İKİNCİ BÖLÜM KAHİRE'DE DAVET
Kahire'ye tayin edilmemden sonra idare meclisi İsmailiye'de toplanıp genel merkezin Kahire'de olmasını kararlaştırdı. Ancak Kahire'de cemaatın uygun bir yeri yoktu. Kardeşler, benim Nafi çıkmazındaki 24 nolu evimin alt katını genel merkez yaptılar.
İSMAİLİYE'NİN TEPKİSİ
Kahire'ye tayin olmam İsmailiye'liler için bir sürpriz oldu. Kalabalık bir heyet gelip, mâarif bakanlığından tayinin iptalini istediler. Ayrıca heyet; görev yaptığım Abbas okulunu müdürü ile de görüşüp Kahire'de kalmamda İsrar etmemesini istemişti. Bunları du-
100
yar duymaz heyetle görüşüp bu düşüncelerinden vaz geçmelerini istedim. Mâarif bakanlığından da tayinimin iptal edilmemesini rica ettim. Bu tayinin kendi isteğimle yapıldığını anlattım.
Fakat gazeteler, bakanın İsmailiye'den gelen heyete tayini iptal edeceğine dair söz verdiğini duymuşlar ve ertesi gün bu haberi yayınladılar. Ben de o sıralarda evi getirmek için İsmailiye'ye gitmiştim. İs-mailiyeliler haberin doğru olduğunu zannederek Müslüman Kardeşlerin merkezine gelerek öeni kutladılar. Fakat ben onlara gerçeği anlattım.
Bu arada heyet, görevli bulunduğum Abbas okulunu ziyaret ettiklerinde, müdür onlara İsmailiye'den gelen bir mektup göstermiş. Mektupta bana hakaret mahiyetinde sözler sarf edilmiş. Heyetteki kardeşler, döndükten sonra haberi şehre yaymışlar. Bazı kardeşler mektubu yazan kişinin yolunu kesip dövmüşler ve yürüyemeyecek hâle getirmişler. Bu kişi, kardeşleri şikâyet ederken beni de unutmamış ve mahkemeye suça teşvikçi olarak göstermişti. Beraat-le sonuçlanan bu mahkeme sebebiyle defalarca Isma-iliye'yi ziyaret etme imkânı buldum.
BU DÖNEMDE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN FAALİYETİ
Bu dönemde davet faliyetleri şu şekilde tanzim edildi:
101
1 — Evlerde ve camilerde dersler ve konferanslar tertiplendi.
2 — Genel mürşidin risaleleri, haftalık Müslü -man Kardeşler Dergisi yayınlandı.
3 — Daha bir çok risale ve broşürler neşr edildi. .
4 — Kahire ve haricinde şubeler açıldı.
5 — İzcilik ve spor teşkilâtları kuruldu.
6 — Davetin okullar ve üniversitelerde yayılması, talebe dernekleri kurulması, Ezher'in çalışmalarından faydalanılması gerçekleşti.
7 — Kahire ve diğer bölgelerde çeşitli toplantılar düzenlendi.
8 — Kahire'de ve haricinde-dinî günleri ihya etmek için çabalar harcandı.
9 — Müslümanların haklı dâvalarına, özellikle Filistin dâvasına yardımcı olundu.
10 — İçtimaî ve siyasî konularda İslâhat yap -mak için, gerek yayın, gerekse konuşmalarla büyük çaba harcandı.
11 — Misyonerlerle mücadele ve dinî eğitime teşvik cemiyeti gibi İslâmî hareketlere yardım edildi.
12 — İslâmdan tâviz veren hükümet ve partileri eleştirerek açıkça İslâmî esaslara dönmeye davet edildi. Ayrıca bu konuları inceleyen bir komisyon kurulması cihetine gidildi.
Yapılan bu hizmetlerin hepsi, tarihi ile beraber Müslüman Kardeşler Dergisi'nde yayınlanmıştır. Bu
102
konularda notlarımdan elime geçen bazı yayınları kaydetmemde bir beis yoktur:
KALKINMA YOLUNDA
Kalkınmanın temeli eğitimdir. Bir millet, önce haklarını bilmeli, sonra da o haklara kavuşmanın yollarını iyi öğrenmelidir. Eğitimini bu esasa inanarak geliştirmelidir. Diğer bir ifadeyle bir millete, kalkınmasının programı, ilmî, nazarî ve ruhî olarak öğretilmelidir.
Şüphesiz bu uzun bir vakit ister. Kalkınmanın yolunu millete öğretmeden önce onların sabırlı olmalarını, temkinli davranmalarını ve mücadeleden yılma-malarını sağlamalıyız. Çünkü normal usullerin dışına çıkan her milletin nasibi mahrumiyettir.
O hâlde, kalkınmak isteyen bir millet, yaşadığı memleketi bir okul şeklinde hazırlamalıdır. Okul'un talebesi, bütün halk olmakla beraber, hocaları da, liderler ve yardımcıları olmalıdır. Okulda okutulan dersler ise haklar ve genel görevler veya hedef ve vasıtalar olmalıdır.
Bunların gerçekleşmesi için iki mühim husus iyi tanzim edilmelidir:
1— Program:
Program tesbit edilirken; kaynaklar mümkün mertebe az olmalı, çoğunlukla, amelî yöne ağırlık veril-
103
melidir. Çabuk netice almak bakımından bu yol daha uygundur.
2 — Liderlik:
Lider iyi seçilmelidir. Güvenilir bir kişi olduğu kanaatına varıldığı zaman itaat edilmeli ve desteklenmelidir. Lider eğitilmiş bir kişi olmalıdır. Zaruret veya bir hâdise neticesinde ortaya çıkmış veya liderin olmadığı yerde lider olmuş bir kişi olmamalıdır.
Hâdiselerin ortaya çıkardığı liderler, vasıtadan önce netice almak isterler. Halkın liderliğini ellerinde tutmanın verdiği gurur ve siyasî avantajlar kendilerini azdırmış, bu yüzden de serabı su sanarak peşinden koşmuşlar, fakat yanına geldiklerinde hiç bir şey bulamamışlardır. Harcadıkları emek ve feda ettikleri vaktin boşa gittiğini öğrenince de tekrar başladıkları yere dönmüşlerdir. Böylece hep geriye gitmiş, ileriye tek adım atamamışlar, fırsatları ziyan etmiş, bir türlü muvaffak olamamışlardır.
Bir millet bu gerçekleri görerek ve geçmişin tecrübelerinden yeterince ders alarak sıhhatli bir kalkınmaya yönelirse; gerçeklere sarılıp evhamları bir kenara bırakırsa ve uzun bir mücadeleye kendini hazırlarsa, Allah'ın izniyle kazanacaktır. Şayet umudunu gerçek olmayan hayâllere bağlayarak şehvet denizinde yüzerse, tembellik ve uyuşukluk içerisinde uyumasına devam ederse böylece kalan kuvvet, gayret ve malı da peşpeşe kayıp eder ve
104
«Evimi ve eşeğimi sattım,
Ne altımda, ne de üstümde, bir şey kaldı.»
diyen şairin durumuna düşer.
İşte bunları millete anlatmak için Müslüman Kardeşler Cemiyeti kurulmuştur.
Ahlâk olmadan bir milletin kalkınması düşünülemez. Bir millet cihat ve fedâkârlık ruhu ile doymuş olarak, nefsinin şehvanî arzularına gem vurabilirse, başarıya ulaşması mümkün olur. Sözün kıçası bir millet, nefsânî arzuların bağından ve kemâliyetten kur-tulursa, herşeyden kurtulmuş sayılır. O hâlde, ana mesele milletin ahlâkını düzeltmektir.
İslâmî olmayan âdetler ve hayat tarzları bizi her yönden sarsmıştır. Bü durum karşısında, islâhatçılık görevini üzerine alan kişinin kuvvetli iradeyle birlikte uyanık olmaya şiddetle ihtiyacı vardır.
Ayrıca İslahatçı, halkı fazla sıkıştırmamalıdır. Kendisini ve hedefini anlayanları sıkı tutması kâfidir. Halka karışmak yolu İle taklit edilmeleri daha uygundur.
Bugün kalkınmamız hâlâ açıklığa kavuşmamıştır. Ne vasıta, ne hedef, ne program, hiç bir şey ortaya konmamıştır. Siyasîlere sorun. Parti başkanlarına da sorun. Milletin kalkınması ve hedefine ulaşması için ne hazırlamışlardır? Hiç bir şey! Yaptıkları tek şey, iktidar olma uğrunda çalışmak, sözle birbirini yaralamak, düşmana yaklaşmak ve onların sofralarının artığına göz dikmektir. Aynı soruyu dinî İslâhat ön-
105
derlerine sorun! İslâmî cemiyetlere sorun. Yine cevap alamazsınız.
MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN RİSALE VE NEŞRİ
İlk yayınladığımız şey «Müslüman Kardeşlerin Anayasası» olmuştur. Daha sonra genel mürşidin..ri-râlelerinin iki sayısı yayınJandı. Birinci sayfasında şu tevcihatlar yer aldı:
Müslüman Kardeşter'in prensipleri:
1 _ Sağlam bir itikada sahip olmak, kitap ve sünnete uygun olarak Allah Taâlâ'ya itaat etmek.
2 _ Allah için sevmek ve İslâm birliğine sımsıkı sarılmak.
3 — Eşsiz İslâm edibi ile terbiyelenmek.
4 — Nefsi terbiye etmek, onu marifetullah'a yöneltmek ve âhireti dünyaya tercih etmek.
5 — Sisteme bağlı kalmak, ahdi yerine getirmek ve en mukaddes sistemin «din» olduğuna inanmak.
6 — Allah rızâsı için bütün halk tabakalarına İslâmî daveti yaymaya çalışmak.
7 _ Kâinatta, herşeyden önce hakkı ve iyiliği sevmek.
Bunlardan sonra da risale ve broşürlerin yayınlanmasına devam edildi. Bunlardan bazıları Müslü -man Kardeşler'in içtimaî çalışmalarını, bazıları davet-
106
lerinin hedeflerini açıklıyor, bazısı da, hükümetleri İs-lâmî ilkeler etrafında toplanmaya, davet ediyordu.
Hâlâ kardeşlerin elinde bulunan bu risnienin bazılarının ismi şöyledir: «Nura Doğru», «Davetimi:», «İnsanları Neye Davet Ediyoruz?», «Gençlere» ve «Cihad».
MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN HAFTALİK DERGİSİ
J.
Kardeşler, risalelerin, İslâmî davetin neşrinde yeterli olmadığı, oysa davetin bütün insanlara ulaştırılması gerektiği görüşüne vararak «Müslüman Kardeşler Gazetesi» adı altında haftalık bir dergi yayınlamaya karar verdiler. Gazete ismini vermelerindeki maksatları günlük bir gazete hâline döndürme temennisinden doğdu. Ancak bu kararın uygulamasına geçtiğimiz zaman, kasamızda tek kuruş yoktu. Buna rağmen alınmış bir kararın mutlaka gerçekleşmesi lâzımdı. Peki ne yapmalıydık? O sırada yanımızda bulunan üstad Rıdvan Muhammed'in cebinde iki lira vardı. Bundan başka dergiye sermaye olacak paramız yoktu. Bu parayı alıp «Selefiye» matbaasına gittim ve matbaanın sahibi Muhiddin el-Hatip"e, derginin müdürü olmasını ve derginin bu matbaada basılmasını teklif ettim. Peşin olarak kendisine sadece iki lira verebileceğimizi söyledim. İmanlı ve mücahit kardeşim Muhiddin gülümseyerek kabuletti ve böylece der-
107
ginin basılmasına başlandı. İlk sayısı 28 Safer 1352 H. Perşembe günü çıktı. Dağıtımını bizzat kardeşler yürüttüler. Basıldığı gün camilere ve okullara -bizzat kendi elleriyle dağıttılar. Sermayesi iki lira olan bu dergi, genel yayın müdürü Tantavi (r.h.), müdürü Muhiddin el-Hatip olmak üzere dört sene yayına devam etti.
Ancak yayın işlerine, aldatmayı ve düzenbazlığı iyi bilen biri sızdı. Bu kişi nezih Müslüman Kardeşler Dergisi'ni kendi maksatları için kullanmaya çalıştı. Fakat; kir kabul etmeyen davet, bu kişiyi dönüşü olmayan bir şekilde kovaladı. Ne yazık ki bu kovalama derginin ruhsatının da kaybına neden oldu. «Hulut» isminde bir dergi yayınlamaya kalktı. Ancak, bir veya iki sayısı yayınlandıktan sonra Allah Taâlâ yok olmasını hükmetti. İşte böyle, Bâtıl devamlı yok olmaya mahkûmdur.
NEZİR (UYARI) DERGİSİ
Müslüman Kardeşler «Uyarı» adı altında yeni bir haftalık siyasî derginin yayın ruhsatını aldı. Birinci sayısı 29 Rebiulevvel 1357 H. yılında yayınlandı. Eu sayı özellikle Müslüman Kardeşler'in içte ve dışta, siyasî ve mülkî görüşünü aksettiriyordu. Birinci sayının baş makalesini burada nakletmekte yarar görüyorum. Çünkü bu makale, tam anlamıyla Müslüman Kardeşler'in düşüncesini açıklıyordu.
108
ADIMLARIMIZDA KARARLIYIZ
Yazan; genel mürşid üstad Hasan el-Benna.
ileriye doğru. Genel davetten sonra özel davete.
Ey kardeşler hazırlanın!
«Sırf Allah rızâsı için, on senedir devam eden İHVAN-İ MÜSLİMÎN dâveti;Allah'ın en şerefli kulu, liderlerin efendisi Yüce Peygamberin izinde, Kur'an'ı kendisine rehber eden, okuyan, amel eden, hükmüne razı olan, müslüman ve müslüman olmayanların dikkatini O'na çeken bir topluluğun öncülüğünde, yoluna devam etmektedir.
Böyle oldu. Ve böylece (İslâmî, Muhammedi ve Kur'anî) devam edecektir. İslâmın dışında bir renk, Aziz ve Hakim olan Allah'ın boyasından başka bir boya, Rasulûllah'ın liderliğinden başka bir liderlik, hiç bir tarafından bâtılın yaklaşamadığı Allah'ın kitabından başka bir kitap tanımayacaktır.
İslâm; ibâdet, liderlik, din, devlet, ruh ve ameldir. İslâm; namaz ve cihâd, taât ve hüküm, Kur'an ve kılıçtır. İslâm'da bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir.
Bu davet yeni filizlenirken, Mısır, az veya çok, hiç bir şeye sahip değildi. Bütün işleri zorbaların ve emperyalistlerin elindeydi. Halk ise hürriyetine kavuşmak için çalışıyordu. Bunun yanında parti çekişmeleri, siyasî ve şahsî çıkarlar peşinde koşmalar alabildiğine sürüp gidiyordu.
109
Müslüman Kardeşler; muhalefeti daha da arttır-mamak, sömürgecilere fırsat vermemek, daha beşikteki davetini, renginin dışında bir renk, suretinin dışında bir suretle çirkinleştirmemek için, bu işlere karışmak istememiştir. Hükümet ve devletler değişmiş, Müslüman Kardeşler değişmemiştir. Mücâ-hidlerle cihada, çalışanlarla çalışmaya devam etmiştir. Çalışma alanı olarak da, kardeşlerimiz, milletin eğitim ve uyanması, nefsin tezkiyesi, ruhun temizlenmesi, hak, cihad ve fazilet prensiplerinin halk arasında yayılmasını seçtiler. İnanıyorum ki, bu konularda başarılı oldular. Allah'ıma hamd-ü senalar olsun, bugün her yerde Müslüman Kardeşler'in merkezi, her dilde davetin övgüsü vardır. Doğru yola davet ve hayra önderlik eden, İslâmî düşünce için çalışan üç yüz şubesi vardır. Bugün Mısır'da, kuvvetlinin boyun eğeceği, zayıfın gurur duyacağı, meyvasından herkesin faydalanacağı güçlü bir islâmî şuur doğmuştur. Bizi doğru yola sevk eden Allah'a hamd olsun.
Hazırlanan plâna uygun olarak, Allah'ın yardımiy-le on senelik birinci dönemi başarı ile tamamladık. Kardeşlerim, şimdi çalışma zamanı gelmiştir. Gecikmeye vaktimiz yoktur. Çünkü, hükümetler tarafından program ve plânlar konup tatbik ediliyor, fakat hiçbirini hedefe ulaştıramıyoruz. Liderler hâlâ şaşkınlıklarında israr ediyorlar..
110
İKİNCİ ADIMIMIZ NE OLMALIDIR?
Öyle ise dinleyin!
Umumî davetten özel davete; sadece konuşma davetinden mücadeleye bağlı davete döneceğiz. Davetimizi memleketin liderlerine, bakanlarına, hâkimlerine, milletvekillerine, partilerine yönelteceğiz. Programımızı önlerine koyup bu müslüman memleketi, cesaretle, tereddüte meydan vermeden, başarıya götürmelerini istiyeceğiz. Eğer daveti kabul eder de hedefe doğru yol alırlarsa kendilerine yardımcı oluruz. Şayet yan çizer kabule şayan olmayan bahane ve özürlerin arkasına saklanırlarsa, o zaman biz, İslâm'a yardım etmeyen, İslâm'ın hükümlerini yerine getirmek için çalışmayan kim olursa olsun, Allah aramızda doğru hükmünü verinceye kadar amansız bir düşmanlık ilân edeceğiz.
Kardeşlerim; şu ana kadar hiç bir parti ve kuruluşa karşı olmadığımız gibi, hiç bir parti ve kuruluşun yanında da yer almadık. Bugüne kadar bir çokları bize «filân partidensiniz, filân partiyi destekliyorsunuz, filân parti ile ilişkiniz var» dediler. Allah ve sizi tanıyan herkes biliyor ki, siz bu söylenenlerden uzaksınız. Siz Resulûllah'dan başka bir lider, Kur'an'dan başka rehber, İslâm'dan başka bir hedef tanımadınız. Öyle ise söylenenleri bir kenara atarak ciddi bir çalışmaya yönelin. Zaman, gerçekleri açıklamaya kâfi-
111
dir. Allah sizin îmânınızı zayi etmez. O, insanlara karşı merhametlidir.
Bugüne kadarki tutumunuz, işte böyle tarafsızdı. Ama bundan sonra böyle olmayacaktır. İktidarda olsun veya olmasın; İslâm hükümlerini kendine program yapıp, onlarla amel etmeyenlere düşman olacaksınız! Eğer davete uyarlarsa size katılarak kuvvetli bir birlik ve dayanışma meydana getirmiş olurlar. Böylece toplanırlar, ayrılmazlar, güzel konuşurlar, yıkıcı eleştiri yapmazlar ve olumlu bir ortam doğar. Ya dostluk ya düşmanlık, başka bir tercihimiz yoktur. Böyle yapmakla, plânımızın dışına çıkmış, yanlış yola sapmış veya, bilmeyenlerin dediği gibi siyasete müdahale etmekle yolumuzu değiştirmiş olmayız. Aksine, İslâmi olan yolumuzda; Muhammedi olan plânımızda ve Kur'-anî olan programımızda ikinci adımı atmış oluruz. Eğer siyaset dinden bir parça ise, eğer İslâm, hükmeden ve edilenlere şâmil bir din ise, bundan bizim suçumuz nedir? İslâm'ın prensiplerinde; hükümdarın da, onun idaresinde olanların da Allah'a bağlanması gerekmez mi?
Kardeşlerim! Bu yeni adımları sizlere ilk sayısı çıkan dergimizde açıklıyor, ve sizi sözlü davetten, ameli cihada davet ediyorum. Cihad parayla olur. Cihad fedakârlıkla olur. Allah ve İslâm yolunda yapacağınız cihad yolunda, memur olanlarınız işkenceye mâruz kalacaktır. Hür olanlarınız bir takım sataşmalara hedef olacaktır.
112
Bir kısmınız hapse atılacaksınız, malınız ve canınızdan olacaksınız. Bizimle beraber olmak isteyenler bunlara hazırlansınlar. Eğer şubelerimizden veya cemaattan birisine cihâdın ağır yükü zor geliyorsa veya durumu buna müsait değilse yoldan çekilsin! Allah'ın ordusunun yoluna devam etmesini engellemesin. Allah'ın izniyle zafere ulaştığımızda yine bize katılsınlar. Ben size İbrahim (a.s.)'in dediği gibi: «Kim bana tâbi olursa bendendir, kim de bana karşı gelirse Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.» derim.
Bize kralımız ve İslâm akidesiyle kardeş olmuş müslüman milletlerin doğru bakışı, bunun ötesinde Allah'ın yardım ve desteği yeter. Daima ileriye doğru.
Hasan el-Benna
«Nezir» dergisi iki sene yayınına devam etti. Yayın müddetince Müslüman Kardeşlerin davetini, liderlere uyarısını, bozuk sosyal düzene hücumunu devam ettirdi. Daha sonra yeniden Müslüman Kardeşler dergisi çıkmaya başladı. Zamanı gelince ondan da bahsedeceğiz.
UMUMİ ŞURA MECLİSİNİN TOPLANTIYA ÇAĞRILIŞI
Genel Mürşid Üstad Hasan el-Benna, Mısır'daki bütün şube başkan erini İsmailiye kentinde toplan-
113
ma'fc üzere davet etti. Bu davete bütün başkanlar hemen uyarak süratle İsmailiye'ye geldiler. Toplantı, Müslüman Kardeşlerin lokalinde, yatsı namazından sonra başlayıp sabah namazına kadar devam etti. Bütün üyeler sabah namazını Müslüman Kardeşlerin camisinde kıldılar. Öğle namazında da, İsmailiye'deki bütün camilere dağıtalarak, hutbe okuyup vaaz ve na-sihatta bulundular. Bu hareket İsmailiye halkının büyük sevincine yol açtı. İkindi namazından sonra da İsmailiye cemiyetinin idarecileri, üyelerin şerefine bir tören terpilediler. Törende bütün üyeler konuşma yaptılar.
MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN ÇEŞİTLİ KOLLARINA AİT TÜZÜK
Muharrem 1352'de İsmailiye'de Müslüman Kadın Kardeşler adı altında bir kol kuruldu. Kolun kuruluşundaki gaye, İslâm âdabına sarılmak, fazileti yaymak ve müslüman kadınların arasında yaygın olan hurafelerin zararlarını açıklamaktı.
Kadın kolunu davet vasıtaları:
Kolun üyeleri, kadınların umumî toplantı yerlerinde konferanslar ve dersler tertipliyor, şahsî nasi-hatlar, yayınlar ve makalelerle hedefe ulaşmaya çalışıyorlardı.
Risaleler 10
F. 8
114
Kolun nizami:
1 _ Kolun prensiplerine uyarak çalışmak isteyen, «İslâm âdabına sımsıkı sarılacağıma ve gücümün yettiği kadar fazilete davet edeceğime dair Allah'ıma söz veriyorum» diyerek yemin etmek suretiyle üye
olurdu.
2__ Kolun başkanı, Müslüman Kardeşler cemiyetinin genel mürşidi olup, kendisini bir vekil temsil
r.
3 — Kolun bütün üyeleri kardeştir/ İşlemi düşüncenin gerçekleşmesi için yapılacak işler aralarında ihtisaslarına göre taksim edilir.
4 — Kolun üyeleri haftada bir defa toplanıp geçen haftaki çalışmalarını kaydederler ve gelecek hafta ne yapacaklarını gözden geçirirler. Şayet üyeler çok kalabalık olursa, toplantı sadece görevliler tarafından yapılabilir.
5 _ Her üyeden gücü yettiği kadar, gönüllü olara t aidat alınır ve kolun ihtiyacına harcanmak üzere içlerinden biri bu parayı muhafaza eder.
6 — Bu nizam, İsmailiye dışındaki teşkilâtlar için de geçerlidir.
7 — Bu tüzük, kurucu üyelerin tasdikinden itibaren yürürlüğe girer. Müslüman Kardeşler Dergisi, tüzüğü öğen bir yorumda şöyle diyordu:
«Gayretperver bütün müslüman kadınların, bu prensiplerin kendi nefislerinde ve ailelerinde gerçekleşmesi için .çalışmalarını ve sileri ölçüsünde
115
kendi çevrelerinde böyle şubeler oluşturmalarını umarız. Bu konuda istekli olanların İsmailiye'deki Müslüman Kadın Kardeşler Kolunun vekili muhterem hanımefendiye yazarak, gereken malûmatı almaları mümkündür. Dergimiz bu düşünceden istifade etmek isteyen her görüşe acıktır.»
MÜSLÜMAN KARDEŞLER VE MİSYONERLİK
Müslüman kardeşler, o devirlerde yıldızı parlayan misyonerlik hareketiyle amansız bir şekilde mücadele ediyordu. Bu konuda cemaatımız şu yazıyı yayınlamıştı: «Ne hikmetse, Mısır'daki merkezlerimizin bulunduğu bütün yerlerde, misyoner cemiyetleri de bulunmaktadır. Mahmudiye'de, Dehlekiye.de, İsmaili-ye'de, Portsait'de, Ebu Suveyr'de ve Kahire'de hem misyonerlik merkezleri, hem de Müslüman Kardeşler cemiyeti faaliyetini etkin bir şekilde sürdürmektedir. Her iki kuruluş arasında, birisinin İslâm'ı müdafaa ederken, diğerinin ona tecavüz etmesi sebebiyle bir çatışma olması normaldir. Ancak, Müslüman Kar -deşlerin idarecileri olgunuğu ve ağırbaşlılığı seçmişler, devamlı iyilikle mücadele etmişler, savunma stratejisini.benimsemişlerdir. Mücadelelerinde iki ana plâna dayanmışlardır: Birincisi: Halka misyonerlerle ilişki kurmanın getireceği tehlikeleri anlatmak. İkincisi: onların kullandıkları vasıtaların aynısını, ilmî olarak
116
uygulamak. Allah'a şükürler olsun ki, bu plân başarıya ulaşmıştır.
Cemiyetimiz, gücünün yettiği ölçüde görevini yerine getirmiştir. Bu konudaki eksiklerimizin giderilmesi için Allah'ın yardımını istiyoruz. Biz burada misyonerlik hareketi münasebetiyle bazı olayları ve tatbik ettikleri plânları okuyucularımıza aktarmak istiyoruz. Bununla iki şeyi hedef alıyoruz. Birincisi: İslâm'a hizmet etmek isteyen kuruluşlara faydalı olacak plânları açıklamak. İkincisi: Cemiyetin misyonerliğe karşı verdiği mücadelenin başarısını halka müjdelemektir.
BEHLEKİYE VE PORTSAİT'DE Kİ OLAYLAR
Dehlekiye'ye bağlı Menzile kentinde, misyonerlerin idaresindeki «Barış Okulu»nun, bir genç kızı hıris-tiyan yapmak isterken, cemiyetimizin bu kızı kurtardığı hakkında genel mürşide yazılan yazının metni aşağıdadır:
Muhterem üstadımız ve genel mürşidimiz!
Allah'ın selâm ve rahmeti senin ve seninle bulunan müslüman kardeşlerin üzerine olsun. Zatıâlini-zin isteği üzerine 24 Ramazan da, Hüseyen Muham-med Alisi tarafından şubemizin değerli vekiline gönderilen bir mektubda, Menzile'de Protestanların Banş Okulu'nun, fakir bir ailenin kızın) hıristiyan yapma faaliyeti haber verilmekte ve bunun hakkında bilgi İsten-
mektedlr. Allah'ın lütfü bizimle olmasaydı, bu fakir ve kazanç yollarını kaybetmiş ailenin kızı, misyoner cemiyetinin alçakça planladığı «insanî yardım» ve «fakir aileye iyilik» adı altındaki tuzağa düşerek büyük bir ihtimalle hıristiyan olacaktı.
Bu mektup şubemize ulaşır ulaşmaz, kardeşler toplantıya çağırıldı ve vekilimizin başkanlığında bir komisyon kurularak bu fakir ailenin evine gidildi. Ancak, aileyi ikna etmek için çok çalışıldı ise de, müslü-manların bu aile ile ilgilenmemesi neticesinde düştükleri sıkıtıdan dolayı, ilk etapta muvaffak oluna-madı. Fakat Allah'ın yardımı ile büyük bir çaba harcanarak kızın okuldan alınması hususunda babası ile anlaşmaya varıldı. Nedim efendi, kızın babası İle okula giderek okulun müdiresinden kızın kaydının silinmesini istedi. Müdire, kızı vermek istemedi ise de, emrivaki karşısında hazırlıksız olduğu için boyun eğmek mecburiyetinde kaldı. Böylece bu genç kızı kurtardık. İhtiyacı olan parayı da tedarik ettik.
Bu olaydan sonra cemiyetimizin aldığı kararlardan biri de okula karşı savaş açarak memleketten uzaklaşmasını sağlamak oldu. Ayrıca, cemiyet adına bu kıza bir atölye açmak da alınan kararlar arasındaydı. Çünkü bu kız kurtarılmazdan önce, misyonerlik okulunda öğretmenlik yapıyordu. Okulun müdiresi-nin ona iki lira aylık bağladığını ve bu paranın hepsini anne ve babasına verdiğini, o'nun bütün masraflarını okulun karşıladığını söyleyerek ailesini al-
118
dalıyordu. Bu talihsiz kızın ailesi; kızlarını kötülükten kötülüğe götürecek b'rr tehlikenin beklediğini, bu uğursuz okulun yetiştirme tarzından dolayı, ailesi ile olan bağının kopacağını ve sadece hıristiyanların kulağı ile duyup Hıristiyan gözü ile göreceğini bilmiyordu. Bu yüzdendir ki, Müslüman Kardeşler, yukarıda bahsi gecen kurtarma operasyonu gerçekleştirmiş, bu aileyi büyük bir tehlikeden kurtarmış ve «Müslüman Kardeşler Atölyesi» adı altında bir okul açmayı başarmıştır. Bir günde 70 kız kaydolmak için müracaat etmiştir. Atölyeye bazıları parasız, bazıları ayda üc kuruş, dört kuruş veya beş kuruş ödemek suretiyle devam ediyorlar. Bu paralar, kalbimiz kadar sevdiğimiz atölyenin desteklenmesi için alınıyor Allah'ın yardımı ve vekilimiz Muhammed el-Hadidi'nin üstün çalışması, atölyenin başarıya ulaşması hususundaki emelimizi kuvvetlendirmektedir. Atölyeyi Allah'ın lutfu ile süratle acmamızdaki gayemiz, bu kızı ve ailesini bir tehlikeden kurtarmak idi.
Size sevinerek söyliyeyim kf, bütün öğretmenler, aralarında kurtarılan «Nefîka» da olmak üzere beş vakit namazlarını kılmaktadırlar. Değerli vekilimiz her gün dersler bittikten sonra onlara hanif dinin hükümlerini telkin etmektedir.»
öme'r es-Seyyid Ğânim
Kurtarılan kızımız, Portsait'den kaçarak Barış Okulu'na gelen ve Hıristiyanlığı kabul etmek üzere
119
olan bir kızın daha bulunduğunu dairemize haber verdi. Bunun üzerine dairemiz Portsait'deki Müslüman Kardeşler'in vekiline ve genel mürşidin bürosuna aşağıdaki mektubu yazdı:
«Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi sizin ve sizinle beraber olanların üzerine olsun. Yıllar geçsin siz ve Müslüman Kardeşler topluluğu sağlık ve mutluluk içinde yaşasın. Amin!
Son yıllarda misyoner cemiyetleri Mısır'da İslâm'a karşı amansız bir savaş açmıştır. Ancak büyük vakit, caba ve ma! harcDmalarma rağmen sahibi olan Allah tarafından korunması vâd olunan bu doğru dine tesir edememiştir. Ne var ki, müslüman-ların İslâm prensiplerini ve adabını yaymadaki kusurları neticesinde, ahlâkî durumumuzun verdiği noktayı da nazarı dikkate alarak umutlanmaya başlamışlardır. Çünkü milletler, ahlâkları var oldukça yaşarlar.
Menzile'deki proteston misyonerlik okulu, daha önce bir gene kızımızı Hıristiyan yapmak istemişti. Ancak Allah'ın lütfü ile bu kızı kurtardık. Ve kızlarımızın çalışacağı bir okul meydana getirdik. Kızlarımız bu okulda dinlerini ve kocalarının evinde kendilerine lâzım olacak bilgileri öğreniyorlar. Bu okulu yapmamıza iki şey sebep olmuştur.
1 — Misyoner okuluna karşı antitez kullanmak
2 — Hıristiyan yapılmak istenen fakir kıza bir iş imkanı hazırlamak. Böylece cemiyete yük olacağı
120
yerde faydalı olmasının sağlanacağına inanıyoruz. Şimdi de, Hüseyin Reis adında bir kişinin «Efkâr» adlı kızının da bu okulda olduğunu öğrendik. Kızın Hıristiyan olmasını ailesinden gizlemek için buraya getirmişler. Kız İse çok şımarıktır. Sizden ricamız bir yolunu bulun bu genç kızı fesat çukurundan kurtar-manızdır. Allah mükâfatınızın velisidir.O ne güzel veli, ne güzel yardımcıdır. Allah'ın selam ve rahmeti üzerinize olsun.»
Ömer es-Seyyid Ğânim
Dairemiz bununla da kalmayarak, Portsait'den menzile'ye kaçan kızları araştırmış ve beş kızın isimlerini tesbit etmiştir. Bu konuda genel mürşidin bürosuna şu yazıyı yazmıştır:
Değerli mürşidimiz ve üstadımız:
Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi sizin ve sizinle beraber olan müslüman kardeşlerimizin üzerine olsun.
Bundan önce Portsait şubesine «Efkar» ismindeki kızın misyonerlik okulundan kurtarılması için yazmıştık. Şimdi sizlere bu okulda bulunan kızların isimlerini veriyorum:
1 — Efkâr Mensur: Yaşı 13, Annesi Hüseyin İsminde bir kişi ile evli olup... adreste oturmaktadır.
2 — Nazlı Ahmet el-Hûlî: 14 yaşında olup babası hastadır.
121
3 — Zekiyye Muhammed: 12 yaşında olup ailesi bilinmemektedir.
4 — Seyyide er-Reyan: 13 yaşında bir yetimdir.
5 — Atıyyat Muhammed: 7 yaşında annesini ta-tımamaktadır.
Menzile'deki okulda bulunan bu kızların kurtarılması İçin tarafınızdan Portsait şubesine ve bu gibi okulların bulunduğu bölgelerdeki şubelere talimat vermenizi rica ediyorum. Böylece bu hastalığın olduğu yere elimizi koymuş oluruz. Allah'ın izniyle ilacımız da bu hastalığı iyileştirecek ve bu fesad çukurlarının kökü kazınacaktır.
Lütfen burada bulunanların, özellikle vekilimiz Mustafa Muhammed'in saygı ve sevgilerini kabul buyurun.
Ömer es-Seyyid Ğânim.
Bu yazıya verilen cevap aşağıdadır: .
«Büromuz bu görevi üzerine alarak bu konuda bütün şubelerimize yazı yazmıştır. Genel mürşidimiz Portsait'e defalarcp heyet göndermiş ve oradaki kardeşlerimiz konu ile büyük ölçüde ilgilenmişlerdir. Sevinerek kayd edeyim ki, hükümet, kızlardan ikisini himayesine almıştır. Gerçekten de şu ana kadar bu kızlardan hiç kimsenin haberi yoktu. Valinizden, bu kızlarla ilgilenip kurtarmasını özellikle rica ediyoruz.
Genel mürşid sekreterliği
122
HALKI MİSYONERLERİN AĞINA DÜŞMEKTEN SAKINDIRMAK İÇİN KOMİSYONLARIN KURULMASI
Şûra meclisinin aldığı kararlardan biri de, her şubenin bünyesinde birer komisyon kurulması idi. Komisyonların görevi, barışçı yollardan halkı, misyonerlerin ağına düşmemeleri için uyarmaktı. Biz, yeni kurulan bu komisyonların yüklendiği mukaddes görevlerinde başarılı olmalarını Allah'tan temenni ediyoruz. '-
MİSYONERLİK KONUSUNDA ŞÛRA MECLİSİNİN KRAL FUÂD'A YAZDIĞI MEKTUP
«Bismillâhirrchmanîrrahirn.
Allah'a hamd-ü senalar o'sun. Efendimiz Muham-med (s.a.v.)'e, âline ve ashabına salât ve selâm .olsun.
İslâm ve müslümanların yardımcısı, Mısır'ın fedakâr kraiı Muhterem Fuâd'ın yüce makamına:
22 Safer 1352 de İsmaiiiye'de müsîüman kardeşlerin onbeş şube temsilcisinin katı!dtğ: şura toplantısından üyelerimiz sizlere yürekten bağlılığını bildirir ve zatıâlinizden, müsîüman milletini; İslâm'a karşı amansız bir savaş açan, ciğerpareleri olan çocuklarının inancına saldıran, eıları ailelerinden koparan. İslâm'ın haram kıldığı vt 'aitlerine Şiddetli azap vaad
I
123
ettiği «Gayri müsfim erkeklerle» evlenmeye zorlayan Hıristiyan misyonerlerinden korumanızı rica ederler. Allah Taâlâ, sizleri dininin ve şeriatının koruyucusu, Resulünün sünnetlerinin uygulayıcısı kıldı. Bütün âlem zâtıâlinizin; dinin sağlam ipine bağlı olduğunuzu, onun âdap ve şiarlarına sımsıkı sarıldığınızı, onu düşmanlarından koruduğunuzu, prensiplerini yaydığınızı, Allah'ın kitabına en güzel inayeti gösterdiğinizi, çok iyi bilmektedir. Şark'm gözbebeği Mısır'ı müs lüman ve âdil kralının liderliğinde, misyonerlik alanı veya kâfirleştirme yeri olmayı kesinlikle kabul edemez. Bunu da îmânına ve kralının gayretine borçludur.
Bu sebeplerden dolayı zatıâlinizden, hükümete emir vererek, bu hain elleri kırmasını, milleti bu serden kurtarmasını, bu yolda mümkün olan her şeye baş vurarak gayeye kavuşulmasını istemenizi rica ederler. Biz, en başarılı tedbirlerin şunlar olduğuna İnanıyoruz:
1 — Misyonerlikle uğraşan, enstitüler, yurtlar ve talebeler üzerinde etkin bir denetim sağlanmalıdır.
2 — Misyonerlik faaliyeti gösterdiği tesbit edilen hastane ve okulların ruhsatı alınmalıdır.
3 — Gerek yer, gerek mal olsun, bu cemiyetlere hiç bir yardım yapılmamalıdır.
4 — İçte ve dıştaki ilgililerle temasa geçip bu konuda hükümete destek olmaları İstenmelidir.
Biz bu görüşleri takdim ederken kralımızın sağlam görüşü ve bilinen dinî gayreti sayesinde bu me-
124
125
selenin hallolacağına, milletimizin mütecavizlerden kurtarılıp, mutluluğa kavuşacağına inanıyoruz.»
İmza: Başta Hasan el-Benna olmak üzere bütün temsilciler.
Dilekçenin birer suretleri başbakan, içişleri, maârif ve vakıflar bakanına, meclis ve senato başkanlarına gönderilmiştir.
DAVET İÇİN YAPILAN SEYAHATTAN ÖRNEKLER
Bu arada davet için yaptığımız seyahatlerden bir örnek vermek istiyoruz. Gensl İrşat Bürosu'nun memleketin her yanındaki şubelerimize seyahat için yazdığı mektup aşağıdadır.
ZİYARET CETVELİ:
Memleket
Ebu Suveyr 11-12 Rabîus-sânî 1352 İsmailiye 12-16 » »
Süveyş 16-19 » »
Portsait 19-21 » »
Dehlekiye 21-29 » »
Tanta 29-1 Cemadiyelulâ 1352
Şubrahit 1-3 » »
Mahmudiye 3-6 » »
Demenhur 6-8 » »
Kelyubiye 8-9 » »
Teşekkürlerimi ve saygılarımı kabul etmenizi rica ederim.»
Muhammed Esâd el-Hakim İrşad Bürosu Sekreteri
«Blsmillâhirrahmanirrahim
Allah'a hamd-ü senalar olsun. Salât ve selâm Efendimiz (s.a.v.)'e, âline, ve ashabının üzerine olsun.
Muhterem vekilimiz. Allah'ın selâmeti ve rahmeti üzerinize olsun. Genel mürşidimizin şubelerimizi ziyaret programını sizlere takdim etmekle şeref duyarım. Ziyaret müddetince mürşidimize Kahire vekilimiz Abdurrahman es-Saâti vekâlet edecektir.
KAHİRE ŞUBE BAŞKANI GÖREVİNİ ARKADAŞINA DEVREDİYOR
Kahire şube vekilimiz değerli üstad Abdurrah -man es-Saâtî görevini Ezher lisesinde öğretmenlik yapan üstad Mustafa Muhammed et-Teyr'e bıraktı. Bu münasebetle yaptığı bir konuşma, Müslüman Kardeşler Dergisi'nde yayınlandı. İbret ve örnek olsun diye aşağıya alıyoruz:
126
«Eğer hedefe ulaşmamıza yardım edecekse MAKAM VE RÜTBEYİ BIRAKALIM!
Düşün ki, muayyen bir yere varmak için bir deniz yolculuğuna çıktın. Seninle beraber bir grup daha aynı yöne gidiyor. O hâlde hepiniz aynı yola gidiyorsunuz. Hepiniz gayeye varmak için bu yolu geçmek istiyorsunuz.
Gece karanlık, deniz dalgalı, karanlıklar karanlık üzerine çökmüş. «Allah bir kimseye-aydınlık vermezse, o kimse için aydınlık yoktur.» (1) Gemi yolunu kaybetmiş, önüne gelen büyük kayaya çarpmak üzere ve hedefe varması çok uzak bir ihtimal... Gecenin karanlık olması işi daha da zorlaştırıyor. Şiddetli fırtına, gemiyi bir boşluğa doğru sürüklemektedir. Durumun, eli kolu bağlı durmaya tahammülü yoktur. Bu arada; yolun tehlikeli ve emniyetli kısmını iyi bilen, tehlikeleri göğüsleyecek güçte olan, en büyük fedakârlığa katlanmaya hazır olan, gayesine yürekten inanan, yolun uzaklığı ve engellerin çokluğu, kendi-sininin hedefe varmasını engellemeyen bir kaptana ih-tihaç vardır. «Bir kimse davet ettiği dâvaya inanırsa, bütün dünya onu tasdik eder.»
«Bir kimse niyetinde samimi olursa, musibetlere galip gelmesi muhakkaktır».
Düşün ki, bu geminin kaptanı sensin. Çaresizlik içinde bocalıyorsun, yolunu kaybetmişsin. Tam bu sı-
(1) Nur: 40.
127
rada yolcuların arasında senden daha bilgili ve daha tecrübeli bir kaptan keşfettin. Gayeye ulaşmak için kaptanlık görevini bu kimseye devretmen gerekmez mi? Veya görev anlayışın ve vicdanın, işi, senden daha iyi yapacak olana teslim etmeni, sonra da onun emirlerine tâbi olmanı gereklirmezmi?
Aslında bu ehliyetli kişinin; görevi kendisine vermeni beklemeden, ihmâlini telâfi etmek, bozduğun düzeni yeniden kurmakiçin harekete geçmesi farzdır.
Benim inancıma göre hedef, hiç kimseyi tanımadığı gibi kimseyi dostta edinmez. Bence geminin içine giren suyu boşaltıp tehlikeden kurtaran kimse, haddini bilmeden, mağrur olan kişiden daha iyidir. Ehliyetli kimsenin, kaptanlığı, düzeni bozan, bu yüzden hem kendisinin hem de kavminin helakine sebep olan mağrur ahmaktan devralması daha hayırlıdır. Birincisi: İyi olanı biliyor ve gereği gibi yerine getiriyor, görünüşü basit olmakla beraber aldığı netice büyük oluyor. İkincisi: Baş olma hastalığına yakalanıyor. Neticede hem kendini hem de milletini uçuruma götürüyor. Bu gibilerin elinden hiç bir gaye tahakkuk etmediği gibi, yaptıklarından da bir fayda beklenmez.
İnsanlar; daha ehliyetli kimseler bulunmadığı zaman, yüksek mevki işgal edebilirler. Sonra, davetin yayılması için faydalı bir kişiyi seçip, görevi ona teslim etmelidirler. O kimse de, kardeşlerini mahcup etmeden, daveti fedakarlıkla ve samimî çalışmalarla yü-
128
celtmelidir. Görevi teslim edenin de başka bir hizmet alanında çalıştırılması garip karşılanmamalıdır.
Hedefin gerçekleşmesi için görevinden feragat eden kişilerden biri olmam, bana hiç zarar vermez.»
Abdurrahman es-Saâtî Genel İrşad Bürosu üyesi ve eski Kahire vekili.
Müslüman Kardeşler Dergisi, samimî insanları selâmlıyor ve Allah (c.c.)'tan emsallerinin çoğalmasını istiyordu. İhlâs ve fedakârlık acısından en büyük ameli ders olması bakımından herkesin bundan ibret almasını diliyoruz.
ÜNİVERSİTE VE YÜKSEK OKULLAR'DA DAVET
Kahire'deki davet hızla ilerlemesine devam edip, fakülte ve yüksek okullara kadar ulaştı. Bazı talebe-beler, o zaman Müslüman Kardeşler Dergisi'nin başyazarı üstad Tantavi Cevher (r.h.)'i ziyaret ettiler, ve davete katılıp çalışmak arzusunda olduklarını söylediler.
Aşağı Mısır'da gezintiye çıkmama rastlayan bu olayla ilgili olarak bana yazdığı mektubu hiç unutamıyorum. Mektubunda bu olayı (Fethi mübîn) olarak niteliyordu. Gerçekten de öyleydi. Herkes tarafından, İs-lâmla alâkası olmayan bir müessese olarak kabul
129
edilen üniversite gelişiyor ve davetin bir sığmağı hâline geliyordu. Gerçekten de açık bir fetihti bu.
Üstad Tantavî geziden çabuk dönüp bu kardeşlerle görüşmemi istiyordu. Kahire'ye döndükten sonra hemen onlarla görüştüm. Davete ilk icabet eden altı kişinin isimleri aşağıdadır.
1 — Edebiyat Fakültesinden Muhammed Abdül-hamit
2 — Tıp Fakültesinden İbrahimEbu en-Neca
3 — Yüksek Ticaret Okulundan Ahmed Mustafa
4 — Kimya Fakültesinden Muhammed Cemâl
5 — Hukuk Fakültesinden Muhammed Reşad el-Havarî
6 — Yüksek Ziraat Okulundan Mahmut Sabri. Bu münasebetle Müslüman,Kardeşler Dergisi şu
yazıyı yayınladı:
«Müslüman Kardeşler'in prensiplerini anlamak gayet kolaydır. Bu, sadece ihiâs ve çalışmayı gerektirmektedir. Müslüman Kardeşler'in prensiplerinin hedef aldığı tek husus, millete, Islömî ahlâkı doğru bir şekilde yerleştirmektir. Bunun tek yolu sevgi, kardeşlik ve tanışmadır. Çağdaş kalkinma yolundaki bir milletin buna şiddetle ihtiyacı vardır.
İşte aydın gençlerimiz bunu idrâk ederek içlerinden bir grup yüksek okul talebesi, bu prensiplere hizmet etmeye hazır olduklarını ücn etmişlerdir.
F. 9
130
Biz hem Allah'ın anlayış ve doğruluk nuruna gark ettiği bu mübarek kardeşleri, hem de çalışan kişilerin ordusuna, bu nurlu yıldızların katılması ile de cemiyetimizi tebrik ederiz. Bu münasebetle dergimiz bir talebe köşesi açmıştır. Bu köşede irşad ve ifade de yarış etmektedirler. Allah dini uğrunda çalışanların sayısını çoğaltsın ve onlara samimiyet ve ehliyet ihsan etsin.»
ŞÛRA MECLİSİNİN İKİNCİ TOPLANTISI
İkinci şûra meclisinin toplanması için sekreterlik şu çağrıyı yapmıştı: «Müslüman Kardeşlerin şûra meclisi; şevval'in ikinci günü yatsı namazından sonra, genel mürşidimizin başkanlığında Portsait'te toplanacaktır. Bu toplantıda cemaatımızın genel durumu görüşülecektir. Bütün şubelerimizin başkanları ve sekreterleri bu toplantıya davetlidir.»
Bu bildiriyi dergimiz yayınladıktan sonra toplantı yapılmış ve aldığı kararlardan biri de, matbaa inşası için bir şirket kurulması olmuştur. Ayrıca hisse senetlerinin on kuruş olması da karar altına alınmıştır. Bu konuda dergimiz sekreterliğin şu çağrısını yayınlamıştır.
MATBAA KURULMASI VE GÖREVİMİZ
Genel bir düşünceyi yaymak isteyen cemaatların, çalışmalarında ve davetlerinin yayılmasında en
131
önemli vasıta matbaadır. Bu yüzdendir ki, şûra meclisinin son toplantısında, Müslüman Kardeşler'e mahsus hisseli bir şirket kurulması kararlaştırılmıştır. Kurulacak şirketin tüzüğü, genel irşad bürosu tarafından bastırılıp, bütün şubeiere gönderilmiştir. 15 Mayis en son iştirak günüdür.
İrşad bürosu'nun iştirak müddeti sona erer ermez matbaayı almak ve Müslüman Kardeşlerin bütün işlerini kendi matbaasında bastırmak en büyük emelleridir.
Müslüman Kardeşler'in sorumluluğunu yüklenen herkes, ileride atacağı en önemli adımlardan biri olan matbaa teşebbüsüna karşı görevini yerine getirmeli, yaptıklarını da sırf Allah rızâsı ve O'nun kelimesinin yücelmesi için yapmalıdır.
Genel İrşad Bürosu Sekreterliği
MÜSLÜMAN KADIN KARDEŞLER
Müslüman Kardeşler'in ailelerinden «Müslüman Kadın Kardeşler» adı altında bîr kol kuruldu. Lebibe Ahmet başkanları seçildi. Bu münasebetle dergimiz aşağıdaki konuşmasını yayınlamıştır:
«Kızlarım ve kardeşlerim,
Allah'a hamd-ü senalar ettikten sonra O'jnun Peygamberine, âline ve ashabına salât ve selâm ederim. Ayrıca sizleri de İslâm selâmı ile'selâmlarım.
132
Genel mürşidimiz tarafından bana gelen teklifi kabul ederek davetin sorumluluğunu yüklenmek ve kolunuzun başkanı olarak size hizmet etmekten mutluluk duyuyorum. Benim bu görevimi yüklenmedeki arzum hepinizin malûmu olmakla beraber, sizlerin gayret ve yardımlarıyla, islâmî prensiplerin ve âdabın genç kızlarımız ve ailelerimiz arasında yayılması hususunda özlem duyduğumuz hedefe varacağımıza inanıyorum. Ailen yardımcımızdır.
Kızlarım ve kardeşlerim,
Gördüğünüz gibi milletimiz ahlâkî çöküntü ve sosyal bozuklukların içerisine sürüklenmiş, çöküntü ve bozukluklar hayatımızın her yönünü etkilemiştir. Evde, caddede, fabrikada, ticarethanede, bütün çevre ve ortamda kendisini göstermektedir. Eğer böyle devam ederse, sonumuzun çok kötü olacağından şüphe etmemeliyiz.
Bir milletin isIĞhı aile, ailenin ıslâhı da genç kızların ıslâhı ile mümkündür. Çünkü kadın dünyanın öğretmenidir. Kadın sağ eliyle beşik sallarken sol eliyle dünyayı sarsmaktadır.
Müslüman kızlarımız, görevlerinin en kudsî görevlerden biri olduğunu, milletlerinin hayatında derin bir etkiye schip olduklarını ve isiâha yöneldikleri zaman islâh etmeye güçlerinin yeteceğini bilmelidirler.
Biz kendimizi islâh etmek istiyoruz. Zannederim öğrenip amel ettiğimiz takdirde arzettiğimiz islâh edici hükümler İslâm'da vardır.
133
O hâlde, kardeşlerim, İslâm'ı anlamak ve prensiplerini ailelerimiz arasında yaymak için kendimizi Islâh etmemiz lâzımdır. Biz islâh olursak ailelerimiz de islâh olur.
Size yaptığım bu açıklamalar, yapacağımız çalışmaların programıdır. Allah bizi milletimizin yararına olan şeylerde muvaffak eylesin.»
Lebibe Ahmet
GENEL İRŞAD BÜROSUNUN TÖRENİ
Müslüman Kardeşler genel irşad bürosu, 25 Recep Pazartesi günü Mirac-ı Nebevi'yi kutlamıştır. Törende genel mürşid üstad Hasan el-Benna ve yardımcısı Mustafa et-Teyr birer konuşma yapmışlardır.
Bu münasebetle büromuz, Müslüman Kardeşler'-in gerek itikadı gerekse amelî açıdan İslâm düşüncesinin ana hatlarını özetlemiş ve «Akidemiz» adı altında dergimizde bir dizi yayınlamıştır. Bu bildirinin metni şöyledir:
«1 — İnanıyorum ki, bütün işler Allah'ın elindedir. Efendimiz Muhammed (s.a.v.) bütün insanlara gönderilmiş son Peygamberdir. Kıyamet günü haktır. Kur'an Allah'ın kitabıdır. İslâm dünya ve âhireti içine alan genel bir kanundur. Hergün Kur'an'dan bir cüz okumayı kendime vazife kılacağıma, sünnet-i şerife-
I
134
ye sımsıkı sarılacağıma, Resûlullah'ın siretini ve sahabenin hayatını okuyacağıma söz veriyorum.
2 — Doğruluk, fazilet ve ilmin, İslâm'ın rükünlerinden olduğuna inanıyorum. Doğru olacağıma, ibâdetleri yerine getireceğime, kötülüklerden uzak olacağıma, faziletli olmaya çalışacağıma, güzel ahlâk ile süsleneceğime, kötü ahlâktan kaçınacağıma, gücü -mün yettiği kadar İslâmî ibâdetleri araştıracağıma, tartışma yerine, hoş gönül ve sevgiyi tercih edeceğime, zaruret olmadan, mahkemeye baş vurmayacağıma, İslâmî şiarlarla öğüneceğime, halk tabakaları arasında faydalı ilimleri yayacağıma söz veriyorum.
3 — Müslümanın çalışıp kazanmakla görevli olduğuna, kazandığı maldan yoksul va fakirin belirli bir hakkının bulunduğuna inanıyorum. Hayatımı kazanmak için çalışacağıma, istikbâlim için iktisat yapacağıma, malımın zekâtını vereceğime, kazancımın bir kısmını hayır işlerinde harcayacağıma, faydalı olan her türlü iktisadî yatırıma destek olacağıma, kendi milletimin ve vatanımın ürettiklerini tercih edeceğime, hiç bir surette faizle muamele etmeyeceğime, gücümü zorlayarak lükse heves etmeyeceğime söz veriyorum.
4 — Müslümanın, ailesinden sorumlu olduğuna, onun sıhhatini, inancını ve ahlâkını korumakla görevli olduğuna İnanıyorum. Bütün gücümle bunları yapacağıma, aile fertleri arasında İslâmî prensipleri yayacağıma, akidesini ve ahlâkını koruyamayacak okul-
135
lara çocuklarımı göndermeyeceğime, İslâm'a düşman olan gazete, dergi, yayın, kitap, kuruluş, parti ve kulüplerle hiç bir surette ilişki kurmayacağıma söz veriyorum.
5 — İslâm ümmetini uyarmak, İslâmî hukukun tekrar uygulanması için çalışmak suretiyle O'nun şerefini İhya etmek/İslâm bayrağını bütün beşeriyetin üzerinde dalgalandırmak ve İslâm prensiplerini bütün dünyaya öğretmenin her müslümanın görevi olduğuna inanıyorum. Yaşadığım müddetçe bu yolda çalışacağıma ve bütün varlığımı bu yolda feda edeceğime söz veriyorum.
6 — Bütün müslümanların İslâmî akîde ile birbirine bağlı, tek bir ümmet olduğuna ve İslâm'ın bütün insanlara iyilik yapmayı emrettiğine inanıyorum. Müslümanların arasındaki ihtilâf ve soğukluğun kaldırılması için çalışacağıma söz veriyorum.
7 — Müslümanların gerilemesinin esasının, dinden uzaklaşmalarından kaynaklandığına, ıslâhın ana unsurunun İslâm prensip ve hükümlerine dönmede olduğuna, müslümanların çalıştıkları anda bunu gerçekleştireceklerine ve Müslüman Kardeşler'in düşüncesinde bu gayeye ulaşmanın mümkün olduğuna inanıyorum. Bu düşüncenin prensiplerine uyacağıma, bu yolda çalışanlara samimiyetle yardım edeceğime, bu uğurda bir asker gibi hizmet edip her an ölüme hazır olacağıma söz veriyorum.»
136
137
AVRUPALI BİR PROFESÖRÜN NAZARINDA AKİDEMİZ
Sorbon Üniversitesi'nde tahsilini sürdüren Ahmet İzzet Racih'in eline dergimizden bjr kaç nüsha geçiyor. «Akidemiz* başlıklı yazımızı hocası (Ernest Re-nan'a) gösteriyor. Daha sonra, Prof. Renan'ın akidemiz hakkında söylediği çok anlamlı cümleleri Müslüman Kardeşler'in bir üyesi olan, kardşşi Esat Rccih'a gönderiyor. Dergimizin baş makalelerinden birisini tahsis ettiği bu yazıyı aşağıda veriyoruz:
Sorbon Üniversitesi İsiâmî araştırmalar kürsüsü hocalarından «Ernest Renan'ın nazarında»
«MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN AKİDESİ»
Aziz kardeşim,
Paris camiinde namaz kılarken orada bulunan gazete ve dergilerin arasında adını çok duyduğum Müslüman Kardeşler Dergisi elime geçti. «Akidemiz» adı altındaki yazıyı okudum. Çok hoşuma gitti. Bu prensipleri genel bir incelemeden geçirdikten sonra Sorbon Üniversitesi İsiâmî Araştırmalar Kürsüsü hocası «Ernest Renan»a sunup, görüşünü almak istedim. Hoca dergiyi benden aidi ve bir kaç gün sonra şu yazı ile birlikte bana iade etti.
«Bu kelimeler özü ve hedefi bakımından derin
mânalar ihtiva etmektedir. Şüphesiz ki, Hz. Muham-med (s.a.v.)'in koyduğu prensiplerden kaynaklanmaktadır. O, bu prensiplerle devlet, miüet ve dini tesis etmiştir. Bu prensiplerin bir özelliği de, İsiâmî ruhtan ayrılmamak şartiyle, asra uygun olmasıdır.»
«Benim görüşüme göre, Müslümanlar, Hz. Mu-hammed (s.a.v.)'in ve cshâbının gittiği yoîu takip etmedikçe başarıya ulaşamazlar. Günümüzün müslüman-ları ise bunu gerçekleştirmekten çok uzaktırlar. Ancak bu, karamsarlık içinde düşünerek oturmayı gerektirmez.»
Bana gelince; bu güne kadar doktora konusunu seçmedim. Artık tezimi belirlemede bu inancın ve hocamın yorumunun büyük etkisi olacağından şüphe etmiyorum.»
Kardeşin Ahmed
Maarif bakanlığı tarafından psikoloji dalında ihtisas yapmak için gönderilen Ahmet İzzet Kardeşimizin, Müslüman Kardeşler hakkında yazdığı yazı burada sona eriyor. Bu yazıda okuyucumuz Ernest Renan'ın, «Akidemiz» hakkındaki açık görüşünü öğrenmiş oluyoruz. Gerçekten de Renan, görüşünü açıkça belirtmenin yanında isabetli de olmuştur. Deniz aşırı bir ülkede, Müslüman Kardeşler'in akidesi konusundaki bu dakik görüşten çeşitli dersler çıkarmamız mümkündür:
1 — «Müslüman Kardeşler'in akidesi, Hz. Mu -
138
hammed (s.a.v.)'in koyduğu prensiplerden kaynak anmaktadır.» Bu ifade; İslâm'la .sadece ilmî açıdan ilgisi olan bir Fransızın görüşünü yansıtıyor. Biz de diyoruz ki, akidemiz, Allah'ın Peygamber olarak görH derdiği Muhammed (s.a.v.)'in yolunun aynısıdır. (Er-nest Renan), Müslüman Kordeşler'in akidesinin sırf İs-lâmî olduğunu ve İslâm'dan kıl payı ayrılmadığını söy-J lüyor. Doğrudur, gerçekten de akidemizin esası, Allah'ın kitabı ve Resulûllah (s.a.v.)'ın sünnetidir.
Bütün sayfalarını karıştır, İslâm'ın emrettiği, dinin davet ettiği, Kur'an'ın yazdığı, Rasulûllah (s.a.v.)'-in teşvik ettiği gerçeklerden başka bir şey bulamazsın. Burada ibret alınacak husus; Esnest Renan, araştırmasının inceliği ve düşüncesinin temizliğiyle, Müslüman Kardeşier'in akidesini anlayıp tasvir ediyor. Aramızdaki uzaklık ve münasebetlerin olmamasına rağmen İslâmî olduğunu söylüyor. Bunun yanında ba- .i zı müslümanlar, Müslüman Kardeşier'in hedeflerinden, prensiplerinden, akidelerinden şüpheye düşüyor.
Ey Aziz milletimiz, sevgili çocuklarımız! Bizim müslüman olmamız yeter. Yolumuzun, Rasulullah'ın yolu olması yeter. Akidemizin, Allah'ın kitabı ve Re-sulullah'ın sünnetinden kaynaklanması yeter. Şayet bize inanmıyorsanız, bizimle hiç bir ilişkisi olmayan yabancıların sözüne kulak verin.
Müslüman Kardeşier'in akidesinin berraklığı ortadayken, ondan şüphe edenler, ya İslâm'ı gerçek mânada anlayıp ruhunu onunla doyurmamış, onun mak-
139
sat ve hedeflerini anlamamıştır. Elbette ki bu kişi, Müslüman Kardeşier'in gayesinin İslâm'ın ruhundan uzaklaştığını zannedecektir. Çünkü bu kimse, İslâm'ı çok dar bir ruh çerçevesinde mütalâa etmiştir, ya da, kalbi hasta ve kötü zanlı bir kimsedir, ne yapar yapar temiz insanlara atacak bir çamur bulur. Her iki durumda da bu kimseler vebal içindedirler.
2 — «Bu prensiplerle Resulullah din, millet ve devlet kurdu» diyor. Gerçekten de öyledir. İslâm dini en üstün din, en geniş ve hayırlı şeriattır. İnsanın ruhî açlığını doyuran, ona vicdan rahatlığı ve ruh mutluluğu veren bir dindir. İslâm, milletin ruhunda en güçlü sevgi bağını kuran, milletler arasındaki uyumluluk münasebetlerini güçlendiren, beşerin hayrına ve herkesin umudu olan genel birlik yoluna dünyayı ka-nalize eden, devleti adalet esasına dayandıran, hükmü, hakları iade esasına bina eden, hak sahihlerinin haklarını veren, hiç kimsenin zulme uğramasına, aldanmasına göz yummayan bir dindir. Henüz İslâm'ın hidâyetiyle şereflenmemiş kimselerin, İslâm'ı anlamaları ne güzeldir. Bundan daha güzeli ise, sabah gibi aydınlık, ay gibi berrak olan görüşleri yaymaktır.
Milletlerine, islâmdan daha iyi bir nizam arayan doğu liderlerinin bundan ibret alarak, kalkınmalarını, din, millet ve devlet esasına dayandırmaları gerekir.
3 — «Müslümanlar için Hz. Muhammed (s.a.v.)'-in takip ettiği yola tâbi olmalarından başka kurtuluş
140
yoktur.» Renan böy'e diyor. Müslümanların lideri Hz. Muhammed (s.a.v.), daha önce bu konuya şu şekilde işaret etmişti: cBu ümmetîn sonunun İslahı, evvelkilerin islâh metodunu almasıyla mümkündür.» (2) Bu
görüşü tecrübeler ve ciaylar açıkça ortaya koymaktadır. Doğu milletleri İslâm'ın prensiplerinden uzaklc-şıp, daha iyi sandıklan sistemlerle değiştirdikten sonra şaşkıniık koran'ığında bocalamakta ve bu başarısız tecrübenin acısını çekmektedirler. Ayrıca bu sapıklığın parasını; şeref, ahlâk ve izzetlerini satarak ödemişlerdir.
Ne gariptir ki, doğu milletlerinde hâlâ bu açık gerçeği görmeyenler çoğunluktadır. Bunlar hâlâ İslâm'ın prensip ve ruhundan hızla uzaklaşmaktadırlar. Her gün doğu milletlerinin başına gelen felâketlerden ibret almamaktadırlar.
Doğu'nun gıdası, îman ve ahlâktır. Bunları kaybederse herşeyini kaybetmiş olur. Bunlara dönerse, her şeyine döner. Sağlam ahlâk ve îman kuvvetinin önünde zâlimlerin kuvveti duramaz. Doğulu liderler, İslâmî ruhu takviye etmeli ve kaybettikleri ahlâkı yeniden kazanmanın yollarını aramalıdır. Gerçek kalkınmanın tek yolu budur. Kalkınmamız İslâm prensiplerine dönmekle mümkündür. «Eğer ondan yüz çevirirseniz yerinize sizden başka bir kavim getirir. Sonra onlcr size benzemezler.» (3)
(2) Hadîs: Tirmizi C: 5. No: 3S55
(3) Muhammed: 38
141
4 — «Müslümanların bugünkü durumu bunun gerçekleşmesinden çok uzaktır» diyor Renan. Çünkü o, siyasî ve içtimaî hâdiselerin müslümanlarla, dinleri arasında büyük bcşluk meydana getirdiğini biliyor. Çağımızda müslümanları İslâm'dan ayırmak için, düşmanlarının kullandığı etkili vasıtaları da biliyor. Bu gün müslümanların kendi dinlerine savaş açtıklarını, kılıçlarını kendi elleriyle kırdıklarını, kesilmek için bıçağı düşmanın eline verdiklerini, kuvvetlerinin kaynağı olan dinlerini yıkanlara yardım ettiklerini görüyor.
Müslüman Kardeşler bu prensiplere inanırken hiç bir zaman kolay bir yolda yürüyüp hedefe varacaklarını düşünmediler. Onlar kendilerini bekleyen engelleri biliyorlardı. Nefislerini, mallarını, îmanlarını, inançlarını buna göre hazırladılar. Ve Allah'ın şu vaadini akıllarından hiç çıkarmadılar: «Şüphesiz Aüah O'na yardım edenlere yardım eder. Allah kuvvetlidir, aziz-dir.»(4)
5 — «Bu ye'se düşüp çalışmamayı gerektirmez»
sözü de doğrudur. Önümüze çıkacak engeller ve zorlukları aşmamız, sadece oihad yolunda devam etmemizle hızlanacaktır. «Kâfirlerden başkası Allah'ın yardımından ümidin! kesmez.»(5)
Müslüman Kardeşler! Yolunuza devam edin. Şüp-
(i) Hacc: 40. (?) Yusuf: 87
142
143
hesiz zafer, sabırla; başarı da sebatla mümkündür. Akibet, Allah'tan hakkiyle korkanlarındır.
Renan, «Müslüman Kardeşier'in akidesi, özü ve maksadı bakımından derindir.» «İslâmî ruhtan ayrılmamak şcrtiyle çağımıza uygundur.» derken de hakikati diie getirmiştir. Müslüman Kardeşier; İslâmî ruhu, bütün dünyaya şâmil olacak şekilde tanzim etmişlerdir. Müslüman Kardeşler, İslâm'ın ruhundan kaynaklanarak asrın ruhu ile uyum sağlamışlardır. Onların akidesi, bütün insanları tasvir etmektedir.
Biz insaflı davrandığı için Ernest Renan'a, etkilendiği için de, Ahmet İzzet'e teşekkür ederiz.
MECLİS CAMİSİ
Cemaatımızın resmî kuruluşlarla olan yazışması devam ediyordu. Mecliste yapılması plânlanan cami hakkında başbakan ve çalışma bakanına yazdığı yazı aşağıdadır.
«Sayın Başbakan'a,
Allah'ın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. Şüphesiz halkımız, sizin başa geçmenizi sevinçle karşılamış ve şahsınızda durumun düzelmesi ve sizin gibi ehliyetli bir zâtın başbakan olmasından dolayı sevinçleri büyük olmuştur. İnşallah sizin döneminiz, genel bir hayır ve bereket, mükemmel bir islâh dönemi olur.
Başında bulunduğunuz bakanlar kurulunun, görevi teslim aldığından bugüne kadar yaptığı büyük işler ve elinde gerçekleşen ümitler, islâh belirtilerinin en açık görüntüsü ve en parlak habercisidir.
Bu başarılı hizmetlerin yanında, üzülerek söyleyeyim ki çalışma bakanlığının Siyaset gazetesinde yayımlanan kararında, daha önce kararlaştırılan meclis camiinin inşaatından vazgeçildiği bildiriliyor.
Meclis, bir milletin emellerinin sembolü ve hayatının bir suretidir. O hâlde, oraya bir cami yapılması, kaçınılmaz bir unsurdur. Çünkü, milletvekillerinin tamamına yakın bir kısmı müslümandır. Devletin dini İslâm'dır. Meclis toplantılarının arasında geçen za -man, namaz vakitlerine tesadüf etmektedir. Ayrıca meclisteki cami, hükümetin anayasasına verdiği önemin bir belirtisidir. Mü'minlerin dininin şiarı, değerli millet vekillerinin millî görevlerinin yanında, ilâhî görevlerini yerine getirmeleri için, bir yardımcıdır. Bu iki görevin aynı anda yürütülmesi ne güzel şeydir.
Dönemin'zin parlak sahifelerinin kirlenmemesini arzu etmemizdendir ki, Çalışma Bakanlığının cami yapma hususunda verdiği ilk karardan dönmemesini, bir an önce caminin yapılmasını ve rahmet karargâhının, hüküm kaynağında görülmesini sağlamanızı ısrarla rica ediyoruz.
Allah'ın rahmet ve bereketi üzerinize olsun.»
Müslüman Kardeşler Cemiyeti Adına Hasan el-Benna
144 .
TEŞEKKÜR BORCU
Müslüman Kardeşler cemiyetinin Başbakan ve Çalışma Bakanına yazdığı yazıdan sonra cemiyet merkezine. Çalışma Bakanlığından şu yazı gelmiştir:
Muhterem Müslüman Kardeşler cemiyeti başkanına,
Mecliste cami yapılması hususunda, 17-11-1934 tarihli yazınıza işaretle, bakanlığımızın adı geçen camiyi yaptırmayı kararlaştırdığını ve ihalesinin 30-11-1934'de Abdülhamit MuhGmmed bey'e verildiğini ifa-det etmek isterim.
Saygılarımla.
Genel Sekreter Abdülhamit İbrahim.
Bu yazıya verilen cevabımız şöyle olmuştur-«Cemiyetimiz Çalışma Bakanımıza en derin saygı ve teşekkürlerini sunar. Allah sizleri memleketin hayrına olan her şeyde muvaffak eylesin.»
Cemiyet adına Muhammed Esat el-Hakim.
ŞÛRA MECLİSİNİN ÜÇÜNCÜ TOPLANTİSİ
İrşat bürosu, şûra meclisinin, kurban bayramı tatiline tesadüf ettirmeyi uygun bulmuştur. Bütün kardeşler, Kahve'ye yapılacak toplantıya davet edilmiştir.
145
Toplantı başlarken genel mürşidimiz aşağıdaki açılış, konuşmasını yapmıştır.
«Bismiiiâhirrahmanirrahirn.
Bizi doğru yola sevk eden Allah'a hamd-ü senalar olsun. Salât ve selâm, kapalı kapıları açan, Peygamberlerin sonuncusu olan, doğru yola davet eden, efendimiz Muhammed (s.a.v.)'e, onun âline ve ashabının üzerine olsun.
Allah'ım; senden yardım ve mağfiret dileriz. Senden hidayet isteriz. Seni tasdik eder, Sana tevbe ve itimat eyleriz. Seni hayırla, hamd ve sena ile zikr ederiz. Nimetlerini itiraf ederek sana şükrederiz. Nimetlerine karşı nankörlük etmeyiz. Sana isyan edenleri terk ederiz. Onlarla olan ilişkilerimizi keseriz. Allah'ım; biz ancak Sana ibâdet ederiz. Sana yakınlaşmak için koşarız. Rahmetini umar, azabından korkarız. Şüphesiz senin azabın kâfirlere kavuşacaktır. «Rab-bimiz; bize kendi katından rahmet ihsan et. İşlerimizde başarılı kıl.» (6)
Muhterem kardeşlerim! Allah için, birbirini seven kardeşlerimizin bir oraya gelmeleri, her türlü va-sif ve ifadenin üstünde büyük bir saadet ve mutluluk kaynağıdır. Bu insanları burada toplayan, ne akraba bağı, ne nesep uyumu, ne maddî menfaat, ne de dünyevî bir gaye olmuştur. Bu kişileri; sırf Allah için olan
(6) Kehf: 110 Risaleler 10
F. 10
146
sevgileri, O'nun nzâsı için çalışma arzuiarı ve O'nun dâvetine icabet etmeleri bir araya getirmiştir. Kardeşlerim, ne mutlu siziere! İnşallah kıyamet gününde Alksh'ın şu nidasına uyaniardan olursunuz: «Benim için birbirini sevenler nerede? Benim için birbirini ziyaret edenler nerede? Celâlim hakki için hiç bir gölgenin bulunmadığı günde onları gölgelendireceğim.» (7)
Davetimize uydunuz ve bu muhteşem topluluğu meydana getirdiniz. Halbuki günümüzde bir çok davetlerin, kalbîerin ve arzuların başka başka olması sebebiyle başarısızlıkla sonuçlandığmı görüyoruz. Siz ise, kalbîerinizin bir olduğunu, ruhunuzun uyuştuğunu, cramzdaki bağın kuvvetüiiğini isbat ettiniz. Allah bu birliğinizi korusun ve rızâsı için olmasını nasip etsin. Sizlere teşekkür etmeyi düşündüm. Ancak davet Allah'ındır ve Allah içindir. Ben de bu dâvet'in sadece bir askeriyim, çağrsidım ve geldim. O hâlde, sizin ecriniz Hak kitabı indiren Allah'a aittir. Ö scSihlerin velî-sidir.
Sevgili kardeşlerim; Mukaddes hedefe varmak için, Müslüman Kardeşler düşüncesini benimseyenlerin yapmaları gereken en başcnlı ameli vasıtaları aramak maksadıyla burada toplandık. Ben bı: toplantının, hedefimizin gerçekleşmesine güzel katkısı olacağına
(7) Eidîs-i Kudsi,
147
inanıyorum. Çünkü burada toplanan kişiler, cemiyetin en iyi düşünenleridir.
Dostlarım, şunu iyi bilin ki, toplantımızın ileriye dönük büyük ehemmiyeti vardır. Davetimizin yapısında önemli bir teme! olacaktır. Bunun için münakaşalarımız şu esaslara dayanmalıdır:
1) Vicdanımızı Allah rızâsını kazanmaya yöneltmeliyiz. Doğru bir kclble O'ndan ilham almalıyız. Çünkü bütün işler Allah'ın elindedir. Kullarına rahmet kapısını açtığı zaman, artık O'na mâni olacak kimse bulunamaz.
2} Konuşmamızın izin alınarak yapılması, kısa ve sakin olması hepimizin arzusudur. Konuşan kişinin, konusunu tam bir serbestlik içinde anlatabilmesi için sözü kesilmemeiidir. Basit meseleleri münakaşa konusu etmemeliyiz. Böylece konuşan kişiye görüşünü destekleyecek istediği delileri getirmesine imkân yermiş oluruz.
3) Konuşmalarımızı çok düşünerek, gayet ince ölçmeliyiz. Görüşümüzü gayet açık bir şekilde dile getirmeliyiz. Çünkü hepimiz iyiyi arıyoruz. AHah'tan bizi muvaffak kılmasını istiyoruz.
Kardeşlerim, İslâm âlemi, kurtarılmaları için bizi davet ediyor. Yedi senedir, bu kurtulmanın yollarını aradınız. Bir çok insanlar plânlarınızı kabul etmediler. Bugün ise bölük bölük size katılıyorlar. Milletin kur-tuluşu için tek alternatif olduğunuza inanıyorlar. Kardeşlerim; şu an, en çok çalışmanız gereken
148
andır. Ben Allah yolunda çalışmaya azmettim. Sizlerden benimle olmak isteyen — bu yoldaki zorlukları da göze alarak — gelsin. Bu yolda fedakârlıklara katlanmak istidadını gösteremeyenler saflarımızdan ayrılsın. Böylece sayımızı bilir, çalışmamızı ona göre sınırlarız. «Benden önce de, sonra da emir Allah'ındır.» (8) Bu davete uyulması için kimse aracı olmasın. «Allah hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmez.»
BİRİNCİ OTURUM
1 — Kur'an-ı Kerim. .2 — Genel mürşidin açış konuşması. 3— İrşad bürosunun bir senelik çalışması hakkında rapor.
4 — Müslüman Kardeşler'in şairi Hasan Baku-
ri'nin kasidesi.
5 — Müslüman Kardeşler'in matbaası hakkında
konuşma. * -
6 — Müslüman Kardeşler'in dergisi hakkında
konuşma.
7 — Davet ve yardımlaşma sandığı hakkındaki
konuşma.
(8) Rum: 2
149
İKİNCİ OTURUM
1 — Müsiüman Kardeşler ve islâh hedeflen.
2 — Diğer akımlara karşı Müslüman Kardeşler'in tutumu.
3 — İsJâmî hareketlere karşı Müslüman Kardeşler'in. tutumu.
4 — Müslüman Kardeşler'in vardığı nokta ve ih-tiyaçiarı.
5 — Müslüman Kardeşler'in amelî oluşumu.
ÜÇÜNCÜ OTURUM
1 — Müslüman Kardeşier'in idarî kuruluşu.
2 — Dâvet'in şekilleri. ,
3 — Gezi kolları.
4 — Bölge toplantıları ve zekât müessesesi.
DÖRDÜNCÜ OTURUM
1 — Yeni tüzüğün tartışılması.
2 — Genel mürşidin kapanış konuşması.
3 — Kur'an-ı Kerim.
ALINAN KARARLAR
1 — Müslüman Kardeşîer'in matbaası:
A) Şirkete ait hisse senetlerinin tamamlanması için herkes üzerine düşeni yapacaktır.
B) Matbaanın bütçesinin, genel mürşidin seçtiği bir komisyona devredilmesi uygun görülmüştür.
150
C) İrşat bürosu tarafından, daha önce hazırlanmış hisse senetlerinin örnekleri uygun göailmüş-tür.
2 — Müslüman Kardeşler'in Dergisi:
,A) Dergi için, gene! mürşidin seçeceği bir komisyon kurularak, yazı, idare ve tevzi işlerini yürütecektir.
Bj Her şube kurduğu sandıktan bir miktar dergi alarak, gücünün yettiği kader dağıtılmasına çalışacaktır. Böylece dejginip.kalkınmasfhda İrşad Bürosuna yardımcı olacaktır. .
C) Şubelerde abone hareketleri cantondıniacak-tir, --
3 — Geneî Davet:
A) İrşad bürosunun sandiğımn yanında bir de < Davet Sandığı» kurulacaktır. Bu sendiğin geiirieriy-!e, davet görevini yerine getirecek vaiz ve diğer görevlilerin tayin yapılması, broşür ve diğer neşriyatta hörcamâk suretiyle davetin yayılması sağlanacak-t-rr.
B) Yardımlaşma adı altında daha önce kurulan sandığın bütün gelirleri davet sandığına devredilecektir.
C Bu konuda özel yönetmelik ve makbuz, bir ay iç -_- hazırlanmış olacâkt.r. Bu görev irşad Bürosuna v-. rn iştir.
D) >. -tad Ahnet Âbcu^cmıî'in çeşitli vasıta -
151
dığından karşılanması hususundaki teklifi kabul edilmiştir. İik olarak sandığa. Muhammed et-Tahir 10 lira, üstad Yusuf el-Huki 1 lira, üstad Câdlâşîn 1 lira hibe etmişlerdir.
4 — Müslüman Kardeşler'in Programı:
A) Müslüman Kardeşler'in akidesi, programın esası sayılacaktır.
B) Her müslüman, bu yolun İslâm'dan kaynaklandığına inanacak ve bu yolda yaptığı her eksiklik islâmî düşünceden yapılmış sayılacaktır.
C) Her müsiüman bu prensipleri bütün çevresinde yaymak, bu yolda büyük bir azim içerisine girmek ve neye mal olursa olsun, kendi aile efradında da tatbik etmekle görevlidir.
Ç) Bu prensipleri kabul eden kardeşler de. az da olsa bir sapma görüldüğünde; vekillerimiz kendisine uygun cezayı verecek ve bu prensiplere uymaya zorlayacaktır. Değerli vekillerimizin bu konu ile ilgilenmeleri zaruridir. Çünkü bizim gayemiz her şeyden önce kardeşlerimizi terbiye etmektir.
5 — Müslüman Kardeşler'in Başkalarına Karşı Tutumu:
A) Her müslüman kardeşimiz, hedefini tem olarak bilecek ve onu başka kuruluşlarla olan ilişkilerinde bir ölçü kabul edecektir.
B) İslâmî desteklemeyen ve onun genel kaidelerine dayanmayan bir yol, başarısızlığa mahkûm -dur.
152
C) Müslüman Kardeşler, kendi prensiplerinin bir yönünü gerçekleştirmeye çalışan kuruluşun, sadece o yönünü destekleyecektir.
D) Eğer Müslüman Kardeşler, bir kyruluşu desteklemek isterse, o kuruluşun hiç bir zaman hedeflerini reddetmediğine güvenmelidir.
E) Faydaîı kuruluşlar desteklenerek gayeye doğru yöneltilecektir. Böyle kuruluşları zayıflatmakta hiç bir fayda yoktur. ^
F) Müslüman Kardeşler; müslümaniarın güçlerini birleştirmek hususundaki düşünceyi coşku ile karşılar. «İslâm Camiası» görüşünü şark milletlerinin bir uyanışı kabul ederek destekler.
G) Müslüman Kardeşler, bütün İslâmî kuruluşlara karşı samimiyet duygusu içindedir. Bu sebeple aralarında yakınlık sağlamak için her çabayı harcayacaktır. Müslümanlar arasındaki sevginin uyanması için, bunun en geçerli yol olduğuna inanmaktadır. İs-iâmın anlamını bozmak isteyen her kuruluşa düşmandır. Bahaîlik ve kadiyanîlik gibi.
6 — Müslüman Kardeşlerin Kuruluşu: A) Müslüman Kardeşler'in dairelerine bağlı bütün kuruluş ve büroları prensiplere uygun olarak, kardeşlerinin ruhî terbiyesiyle ilgileneceklerdir. Bu prensipler onların kalplerine mutlaka yerleştirilmelidir. Buna göre Müslüman Kardeşler'e katılma üç derecede mütalâa edilecektir.
1 — Genel katılma: Kısım, kol ve şubelerimizin
153
çalışmalarını uygun bulan, ıslâh için çalışmaya •fıazır oian ve cemaatımıza gönüllü olarak verilen aidatı ödemeyi kabul eden herkes «Tanışma» formunu doldurup üye olma hakkına sahiptir. Vekillerimiz. (Daire başkanlarımız) yukarıdaki özellikleri kaybeden kişileri üyelikten alabilme hakkına sahiptirler. Yukarıdaki şartları kabul eden genel katılma sınıfındaki üyeye «Yardımcı kardeş» ismi verilir.
2 — Kardeşlik derecesinde katılma : Yukardaki şartların yanında, akidesini koruyabilen, ibâdet ve taâtlara sımsıkı sarılacağına, haram olan şeylerden sakınacağına, çağırıldığı zaman, senelik ve haftalıd toplantılara katılacağına söz veren her müslüman aramıza katılabilir. Bu derecedeki kardeşimize «Mün-tesip üye» denir.
3 — Fiilî katılma: Yukarıdaki aranan şartların yanında, şahsı ile ilgili istenen yeterli açıklamayı idareye verecek ?e Müslüman Kardeşler'in akidesini iyi incelemiş olacaktır. Kur'an okuyacağına vs Kur'an meclislerine katılacağına, hac sandığı ve (eğer mal sahibi ise) zekât komisyonuna katılacağına, yaşı müsait ise «Gezi Koluna» üye olacağına, Müslüman Kardeşler'in aile prensiplerine "uyacağına, sosyal işlerde bilgisini artırmak için çalışacağına, kırk hadîs ezberleyeceğine, kardeşlerin terbiye usullerini kabul edeceğine söz vermelidir. Bu katılmaya «faaliyet» derecesinde katılma denir.
4 — Cihad derecesinde katılma: Bu derece, özel
"554
derecedir. Sadece, irşad bürosu tarafından yukarıda sayılan görevleri yerine getiren «Faâi üye» katılabilir. ' Bu üyede aranan şartiar ise şunlardır: Yukarıdaki görevlerinin yanında, sözünde, fnünde ve durumlarında gücü yettiği kadar sünnet-i seniyye'ye uymak, özrü olmadan gece namazı ve cemâati terk etmemek, geçici ve fânî menfaöttan uzaklaşarak takvaya yönelmek, ibâdet, muamelât ve diğer bütün işlerinde İslâmî olmayan her şeyden uzak ^durmak. İrşad Bü-rosu'na malî katkıda bulunmak, davet sandığına katılmak, öldükten sonra malının bir kısmını Müslüman Kardeşler Cemiyetine vasiyet etmek, «İyiliği emir, kötülüğü nehy» vazifesini yerine getirmek, irşad bürosunun dâvetine, nerede ve ne zaman olursa olsun icabet etmek, Kur'an-ı Kerim'e karşı olan görevini yerine getirmek için devamlı yanında bulundurmak, irşad bürosunun özel eğitimi için bir müddet orada kalmaya hazır olmaktır. Bu derecedeki kardeşimize «Mücahid üye» denir.
B) İrşad bürosu, üçüncü ve dördüncü derecedeki kardeşlerimize, «Naib» ve «Vekil» gibi şeref ismi verebilme hakkına sahiptir.
C) Kuruluşun bu şekilde tamamlanması için aşağıdaki işler yapılacaktır:
1 — Bütün derecelere ait formlar bastırılacak -
tır.
2 — Daireler, Naibler ve vekiller için itimat
mektupları bastırılacaktır.
155
3 — «Akidemize ekine «El Me'sûrât» (Peygamberimizin duaları) olduğu hâlde bastırılacaktır.
4 — «Akidemiz» kolay ve anlaşılır bir şekilde açıklanarak bastırılacaktır.
5 — Taât ve faziletler, günah ve etkileri hakkında risaleler hazırlanacaktır.
6 — Seçme .40 hadis şerh edilerek bir risale hazırlanacaktır.
7 — Hac, zekât, gezi kolu, Kur'an meclisi ve terbiye nizâmnâmeleri çıkarılacaktır.
D) Şube vekillerimiz muharrem ayına kadar dairelerinde kayıtlı bulunan kardeşlerin listesini, yeni katılanların formlarını ve fotoğraflarını ekleyerek İrşad Bürosuna göndereceklerdir. Ayrıca vekillerimiz, kardeşlerin üyelik derecelerine göre vazifelerini yerine getirip getirmediklerini murakabe edecekler, görevlerinde ihmaü bulunanlara karşı kesin icrââtta bulunacaklardır.
E) Bu nizâmnâmenin tatbikatını kontrol etmek matosadı ile İrşad Bürosu, müfettişler tayin edecektir
7 — Müslüman Kardeşler'in İdari Kuruluşu:
A) Müslüman Kardeşler'in gayesi, idarî gösterişten ziyade, amelî ve ruhîdir. Kardeşlerimiz bunu böyle bilmeli ve idarî nizamın sadece bir vasıta olduğuna inanmalıdır.
B) Müslüman Kardeşlerin idarî kuruluşu şöyledir:
158
1 — Genel Mürşid..
2 — Gene! İrşad Bürosu.
3 — Genel Şûra Meclisi. Bu meclis bölge vekillerinden oluşur.
4 — Bölge ve kısım vekilleri.
5 — Şube vekilleri.
6 — Merkezî Şûra Meclisi. (Bu meclis böige kuruluşunun bünyesince teşekkül eder.)
7 — Bölge kongreleri. ,
8 — İrşad Bürosu temsilcileri.
9 — Gezi Kolları.
10— Kadın Kardeşler Grubu. Üyeler, bu kuruluşların görevini tesbit etme ve bu konuda bir açıklama yapma görevini Genel Mür-şid'e bırakmıştır.
8 — Davetin İşaretleri:
A) Müslüman Kardeşler'in davetinin ruhî yönü, İslâmî âdetler tesirli ibarelerle belli olacaktır. Amelî yönü ise, İslâm'ın yasaklamadığı nişan ve semboller verilmek suretiyle görüntülenecektir.
B) İrşad bürosu bu hedefi gerçekleştirmek için bir sistem geliştirmekle mükelleftir.
9 — Gez! Kolları:
A) Üyeler, gezi kollarının kurulmasını uygun bularak, bu konuda İrşad Bürosu'nun hazırladığı tüzüğü uygun bulmuşlardır.
! 57
10 — Kongreler, bölgeler, hac ve zekât projeleri
A} Müslüman Kardeşler'in Dairelerinin bulundu ğu bölgeler şunlardır:
1 — Kanal bölgesi
2 — Doğu bölgesi -
3 — Dahlekiye bölgesi
4 — Batı bölgesi
5 — Buhayre bölgesi
6 — Menüfiye bölgesi
7 — Kalyubiye bölgesi
8 — İskenderiye bölgesi
9 — Kahire bölgesi
10 — Aşağı Mısır bölgesi
11 — Orta Mısır bölgesi
12 — Yukarı Mısır bölgesi
B) Bu bölgelerde bulunan dairelerimiz, durumlarına uygun olarak sırasıyla bir bölgede toplantı yapacaklar ve toplantıların arası üç ayı geçmeyecektir.
C) İrşad Bürosu bu bölgelerle kısımlar arasında irtibatı sağlamak için birer temsilci tayin edecektir. .
Ç) Üyeler, İrşad Bürosu'nun hazırladığı zekât nizâmnâmesini benimsemiş ve gereken tadilâtın yapılması için komisyon kurulmuştur.
D) Hac nizâmnâmesi üyeler tarafından kabul edilmiş, gereken yenilemenin yapılması için bir komisyon kurulmuştur. Hac nizâmnâmesinin kabulün-
I
153
den sonra gene! Mürşidimiz,- bu-nizâmnâmenin ilk uygulayıcısı o'arak önümüzdeki yıl hac farizasını yerine getireceğini ilân etmiştir. 11 — Mâlî konuların ıslâhı:
A) Her şubenin, meşru yoüarlc gelirini giderinden fazia tutmaya dikkat etmesi gerekmektedir. Böylece gücünün bir kısmını zayıflatması muhtsmel olan iktisadî problemlerden kurtulmuş o!ur.
B) Vekillerimiz, her ay şubelerin aidatını gös-'eren bir listeyi irşad bürosuna gönderecektir. Ge-ürinin bir kısmını irşâd bürosuna göndermek durumunda olanlar, bu görevlerini yerine getirmelidirler,
G) Şubelerimiz, çeşitli değerlerde basılmış teberru (yerdim) makbuzlarının ve büromuzun yayın-'"J^: risalelerin dağıtımına yardımcı olccaklardır.
D} irşad Bürosu, ihtiyaç duyarsa ramazan ve Peygamberimizin doğum gününde üyelerden bir miktar para alma hakkına sahiptir.
E) İrşad Bürosu, muhtaç olan kardeşlerimize yardım etmek maksadıyla yardımlaşma fonunun tüzüğünü hazırlamakla mükelleftir. Ancak bu tüzüğün tasdiki gelecek seneki toplantıya bırakılacaktır.
Kapanışta bütün kardeşlerimiz Genel Mürşidimize tam güvenini izhar etmiş, iyi ve kötü günlerinde yanında olacaklarını, İslam'ın şerefi iade edilinceye kadar onu destekleyeceklerini belirterek biat etmiş-erdir.
159
HAC NİZÂMNÂMESİ
1 — Her müslüman gücü yettiği ölçüde hac hazırlığını yapacaktır.
2 — «Yardımcı üye» hac için hazırlanmakla em-rolunur, «Müntesip üye» ise; devamlı bu emrin muhatabıdır. «Faal üye» ise; malının bir kısmını hec için ayırmakla mükelleftir. Eğer hac için cyırdiğı parayı koruyacak yeri yok ise; postahanenin tasarruf sandığına faizsiz olarak yatırabilir.
3 — Her şubede, hacca davet maksadıyla bir komisyon teşekkül ettirilerek bu komisyon hac için verilen aidatları muhafaza etmek, her iki derecedeki üyeleri ikaz etmekle görevlendirilecektir. ¦
4 — Biitün şubelerimiz hacca gitmek işeyen kardeşlerimize, hac emirlerini anlatacak bir üye seçecektir. Ayrıca, İrşad Büromuz her sene değerli fıkıh âlimlerinden bir kişiyi, kardeşlerimizi irşad etmek ve hac emirlerini öğretmekle görevlendirecek ve masraflarını İrşâd Bürosu karşilcyacaktîr. Bu gayeye, uicş-rriak için irşad Bürosu hac, ziyaret ve mukaddes topraklar hakkında bir risale hazırlayacaktır.
5} Kardeşler arasında daha fazia kaynaşmayı sağlamak, harcamada ikt;sad yapmak, bilgilerini artırmak, cemâat sevabına nail olmak, iyilik ve takvada yardımlaşmak ve Allah'a itaatte daha da hareketli olmak için, hacc'a topluca gidilecektir. Çok önemli bir zaruret olmedan yalnız olarak gidilmeyecektir.
160
6) «FgöI üye» statüsünde oian kardeşimiz, şer'î bir özür olmadan, hac için gerekli parayı biriktirmekte kusur ederse, «yardımcı üye» statüsüne indiriie ek «faal üye» haklarından mahrum kılınır. Bu kimse.3-rin kusur yap:p yapmadığını tesbit görevi «hac ko -misyonuna» verilmiştir.
7) Irşad Bürcsu, hocca gitmek isteyen kardeşlerimizin adedini öğrenmek için şubelerimizden tam liste isteyecek ve hac heyeti için gereken hazırlığı yapması için ramazan bayramından sonra, Şevvalin onuncu gününe kadar üste eüne geçmiş olacaktır.
8) Irşad Bürosu, kardeşlerimizi teşvik mahiyetinde maddî ve manevî yardımlarını esirgememeleri için hem Mısır, hem de Suudî Arabistan hükümeti nezdinde teşebbüs geçecektir.
9) .Eğer hacca niyetlenen kardeşlerimizin sayısı' çok olursa, dinî temsilcinin yanında bir de idari iş-leriye meşgul olacak bir idareci-temsilci görevlendirilir.
10) Bu nizâmnâme tasdik edildiği tarihten itibaren yürürlüğe girer ve bütün vekil ve nâiblere tebliğ edilir.
Büyük Arşın sahibi oian Allah (cc.)'dan bizi rızâsına uygun olan işlerde niuvaffak kılmasını temenni ederiz.
Hac komisyonu başkanı ; Muhammed e!-Hadi Atiyye
Sekreter vekili: Mübarek Guneym Abduh
161
ZEKÂT VE SADAKA NİZAMNAMESİ
1) Nisaba mâlik olan her müslüman malının zekâtını verecektir.
2) «Yardımcı üye» statüsündeki kardeşimizin zekâtını vermesi emrolunur. «Kardeşlik» derecesinde olanlara hem emredilir, hem de hatırlatılır. «Faal üye» statüsünde olan kardeşimiz zekât komisyonunda üye sayılır.
3) Zekât mükellefleri kardeşlerimizden oluşan bir genel zekât komisyonu kurulacak ve aralarında her sene üç ,kisiliK bir «yürütme kurulu» seçilecektir. Bir başkan', iki üyeden meydana gelecek bu kurulun seçimi gizli olacaktır.
4) Şubeye bağh Merkezî Şûrc- Meclisi veya vekil veya vekilin tayin ettiği temsilci, yürütme kurulunu denetleme hakkına sahiptir. Yürütme kurulu He aralarında bir anlaşmazlık çıkarsa, genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi de vardır. Ancak, genel kurulda alınacak kararın, üçte iki çoğunluğa dayanması şarttır.
5) Yürütme kurulunun görevi, mükelleflerden, zekâtı toplamak ve dağıtılmcaya kadar muhafaza etmek, seran hak sahibi olanlara tarafsız olarak dağıtmaktır. Bu göreve başlamadan .önce maksatlı dav-ranmayacağına, dost ve yakın tanımıyacağına dair yemin edecektir.
Risaleler 10
F. 11
162
6) Yürütme kurulu, köylerde mahsul zamanı göreve başlayacaktır. Zekâtı nakit para ve eşya oimak üzere gruplara ayıracak ve herkesin ödeme vaktini tesbit edecektir.
7) Yürütme kurulu, topladığı mallar için defter tutacak ve zekât aldığı kimselere makbuz verecektir. Ayrıca mükelleflerin isimlerini ve hak ettikleri zekâtı gösteren bir liste hazırlayacaktır. Topladığı malları dağıtmazdan önce Genel Komisyona gösterip onayını alacaktır. Hak sahibinden imzalı kâğıt almadıkça, dağıtma işlemi geçersiz sayılır. Şer'î bir özir olmadan zekâtın dağıtımını geciktirmek doğru değildir.
Dağıtamadığı parayı rapor edip, kendisinden sonra seçilecek kurula teslim edecektir.
8) Yürütme kurulunun bütün faaliyetleri gizlidir. Genel Komisyon, Merkezî Şûra meclisi veya vekilin tayin ettiği temsilciden başkasına bildirilmez.
9) Yürütme kurulu verilen sadakaları da kabul edecek, sadaka veren ve verilene dair özel bir defter tutulacaktır. Ayrıca kurul, her münasebette teberru yapmaları için müslümanlara hatırlatmada buluna -çaktır.
10) Zekât verilecek kimseler, Kur'an-ı Kerim'de zikr olunanlardır. Bunların dışında hiç kimseye zekât verilmez.
11) Yürütme kurulu hak sahiplerini belirlemek, dağıtmada yardımcı olmak veya liste tanzim etmek
163
için, Genel Kurul'da istediği kişilerden faydalanabilir.
12) Gerek Yürütme kurulu gerek başkası toplanan zekâtı satmak, değiştirmek veya herhangi bir tasarrufta bulunmak yetkisine sahip değildir. Sadece topladığı şekilde dağıtır, herhangi bir değişiklik yapamaz.
13) Topladığı zekâtı, ne olursa olsun şer'i sebep olmadan bir yerden bir yere taşıyamaz.
14) «Faal üye» statüsünde olan kardeşimiz nisaba mâlik olur da zekâtını vermezse, ikinci derece üyeliğe indirilir. Şayet kendisi hak sahiplerine vermiş ise verdiği tarihi Genel Komisyona bildirmesi gerekir. Genel Komisyon ise, bir daha aynı hareketi yapmaması için kendisini uyarır.
15) Zekât işlerinde çalıştırmak için görevli gerekiyorsa «Zekât mükellefleri Genel Kurulu»hun görüşü alınarak tayin edilmelidir. Bu görevlilerin Cıcret-leri zekât'tan verilecektir. Toplanan mallar için bir depo tutmak gerekiyorsa; geciktirmeden yerine getirilmelidir.
16) İrşad Bürosu, zekâtın hükümleri ve sadakanın faziletleri hakkında bir risale hazırlayacaktır.
17) İrşad Bürosu, yürütme kurullarının zekâtla ne derece ilgilendiklerini kontrol etmek için bir temsilci görevlendirip şubeleri dolaşmasını sağlayacaktır.
164
18) Bu nizamname tasdik edildikten sonra yürürlüğe girecektir.
Bu nizâmnâmenin gözden geçirilmesi için aşağıda ismi geçenler seçilmiştir.
Hamid Askeriye, Yusuf el-Hulû, Hattap Muhammed, Muhammed Desukî. Muhammed es-Safî, Mu-hammed İzzet. Muhammed Abdülmutaâl.
BÖLGE KONFERANSLARINDAN BİR ÖRNEK
Çoğu zaman bölge ziyaretlerim uzun sürerdi. Bu ziyaretleri fırsat bilerek, uzaktan veya yakından dâ-vet'le ilgili dersler ve konferanslar verirdim.
Aşağıda Portsait ziyareti ile ilgili bir örnek veriyorum. Altı gün sürecek olan bu ziyaretin programını; dergimiz halka şu şekilde açıklamıştı.
KUR'AN-I KERİMİN GÖLGESİNDE BİR DİZİ KONFERANS
29 Rabîüssani 1354 den itibaren Müslüman Kardeşler Cemiyeti'nin kurucusu Genel Mürşid Hasan el-Benna'nın, Portsait sınırları d/ıhilinde vereceği konferansların programı vs konusu aşağıdadır:
29 Rabiussani 1354 Salı «ETKİ»
1 CemadiyeluJâ 1354 Çarşarnba «AYRILIK»
2 Cemadiyelulâ 1354 Perşembe «ÖLÇÜ*
3 Cemadiyelulâ 1354 Cuma (İSLAH»
4 Cemadiyelulâ 1354 Cumartesi «ESAS»
165
5 Cemadiyelulâ 1354 ?azor «FAZİLET» Bu arada Perşembe günü Genel Mürşidin konuşmasından sonra, Yakut Hasan «Mısır'ın eski dinleri» konulu bir araştırma sunacaktır. Cemiyetimiz bunu fırsat bilerek bütün Portsaitlileri bu konferanslara davet eder. Çünkü bu konular, herkesi ilgilendirdiği gibi dinin davet ettiği yüce gayelerdir.
Tertip Komisyonu
DOST ÜLKELERDE DAVETİMİZ
Müslüman Kardeşler'in, üstad Abdurrahman es-Saâti ve Muhammed Esâd'dan oluşan ilk temsilcisi Suriye, Lübnan ve Filistin'i ziyaret etmek için yola çıkmışlardır. Dergimiz bu olayı şu ifadelerle yayınlamıştı:
«Üstad Abdurrahman es-Saâti ile Muhammed Esâd, Suriye ve Filistin'de daveti yaymak için bu ülkeleri ziyaret etmektedirler. Tunus lideri es-Saâiibi ile beraer Kudüs'e varmışlar ve «Yüksek İslâm Meclisi» başkanı Emin el-Hüseyni ile görüşmüşlerdir. Ayrıca el-Hüseynî kendilerini kaldıkları yerde ziyaret etmişlerdir. Daha sonra Kudüs'ten ayrılarak Şam'a varmışlar. Cuma namazını Emevî Camiinde kılmışlardır. Orada Müslüman Kardeşler'in davetini anlatan birer konuşma yapmışlar ve orada bulunan islâmî hareketin liderleriyle de görüşmüşlerdir.»
166
MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN SİMGESİ
Kardeşlerimiz, kendilerini diğer kuruluşlardan ayıracak bir işaret yapılmasını teklif etmişlerdir. İr-şad Bürosu bu işaret isteğini uygun bulmuş ve: «De ki: Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını söyleyeyim; Ona hiç bir şeyi ortak koşmayın.» (9) âyetini simgeleyen on çizgiden meydana gelen gümüş bi; yüzük olmasını kararlaştırmıştır. Bununla ilgili yapılacak işlere bir kardeşimiz görevlendirilmiştir. Gö -revü kardeşimiz bu konuda dergimize şu ilânı vermiştir :
«Kardeşlerimiz arasındaki bağı, daha da kuvvetlendirmek ve onlara mukaddes prensipleri devamlı hatırlatmak gayesi ile Genel Şûra Meclisimiz umumî bir simgenin yapılmasına karar vermiştir. Yapılacak olan İşaret 10 çizgili gümüş bir yüzük olup sağ elin küçük parmağına takılacaktır.»
Bu düşünceyi ilk gerçekleştiren Kahire dairemiz olmuş ve çok şükür başarıya ulaşmıştır. İrşad Bürosu, kardeşimiz Mahmud Hîbetullah Beyi bütün şubelerimizi gezip kardeşlerimizin parmak ölçülerini ve isteyenlerden yüzüğün değeri olan beş kuruş parayı olmakla görevlendirilmiştir.
(9) En'am: 151
167
RAMAZAN AYINDA YUKARI MISIR'A YAPTIĞIM ZİYARETLER
1354 H. Ramazan ayında yukarı Mısır'ı ziyaret etmeye karar verdim. Zannediyorum bu bölgeleri ikinci ziyaretim oluyordu. Bu ziyarette bana kardeşim Ab-durrahman Rıza Küheyle refakat etmiş ve ziyaretimiz hakkında degimizde şu yazısı yayınlanmıştı.
20 RAMAZAN 1354 H.
«Değerli üstadımız ve Genel Mürşidimizin yukarı Mısır'a yaptığı ziyarette kendisine bir müddet refakat etme şerefine nail oldum. Bu geziyi kardeşlerimiz yayınlarlar diye bekledim. Ancak uzun süren bekleyişten sonra kendim yazmaya mecbur kaldım:
Ramazanın 20. günü Genel Mürşidimizin Kahi-re'den hareket edeceğini öğrendim. Karşılamak için istasyona gittiğimde birçok kardeşimizin şevkle onu beklediklerini gördüm. Onu gördüğümde, yüzündeki sevinç, hareketlerindeki dinçlik kendini açıkça gösteriyordu.
Kendisiyle selâmlaştıktan sonra istasyondan çıktık ve dini ile iftihar eden gayretperver genç kardeşimiz Av. Muhammed Hafız el-Hüseynî'nin yazıhanesine gittik. Genel Mürşidimiz orada bir müddet istirahat ettikten sonra «Asyut» kentine yakın «Vasiti» kasabasına hareket ettik. Orada bizi Kadir ailesi ve birçok kasabalı karşıladı Akşam namazını kıldıktan
168
sonra iftar'a davet edildik. Yemek esnasında din, ahlâk, edep ve İJim konularında konuşmalar yapıldı. Yatsı namazını kılmak için kasabanın camisine gittik. Namazı Asyut Enstitüsünde öğretmenlik yapan değerli hocamız Ahmet Şerit kıldırdı. Cami vaaz ve İrşada susamış yüzlerce müslümanla dolu idi. Genel Mürşidimiz, kalbleri yumuşatıcı samimi bir vaaz etti. Herkes içinde bulundukları tefrikadan kurtulmak için çalışmanın gerektiğine inanır oldu. İkinci konuşmasında ramazan ve orucun anlamı, kadir gecesi ve yüceliğinden bahsetti. Camiden çıktıktan sonra büyük bir eve gittik.
Genel Mürşidimiz bu evde yaptığı konuşmada ölü kalbleri ve ümitleri canlandırdı. Kasabalılara içinde bulundukları acı durumdan nasıl kurtulacaklarını anlattı. Bu arada bazı kardeşlerimiz de, yüce İslâm prensiplerini anlatarak insanların, mutluluk kaynağı olan bu prensipleri nasıl ihmal ettiklerine işaret ettiler.
Bu geceki sevincim büyük oldu. Kendi kendime şöyle dedim: «Eğer insanlar işittikleri ile amel etselerdi, hepimizi nizama koyacak genel bir uyanış dönemine girmiş olurduk. Böylece emelimize ulaşmış, kaybetmiş olduğumuz hâkimiyete yeniden kavuşmuş olurduk.»
22 RAMAZAN 1354 H.
Genel Mürşidimiz, kıymetli nasihatleriyle Vâsiti
169
kasabasını aydınlattıktan sonra Asyut'a döndü. Daha sonra menfulut ve Kavsiye şubelerini ziyaret edip kardeşlerden bilgi aldı.
23 RAMAZAN 1354 H.
Genel Mürşidimiz bu ziyaretten sonra Asyut'a döndü. Akşam saat sekizde «Müslüman Gençler Ce-miyeti»nin hazırladığı ve bir çok aydın insanların toplandığı törende konuştu. Konuşmasında, İslâmın, insanların mutluluğunu ve kalkınmasını sağlayan prensipleriyle bütün sistemleri geride bıraktığını açıkladı. Gayet kolay bir üslûpla yapılan bu konuşma dinleyicileri sevince boğdu. Ayrıca konuşmasında bir çok âyet ve hadîs nakletmesi, onu herkesin coşku ile karşılamasına sebep oldu.
24 RAMAZAN 1354 H.
Genel Mürşidimiz Cuma namazını Asyut'un en büyük ve en geniş'camisi olan «Kadı» camiinde kıldı. Caminin hatibi çok güzel vaaz ve nasihatta bulundu. Umarız ki müslümanlar, bu vöaz ve irşadla gönül birliğine varmış ve işittikleri ile amel etmiş olsunlar. Umumî Reisimiz Cuma namazından sonra Beline ve Asvan'daki kardeşlerini ziyaret etmek için yola çıktı. Allah kendisini rızâsına uygun olan şeylerde muvaffak eylesin.
30 RAMAZAN 1354 H.
«Üstad, Asvan ziyaretini tamamladıktan sonra Asyut'a döndü. Birçok müslüman kardeşimiz istasyon-
170
171
da kendisini bekliyordu. Trenden indikten sonra cnu istasyondan alıp camiye getirdiler. Yatsı namaznı kıldıktan sonra Abdurrahman Mahmud'un evine git i-ler. Ev müslümanlarla dolup taşıyordu. O gece, Kur'-an okuyan ve hatiplerin Allah rızâsı için yarıştığı mesûd bir gece olmuştu. Mürşid kardeşimiz burada da bütün dikkatleri üzerine çekecek bir konuşma yaptı. O'nun konuşmasından sonra bir, konuşma ycpmak da bona nasip oldu. Allah'tan müsiümanlara faydalı kılmasını temenni ederim.» <i
1 ŞEVVAL 1354 H.
«Ramazan bayramının ilk günü idi. Gerçekten mübarek bir gün idi. Bayram hutbesini Fereğli camiinde Üstad okudu. Öğleden sonra «Müslüman Gençler Cemiyeti'nde» ikinci defa konuşarak kalb ve kulakları bir defa daha fethetti.
Asyut'taki son gününde Üstad Şerif, kendi evinde bir tören hazırladı. Yapılan konuşmalar, İslâm ve müslümanların güçlenme vasıtaları hakkında oldu.
2 ŞEVVAL 1354 H.
Genel Mürşidimiz ikinci defa Menfulut'a oradan da Kahire'ye döndü. Onunla geçirdiğim günleri hiç unutamam. Gezilerimiz, riya ve gösterişten uzak sırf Allah yolunda cihad etmeyi hedef alıyordu.
İLK HACCA GİDİŞİM
Allah Taâlâ'nın tevfikindendir ki, hac nizâmnâmesini hazırladıktan sonra haz farizesini yerine getirmem gerektiği kalbime yerleşti. O zamanki durumum buna müsait olmamasına rağmen, Allah, işlerimi kolaylaştırdı. Ve 1354 H. yılında hacca gitmemi mukadder kıldı. Dergimiz bu ziyareti şöyle nakletti:
«MUKADDES TOPRAKLARA DOĞRU»
Genel Mürşidimiz bu sene inşallah hac farizesini ifa edecektir. Beraberindeki kardeşlerimizle birlikte 1 Zilhicce 1354'de Süveyş, limanından kalkan gemi lie yola çıkacaklardır. Yolculuktan önce Süveyş'-de, «Hac, ceset ve ruh için bir yenilenme ve tazelenmedir» konulu bir konferans verecektir.
Ziyareti sırasında İrşad Bürosu'na Rıdvan Mu-hammed vekâlet edecektir.»
FİLİSTİN SORUNU VE MÜSLÜMAN KARDEŞLER
1936'da Filistin sorunu gündeme geldi. İngilizlerin, Yahudilere bütün istediklerini verip, müslüman arap-ları her şeyden mahrum eden zalim siyaseti, Filistin halkının tepkisine yol açtı. Mısır'daki siyasî kuruluşlar ve partiler, İslâm kardeşliği hususunda hassasiyetleri ve millî heyecanları gelişmediği için, Filistin halkına ciddî bir yardım yapmaktan uzak kaldı-
i 72
173
lar. Diğer dost memleketlerde ise, İslâmî kuruluşla-] rın dışında Filistin ile ilgilenen yoktu. Bu yüzdendir! ki Müslüman Kardeşler, bütün gücü ile mücahid Filis-j tin halkının yardımına koşmuş, mal toplama, mektup! yazma ve propaganda yapmak gibi çeşitli vasıtalara! başvurmak suretiyle, elinden gelen yardımı yapmak-j tan geri kalmamıştır. Bu konuda komisyonlar kurul-] muş, heyetler gönderilmiş ve Müslüman Kardeşler Dergisi bu olayları anında ^yayınlamıştır. Bunlardan] bazılarını aşağıda veriyoruz:
FİLİSTİN'E YARDIM KOMİSYONU
Genel Mürşidimiz Üstad Hasan el-Benna Hazretleri, cemiyetimizin bütün üyelerini 25 Safer 1355 H. de Kahire'de toplantıya çağırdı. Belirtilen günde kardeşlerimiz, Genel Mürşidimiz başkanlığında cemiyet merkezinde toplandılar. Genel Mürşidimiz üyelere,] kendileriyle aramızda çeşitli bağların bulunduğu Filis-j tinli kardeşlerimizin başına gelen felâketi anlattıktan] sona üyelerden, İslâm adına bu kardeşlerimize yardım ellerini uzatmalarını istedi. Yapılacak yardımı tanzim etmek için de, aralarında bir komisyon kurmalarını ve bu büyük gaye için yardım çağrısında bulunmalarını rica etti. Genel Mürşidimizin konuşması bittikten sonra kardeşlerimiz konuyu aralarında konuştular ve teklifler sundular. Sonunda aralarım bir komisyon kurarak şu isteklerin yerine getirilmesini uygun buldular:
1 — Komisyonun kurulduğunu gazetelerde ilân etmek.
2 — Komisyonun Mısır halkına ve bütün müslü-manlara yapacağı çağrıyı, yayın organları aracılığı ile herkese duyurmak.
3 — Mısır ve Filistin'deki İngiliz temsilciliklerini protesto etmek ve protestonun bir nüshasını da gazetelere vermek.
4 — Komisyonun yapacağı bildiriyi bütün kardeşlere iletmek.
Bu konuda Kudüs Yüksek Arap Komisyonu Genel Sekreteri Avni Abdüihadi'den Müslüman Kardeşler'e yazılan yazı şöyledir:
Müslüman Kardeşlerin Genel Mürşidi gayretper-ver insan muhterem Hasan el-Benna — Mısır —
Filistin'de bulunan «Arap Yüksek Komisyonu» Mücahit Filistin konusundaki 18-Haziran-1936 tarihli mesajınızda dile getirdiğiniz kıymetli duygularınıza teşekkür eder. Mesajınızın işaret ettiği temiz ruhun, zulüm ve baskı rejimine karşı olan cihadımızı sonuna kadar götürme hususundaki İsrarımızı bir kat daha artırmış ve bize güç katmıştır. Ayrıca ihtiyaç ânında Filistin halkının yardımlarına koşacak kardeşlerin mevcudiyetinin halkımız üzerindeki tesiri büyük oi -muştur.
Komisyonumuzun takdir ve teşekkürlerini kabul
174
etmenizi candan diliyorum. Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize olsun.
Genel Sekreter
Filistin müftülüğü Emin el-Hüseyni de komisyonumuza şu telgrafı göndermiştir:
Müslüman Kardeşlerin değerii üyeleri - KAHİRE
Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize olsun, i
Kahire'deki dostlarımızdan bize gelen mektuplarda; İslâmî varlığı, hürriyet ve istiklâli uğrunda, cihad yapan mukaddes İslâm ülkesi (Fiiistin)'ne karşı yaptığınız hayırlı işler ve övgüye lâyık gayretleriniz bildirilmektedir. Ayrıca bize ulaşan bazı Mısır gazetelerinde, büyük bir heyecanla yerine getirmeye çalıştığınız mübarek işleri okumaktayız. İslâmî gayretiniz ve coşkulu duygunuzu takdirde karşılıyor, size teşekkür ediyoruz. Bu arada isabetli kararlarınızı ve övgüye değer mesajınızı Filistin halkının teşekkürle karşıladığını bilmenizi isterim. Allah Tcâlâ'dan, mübarek çalışmalarınızı başarı ile sonuçlandırmasını ve sizi en büyük mükâfatla taltif etmesini temenni ederim.
Bu mukaddes memleketten zulmün kaldırılması için yaptığınız çabaların büyük etkisi olacağından ve Allah'ın izniyle hayırlı neticeler doğuracağından şüphe etmiyoruz. Bu hareketinizle gönülleri Mescid el -Aksa'nın sevgisi ile dolmuş bütün müslümanlara en büyük hizmeti yaptığınızdan emin olmanızı isterim.
175
Çünkü siz, İslâmî varlığını korumak için bütün sıkıntılara göğüs geren, her tehlikeyi göze alan Mücahid Filistin'e yardım ediyorsunuz.
Tekrar hepinize teşekkürlerimi sunar, Allah'tan bizi hayır ve kurtuluş yolunda muvaffak kılmasını temenni ederim.
Ailah'm selâm, rahmet ve bereketi üzerinize ol -sun.
Muhammed Emin el-Hüseynî
Yüksek Arap Komisyonu Başkanı
FİLİSTİN İÇİN NAMAZLARDA KUNUT DUASI OKUMAYA DAVET
İrşad Bürosu Milletimizi Filistin için Kunut duası okumaya çağırarak şöyle demiştir:
«Müslümanların başına bir belâ geldiği zaman kunut duası okumak meşrudur. Bütün âlimler bunu caiz görmüşler ve mendup kabul etmişlerdi. Bu konuda sahih hadîsler de varittir. Bunlardan biri Ibn-i Abbas'ın (r.a.) rivayet ettiği şu hadîstir: «Resulullah (s.a.v.), bir ay arka arkaya öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarında, son rekâtta «semiallahü li-men hamideh» dedikten sonra benî Süleym kabilesine duâ etmiş, cemâat de âmin demiştir. (10)
Filistin'in başına gelen felâket, müslümanların
Hadîsi Ebû Davut - vayet etmiştir
176
karşılaştığı en büyük felâketlerdendir. Bu olay, bütün müslümanların kalbinde büyük yara açmıştır. Çünkü müminler bir cesed gibidir; vücûdun bir yeri rahatsız olursa; bütün ceset bu hastalıktan etkilenir.
Bu yüzdendir ki, İrşad Bürosu, her namazın son rekâtında rükûdan sonra, Filistin halkının zafere ulaşması ve düşmanın hezimete uğraması için, kunut duası Okumalarını bütün müslümanlardan istemektedir. Yapılacak duanın şöyle olması uygun görülmüştür : «Darda kalanların imdadına yetişen, sığınanlara yardım eden, zayıfların elinden tutan Allah'ım... Filistin halkına yardım et. Sıkıntılarını gider, dâvalarında onları destekle, düşmanlarını perişan et. Gazabını bizden kaldır. Allah'ın salât ve selâmı Efendimiz Muham-med (s.a.v.)'in âline ve ashabının üzerine olsun.»
Sabah namazlarında, her zaman okunan duanın yanında bu kunut da okunsun. Umarız ki Allah Taâlâ duamızı kabul edip, kardeşlerimize yardım eder. Büromuz bu karanlık bulut ortadan kalkıncaya kadar, duanın tatbikine devam edecektir. Allah bize kâfidir. Ve O, ne güzel vekildir.
YAZ TATİLİNDE KÖYLERE DAVETİ ULAŞTIRMA PROJESİ
İrşad Bürosu, kendisine bağlı talebelerden istifade etmek için teşebbüse geçmiştir, llâmî düşünceye davet ve Filistin'e yardım hususunda kendilerinden
177
faydalanmak için «Köylere Davet» projesi, hazırlamıştır.
MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN GÜZEL KÖYLERİMİZİ ZİYARETİ
Müslüman Kardeşler, üyelerinin vakitlerini ve mevhibelerini değerlendirme, haklarına saygı gösteren ilk cemiyetlerdendir. Kardeşlerimiz boş vakitlerini fırsat bilerek Mısır'ın köylerine ve kasabalarına gidip dostlarıyla oturuyor, onların duygularına ortak oluyor, onlara nasihatta bulunuyorlar. Tarladaki çiftçi, fabrikadaki işçi, ticarethanedeki tüccar, üniversitedeki talebe ve dairedeki memur arasındaki bağı kuvvetlendiriyor.
Bu görevi ilk başlatan Genel Mürşidimiz olmuştur. O her tatilden istifade etmiş, memleket memleket dolaşarak, daveti yaymak ve fikirteri harekete geçirmek için mücadele vermiştir.
İrşad Bürosu bu yaz tatilinde, Ezher ve Kahire üniversitelerinde tahsillerini sürdüren talebelerden heyetler tertipleyecek ve bu heyetler memleketleri dolaşarak, muhterem halkımız arasında, hayrı yaymak, onları Allah'a davet etmek görevlerini yerine getireceklerdir. Bu gaye için 10 grup teşekkül etmiş olup, her grup kendine ayrılan bölgede hizmet yapacaktır.
Risaleler 10
F. 12
"W
rfl
178
Şehir ve kasabalardaki temsilcilerimizin, arkadaşlarımıza gereken kolaylığı göstermelerini, gayelerine ulaşmaları için onlara yardım etmelerini, Allah için yaptıkları hicretin başarıya ulaşması uğrunda gerekeni yapmalarını umarız. Allah onlara ecir, dâvet'e yayılma ve memlekete hayır ihsan etsin.
A — KURULAN GRUPLAR VE TÂBİ OLDUKLARI FAKÜLTELER
1 _ a GRUBU
Muhammed Abdülhamit - Edebiyat, Mustafa Ebu Riyye - Mühendislik.
Gidecekleri yer: Buhayre eyaletine tâbi, şehir, kasaba ve köyter.
2 — B GRUBU
Ahmet Rıfat - Bakalurya, Ali Mutavî - Tıp. Gideceği yer: Batı eyaletine bağlı şehir, köy ve kasabalar.
3 — C GRUBU
Tahir Abdülmuhsin - Ticaret, İbrahim Ebu en-Neca - Tıp.
Gideceği yer: Dehlakiye'ye bağlı şehir, kasaba ve köyler.
4 — C GRUBU
Sıddık Emin - Bakalurya, Muhammed Süleyman-Tıp.
Gideceği yer: Cizre ve Beni Suveyf'in şehir, köy ve kasabaları.
179
5 — D GRUBU:
Hasan es-Seyyid - Hukuk, Abdülhakim Abidin -Edebiyat.
Gideceği yer: Minya'ya bağlı şehir, kasaba ve köyleri.
6 — E GRUBU
Ahmet Fethi - Ticaret. Abdülhakim Abidin - Edebiyat.
Gideceği yer: Asyut ve buna bağlı şehir, kasaba ve köyler.
7 — F GRUBU
Muhammed Hasan ve Fehmi Ebu Kadir-Hukuk. Gideceği yer: Kena ve Asvan ile bağlı bulundukları şehir, kasaba ve köyler.
8 — G GRUBU
Hamit Şerit ve Abdülbari Hattab - Ezher. Gideceği yer: Menufiye ve mezraları ile bağlı bulundukları kasaba ve köyleri.
9 — Ğ GRUBU
Muhammed el-Benna ve Nureddin Selim - Ezher. Gideceği yer: Şerkiye ve kanal ile, bağlı bulundukları şehir, köy ve kasabalar.
10 — H GRUBU Muhammed Ahmet - Ezher ve Edebiyat.
Gideceği yer: İskenderiyye.
Necati eş-Şafî-
^
180
B — TALİMATLAR
1) Aşağıda ismi yazılı kişiler grupların yedek
üyeleridir:
A — Abdüllatif Şaşai - Ezher
B — Abdülhasip Şehate ve Ahmet Azdülaziz -
Edebiyat
C — İsmail el-Cündi, Mehmet Abdülhalim -2i -
raât
Ç — Muhammed Mubammedeyn ve Haydar el -
Asır - Hukuk
D — Salâhaddin Osman - Mühendislik.
2) 1-7'ye kadar olan gruplar 2 Temmuz 1936'da, 7-10'a kadar ise 16 Temmuz 1936 Perşembe günü görevine *ışlayacaktır.
3) ^ruplar, gerekli gördükleri zaman programları dışındaki memleketleri ziyaret edebilme yetkisine sahiptirler.
4) Grup üyelerine «Davet Risalesi» ders yılı sonunda teslim edilecektir.
5} «Davet Risalesi» üzerinde yapılacak alıştırmalara, cemiyet merkezinde başlanacak ve beş gün devam edilecektir.
6) Grup üyelerinden birisinin herhangi bir mazereti ortaya çıkarsa 20 Haziran 1936 ya kadar bildirmesi rica olunur. Böylece yedek üyelere tebligat yapma fırsatını bulmuş oluruz.
7) Üyelerin bir teklifi olursa, üzerinde gereken
181
değerlendirmeyi yapabilmemiz için 20 Haziran 1936'-ya kadar bize vermesini rica ederiz.
NOT: İleride Gezi Kolları Müdürünün cemiyetimizin şubelerine yapacağı ziyaretin programını açıklayacağız. Genel Mürşidimiz ise; Kahire'deki işinin çokluğu sebebiyle vaktinin büyük bir kısmını burada geçirecektir. Bu arada bazı şubelerimizi de ziyaret edecektir.
MÜSLÜMAN KARDEŞLER GENÇLİK TEŞKİLÂTI'NIN TÖRENİ
Ders yılının sona ermesi ve yaz gezilerinin başlaması dolayısıyla, cemiyetimiz, gençlerimizi bir tören tertiplemek için merkeze davet etmiştir. Talebe kardeşlerimize başarılar diler yaz tatilinde köy vs kentlere gidecek kardeşlerimize Allah'dan büyük mükâfatlar temenni ederiz.
GENEL MÜRŞİD'İN AŞAĞI VE YUKARI MISIR'I ZİYARETLERİ
Genel mürşidimizin gezileri, şu şekilde düzenlenmiştir:
Şebin el-Küm ve Şubrahit: 28 Rabiulahir-Cuma Mahmudiye-Buhayre: 29 Rabiulahir-Cumartesi Demenhur-Buhayre: 30 Rabiulahir-Pazar Kefriddevvar: 1 Cemadiyelûlâ ,1355-Pazartesi İskenderiyye: 2 Cemadiyelûlâ 1355-Salı
182
Tanta: 3 Cemadiyelûlâ 1355-Çarşamba Mitğamr: 5 Cemadiyelûlâ 1355-Cuma Zefta: 6 Cemadiyelûlâ 1355-Cumartesi Mensure: 7 Cemadiyelûlâ 1355-Pazar Dekimes: 8 Cemadiyelûlâ 1355-Pazartesi Zikâzîk: 9 Cemadiyelûlâ 1355-Salı Ebu Suveyr: 10 Cemadiyelûlâ 1355-Carşamba Minya: 11 Cemadiyelûlâ 1355-Perşembe Benha: 12 Cemadiyelûlâ 1355-Cuma
15 Cemadiyelûlâ 1355 Pazartesi günü «Yukarı Mısır» gezisi başlayacak ve ayın 30'una kadar devam edecektir. Gezileri esnasında yerine Abdurrah-man es-Saâti vekâlet edecektir.
TEVCİHATLAR
Müslüman Kardeşler hem kendi hem de millet çapında bazı irşad ve islâh faaliyetlerine hız vermişlerdir. İrşad Bürosu bu konuda «Davetimiz», «İnsanları Neye Davet Ediyoruz?», «Gençlik Risalesi» gibi risaleler yayınlamıştır. Ayrıca liderlere ve yöneticilere «Nura Doğru» adlı bir risale yöneltmiştir. Bu risalede onları İslâm nizamına dönmeye davet etmiş ve dahili islâhat'm gereği 50 amelî istekte bulunmuştur. Bazı dahilî tevcihatla birlikte bu 50 isteği aşağıda veriyoruz:
183 ON GÖREVİMİZ
1 — İşaretimizi takınmak.
2 — Akidemizi korumak.
3 — Vazifemize devam etmek.
4 — Toplantılarımıza katılmak.
5 — Davetimize icabet etmek.
6 — Tavsiyelerimize uymak.,
7 — Sırlarımızı korumak.
8 — Şerefimizi korumak.
9 — Kardeşlerimizi sevmek. 10 — İlişkimizi devam ettirmek.
ON GAZAB
1 — Sömürgecilik.
2 — Siyasî, şahsî münakaşalar ve mezheb çekişmeleri.
3 — Faiz.
4 — Yabancı şirketler.
5 — Batı taklitçiliği.
6 — Medenî kanunlar.
7 — Dinsizlik ve fikrî kargaşa.
8 — Şehvet ve ibâhîcilik.
9 — Ahlâk bozulması ve ruhî faziletin ihmali. 10 — Otorite zayıflığı ve ilmî ölçü eksikliği.
KURTULUŞUMUZUN 10 ŞARTI
1 — Birlik
2 — Hürriyet.
1B4
3
4
5
6
7
8
9
10
etme.
Zekât'ın tanzimi.
Millî teşebbüslerin desteklenmesi.
Millî duyguya saygı.
İslâm hukuku ile amel etme.
Akideyi kökleştirme.
İslâmî cezaları uygulama.
Ahlâkî değerleri kuvvetleştirme.
Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hayatını tatbik
50 İSTEK
Müslüman Kardeşter'in Genel Mürşidi, Üstad Hasan el-Benna, İslâm alemindeki müslüman krallara, emirlere ve hükümet başkanlarına, yargı kuruluşlarına, İslâmî cemiyetlere, fikir adamlarına birer mektup yazarak çeşitli isteklerde bulunmuş ve olaylarla dolu çağımızda, müslüman halk ve devletlerin hâkim olması gereken genel nazariyeyi açıklamıştır. Mektubun sonunda, müslümanların, dinlerine ve işlerine sımsıkı sarılmaları için amelî isteklerden 50 sini açıklamıştır. İsteklerin giriş bölümünde şöyle demiştir : «Bu isteklerden her birinin, yetenekli mütehassısların büyük çabalarını gerektirecek İnce ve geniş bir araştırmaya ihtiyacı vardır. Aslında bu istekler, milletlerin ihtiyacını ve kalkınmasını tamamen karşılamamaktadır. Üstelik birçoklarının önünde; giderilmesi, uzun sabır, büyük hikmet ve azime muhtaç karmaşık engeller vardır. Bununla beraber, niyetler doğru, yollar belli
185
ve milletin iradesj kuvvetli olursa, bu hedeflere varmak kolaydır.»
Biz burada bu istekleri, Müslüman Kardeşlerdin umudunun bir numunesi olarak veriyoruz. İnşallah ilerdeki sayılarımızda mektubun tamamını vereceğiz.
A — Siyaset, yargı ve idarede yapılması gereken İslâhat hakkındaki istekler:
1 — Partizanlık ortadan kaldırılmalı ve milletin siyasî enerjisi tek yöne kanalize edilmelidir.
2 — Kanunlar, İslâmî hukuka uygun olarak değiştirilmelidir.
3 — Orduyu kuvvetleştirip İslâmî cihad esaslarına uygun olarak heyecanları alevlendj,rilmelidir.
4 — Kaybedilen hilâfet hususunda ciddî ve amelî bir düşünceye hazırlıklı olmak üzere Müslüman âlemi — özellikle arap devletleriyle — bağlarımız güçlendirilmelidir.
5 — Bütün halkın İslâm prensiplerine uymakla sorumlu oldukları şuuruna varmaları için; devlet dairelerinde çalışanlara islâmî ruh aşılanmalıdır.
6 — Memurların şahsî davranışları murakabe edilmeli, şahsî yönü ile iş yönü birbirinden ayrılmalıdır.
7 — Dairelerde yaz-kış çalışma saatleri ileriye alınarak memurların farz ibâdetlerini yerine getirmelerine yardımcı olunmalıdır.
8 — Rüşvet ve kayırmaların önüne geçilmeli, ka-
186
187
nunun öngördüğü ölçülerle yetinmeleri sağlanmalı -dır.
9 — Devletin bütün işleri hüküm ve prensiplerle ölçülmeli, hastahane ve hapishane nizamı İslâmî prensiplere ters düşmemelidir. Zaruretler dışında, iş vardiyaları namaz vakitleriyle çatışmayacak şekilde düzenlenmelidir.
10 — Bazı idarî ve askerî işler Ezher Ulemâsına tevdi edilmelidir.
B — Sosyal ve ilmi konularda yapılması istenen İslâhatlar:
1 — Halkı genel âdaba saygı göstermeye alıştırmalı, bu konudaki koruyucu kanun, irşad ve nasihat desteklenmelidir. Adaba uymayan suçu işleyenler şiddetle cezalandırılmalıdır.
2 — Kadın sorunu, hem gelişmesi, hem de İsla mî prensipleri muhafaza etmesi arasında bir uyuşma sağlanarak çözülmeli, en büyük toplumsal hâdise olan bu mesele çarpık kalem ve sapık görüşlerin merhametine bırakılmamalıdır.
3 — Gizli-açık her türlü fuhuşun kökü kazınmalı, zina; hangi durumda olursa olsun failine, şer'î cezanın tatbik edileceği çirkin bir suç sayılmalıdır.
4 — Oyun, piyango, yarış dahil olmak üzere her türlü kumarın önüne geçilmelidir.
5 — İçki ve uyuşturucu maddelere karşı savaş açılmalı ve halk bu sosyal felâketten kurtarılmalı-' dır.
6 — Açıklık ve ahlâksızlığın önüne geçilmeli, kadınlara bulunmaları gereken yerleri gösterilmeli ve bunda İsrar edilmelidir. Özellikle kadın öğretmenler, talebeler, doktorlar ve bunların hükmünde olanlara bu konuda müsamaha edilmemelidir.
7 — Çeşitli eğitim kademelerindeki kızların, eğitim programları gözden geçirilmeli, erkeklerin eğitim programlarıyla birbirinden ayrılmalıdır.
8 — Kızlarla erkeklerin, karışık eğitim yapmaları yasaklanmalı, bir erkekle mahremi olmayan kadının başbaşa kalması; cezayı gerektiren suç sayılmalıdır.
9 — Her türlü vasıtalarla, evlenme ve neslin artması teşvik edilmeli; aileyi koruyacak kanunlar konulmalı ve evlenme sorununa bir çözüm getirilmelidir.
10 — Barlar, pavyonlar ve diskotekler kapanmalı ve her türlü oyun yasaklanmalıdır.
11 — Tiyatro ve sinema filmleri murakabe edilmeli, konuları iyi seçilmelidir.
12 — Şarkı ve türküler olgunlaştırılmah ve iyileri seçilmelidir. Bu konuda müsamaha edilmemelidir.
13 — Millete yönelik yayınlarda, konferans, şarkı-türküler ve programlar iyi seçilmeli, radyo istasyonları millî ahlâk ve faziletin yayılmasında kullanılmalıdır.
14 — Tahrik edici romanlar, kafaları karıştıran ve fesat yayan kitaplar toplatılman, cinsî duyguları istis-
188
mar ederek fuhuş yayan gazetelerin kaynağı kurutulmalıdır.
15 — Sayfiye yerleri maksadına uymayan ibâhîlik ve keşmekeşlikten kurtarılıp, yeniden tanzim edilmelidir.
16 — Kahvelerin açılma ve kapanma saatleri belirlenmeli ve bu kahveleri çalıştıranların ve oraya gidip gelenlerin faaliyetleri kontrol edilmelidir. Ayrıca kişilerin uzun müddet vakitlerini buralarda geçirmelerine müsaade edilmemelidir.
17 — Kahveler, okur-yazar olmayanların eğitimi için istihdam edilmeli ve bunların eğitimine mecburi öğretim gören gençler yardım etmelidir.
18 — İktisadî olsun, ahlâkî olsun, zararlı âdetlerle mücadele etmeli ve toplum faydalı âdetlere yöneltilmelidir. Meselâ: Düğün, yaş günü, doğum, mevsim ve bayramlarda yapılan kötü âdetler, menfâatimize uygun olarak düzeltilmeli, devlet bu konuda örnek olmalıdır.
19 — «Hisbe» dâvası muteber sayılmalı, ramazanda oruç yeme, namazı terketme ve dine söğme gibi İslâm prensiplerine aykırı davrananlar cezalandırılmalıdır.
20 — Köylerdeki devlet okulları camiye bitiştirilerek temizlik ve görevliler bakımından genel bir isiâha kavuşturulmalıdır. Böylece küçükler namaza, büyükler de ilme alışmış olurlar.
189
21 — Üniversite dahil olmak üzere, din dersi temel madde olarak mecburi olmalıdır.
22 — Genel ve özel okullarda Kur*an ezberlenmesi teşvik edilmeli, dinî olan okullarda ise diploma almanın şartı sayılmalıdır.
23 — Eğitim siyaseti; maksat ve hedeflerinin birleştirilmesi, seviyesinin yükseltilmesi ve millet arasındaki çeşitli kültür farklarının ortadan kaldırılmasını sağlayacak bir temele oturtulmalıdır. Eğitimin ilk aşaması, millî ruh, fazilet ve üstün ahlâka dayandı-rılmalıdır.
24 — Eğitimin bütün merhalelerinde dile önem verilmeli, ilk öğretimde yabancı dil tamamen kaldırılmalıdır.
25 — İslâm tarihi, millî tarih ve İslâm medeniyeti tarihine önem verilmelidir.
26 — Milletin kıyafet birliğini sağlamak için en iyi yol düşünülmeli ve tesbit edilen kıyafet, yavaş yavaş uygulanmalıdır.
27 — Özellikle sosyetelerin evlerinde uygulanan; dil, âdet, kıyafet, ebe ve emzirici gibi yabancı usuller millîleştirilmelidir.
28 — Basın islâh edilmeli, müellif ve yazarların İslâmî konulara eğilmeleri teşvik edilmelidir.
29 — Çeşitli vasıtalarla sıhhî konuları yaymak, hastahane, doktor, gezici muayenehanelerin sayısını çoğaltmak ve tedavi yollarını kolaylaştırmak suretiyle umumî sağlıkla ilgilenilmelidir.
190
30 — Köyün temizliği, nizamı, suyu, kültürü, rahatı ve olgunlaşması ile ilgilenilmelidir.
C — İKTİSADİ İSTEKLER
1 — Zekâtın toplanması ve dağıtılması, İslâm şeriatının esaslarına göre yapılmalı, âcizler, fakirler ve yetimler için yapılan hayır müesseselerine ve ordunun güçlendirilmesine yardım edilmelidir.
2 — Faiz yasaklanmalı ve bankalar bu esasa göre tanzim edilmelidir. Devlet, kendine ait olan bankalardan faiz almamakla diğerlerine örnek olmalı -dır.
3 — İktisadî teşebbüsler teşvik edilip çoğaltılmalı ve işsiz olan vatandaşlar, buralarda çalıştırılmalıdır. Ayrıca yabancıların elinde bulunan iktisadî kaynaklar kurtarılıp, millî gayede kullanılmalıdır.
4 — Halk; şirketlerin zulmünden kurtarılmalıdır. Şirketlerin meşruluk sınırını aşmamaları sağlanmalı ve halkın menfâati zedelenmemelidir.
5 — Küçük memurların ilâveleri ve mükâfatları verilmek suretiyle maaşları artırılmalıdır. Büyük memurların maaşları artırılmamalıdır.
6 — Dairedeki memur fazlalığı önlenmeli, sadece zarurî görevlere atama yapılmalıdır. Ayrıca görevler; memurlara âdil bir şekilde dağıtılmalı ve bu hususta titiz davranılmalıdır.
7 — Sanayi ve tarımsal konularda halka yol
191
gösterilmeli, üretim bakımından sanayici ve çiftçinin gelişmesine önem verilmelidir.
8 — İşçilerin sosyal ve teknik işleri ile meşgul olunmalLve çeşitli yönlerden seviyeleri yükseltilmelidir.
9 — Madenler ve işlenmemiş araziler gibi tabii gelir kaynakları işletilmelidir.
10 — Gerek inşa gerek çalışır durumda olan teşebbüslerde zarurî ihtiyaçlar lükse tercih edilmeli -dir.
Müslüman Kardeşler — Genel İrşad Bürosu —
Kahire
MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN İNGİLİZ ELÇİSİNE YAZDIĞI MEKTUB
Filistin meselesi için yazılan mektup aşağıda verilmiştir.
Sayın Britanya Elçisi — Kahire
aBelfor vaadi (11) konusunda Müslüman Kardeşler size şu mektubu sunmaktadır: Hükümetinize ulaştırmanızı umarız.
Sayın Elçi:
Mısır halkı, ikinci dünya savaşında İngiltere'nin şerefini korumak, buna karşılık tabiî hakkı olan istik-
an İngiliz Dışişleri Bakanının Yahudilere Filistin'i vereceğine dair verdiği vaadin adıdır.
192
lâlini ve hürriyetini kurtarmak için, müttefiklerin yanında yer alarak, temiz kanını akıtmıştır. Araplann İstiklâl ve hürriyetlerinin sağlanacağı hususu, İngiltere'nin kesin vaatleri arasında olmuştur. Buna rağmen «Belfor vaadinin» ortaya çıkması, araplann istiklâline kavuşma prensibine ters düşmüştür. Araplar, bu vaadi geçersiz sayıp, müdafaalarında samimidirler. Filistin halkı, İngiltere hükümetini, ikna etmek İçin; her şeye başvurmuştur. Bununla beraber Filistin'in taksimi gerçekleşmiş ve araplann hakleri ayaklar altına alınmıştır. Taksim hâdisesini kabul etmek şöyle dursun, böyle bir şey olacağı hiç bir Arabın aklına dahi gelmemiştir. «Milletler topluluğu» herkesin hakkına kavuşacağı bir çözüm yolu ararken; İslâm âleminin dostluğunu arzulayan İngiltere şaşılacak bir siyaset takip etmiştir. İngiltere; Filistin'de hürriyetleri kısıtlamış, liderleri sürgün etmiş, masum kişilere elinden gelen eziyeti yapmış, din adamlarına hakareti reva görmüş, müslüman vakıflarına tecavüz etmiştir. Müslüman Kardeşler; İngiltere'nin uyguladığı bu zâlim siyaseti protesto eder ve İngiltere hükümetinden, tutukluların serbest bırakılmasını, sürgündeki liderlerin iadesini, masum kişilerin emniyetinin sağlanmasını ve «Yüksek İslâm Meclisbnin hak ve yetkilerinin verilmesini ister. Müslüman Kardeşler, Filistin halkının; yohudi göçünün durdurulması, Filistin'in istiklâlinin tam olarak verilmesi, Yahudilerin azınlık sayılması hususundaki isteklerinde, Filistin'lilerle tam bir dayanışma içinde olduğunu ilân eder.
193
Sayın Elçi;
Filistin sorunu bütün müslümanların sorunudur. Müslüman devletlerin ve halklarının kalbine, bu duygu yerleşmiştir. Özel sebeplerden dolayı bu duygu-gu ifade edememeleri, acılarını daha da artırmaktadır. Şayet bir gün; bu duyguyu ifade etme fırsatını bulurlarsa, İngiltere ilelebed müslüman âleminin dostluğunu kaybedecektir. İngiltere hükümeti bu gerçeği bilerek vakit geçirmeden tutumundan vaz geçmelidir. Yahudilerin hilesine aldanmamalıdır.»
Hasan el-Benna
Müslüman Kardeşler Teşkilâtı Genel Başkanı
28 Şaban 1356
MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN BAŞBAKANDAN İSTEĞİ
«Filistin konusunda arap âlemi sizden ciddî şeyler beklemektedir. Mücahid Filistin halkına karşı yapılan, bu zâlim tecavüzü durdurmanız gerekmektedir. Müslüman Kardeşler genel bürosu; Belfor vaadine karşı tavır almanızın zamanının geldiğine inanmaktadır. Çalışın; Allah sizinle beraberdir.»
Genel Mürşid Hasan el-Benna
Risaleler 10
F. 13
L
194
DAVETİMİZ YIKICI DEĞİL YAPICIDIR
Müslüman Kardeşler Dergisinin beşinci yılında; davetimizin geleceğine ışık tutacak bir konuşma yayınlanmıştır. Müslüman Kardeşler teşkilâtına bağlı talebelerin tertiplediği törenin kapanışında yapılan bu konuşma, derginin beşinci yılının ilk sayısında aşağıdaki başlık altında yayınlanmıştı.
LİDERLER EMİN OLSUNLAR
Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize olsun.
Davetimiz, hayırlı bir yolda arzu edilen hedefine doğru yeni adımlarla ilerlerken; önünüze sereceğim düşüncenin daha da açık olması için bugün konuşmamı yazılı olarak sürdüreceğim. Sizlere, davetimizin ileriye doğru geliştiğini söylemekle sevinç duyuyorum. Kahire'deki ilerlemeyi gözünüzle görmektesiniz. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun ki, diğer bölgeler de, daha geniş bir şekilde ilerlemesine devam etmektedir.
Sizin ilerlemeniz herkesin dikkatini çekmektedir. Bugün herkes sizden bahsediyor. Sizi, kalkınan memleketimizde gerçek ıslahatçı kabul ediyor. İslâm ve müslümanlara hayır dileyen ehli îmânın tek alternatifi olarak görüyor. Bizden lütfunu esirgemeyen Allah'a hamd olsun. Daima Allah'tan adımlarımızı doğru atmamıza yardım etmesini, yaptığımız daveti ka-
195
bul etmesini, bizi kendi başımıza terk etmemesini isteyin. Bilin ki davet; üzerinize yeni bir sorumluluk yüklemiştir. Burada üç nokta üzerinde durmak istiyorum:
1 — Davetimizin özü,
2 — Kamu yararına çalışan diğer kuruluşlara karşı tavrımız.
3 — İş taksimi.
A — DAVETİMİZİN ÖZÜ
Her davetin bir özelliği vardır. Bana göre Müslüman Kardeşlerin davetinin özelliği çok yönlüdür. Bunların bazıları yerine getiriliyor, bazısı ise ihmâl ediliyor. Hepsini yerine getirip, başarımızı tamamla-•namız şüphesiz daha güzel olur. Bu özelliklerden banlarını burada açıklamak istiyorum:
1 — Müsbet olması: Bizim davetimiz yapıcıdır, yıkıcı değildir. Biz olumlu yoldan hareketimizi devam ettiriyoruz.
2 — Sözün amele uygunluğu: Bu konuda iç tüzüğümüzü incelemek yeterlidir. Orada söylediklerimiz ve yaptıklarımız apaçık görülecektir.
3 — Rabbani oluşu: Zikir ve duâ ile gücümüzün yettiği kadar Allah Taâlâ'ya yaklaşmalıyız.
4 — Toplanma: Devamlı toplanmalı ve birbirimize kavuşmak için sabırsızlanmalıyız. Kardeşlerimizin hakkına saygı göstermeliyiz.
196
5— Fedakârlık ve mücadele: Kendimizi zorluklara hazırlamalı ve her şeye göğsümüzü germeliyiz.
Bunların tafsilâtını hepiniz bilmektesiniz. Özetleyecek olursak; davetimiz çalışmak ve yapmaktan ibarettir. O hâlde hep beraber çalışalım.
B — DİĞER DAVETLERE KARŞI TUTUMUMUZ
Memleketimizde bulunan siyasî, iktisadî, sosyal ye dinî davetlere» karşı — davetimizin özüne uygun olarak — tutumumuz, onlara sadece hayır ve başarı dilemektir. Yolumuza devam ederken, başkalarına iltifat etmemiz, bizi kendimize dönmekten alıkoyma-malıdır. Genel bir hazırlık içine girmeliyiz. Milletimiz ve boş bırakılan meydanlar, bizden ordu ve cihad istemektedir. Vaktimiz başkaları ile meşgul olmamıza yetmiyor. Her kuruluş, kendi alanında çalışmaktadır. Allah bizimle onların arasında hak ile hükmedecektir.
Herhangi bir kuruluşun hakkınızda konuştuğunu duyacaksınız. Şayet konuşulan lehinize ise, o kuruluşa teşekkür edin, şayet aleyhinizde ise, buna bir -obep arayın. Zaman, gerçekleri ortaya koyacaktır. Günaha, günahla mukabele etmeyin. Onlara cevap vermeniz, üzerinize aldığınız ciddî dâvanızdan sizi alıkoymasın. İnanın; aleyhinizde yapılan konuşmalar, hiçbirinizi inandığınız yoldan ayıramayacaktır. Eğer sabreder, Allah'tan korkarsanız, hiç kimse size zarar veremeyecektir.
197
Herhangi bir kuruluş sizi, kendisinin sevmediği kuruluşlarla ilişki kurmakla suçlayabilir. Buna da önem vermeyin. Doğru veya yanlış olduğunu açıklamaya kalkışmayın. Suçlayan taraf ispat etmek mecburiyetindedir. «İspat etmek, iddia eden aittir.» Bu kuruluş, suçlamasında ciddî ise ispat etmeye çalışacaktır. İspat etmeye çalışırken — geç de olsa — davetinizin hakikatini öğrenecektir. Sizin Allah ve Ra-sulünün dışında hiç kimseyle irtibatınız olmadığmı ve sadece İslâm için çalıştığınızı kabul edecektir. Söylediklerinde ciddî değilse, suçlamak ve gıybet etmekten lezzet duyuyorsa, bırakın onu dilediği gibi hareket etsin. Ona ve kendinize Allah'dan hidâyet dileyin.
İş çevrelerinden de, samimi veya değil, sizinle karşılıklı temas kurmak isteyenleri göreceksiniz. Burada size açıkça söylemek istediğim husus şudur .-Sizin davetiniz, insanlığın tarih boyunca tanıdığı en yüce davettir. Sizler de, Allah'ın Rasulünün vârisi, Rabbinin indirdiği Kur'an'a hizmet etmekle O'nun halifesi, Allah'ın şeriatının bekcisisiniz. insanların dinden ayrılıp hevâ ve şehvetlerine uyduğu bir zamanda; İslâm'ın ihyâsı için her şeyini feda eden bir topluluksunuz. O hâlde sizin davetinize başkalarının uyması gerekir. Onun başkalarına uyması gerekmez ve buna ihtiyaç da yoktur. Çünkü sizin davetiniz bütün iyilikleri içinde toplamıştır. Diğer kuruluşlar eksikliklerden kurtulamamıştır. Öyle ise kendi davetinize dönün, prensipleriniz üzerinde pazarlığa razı olmayın.
198
Prensiplerinizi halka şerefle ve gururla sunun. Size, bu esaslar çerçevesinde elini uzatanlara «Hoş geldiniz» deyin. Nihayet kardeşinizdir. Sizinle çalışır, sizin inandığınıza inanır, prensiplerinize uyarlar. Uymayanların yerine ilerde Allah, sevdiği bir kavim getirmeye kadirdir.
Kardeşlerim! Acele etmeyin. Önünüzde geniş vakit vardır. İlerde isteyenler olmaktan çıkıp, istenilenler durumuna geçeceksiniz. Yakında bunu göreceksiniz. Özetleyecek olursak; diğer kuruluşlara karşı tutumunuz onlara hayır dilemek, suçlamalarına sebeb aramak, cevap vermemek şeklinde olsun. Size selâm verene mü'min değilsin demeyin.»
Hasan el-Benna
Müslüman Kardeşler Teşkilâtı Genel Mürşidi.
ÜNİVERSİTE'DE DÖRT SENE
Bir talebe toplantısında yapılan bu konuşmayı İrşad Bürosu'nun bir tevcihatt olarak yayınlıyoruz:
ALTI KİŞİ MİLLETİN ŞEREFİNİ YENİDEN CANLANDIRIYOR
«Ey Allah ve Rasulünün Gençleri;
Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize olsun, Kardeşlerim, hâtıralar insanların ümitlerini tazeleyip duygularını canlandırıyor. Hâtıralarımızı anlatırken, özlemlerimiz, duygularrmız, acılarımız ve umut-
199
larımızla birlikte dile getirerek hakkını vermeliyiz ve gayet açık olmalıyız. Konuşmama başlarken, dört sene önce altı kişi oturup «İslâm'a karşı üniversite gençliğinin görevlerini» konuştuğumuz mübaret saatleri selâmlamadan geçemeyeceğim. Altı kişiden ikisi mezun olup vazife aldılar. İsimlerini açıklamamı hoş görmediklerini bildiğim için, cihatlarının sevcbını Allah'a havale ederek geçiyorum. Bu mübarek insanların çalışmaları neticesinde ikinci senesinde 40 kardeşimiz bir araya geldi. Üçüncü senede ise sayımız 300'e ulaştı. Bugün dördüncü senenin içindeyiz. Sayınız devamlı artmaktadır. «İyi ve temiz topraklar; bitkisini, Allah'ın izniyle bitkilerde mahsulünü bereketli verir.» (12)
Kardeşlerim! Davetimizle ilgili konuşmaya başlamadan önce size şunu sormak istiyorum: Sizin cihad edip, başkalarının istirahat etmesine, sizin ekip, başkalarının biçmesine, sizin ölüp, milletinizin yaşamasına gerçekten hazır mısınız? Allah'ın bu' milleti, lâyık olduğu yere yüceltmesi için kurban olmaya gerçekten kendinizi hazırladınız mı?
Bazıları mal, mekân, vazife veya herhangi bir dünya menfâati için çalışır. Bazıları âhirette Allah'ın sevap ve rızâsına kavuşmak için çalışır. Bazılarının da nefsi yücelmiş, duygusu incelmiş, maddi menfâatlardan uzaklaşmış, «meleilâlâ»ya in-
(12) A'raf: 58
200
tikal etmiş, hayrı hayır olduğu için sevmiş, güzele güzel olduğu için hizmet etmiş ve bu mertebeye ulaşmasının sebebinin, yaptığı fedakârlığın neticesi olduğunun şuuruna varmış; bir arifin «yaptığınız taâtın sevabından ziyade, Allah'ın sizi ona ehil kabul etmesi yeter» sözünün idrâkine kavuşmuş, özellikle «Bilâkis Allah size minnet" eder, şayet sâdıklardan iseniz.» (13) âyetinin sırrına vâkıf olmuştur.
Şayet birinci sınıfa dahil iseniz, bu mübarek dâvanın peşini bırakın. Menfaâtçılar burada başarılı olamazlar. Allah, dininin, geçici dünya menfaatleri için çekilen bir ip olmasını istemez. Şayet ikinci sınıfa mensup iseniz, yolunuza devam edin. Allah iyi amel işleyenlerin ecrini zayi etmez. İlerde yaptıklarınızın mükâfatını kat kat alacaksınız. «Zerre kadar iyilik yapılsa onun sevabını kat kat verir. Ve yapana kendi katından, büyük bir mükâfat verir.» (14) Şayet üçüncü sınıfın mensubu iseniz, meleklerin katına yüceldiği-niz, ruhlar âlemine kavuştuğunuz ve Allah'ın «Elbette hoşnud olacaktır.» (15) âyeti ile müjdelendiğiniz için sizleri kutlarım.
Kardeşlerim! Sizin davetiniz çok yücedir. Siz İslâm'ı gerçek yönü ile anlayıp amel etmek istiyorsunuz. İkna olduklarınızla halkı ikna etmek istiyorsu-
(13) Hucurat: 17
(14) Nisa: 40
(15) Leyi: 21
201
nuz. Saflarınız sıklaşıp da Allah'ın mübarek ordusu etrafında toplandığınız zaman, ferdî çalışmadan toplu çalışmaya geçeceksiniz. Diğer bir ifade ile ferdî görevleriniz tamamlandı. Önünüzde içtimaî görevler sizi beklemektedir. Davetinizin en olumlu yönü işte burasıdır. Siz iktidar olma peşinde değilsiniz. Siz islâh, prensip ve dâva peşindesiniz. Programlarınızın gerçekleşmeye başladığını gördüğünüz gün, yeriniz mihrap ve sabah-akşam gittiğiniz yer, cami olacaktır. (Cihadı bitirdikten sonra) «Duaya yönel, Rabbine yalvar.» (16) İnsanlarla sizin aranızdaki husumet şahsî değildir. Akide ve prensip anlaşamamazlığıdır. Şayet en azılı düşmanımız bir gün prensiplerimizi kabul edecek olsa, hep beraber ayağını yıkar, ona sevinerek bayrağımızı teslim ederiz ve şu âyeti okuruz : «Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirse, o zaman sizin din kardeşinizdir. Biz bu âyetleri bilen bir kavim için açıklıyoruz.» (17)
Herhangi bir hükümet veya kuruluşa karşı olmakla sizi suçlayanlar büyük bir hata işlemiş olurlar. Bize göre hükümet ve kuruluşların tutumu; iki noktadan değerlendirilir: Ya gücünün yettiği kadar İslâm prensipleriyle amel eder ki, onun ilk yardımcısı, en samimi dostu ve destekçisi biz oluruz. Ya da İslâm'ın aleyhinde bir tavır alır ki, o zaman bizi suçla-
(16) İnşirah: 7-8
(17) Tevbe: 11
202
yanlar da dahil olmak üzere hangi müslüman onun yanında yer alabilir? Bu gibilere karşı Müslüman Kardeşlerin tutumu, teşhir yerine, nasihat, savaş yerine, barış ve sevgiyi, kaba söz yerine yumuşak sözü seçmek olacaktır. Allah, Rasulüne de böyle öğretmiştir: «Ona yumuşak söz söyleyin ki, belki nasihat din'er veya korkar.» (18)
İnsanlar, prensiplerinizi, kendi nefislerinizde tam olarak gerçekleştirmediğinizi söyleyebilirler. Ben büyük ölçüde bu görüşe katılıyorum. Biz hala prensiplerimizi tam olarak gerçekleştirmekten aoiziz. Acizliğimizin, şahıslardan ziyade büyük ölçüde durumumuzla alakalı olduğunu söylemek istiyorum. Çünkü biz, noksanımızı savunmak yerine, mükemmelliğe ulaşmak için çalışmalıyız. Fakat burada şu hususa dikkatinizi çekmek istiyorum: «Bu konuda Müslüman Kardeşlerle diğer kuruluşlar arasında büyük fark vardır. Müslüman Kardeşler eksiklerini biliyor ve itiraf ediyor. Başkaları ise süslenmiş kelimelerle eksiklerini gizlemeye çalışıyor. Müslüman Kardeşler noksanlarını itiraf etmekle beraber, Alleh'ın takdir ettiği ölçüde mükemmellikten nasibini almak için devamlı çalışıyor.
Bazıları da sizlerin hareketli olmadığınızı bu sürat çağında ağır davrandığınızı iddia ederler ve bunu azminizin gevşek olduğu şeklinde yorumlarlar. Siz
18> Tâhâ: 44
203
onlara; Allah Taâla'nın Rasulüne davet yolunu öğrettiği şu ayeti hatırlatın: «Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et.» (19)
Allah, Rasulüne «Surat ve sertlikle davet et» dememiştir. Ayrıca onlara şunu anlatın. Eğer sürat, kardeşleri, 99, Hikmet ise 1000 başarıya ulaştıracak-sa tam başarıya ulaşmak için ağır da olsa hikmeti seçerler.
Müslüman Kardeşler, sakinliğin ve ağırlığın, ilerlemelerine ve basanlarına engel olduğunu anladıkları zaman, davetlerini nasıl müdaafâ edeceklerini ve hedefleri uğrunda nasıl öleceklerini bilirler: «Sabret. Şüphesiz ki Allah'ın vaadi haktır. Kesin olarak inanmayanların seni hafife almalarına fırsat ver me»(20) Siz terbiye dâvetçisisiniz. Başarıya ulaşmanızın yegane şartı; İslâm kaidelerini, ilkelerini ve prensiplerini halka anlatmanızdır. Bunun da birkaç sene veya birkaç günde gerçekleşmesi mümkün değildir. Devamlı cihada, aralıksız çalışmaya, cehalet, hastalık, fakirlik ve kin ordularını yenmeye, geçmiş asırların her yerde görülen kötü neticelerini ortadan kaldırmaya ihtiyaç vardır. Siz veya başkaları, bunların kolay bir iş olduğunu mu zannediyorsunuz? Üstelik sizin hedefiniz, bütün şark âlemine örnek olacak bir millet meydana getirmektir. Siz şark milletlerinden,
(19) Nahl: 125
(20) Rum: 60
İ
204
205
bütün insanlığın elinden tutup, İslâm prensiplerine davet edecek güçte bir İslâm birliği meydana getirmesini istiyorsunuz. İşte sizin göreviniz budur. Başkaları bunu uzak bir ihtimâl kabul edebilir. Fakat siz, yakın veya uzak bunu Allah'ın kullarına farz kıldığı bir vazife olarak görüyorsunuz: «Şayet yüz çevirirlerse de ki: Bana emrolunanı tam olarak tebliğ ettim. Vad olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem.» (21) İşte şu âyetin güneşinden, kalbinize yansıyan ışık budur: «Biz seni bütün insanlara sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik» (22) Bugeceki konuşmamı burada kesiyorum. Arkadaşlarınız imtihanlarını bitirdikten sonra konuşmamı tamamlarım inşallah. Tekrar buluşmak üzere Allah'a emanet olun.»
HASAN EL BENNA
GEZİ KOLLARI
Müslüman Kardeşler'in «Gezi Kollarının sayısı gün geçtikçe çoğalmaktadır. Yaklaşık bütün şubelerinde teşkilatları tamamlanmıştır. Aslında bu kuruluşun tarihi,'davetin kuruluş tarihine rastlar. İlk gezi kolunu ben kurmuştum. Eğitimleriyte de bizzat ben ilgilendim. Daha sonra değerli kardeşim Muhammed Muhtar kolun kuruluşu, alıştırması ve gezisi ile ilgilendi. Allah kendisinden razı olsun. Onun başarılı ol-
Enbiyâ: 109 (22) Sebe: 28
masında, sofi jimnastiğini tatbik etmesi ile beden eği-iimi öğretmeni olmasının rolü büyük olmuştu. Bu ö-zelliğiyle, ruhî eğitim ile bedenî eğitimi bir arada toplamış oluyordu.
GEZİ KOLLARINA ÖĞRETMEN TAYİNİ
İrşad bürosu, gezi kollarına antreman yaptıracak bir öğretmen tayin etmeyi uygun buldu. Bu görevi kardeşimiz, Ali Halil gönüllü olarak kabul etti.
Ali Halil 1357 H. de görevine başladı. İrşad bürosu, konu ile ilgili şu yazıyı bütün şubelere gönderdi.
İrşad bürosu, kardeşimiz Ali Halil Efendi'yi Müslüman Kardeşler'in genel antrenörü olarak tayin etmiştir. Bütün şubelerde ki, kardeşlerimizin, bu konuda kendisine yardımcı olmaları rica olunur».
AHMET es-SÜKKERİ KAHİRE'DE
Kardeşimiz Ahmet es-Sükkeri 1357 de Maarif Bakanlığına tayin oldu. Bu tayine çok sevindim. Çünkü uzun senelerden beri her ikimizin de istediği bir umut gerçekleşmiş oluyordu. Bu tayini fırsat bilerek İrşad bürosunun idari işlerini kendisine devr edip, davetle ilgili ders ve konferanslar vermek için geziye çıkmayı uygun buldum. Bununla ilgili şu yazıyı, bütün şubelere gönderdim: «Genel Mürşid Hasan el-Benna'dan mübarek davet yardımcıları olan kardeşlerine.
206
Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize ol- ş sun.
Değerli kardeşimiz Ahmet es-Sükkeri'nin maarif bakanlığına tayin olmasından yararlanarak, irşad bürosunun idari ve ameli işlerini üstlenmesini uygun buldum. Böylece İrşad için kendime biraz vakit ayırmış oluyorum. Şube başkanlarından ve bütün teşkilâtlarımızdan, almış olduğu görevi tam olarak yerine getirmesi için, kendisine yardımcı olmalarını rica ediyorum. Allah hepimizi rızasına uygun alanlarda muvaffak eylesin. Allah'ın, selam, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.»
Hasan el-Benna
MALİ DÜZENLEME VE DAVET PAYI
Bir çoklarına göre Müslüman Kardeşler'in malî yönü ve gider kaynakları bir muammadır. Müslüman Kardeşlerle ilişkisi olmayan bir çok kimseler, bu kaynakları öğrenmek için fazla bir çaba sarfetmemek- ] tedir. Bir çokları da, devamlı çalışmalarımızı, bir çok ^ müesseselerimizi, yayınlarımızı, büyük toplantılarımızı ve törenlerimizi görünce kendi kendine şu soruları ' soruyor: «Bu paralar nereden geliyor? Bunların arasında pek zengin yok, bir çokları ancak geçinebiliyor. O hâlde bu parayı nereden buluyorlar?» Özellikle bu soruyu soran kişiler, ya bir parti ya da bir cemaate mensuptur. Bir çokları da iftira ve kötü zan yolunu
seçerek, «Filan devlet veya kuruluştan para alıyorlar, veyahut, filan kuruluş bunların giderlerini karşılıyor.» veya «arkalarında gizli bir el var» gibi asılsız iaflar çıkartırlar. Bunların hepsi batıl bir vehim, bozuk bir zan. edepsiz bir suçlama ve iftiraya dayanan saçmalıktan ibarettir. Hiç bir delile dayanmamaktadır.
Aslında durum bunların düşündüklerinden daha basittir. İman, bir kalbe yerleşip gönül onunla dolup taşdığı zaman, artık o kimse, malını, canını; inandığı ve yaşadığı akide uğrunda harcamaktan çekinmez. Akide ve devletlerin tarihi bunun örnekleriyle doludur.
Müslüman Kardeşler, sadece davet adamıdırlar. Ona inandılar, samimiyetle sarıldılar ve onun kucağında büyüdüler. Davet yolunda ve cihad alanında yaşama ihtiyaçlarından ve çocuklarının rızkından kesip Allah Yolunda harcamak onlar için zor değildir.
Davete kendilerini verenler; sımsıkı sarıldıkları ve uygulamasından istifade ettikleri şu iki gerçeği devamlı göz önünde bulundurmuşlardır:
1 — Hükümet yardımına güvenmemek ve böyle bir yardımı hiç düşünmemek.
2 — Zenginler, siyasetçiler, emperyalist uşaklar ve yabancı şirket simsarlarından tamamen ümitleri kesmek. Çünkü davet daha ilk günlerinde bunların kendisine düşman olacağını hesaba katmıştır. Çünkü bunlarla yolları tamamen ayrılıyordu.
Davetin alanı son günlerde gerçekten genişle-
208
miş ve gelir kaynağına ihtiyaç duymuştur. Bu yüzdendir ki, Üstad Abdulhakim Abidin, üyelere «Davet Payı» kurmayı teklif etmiştir. İsteğini; Müslüman Kardeşler'in davetlerine karşı sorumluluklarını müdrik olduklarını, feda ruhuna sahip olduklarını gayet ince bir şekilde tasvir eden bir raporla teyid etmiştir. Abdulhakim'im önerisi, kardeşlerimizin gelirlerinin beşte bir, veya onda birinin «davet payı»na ayrılması şeklinde özetlenebilir. Kardeşlerimiz bu isteğin gerçekleşmesi için adeta yarıştılar.'Bu yolda öne geçenlerin listesi dergimizde yayınlandı. Allah onları en güzel şekilde mükafatlandırsın.
MÜSLÜMAN KARDEŞLER'İN BEŞİNCİ DÖNEM KONGRESİ
13 Zilhicce 1357 H. Müslüman Kardeşler'in beşinci dönem kongresi yapıldı. «Şarkın Minberi» adlı gazete bu toplantıyı çok güzel ifadelerle vasf etmiş ve kardeşlerimize başarılar dilemiştir. Diğer günlük ve haftalık gazete ve dergiler de toplantıya geniş yer vermişlerdir.
Alllah'a hamd-ü senalar olsun toplantı gerek konuşma gerek kararlar, gerek hazırlıklar bakımından mükemmel oldu.
KONGREDE ALINAN KARARLAR
1 — Üyeler İrşad bürosunun sayın üyelerini başarılı adımlarından dolayı destekler ve davetin ağır
209
yükünün altından kalktıkları için kendilerine teşekkür ederler.
2 — Davetin yayılması için daha fazla çalışılması ve her dairenin kendisine bağlı bulunan köy ve kasabalarını dolaşmalarının gerekliliğine inanırlar. Ayrıca her şubenin, gezi kollarının teşkili için elinden geleni yapmalarını isterler.
3 — Üyeler, İrşad bürosundan aşağıdaki komisyonların süratle kurulmasını isterler:
A — Anayasa komisyonu: Cemaatimizin yetkili üyelerinden kurulup Mısır anayasası ile İslâm nizamındaki temel kaideler arasında bir karşılaştırma yapmak, İslâm nizamına ters düşen maddelerin kaldırılması için çalışmak.
B — Hukuk komisyonu: Bu komisyonun görevi; bütün dallarıyla medeni kanunu inceleyip, İslâm hukuku ile arasındaki ayrılıkları tesbit etmek ve hü -kümetten, İslâm hukukuna uygun şekilde değiştirmesini istemek.
C — İlim komisyonu: Bu komisyon, akaid, ibadet, ahlâk ve muamelat konularında muhtasar, faydalı, âyet ve hadislerle desteklenmiş, ihtilaflardan uzak bir şekilde, bütün kardeşlerimizin müracaat edebileceği bir kitap hazırlamalıdır.
D — Fen komisyonu: Bu komisyonun görevi de, genel irşad bürosu için yapılacak binanın projesini
Risaleler 10
F. 14
210
hazırlamak ve yapımında lazım olacak şeyleri tes-
bit etmektir.
4 — Hlistin müftüsüne ve mücahid Filistin halkına, yüksek arap komisyonu üyelerine, Londra'da toplantı halinde bulunan müslüman heyetlerine, Müslüman Kardeşler'in tebrikleri ulaştırılarak, İngiliz Dışişleri Bakanına, müslümanların Filistin halkının yanında oldukları bildirilmelidir.
5 — Mısır hükümetinden, edep, ahlâk ve akideyi koruyacak kanunları derhal çıkarması istenerek, bu konuda Ezher ulemâsından kurulu bir heyet teşkil ettirip yapılacak işleri görüşmelerini ve gereken kanunları hazırlamalarını sağlamak.
6 — Bu kararlar başta kral olmak üzere, yetkili çevrelere, gazetelere, Müslüman Kardeşler şubelerine ulaştırılmalıdır.
Gerçekten kongre davetin yayılması için büyük bir etken oldu. Toplantıda yapılan konuşmalar «Nezir» dergisinin bir sayısının tamamını kapladı.
MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN TEVCİHATLARI 1358 H.
Kongreden sonra İrşad Bürosu, dahilî teşkilatlanmanın tanzimi konusunda kardeşlerimizi aydınlatıcı faaliyetlere önem vermiştir. 1358 de yayınlanan bu tevcihatlardan bir örneğini aşağıda veriyoruz:
Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
211
Allah Taâla'ya hamd-ü senalar olsun. Salat ve selâm O'nun Rasûlüne âl ve ashabına ve kıyamet gününe kadar O'na tabî olanların üzerine olsun. Temiz kardeşlik nimetini bize lütfeden, yolunda faydalı işler yapmaya bizi yönelten, kelimesini yüceltmek için bize cihadı nasib eden Allah'a şükrediyoruz. Al-lah'dan bu İslâm kardeşliğini mübarek kılmasını, dünyada ve âhirette bizi kurtuluşa erdirmesini niyaz ediyoruz.
Bizleri bir arada toplayan kudsî bağ ve kardeşliğin eseri olarak Allah bu konuda bize «feth-i mübîn» nasip etmiştir. Artık insanlar davetimizi anlamış, sorumlular ciddî olduğumuzu öğrenmiştir. Hedefimize ulaşmak için yolumuza devam ediyoruz. Ya başarıya ulaşırız, ya da bu uğurda ölürüz. Üzerimize düşen görevi yerine getirmeye çalışıyoruz. Bu kongrenin başarıya ulaşması için harcadığınız çabalardan dolayı size teşekkür etmek istemiyoruz. Sizin mükafatınızı Allah'a bırakıyoruz. En güzel mükâfat O'nun yanındadır.
Genel mürşidimizin, her yanı hareket, ciddiyet ve azim dolu konuşmasında «Yeni bir hayata ve mücadeleye başladık. Allah ve milletimizin önünde; din Allah'ın oluncaya kadar mücadele edeceğimize söz verdik. Sözümüzü yerine getirmek Şiarımızdır», şeklindeki sözlerini dinlediniz.
Bu konuşmanın ışığında; biz, gerçekleşmesini istediğimiz programı aşağıda size sunacağız. Proğ-
212
ramın uygulanmasında, İrşad Bürosu ile temasta bulunmanın önemi büyüktür. Çünkü burası çalışmanın ve yönlendirmenin merkezidir. Çalışmalarınızla ilgili her şeyi İrşad Bürosuna bildirmenizi rica ederiz. Allah bizi ve sizleri hoşnud olduğu işlerde muvaffak eylesin.
1 — Kongrede alınan kararları sizlere göndereceğiz. İrşad bürosu, gerekli komisyonları teşkil etmiştir.
2 — Cemaatimizin prensiplerini yayınlayan «Nezir» dergisinin dağıtımı ile Müslüman Kardeşler ilgilenmelidir. Her şube en az bir sayıya abone olmalıdır. Ve başkalarının abone olmasına çalışmalıdır. Özellikle toplantılarda alınan kararlar bu dergide yayınlanıp şubelere gönderildiği için önem taşımaktadır. Ayrıca şubelerimizin haberleri muntazam şekilde dergimize giderilmelidir. Dergimiz bu haberleri yayınlamaya her zaman hazırdır.
3 — Köylerde ve çevrenizde daveti yaymalısınız, bu maksatla komisyonlar teşkil edip durumlarınıza göre planlar hazırlamalısınız. Bunun yanında «Gezi kolu» ve «Askerî kolu» nun kuruluşu da ihmal edilmemelidir.
4 — Müslüman Kardeşler'in aylık faaliyetlerini tanzim ederken her ayın muayyen günlerinde şu program uygulanmalıdır:
A — Nasihat günü: Bu günde kardeşlerimiz «İyiliği emir, kötülüğü yasaklama» görevini yerine geti<-
213
recekierdir. Komşularının ahlâki zaaf yönlerini tes-bit edip onları ziyaret edecekler ve yumuşaklıkla onlara nasihat edeceklerdir. Kurtuluş yolunu anlatarak onları kötülükten men edeceklerdir. Nasihatların tesirli olması için ferdi ve gizli olması daha olumlu netice verir. Yardımcı Allah'tır.
B — Ahiret günü: Bu günde Müslüman Kardeşler kaiblerini ve ruhlarını temizlemeli ve gürültülü dünyadan, sükûnet dünyasına intikal etmelidir. Ahl-ret şehri olan kabristanı ziyaret etmeli ve kabirlerden ibret almalıdır. Yaptıklarından dolayı nefsini hesaba çekmeli ve Rabbinden bağışlanmasını istemelidir.
C — Ziyaret günü: Müslüman Kardeşler bu günü de müslüman hastaların ziyaretine ayırmalı ve onlara moral vermelidir.
D — Tanışma günü: Müslüman Kardeşler, her ay basit bir toplantı düzenlemeli her zaman merkeze uğramayan kardeşlerin toplanmasını sağlayıp aralarındaki kardeşlik bağını kuvvetleştirmelidirler.
5 — Haftalık faaliyetler:
A — Ders gecesi: Müslüman Kardeşler, haftada bir geceyi, genel mürşidin haftalık konuşmasını müzakere etmeye ayırmalıdır. Böylece kalpler birbirine kenetlenmiş, ruhlar bir kaynaktan rızasını almış olur. Bu konuşmaların özetini «Nezir» dergisi muntazam bir şekilde yayınlayacaktır.
B — Ruh temizliği gecesi: Bu gecede ruhlar gecenin sakinliğinden, seherin kudsi nâmelerinden,
214
Rahman'ın feyzinden istifade etmeli. Rahat ve refah alışkanlığından kurt jlarak, zorluğa alışmalıdır.
Kardeşlerimizin durumları müsait oldukça bu «ruhi yenilenme»ye önem vermeleri rica olunur.
C — Kamp günü: Asker olma, eğitim yapma ve mukaddes cihada hazırlanma, bunlar Müslüman Kar-deşler'in çok önem verdikleri hususlardır. İslâm ordusunun kurulması, umutların gerçekleşmesi bunlarla mümkündür. Kardeşlerimizin en büyük önemi bu yöne vermelerini ve her hafta askeri eğitim yapmalarını veya komşu memleketleri ziyaret etmelerini tavsiye ederiz. Gezi esnasında boş arazide topluca namaz kılınması da şarttır.
Hazırladığımız bu programların gerçekleşmesi ve umulan meyvesini vermesi için kardeşlerimizin gerekli önemi vermeleri rica olunur. Müslüman Kardeş-ler'in bulunduğu memleketlerde ve merkezlerinde, İslâm adına birer örnek ve numune olmaları İçin bu programların tatbiki şarttır. Yardımcımız Allah'tır. O'na güvenip tekrar O'na döneceğiz. O, bize yeter. O, ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.
Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize olsun.»
YAZ FAALİYETLERİNDEN BİR ÖRNEK:
Yaz aylarında kardeşlerimizin özel faaliyetleri vardır. Bu faaliyetlere ait programları Müslüman Kar-
215
deşler her yaz yayınlamaktadır. Bu yayınlardan birisi aşağıdadır:
«Kardeşler!
Yaz tatili, şeref, kuvvet ve övgü ile sancağımızı dalgalandırmamız için yapacağımız cihad'ın bir devamı olsun. İnsanlar rahat etmek için yaz tatilini büyük bir sabırla beklerken, hayatın bütün safhalarında başkalarına örnek olan Müslüman Kardeşler İslâm bayrağının yücelerde dalgalanması uğrunda birtakım cihad görevini yerine getirmeyi tercih etmişlerdir. Çünkü onlar Allah'ın nezdinde mesuliyetlerinin büyük ve yüklerinin ağır olduğunun şuuruna varmışlardır.
Yoz tatili başlar başlamaz kardeşle/imiz cihad yolunda, kendilerine verilen görevi teslim almaya hazırlanırlar. Zafere kavuşmak için geceyi gündüze katarak Allah ordusunda birer asker gibi çalışırlar. Yaz tatili biterken yüce hedefe biraz daha yaklaşmış olurlar. Allah onları muvaffak eylesin.
Kardeşlerimizin, yaz tatilinde çeşitli dallardaki faaliyetler İçin hazırlanmış formları, cemiyet sekreterliğinden veya fakülte temsilciliğinden almalarını rica ederiz.»
FAALİYET ALANLARI
1 — GEZİ GRUBU: Bu grubun gayesi, askerî e-ğitim yapmak, tanışmak ve Kahire dışında davet yap-
216
maktır. Geziler gruplar halinde, tatil boyunca her hafta Cuma günü tertiplenir. Geziye katılmak isteyenler yanlarına gezi veya eğitim elbiselerini alacaklardır. Kardeşlerimiz, bu grubun bütün gezilerine katılmak mecburiyetinde değildir. Durumlarına göre, katılıp katılmayacaklarını haber vereceklerdir.
2 — YAZ KAMPI: Kampın tertiplenmesinde ön görülen hedef, açık havada askerî, bedenî ve ruhî eğitim yapmaktır. Kamp çadırları «Farujaye» dağında kurulacaktır. Kampa katılmak isteyen kardeşlerimiz gruplara ayrılacak ve her grubun sayısı 40 kişiyi geçmeyecektir. Her grup kampta 10 gün kalacaktır. Kampa iştirak edecek kardeşlerimizin eğitim elbiselerini yatak örtüsünü ve yemek edevatını yanlarına almaları gerekmektedir. Ayrıca memurlar 50 kr. talebeler 30 kr. İştirak parası ödeyecektir. İştirak edenlerde aranan yaş hatidi 15 den yukarı olacaktır. Kampa katılmak isteyen kardeşlerimizin uygun buldukları zamanı bize bildirmeleri rica olunur.
3 — İRŞAD GURUBU : Bu gurubun tertibindeki gaye, kardeşlerimizi ilmî ve amelî olarak vaaz ve irşada hazırlamaktır. Genel mürşidimiz 1 Haziran-30 Eylül arası merkez teşkilâtımızın binasında amelî ders uygulamasına başlayacaktır. Her grup, 15 gün burada uygulamalı eğitim gördükten sonra geziye katılacaktır. Tatil boyunca sekiz grup eğitim görmüş olacaktır. Her grubun sayısı 50 kişiyi geçmeyecektir.
I
217
Guruba katılacak kardeşlerimizin Ezher Lisesi veya diğer liseler seviyesinde olup verilen derslerden istifade edecek ilmî ehliyete sahip olmaları gerekir.
Diğer bölgelerde bulunan kardeşlerimiz de, Ka-hire'deki guruplara katılma hakkına sahiptirler. İr-şa'd Bürosu yakında önemli merkezlere eğitici gönderecektir. Hastalığından dolayı eğitime katılamayan kardeşlerimize, ehliyetli görüldükleri takdirde eğitim komisyonunca vaaz' diploması verilecektir.
«Allah büyüktür. Hamd O'na mahsustur.»
İKTİSAD ALANINDA
Başta ta'*vâ sahibi değerli insan H. Muhammed Abdülvehhab olmak üzere bazı kardeşlerimiz, iktisadî sahalarda da faaliyet yapmamız gerektiği görüşünü öne sürdüler. Müslümanların servetini korumak, Yahudilerin elinde tuttuğu ekonomik alanlara sızmak için. gerekli eğitimi yapmak gayesi ile faydalı İslâ-mî teşebbüslere girişmemizde yarar olduğu kanaatin-da idiler. Ben prensip olarak bu görüşe katıldım. Ancak; iki şartım vardı:
• 1 — Gerek şekil, gerekse konu bakımından hiç bir surette iktisadî teşebbüsler davetin faliyetlerine karıştırılmamalı, yapılacak işin unvanı da Müslüman Kardeşlerin unvanından ve idare merkezinden uzak tutulmalıdır. Herhangi bir duygusallık ve ihmalliğin yer almadığı maddi e iktisadi bir nizama kavuşturul-
218
malıdır. Her ne kadar birbirine yardım etseler de, davet ayrı şey, iktisad ayrı şeydir. Her dalın kendine göre üslûbu, vasıtası ve rengi vardır. Biz hanîf İslâm dininin kaidelerinin uygulanmasını ön plânda muhafaza ediyoruz.
2 — Bu faaliyetlerle benim yakından - uzaktan ilişkim olmamalıdır. Şahsımı, vaktimi ve faaliyetlerimi korumam bakımından bu şarttır.
Abdülvahhab kardeşimizin üzerinş alması şar-tiyle böyle bir teşebbüste yarar olduğunu ifade ettim. Kardeşimiz bu şartları kabul ederek «İslâmî Muamelât A.Ş.» adı altında bir şirket kurdular.
Dergimizin 17. sayısında aşağıdaki ilân bütün şubelerimize duyuruldu:
«İSLÂM PRENSİPLERİ SERVETİ GELİŞTİRMEYİ TEŞVİK EDER»
Müslüman Kardeşlerin prensipleri, İslâm! servetin gelişmesini, İslâmî esaslara uygun olmak şartı ile teşvik eder. Bu yüzdendir ki Müslüman Kardeşler «İslâm! Muamelât A.Ş.» adı altında bir şirket kurdu. Ve aşağıdaki temel maddelerini içine alan bir kanun hazırladı:
1 — Bu şirketin kurulmasındaki gaye İslâm şeriatının cevaz verdiği helâl yollarla, gerek kendi gerekse başkalarının hesabına malî faaliyetlerde bulunmaktır. Şirket alma ve satma, kircüama ve kiraya
219
verme, ve her türlü taahhüt işlerinde faize mahal vermemek şartıyla tasarruf yapmaya yetkilidir.
2 — Şirketin sermayesi 4000 Mısır Lirası olup, 100 hisseye ayrılmıştır. Her hisse 4 Mısır lirası olarak tesbit edilmiştir.
3 — Müslüman Kardeşler'in merkezinde kurulan sandığa 4 ay müddetle ayda 10 kr. yatıran kişi şirkete ortak olabilir. Hissenin tcmamını bir taksitte veya belirtilenden daha az bir zamanda ödemek mümkündür.
4 — Şirketi bir başkan, bir sandık emini ve yedi üyeden kurulu idare meclisi yürütecektir. Başkan ve sandık emini, Müslüman Kardeşler'den olmak şartıyle on hisseye, üyeler ise beşer hisseye sahip olanlardan seçilir.
5 — Müslüman Kardeşler genel merkezi, şirkete ait bütün hesaplan kontrol etme, gerek sermayesinden gerekse kârından her sene yüzde İki, buçuk zekât alıp dilediği şekilde dağıtma hakkına sahiptir.
6 — Şirketin idare meclisi taksitler tamamlandıktan sonra büyük iktisadî teşebbüslere başlayacaktır. Anak şu anda elindeki imkânlarla kardeşlerimizin ihtiyacı doğrultusunda toptan fiatına almak üzere bazı malların teminine çalışacaktır.
7 — Senelik kâr dağıtımı aşağıdaki şekilde olacaktır-
% 10 idare meclisine verilecek % 20 ihtiyat olarak tutulacak
220
% 50 hisse sahiplerine, hisselerine göre dağıtılacaktır.
Şirketin kuruluş tarihinden başlamak üzere ortak olmak isteyen kardeşlerimizin, Müslüman Kardeşler merkezine müracaat etmeleri rica olunur. Kardeşlerimizin, İslâm ve müslümanlar için yaptıkları hizmetin artmasına vesile olacak bu şirkete ortak olmada ace le edeceklerini umarız.
Yakında şirketin tesisi için bir tören düzenlenecektir. Tevfik Allah'tandır.
OKULLARDA DİN EĞİTİMİNİ TEMEL MADDE HALİNE GETİRME ÇABALARI
Okullarda dinî eğitimin temel maddeler arasına girmesi, her zaman Müslüman Kardeşler'in gayesi ve isteği olmuştur. Bu yolda ilgili mercilere; gerek kendimizin, gerekse halkın imzalarını taşıyan dilekçeleri takdim etmiş bulunmaktayız.
Hatırladığıma göre 1935'de, okullarda dinî eğitim yapılmasını isteyen bir çok dilekçe bende toplanmıştı. O zaman maarif bakanlığının başında Nesim Paşa bulunuyordu. Ezher şeyhi ise Üstad Meragi idi. Dilekçeler toplandıktan sonra değerli üstad Muhammed Derraz, Hamid Askerlyye, Abdurrahman Derraz olmak üzere büyük bir heyet teşkil edip İskenderiye'ye hare-et ettik.
Bakanlık kalem müdürü Sait Zülfikor beyle gö-
221
rüştük. Dilekçenin bir suretini kendisine takdim ettikten sonra, konu üzerinde etraflı bir şekilde görüştük. Sonunda konunun maarif divanı başkanının yetki alanına girdiğini söyledi. Divan başkanını aradık an-mu yerinde bulamadık, ona da bir suret bırakarak İskenderiye'den ayrıldık.
Daha sonra Ezher Şeyhi Üstad Meragî ile görüştük. Konu ile ilgili uzun konuşmamız ve zaman zaman şiddetlenen tartışmalarımız oldu. İbret olsun diye aşağıdaki olayı bize anlattı:
«Kardeşlerim; bugün kalbimiz kararmış ve İslâm'dan uzaklaşmışız, yabancıları taklit ediyoruz ve bu konuda çok ileri gidiyoruz. Öyle ki, ancak yabancılaı İslâm'ı kabul ederse, onların yolu ile İslâm'a dönebileceğimiz aklıma geliyor» dedi ve şöyle devam etti: «Bunun örneğini itendi kızımda gördüm. Bir gün küçük kızımla Kahire'ye geliyordum. Trende yanımıza yabancı bir kadın oturdu. Kızımla uzun boylu konuştular. Trenden inip otomobile bindikten sonra, kızım benden ısrarla Hz. Ömer (r.a.)'in menkıbesini anlatmamı istedi. Bu istek karşısında şaşırdım. Çünkü benim için bir sürpriz olmuştu. Kendisine: «Niçin bu kadar acele ediyorsun?» dediğimde: «Yabancı kadın, Hz. Ömer (r.a.) hakkında güzel şeyler anlattı» dedi. «Sübhanallah! Ben şeyhülislâm olmama rağmen bu konuyu sana yetmiş defa anlattım böyle bir İstekte bulunmadın, yabancı birisi anlatınca bu kadar acele ediyorsun» dedim. Burada şunu da söyleyeyim ki:
222
«Yabancılar İslâm'ı kabul etse bile, onlar bizi ıslâh etmeden biz onları ifsad ederiz.» Ustad, sözlerindeki acı gerçeklere rağmen, din öğretiminin okul programlarında temel madde olması hususunda hükümet çevrelerinde bize yardımcı olacağını vâad etti.
Bu arada eski başbakanlardan Mustafa en-Nah-has ile görüşme fikri doğdu. Nahhas'ın hükümetle arası iyi idi. Maârif bakanı ile aramızı bulabileceğini düşündük. İlk defa Mustafa en-Nahhas ile görüşmüş oluyordum. Heyetler kendilerini takdim ettikten sonra konuyu ancak özetleyebildik. Çünkü paşa bize konuşma fırsatı vermiyordu. Maârif bakanı ile konuyu görüşeceğini bize vaat etti. Gerçekten de vaadinde durdu. Hükümet başkanı ile görüşüp maârif bakanını ikna edebilmemizi kolaylaştırdı. Maârif bakanı Necip Paşa ile uzun uzadıya konuştuk. Görüşümüzden vazgeçmemiz için çalıştı ise de başaramadı. Sonunda bazı isteklerimizi yerine getireceğini vaad etti. Gerçekten din öğretiminde bazı yenilikler yaptı. Din derslerini öğleden önceye almak, Kur'an-ı Kerim'den bazı kısımları ezberletmek, sınıf geçmek için sözlü Kur1-an-ı Kerim imtihanını baraj saymak gibi hususlarda alınan kararlar bunlardan bazılarıydı.
Millet meclisinde ise, maârif komisyonu din dersinin temel madde olması için bir teklif yaptı. Bunu fırsat bilen Müslüman Kardeşler, milletvekilleri ve senatörler şerefine bir tören tertipledi. Dergimiz bu olayı şu sözlerle yayınladı.
223
«MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN BÜYÜK TÖRENİ»
Müslüman Kardeşler'in daveti açıktır. Onlar; davet yolunda vakitlerini harcamaktan çekinmezler. Hakkı kuvvetleştirmek, bâtılı yok etmek ve İslâm bayrağını dalgalandırmak yolunda her fırsatı değerlendirirler. Bu cümleden olarak millet meclisinde din dersi konusundaki tartışmayı fırsat bilerek üyelere destek olmaya karar vermişlerdir. Siyasî renklerine ve parti farklarına bakmadan onları bir araya getirmeyi uygun bulmuşlardır. İnşallah onlar da Allah'ın dinine yardım etmek hususunda gayret edecekler ve bu, ilerisi için bir feth-i mübin olacaktır. Tören Zemâlik'te Lütfullah sarayında yapılacaktır.
Törenin gayesi:
1 — islâm dinini savunan senatör ve millet meclisi üyelerinin şahsında beliren İslâmî ruhu kutlamak.
2 — Müminlerin yardımına koşmakta tereadüt edenlere cesaret vermek.
3 — Kalpleri kör, kulakları işitmeyenleri, Allah'ın dinine yardım etmeye ve O'nun kelimesini yüceltmeye davet etmek.
4 — İslâmî gelişmenin yoluna taş koymak isteyenleri ve îman edenleri Allah yolundan engelleyenleri uyarmak.
5 — Bütün partileri İslâm bayrağı altında mukaddes birliğe davet etmek.
Tören inşallah, Müslüman Kardeşler'in davetinin
224
tecelli ettiği başarılı bir tören olacaktır. Konuşmacılar arasında şu kişiler bulunacaktır: Prens Sekip ArsJan, Alube Paşa, Mehmet Besyuni, milletvekili Sait el-Leb-ban, Abdüllâtif ed-Derraz, Dr. Abdülhamit Said Med-kur bey, Dr. Abdülvahhab Azzam...
Genel mürşid Hasan el-Benna, İslâm ruhundan kaynaklanan Müslüman Kardeşler'in görüşünü açı?-layacaktır. Toplantıya Mısır'ın ileri gelenleri, siyatî parti yöneticileri ve fikir adamları katılacaklar. Allah isteyenlere doğru yolunu gösterir.»
MİLLET MECLİSİ ÜYELERİ ŞEREFİNE VERİLEN TÖRENİN NETİCELERİ
Lütfullah sarayında tertiplenen törene siyasî parti temsilcilerinin yanında, çeşitli tabakalara mensup seçkin şahsiyetler de katıldı. Bu törenden sonra, başlangıçta küçük gibi görünen, ancak zamanla derin ve şiddetli bir görünüm alan olaylar vukubuldu. Bazı kardeşlerimiz, töreni organize eden ve hatipleri kür-siye davet eden Üstad Ahmet es-Sükkeri'yi, kardeşlerimizin hoş karşılamadığı bir davranış olan yaltaklıkla suçlamışlardır.
O'nun hakkında, Müslüman Kardeşler'in ahlâkına uymayan bir liderlik görünümüne bürünmek, bazı konuşmacıları diğerlerine tercih etmek, işleri özel maksatlara uygun olarak yöneltmek gibi şikâyetlerde bulunmuşlardır. Törenden sonraki ük toplantımızda
225
bu görüşler ortaya sürüldü. Öne sürülen iddiaları iyi tefsir etmem ve en güzel yorumlarla tevil etmem onları ikna etmeye yetmedi. Onlarda belirlenen bu görüşler ilerdeki benzer yorumların çekirdeğini teşkil etti. Nitekim bu olay, bir çok seçkin kardeşlerin faaliyet alanından çekilmesine sebep olan fitnenin temel taşı hâline geldi. Zamanı geldiğinde bu konuya yer vereceğim.
KOMPOZİSYON SANATI
Erkek lisesinde arkadaşım olan Üstad Abdülalziz Atiyye, kompozteyon konusunda bir kitap yazmamı teklif etti. Talebelerin bu konuda karşılaştıkları zorlukları gidermeye yardımcı olacağını düşünüyordu. O'nun teklifini bir emir kabul ederek mütevazi bir çalışmadan s*onra «Kompozisyon Sanatı» adlı 260 sa-hife civarında bir kitap hazırladım. Zannediyorum kitabın tamamı satıldı. Bir gerçek olarak söyleyeyim ki, kitabın hazırlanmasında Üstad Atiyye'nin emeği daha büyük olmuştu. İlmî yönünün büyük bir bölümünün yanında, matbaa ve tashih görevini de üzerine aldı. Bana en güzel arkadaş oldu. Allah onu en güzel şekilde mükâfatlandırsın.
Risaleler 10
F. 15
jf
226
MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN KAMPLARINDAN BİS ÖRNEK
ASYUT KAMPI: Kardeşler, 1358'de Asyut şubesi aracılığı ile deniz kenarında bir kamp kurdu. Kamptaki nizam; gerek ruhî, gerekse kültürel bakımdan, daha önce işaret ettiğim İskenderiye kampına benziyordu. Ancak burada SaJih kardeşimiz, takva sahibi Menfuiut şubesi başkanı H. Süleyman'ın tutumunu tescil etmek istiyorum. Bu kardeşrmiz, yaşı yetmişin üzerinde olmasına rağmen, kampa katılmak istemiş, kampın lideri kendisine rahat bir yer hazırlamak istemiş ise de, kendisi kampa katılan gençlerle arasındaki eşitliğin bozulmamasında ısrar etmişti. Bütün eğitimlere katılıyor, temizlik, mutfak ve su nöbetlerini muntazam bir şekilde yerine getiriyormuş. Ayrıca gece olsun, gündüz olsun, nöbetçilik görevini de ihmal etmiyormuş.
Bir gün bana, gece devriyelerinin birinde, çadırları gezerken (çadırlara sahabelerin ismi veriliyordu: Ebu Bekir çadırı, Ebu Ubeyde çadırı, Halit çadırı, Sad b. Ebi Vakkas çadırı gibi.) heyecanlandığını, kendisine sevinç ve coşku gelerek kılıcını havaya kaldırıp (kılıcın hikâyesini ileride anlatacağım) uyuyanları rahatsız etmeyecek bir şekilde (Allahüekber ve Lillâh-il Hamd) dediğini anlattı ve şöyle devam etti: «O sırada gökten inen bir nurun kampın alanını aydınlattığını gördüğümde dehşete düştüm. Bu olay bana, 1324 H.
227
hac fârizesini edâ etmek için gittiğimde Arafe günü aksamında Cebel-i Rahmet kayalarına bir sicim gibi göklerden inen nuru hatırlattı. Nuru seyrederken bir an kendimi unutmuştum. Nurun akması biraz devam ettikten sonra, herşey eski hâline döndü. Sonra kardeşlerimi sabah namazına kaldırdım. Bu olayı; kamptan, emin olasın ve bizim Allah'a hamd-ü senalar olsun Rabbimizin nurunun himayesinde olduğumuzu bilesin diye anlatıyorum.» dedi.
Kılıç konusunda ise şunları anlattı: «Kampa kabul edildikten sonra Ebû Bekir çadırının askeri olmak gönlümden geçti. Fakat nizama muhalefet eden bir asker durumuna düşmemek için böyle bir istekte bulunmadım. Çadırın askerlerinin isimleri okunurken kamp komutanının (H. Süleyman, Ebu Bekir çadırına) dediğini duydum. Kendi kendime: «Bu güzel bir tev-fiktir. Allah'ıma şükürler olsun.» dedim. Komutan, bana bekçilik sıramın geldiğini bildirdiğinde, kendisine: «Silâhsız bekçi olur mu? Ben ne ile cihad yapacağım? Bana bir kılıç gerek!» dedim. Komutan gülerek: «Emredersiniz! Size hemen bir kılıç vereceğim» dedi ve bir kardeşimizin kampa hediye ettiği tarihî kılıcı bana verdi. Derhal kılıcı kuşandım ve «bu bana ikinci tevfik-i ilâhîdir.» dedim.» Müslüman Kardeşler, kamplarını bu ruh içinde koruyorlar ve faaliyetlerini yürütüyorlardı. Allah H, Süleyman'a rahmet etsin vetona geniş cennetini ihsan etsîn.
228
YUKARI MISIR GEZİSİ
Aşağıdaki gün ve tarihlerde, yukarı Mısır'ın şehir ve kabalarına yaptığım ziyaretlerin cetvelini veriyorum:
7 Ağustos 1939 Pazartesi-Magaga
8 Salı-Benî Mezar
9 t Çarşamba-Minya
10 Perşembe-Malevî
11 t Cuma-Dirat '-•
12 t Cumartesi-Menfulut
13 k t Pazar-Benimecd
14 j t Pazartesi-Beni Adiyat
15 ı 1 Salı-Asyuf
16 î Çarşamba-Akal
18 : » ] Cuma-Ebutiç
21 ı Pazartesi-Curca
22 ı Salı-Belina
25 ) » ] Cuma-Hamedi
28 ı > ] ) Pazartesi-Kına
29 ı > 1 Salı-Kavs
30 ı > 1 > Carşamba-Aksur
2 Eyltj 1 19 39 Cumartesi-Esna
3 ı 1 Pazar-Esfun
4 j > Pazartesi-Tefnis
5 j ı Salı-Keymen
6 ı i Çarşamba-Kelh
7 ı 1 Perşembe-Edfu
229
8 » » Cuma-Asvon
9 > » Cumartesi-Derav
10 » » Pazar-Kahire
^ İKİNCİ DÜNYA SAVAŞININ İLÂNI
3 Eylül 1939'da Esna'yı ziyaret ederken İkinci Dünya Savaşı ilân edildi. İkindi namazından sonra Esfun'a geçtik, orada tüfek atışlarıyla karşılaştık.. Kardeşlere bakarak şöyle dedim: «Ağır olun, meydanımız burası değildir. Gün de bugün değildir. Ömrünüz vefa ederse İleride çok şeyler göreceksiniz. Sabredin ve Allah'tan korkun, umulur ki kurtuluşa erersiniz.»
MAHİR PAŞA VE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİN TUTUMU
Muhammed Mahmut Paşa hükümetinin düşmesi ve Mahir Paşa hükümetinin teşkilini, Müslüman Kar-deşler'in görüşünü yansıtan Nezir dergisi, baş yazarı Üstad Aşmavi'nin kaleminden «Yeni Bakanlar Kurulu ve Tutumumuz» başlığı altında söyle vermiştir:
«...Bugün işler, Ali Mahir Paşa başkanlığındaki yeni hükümetin eline geçmiştir. Diğer partilerden de bakan almıştır. Bazı partiler ise hükümeti destekleyeceklerini vaad etmelerine rağmen bakan vermemiş-
J
230
lerdir. Bazı okuyucularımızın zihninde «yeni hükümete karşı Müslüman Kardeşler'in tutumu ne olacaktır?» diye bir soru olabilir. Bu soruya cevap vermeden önce, değişmeyen bir hakikate parmak basmak istiyoruz. O da şudur: Müslüman Kardeşler bir parti değildir iıi, parti çıkarları veya şahsî menfaatlerin peşine takılcrak bir partiyi desteklesin, diğerine muhaisfet yapsın. Müslüman Kardeşler; hedefini Allah'tan, anayasasını Kur'an'dan alan, Resulullah'ı kendisine örnek kılan İslâm? bir davettir. Onların belli işaretleri, açık prensipleri vardır. 14. asırda İslâm'ı yeniden tatbik etmek, Mısır'daki hayatı İslâmî boya ile boyamak, içtimai, siyasî ve iktisadî hayata Kur'an prensiplerini hâkim kılmak, «Lâilâhe illallah Muhammed-ur Resulul-lah» kelimesinin terennüm edildiği her karış toprağı kurtarmak, İslâm'ı yaymak ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar Tevhid bayrağını yüksekte tutmak onlann tek hedefidir. Bu büyük programlann yanında partilerin programları — şayet program denirse — hiç bir mânâ ifade etmez. Bazılarına göre bizim programlarımız bir çeşit hayâlden ibaret veya mümkün olmayanlar sınıfına dahildir. Fakat biz inanıyor ve Allah'ın desteğine dayanarak kendimize güveniyoruz.
O hâlde Mahir Paşa hükümetine karşı tutumu -muz herhangi bir hükümete karşı olan tutumumuzdan farklı değildir. Bu tutum bakanların değişmesiyle değişecek nitelikte değildir. Her kim İslâmî düşünceyi destekler ve onun için çalışırsa, şahsında ve evinde
231
sağlam bir istikamet takip ederse, gerek özel gerek genel hayatında İslâm'a sımsıkı sanlırsa onun yanında yer alır ve kendisini destekleriz.
Her kim, İslâm'a karşı çıkarsa, onun başarıya ulaşması için çalışmazsa, bilhassa önünde durursa, ona engel olursa şüphesiz onun en zorlu düşmanı oluruz. Her iki hâlde de Allah için sever, Allah için nefret ederiz.
Ali Mahir Paşa Hükümeti hakkında güzel emeller ve temenniler mevcuttur. Her müslüman, kardeşine karşı iyi niyet beslemelidir. Bizim de Ali Paşa'ya iyi niyet beslememize bir mâni yoktur. Ancak geçirdiğimiz tecrübeler, bize; vaadlere güvenmemeyi, söylenenlere inanmamayı ve fazla umutianmamayı öğretti. Ali Mahir Paşa söylenenlerin üstünde olabilir. Bakanlar istenilenlerden daha verimli olabilirler. Ne olursa olsun biz hükmümüzü söze değil, fiile veririz. Bana göre Mahir Paşa islâh konularında cesaretli adımlar atmakla ve acele etmekle tanınan bir kişidir. Yakında lehine veya aleyhine konuşmaya bizi mecbur edecektir.
h/iliği ümit edelim ve bunu bekleyelim. Beklememiz uzun sürmeyecektir.»
SALI VE PERBEMBE KONUŞMALARINDAN ÖRNEKLER
Salı günü verdiğim dersler normal seyrine devam ediyordu. Kardeşlerim, sohbetin belli bir cetvel
232
233
üzerinde kültürel dersler şeklini almasını istediler. Talebe kardeşlerimiz de Perşembe günleri verilen dersin Cuma akşamına alınmasını ve zihinlerine takılan bazı konuları ihtiva eden bir cetvel hazırlanmasını istediler. Her iki teklif de bana cazip geldi ve bu teklifler doğrultusunda yeni cetvel hazırlandı. Sıkıyönetim tarafından toplantı yasağı konulmadan önce, konuların büyük kısmını işledim. Verilen derslerin özetini vermek istiyordum. Ancak, vaktin dar olmajsı, isteğimin gerçekleşmesine engel oldu. İnşallah ileride bu eksiklik telâfi edilecektir.
SALI KONUŞMALARI
Gün Ay Yıl
Konu
21 Kasım 1939: İslâm'ı gerektiği gibi anlamalıyız. 28 Kasım 1939: İslâmî düşüncenin kaynakları ve İslâmî konu ile alâkası olan ilimler. 5 Aralık 1939: Kur'an ilimleri ve âlimleri 12 Aralık 1939: Tefsir kitapları ve âlimleri 19 Aralık 1939: Hadîs ilimleri ve kitapları 26 Aralık 1939: Kelâm ilmi mezhepleri ve kitapları.
2 Ocak 1940: Fıkıh kitapları, usulü ve âlimleri 9 Ocak 1940: Tasavvur ve vaaz kitapları ve
âlimleri. 16 Ocak 1940: Kıssa, siyer, tarih ve âlimleri.
Gün Ay Yıl Konu
23 Ocak 1940: İslâmî olmayan ilimler ve İslâmi
kitaplardaki yeri.
30 Ocak 1940: Siyasî gruplar ve siyasetin İslâm
düşüncesindeki yeri; Haricîler ve Şîalar.
6 Şubat 1940: Çağdaş batı medeniyeti ve İslâm
düşüncesine yaptığı etki.
13 Şubat1940: Yeni islâh akımları ve muasır İslahatçı gruplar. 20 Şubat 1940: Bâtılın İslâm âlemine karşı açtığı
ilmî ve ruhî savaşın tesirleri. 27 Şubat 1940: İslâm'da genel hukuk kaideleri. 5 Mart 1940: İslâm ilmi araştırma ve tecrübe
felsefeleri.
12 Mart 1940: İslâmî akide-Allah Taâlâ. 19 Mart 1940: İslâm düşüncesinde madde dışındaki dünya: cin ve melek. 26 Mart 1940: İslâm düşüncesinde fertlerin so-nu-ölüm-tekrar dirilme ve hesab. 2 Nisan 1940: İslâm düşüncesinde dünyanın başlangıcı ve sonu-yeniden yaratılma ve kıyamet. 9 Nisan 1940: Beşerin «mele-i âlâ» ile olan iliş-
kileri-Kerâmet ve velîlik.
16 Nisan 1940: Geçmiş semavî kitaplar ve on-İcra karşı İslâm'ın tutumu.
234
Gün Ay Yıl
Konu
23 Nisan 1930: İslâmî ibâdetler, düşünce, ilim.
nazar ve tilâvet ibâdetleri. 30 Nisan 1940: Kalb ibâdeti, namaz ve esaslar. 7 Mayıs 1940: Camiler.
14 Mayıs 1940: Bedenî ibâdet-oruç ve gece ibâdetleri.
21 Mayıs 1940: Ekonomik ibâdetler-kazanc, harcama, mülkiyet ve'zekât. 28 Mayıs 1940: Toplumca İbâdet-Hacc 4 Haziran 1940: Nafile ibâdetler-namaz, oruç.
zikir ve duâ. 11 Haziran 1940: Kasıt ibâdeti-sâlih niyet.
PERŞEMBE KONUŞMALARI
Gün Ay
Yıl
Konu
14 Aralık 1939: Duygu inceliği, kuvvet ve zaaf
yönlerini idrak etme.
21 Aralık 1939: Fedakârlığa tam olarak hazırlanma ve fert üzerinde cemâatin hakkına inanma. 28 Aralık 1939: İslâmî düşünceye adanmak. 4 Ocak 1940: Davetin hususiyetlerine tam olarak inanma.
18 Ocak 1940: Amelî davet esaslarına inanmak. 25 Ocak 1940: Olgunlaşma. 2 Şubat 1940: Temizlenme.
235
Gün Ay
Yıl
Konu
9 Şubat 1940: Etki. 16 Şubat 1940: Siyaset-islâh hedefleri. 23 Şubat 1940: İdare.
1 Mart 1940: Askerlik
8 Mart 1940: Yargı 15 Mart 1940: Öğretim 22'Mart 1940: Kültür 29 Mart 1940: Ahlâk
5 Nisan 1940: İktisad 12 Nisan 1940: Sağlık 19 Nisan 1940: Ev ' 26 Nisan 1940: Toplum.
BAŞBAKANLIK MAKAMINA
Şaban 1358'de 2. Dünya Harbi ilânından sonra Başbakanlığa aşağıdaki mektup sunulmuştur:
«Başbakan Ali Mahir Paşa yüksek makamına -Kahire
Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a hamd ederim. Efendimiz Muhammed (s.a.v.)'e, âl, eshâbı-na ve onun hidâyetine tâbi olanlara salât ile selâm ederim. Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize olsun. Uyanık olma, devamlı düşünme ve iyi idare etmeyi gerektiren çalkantılı ve sürprizlerle dolu zor
236
bir dönemde iktidara geldiniz. Bilmiyorum, belki de Allah Taâlâ bu millete şiddet anlarında birlik, cihad ve akla gelmeyecek faydalar ihsan ediyor. Siz, bu zor durumda milletin yanınızda olmasına her zamankinden daha fazla muhtaçsınız. Tehlikeli günlerde kaynağınızı, onların kuvvetinden, görüşünden ve desteğinden almalısınız. Bulunduğumuz durum her Mısırlı'-yı büyük fedakârlıklara zorlamaktadır. Zâtı âliniz, dahili İslâhat ve içtimaî konulara önem verdiğinizi, sosyal hizmetler bakanlığı ve sınır ordusunu teşkil etmekle gösterdiniz.
Müslüman Kardeşler'in tutumu, her hükümete olduğu gibi sizin hükümete karşı da tam bir tarafsızlıktır. Onlar hiç bir hükümete yardım etmedi. Hiç birinden yardım istemedi ve yardım kabul etmedi. Çünkü üzerlerine aldıkları; milletin eğitimi ile ilgilenmek, millete kuvvet ve dürüst düşünceyi vermek görevleri, parti çekişmeleri ile meşgul olan hükümetlerle ilişki kurmaktan daha faydalıdır.
Bu esas, kardeşlerimizi, hükümet ve parti dalgalanmalarından uzak tutmuştur.
Bugün memleketimizin içinde bulunduğu hâl, her Mısırlıyı görüşlerini ve düşüncelerini açıkça size sunmaya zorlamıştır. Hükümetler, gayretperver her inşa -nın destekleyeceği ve başarıya ulaşması için çalışacağı önemli işlere başlamıştır. Müslüman Kardeşler bu açıklamalarla size görüşlerini açıklamış oluyorlar ve size yardım etmeyi teklif ediyorlar. Eğer hüküme-
237
tin İslâhat fikri bir açıklamadan öteye gitmez ve ehil olmayan komisyonlara terk edilirse, biz tek başımıza bu alandaki mücadelemize devam edeceğiz. Allah, milletimizle bizim aramızdaki hükmünü verecektir. Biz yaptığımız teklifle vicdani sorumluluktan kurtulmuş oluyoruz. Doğru yolu gösteren Allah'tır,
MISIR'IN DIŞ SİYASETİNE KARŞI TUTUMUMUZ
Sayın başbakan, Mısır'ın dış devletlere karşı tutumu açık olmalıdır. Hükümet kendisini ilgilendirmeyen hususlara burnunu sokmamahdır. Biz, devletler hukukuna göre müstakil bir milletiz. İngiltere ile aramızdaki anlaşma, özel şartların baskısı ile yapılmış bir anlaşmadır. Mısır'ın en son hedefi değildir. Ancak yüksek hedeflerin gerçekleşmesi için bir adımdır. Anlaşmanın 7. maddesi Mısır'ın İngiltere'ye yapacağı kolaylığın, Mısır topraklarında ve muayyen bir bölgede olması şartını getirmiştir. Mısır bu konudaki görevini tam olarak yerine getirmiştir. Yapılan bu anlaşmayı genişletmeye, hiç bir Mısırlı razı değildir. Yapılacak her ziyadelik, bu vatanın hukukuna tecavüz olup, millete karşı işlenen büyük bir cinayettir.
Müslüman Kardeşler, Mısır-İngiltere anlaşmasının, Mısır'ın haklarına ve istiklâline zarar verdiği ka-naatindediıier. Buna rağmen, anlaşmada belirtilen çizgilerin dışına çıkılmamasını dilemektedirler. Her fır-
238
sotı değerlendirip Mısır'ın hürriyetini ve istiklâlini sınırlayan ve kalkınma haklarını engelleyen bağlar kırılmalıdır. Memleketimize yapılacak her türlü tecavüzü, kanımız, canımız ve malımızı feda ederek karşı koyacağız. Müslüman Kardeşler, sahip olduğu can ve malla vatanı müdafaaya her zaman hazırdır. Sayın başbakan, tutumu ne olursa olsun, Avrupa devletlerinin sözüne ve zimmetine güvenilemez. Ne kadar sevgi izhâr etse de, mutlaka arkasında gizlediği bir şey vardır. Şayet çıkarını yalanlamakta bulursa, her türlü söz ve anlaşmaları yalanlamakta tereddüt etmez. Tarafsızlık numaralarına aldanmamalıyız. Süratle hazırlığımızı yapmalıyız. Gelecek herhangi bir tehlikeyi karşılayacak şekilde hazırlanmalıyız. Tarafsız görüne-lim, fakat hazırlığımızı yapalım.
DAHİLÎ İSLAHAT KONUSUNDA GÖRÜŞÜMÜZ
Dahilî İslâhatın çeşitli yönleri vardır. Yazarlar bu konuda çok şeyler söylemişlerdir. Müslüman Kardeşler ise konuyu iki kategoride toplamışlardır:
1 — İslaha hâkim olacak ruh,
2 —İslah görevini yüklenen kişiler.
Sayın başbakan! Bizim, nesiller boyu İslâm prensiplerini omuzlamış bir millet olduğumuzdan şüphe edilmemelidir. Son zamanlarda Avrupa'nın sistem ve düşüncesi bize şırınga edHmîştfr. Bu düşüncelerin
23»
bazısı İslâm düşüncesi île bağdaşmakta, bazısı ise çatışmakta. Hâlâ da üzerimizde etkisini devam ettirmekte ve bir çok aydınlarımızın ruhunda kökleşmektedir.
Müslüman Kardeşler, İslâhat yapmanın tek yolunun, İslâmî prensiplere dönerek onu hayata uygulamak, yeni veya eski, doğudan veya batıdan olsun, İslâm'a ters düşmeyen düşünceleri almakta olduğuna inanmaktadır.
Bize göre, İslâhat düşüncesine hâkim olacak ruh; İslâm esaslarına dayanan düşünce olmalıdır. İslahat yapmakla görevlendirilecek kişilerin bu düşünceye saygı gösteren kişilerden olması şarttır. Her şeyde batı taklitçiliğinin şart olduğuna inananlar; özel hayatlarında ve genel programlarında sırf avru-pa düşüncesini tatbik edenlere gelince, bu kişilerin idaresinde Nâmî prensiplere dönmek mümkün değildir. İslahat programlarını koyup uygulayacak olan kişilerin seçilmesinin, programdan daha mühim olduğunu benim kadar sayın başbakanın da kabul ettiğine inanıyorum. Kanun demek, onu uygulayacak hakim demektir.
Yukarıda bahsi geçen iki hususun dikkatle ele alınarak İslahat yapılmasını istiyoruz. Hükümet bu konuya samimiyetle eğilir, gafillerin, ibahicilerin ve her türlü değerlerden sivrilmiş kişilerin suçlamalarına önem vermezse, Allah onun yardımcısı olacak ve
240
halk da onu destekleyecektir. Allah'ın yardım ettiği ve halkın desteklediği kimse ise mağlup olmaz.
Hükümet ordunun başına Abdurrahman Azzam'ı getirmiştir. Azzam İslâm prensiplerine dönülmesine taraftardır. Hükümetin onu seçmesi, başarılı bir harekettir. Ayrıca sosyal işler sekreterliğine Abdul Mu-nim Riyad'ı getirmiştir. Bu zatın da İslâm prensiplerine karşı olduğu görülmemiştir. Her ikisinin de, yukarıdaki şartlara haiz yetenekli ve samimi yardımcılara ihtiyacı vardır. Hükümet bu hususa dikkat etmelidir.
Ancak, orduda ve sosyal işler bakanlığında ö-nemli görevlerin; kendilerine sadece memur süsü veren kişilere verildiğini müşahede etmekteyiz. Bu kişilerin yaptıkları tek şey evrak doldurup mükâfat almaktır. Bunlarla İslahat yapılmaz. Azzam ve Abdul-Munim beylerin çabaları boşunadır. Çünkü kanadı olmayan kuş uçamaz.
Sayın Başbakan
Müslüman Kardeşler seneler boyu bu görevleri yerine getirmiştir. Bir çok sosyal işlerde uzmanlaşmışlardır. Ellerinde ki bütün imkânlarla hâlâ sosyal hizmetleri yürütmektedirler. Yaptıkları hizmete karşı Allah'tan başka kimseden mükafat iştememekteler. Kardeşler, bu konuda üzerlerine düşeni yapmaya her zaman hazırdırlar. Onlara vazife verildiği zaman, zor-Janan bir memur ruhu il» değil, fedakâr bir İslahatçı
241
ruhu ile çalışacaklardır. Hükümet onları denemek için kendilerine bir imkan tanımalıdır. Biz bu görevi isterken kendimize bir menfaat temin etmek veya istifade yollarını elimizde tutmak istemiyoruz. Biz, tecrübemize güvenerek görüşümüz ve ihtisasımıza giren bir konuda hizmetimiz olmasını istiyoruz.
Biz, Müslüman Kardeşler'in İşsizlerine bir rızık kapısı açmakta istemiyoruz. Çünkü bu görevi yüklenecek kardeşlerimizin tamamı memur olup işlerinde çalışmaktadırlar. Bu görev kendilerine verildiğinde daha yorucu ve zor bir işi yüklenmiş olacaklardır. Onların bu işe talip olmasının sebebi, İslah konusunda istekli olmaları ve senelerdir gerçekleşmesini istedikleri bir gayeye kavuşmak istemeleridir.
Bazı kimseler, «gericiler memleketin kalkınmasına hakim olmak ve herşeye burunlarını sokmak istiyorlar.» diyeceklerdir. Bu sözler, kulak vermeye ve cevap vermek için mürekkep harcamaya değmez. Biz bu gibi sözleri bir kenara atar, faydalı şeylerle meşgul oluruz. Onlar neticede, -memleketin başarıya ulaşması ve her türlü faydaların, o gericilerin(î) elinde gerçekleşeceğini göreceklerdir. Çünkü kardeşler, Allah'a karşı olan vazifelerini yaparlar, Allah'da onlara yardım eder. Tevfikini onlardan esirgemez. «Şüphesiz Allah ona yardım eder» (23)
(23) Hacc Sûresi: 40 Risaleler 10
F. 16
242
İnsanların yöneticilere nasihat etme hakkına sahip olduğunu gözönüne alarak, ben ce sizlere Müslüman Kardeşler'in görüşlerini yansıtan aşağıdaki mülahazaları sunmak istiyorum.
Geçirmekte olduğumuz zor şartlar, fikir adamla-rıyle yardımlaşmanızı ve Mısır'ın ahlâki değerlerinin çöktüğü bir dönemde; onların fikirlerinden istifade etmenizi gerektirmektedir.
1 — Siyasi rakiplerinizle tam bir müsamaha içinde olmalısınız. Onların mülahazalarını takdirle karşılayıp iyi olanlarını alıp, suçlcmalcrına bir sebep aramalısınız. Onlarla anlaşmak için her fırsatı değerlendirmelisiniz. Kanun ve adalet ölçüleri dahilinde bütün haklarını zorlamadan vermelisiniz. Böylece; çıkardan başka düşüncesi olmayan siyasi particilik ruhunu öldürmüş olursunuz.
2 — Her türlü resmiyetten uzak olarak milletle aranızdaki ilişkiler devam etmelidir. Onları ziyaret edip önemli işleriyle meşgul olmalısınız. Onların duygularına ve özlemlerine ortak olmalısınız. Memurlara, halka iyi muamele de bulunmalarını tavsiye etmeli ve bu konuda onları denetlemelisiniz.
3 — Her tabakada ve her işte yaygın olan, aracılık, adam kayırma ve rüşvetin kökünü kazımalısınız. Her şeyde hakem, kanun ve hak olmalıdır. Bu hususu herkese ilan edin ve ameli olarak uygulayın. Kanun, gücünü ve şiddetini korumalıdır. Yakın ve tanıdıklara
243
karşı merhamet duygularından sıyrılalım. Böylece insanların, işlerini yürütenlerin adaletine güvenleri, hak ve adalete karşı olan saygıları artmış olur.
4 — Lüksten şiddetle sakınmalısınız. Büyük maaş ve ödenek kanununu değiştirmeli ve hükümet dairelerinde ki israfı önlemelisiniz. Bu konuda ilk adımı bakanlar, sonra memurlar atsın. Belki zorlarına gider amma, halkın nazarında bozulmuş düzenin Islâhı yönünde güzel bir örnek olur.
5 — İktisadî işlere önem vermelisiniz. Çünkü insanlarımızın içinde bulunduğu fakirlik, manevî kalkınmalarını zorlaştırıyor. Şayet hükümet bazı düzenlemelere teşebbüs ederse, fakirliği kolaylıkla önleyebilir. Halkın bir hükümeti desteklemesi, o hükümetin, halkın iktisadî işlerini düşünmesi ve geçimleriyle ilgilenmesine bağlıdır. Geçirmekte olduğumuz şu zor günlerde hükümetin bazı mevsimlik işçileri işten alması ve memurları görevden uzaklaştırması büyük hatadır. Aileler arasında anarşiye sebep olacak bu hareketin yerine, ücretler dondurulabilir.
6 — Millî hedeflerimizden tâviz vermemelisiniz. Şartlar ne olursa olsun bu konuda gevşeklik yapmamalısınız. Millî dâvalarımızla ilgili konuları millete açıkça anlatmalı ve yardımlarını istemelisiniz. Hükmedenle, edilenler arasında güvenin artması için bu şarttır.
7 — Islâmî şiarları korumalı ve bu konuda eleştiriden sakınmalı iniz. Genel tören, toplantı ve benze-
244
ri şeylerde millî edebe sarılmalısınız. Bu husus, bakanlarımız ve yüksek dereceli görevlilerinizin şiarı olmalıdır. Hikmet ve güzel nasihatia bunu uygulamalıdırlar. Böylece emir altındakiler, arkasından da bütün halk aynı yolda yürümüş olur.
Sayın Başbakan
Bunları yapmalısınız. Allah'a yaklaşmanız için, yolunda cihad edeceğiniz en hayırlı işler bunlardır.
Bu zor dönemde, zatı âlinize sunmak istediğimiz temenniler bunlardır. Allah'dan bütün âleme rahmet ve kalkınan Mısır'a hayır ve muvaffakiyet ihsan etmesini temenni ederim.
Hasan el-Benna 20 Şaban 1358 Hicri
ONUNCU RİSALENİN SONU
\
Hasan Elbenna _ Risaleler Cilt10
www.kitapsevenler.com
Merhabalar
Buraya Yüklediğim e-kitaplar Aşağıda Adı Geçen Kanuna İstinaden
Görme Özürlüler İçin Hazırlanmıştır
Ekran Okuyucu, Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitapları Dinliyoruz
Amacım Yayın Evlerine Zarar Vermek Değildir
Bu e-kitaplar Normal Kitapların Yerini Tutmayacağından
Kitapları Beyenipte Engelli Olmayan Arkadaşlar Sadece Kitap Hakkında Fikir Sahibi Olduğunda
Aşağıda Adı Geçen Yayın Evi, Sahaflar, Kütüphane, ve Kitapçılardan Temin Edebilirler
Bu Kitaplarda Hiç Bir Maddi Çıkarım Yoktur Böyle Bir Şeyide Düşünmem
Bu e-kitaplar Kanunen Hiç Bir Şekilde Ticari Amaçlı Kullanılamaz
Bilgi Paylaştıkça Çoğalır
Yaşar Mutlu
Not: 5846 Sayılı Kanunun "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler " bölümünde yeralan "EK MADDE 11. - Ders kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim
ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaç güdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü
bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill
alfabesi ve benzeri 87matlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."Bu nüshalar hiçbir şekilde
satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması
ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur." maddesine istinaden web sitesinde deneme yayınına geçilmiştir.
T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi İşlem ve Otomasyon Dairesi Başkanlığı
Ankara
Bu kitaplar hazırlanırken verilen emeye harcanan zamana saydı duyarak
Lütfen Yukarıdaki ve Aşağıdaki Açıklamaları Silmeyin
Tarayan
Süleyman Yüksel
www.suleymanyuksel.com
suleymanyuksel@suleymanyuksel.com
suleymanyuksel6@hotmail.com
Hasan Elbenna _ Risaleler Cilt10
İslami Okul Okulların En Önemlisi