Teessür (Müteessir Olmak) | Zehirli Ok - Kuran - Muteessir Olmak
Teessür (Müteessir Olmak)Teessür, kalbin çeşitli eserlerden, ayetlerin değişikliğinden ötürü çeşitli renkler alması demektir. Bu bakımdan kalp, her hâlin anlatılışına göre hâllenir. O halden ötürü üzüntü, korku, ümit ve daha nice sıfatlarla sıfatlanır. Kişinin marifeti tamam oldukça, korkusu o nisbette kalpte çoğalır. Görülüyor ki, bu ayette çok bağışlayıcıyım cümlesi dört şart ile takip ettirilmiştir: Şu ayette de aynı durum vardır: Allah Teâlâ burada da dört şart zikretmektedir. Bu dört şartı zikretmediği ayetlerde de onları kapsayıcı ve derleyici bir şartı zikretmektedir. Ayetteki 'ihsan', bütün şartları içine alan bir şarttır. İşte böylece Kur'an'ı başından sonuna kadar tedkik eden ve anlayan bir kimseye en uygun düşen durum korku ve üzüntüdür. Vüheyb b. Verd şöyle buyurmuştur: 'Bütün hâdiselere, va'z ve nasihatlere dikkatle baktık ve Kur'an'ın dışında kalpleri hassas yapan ve kalplere hüzün ve üzüntüyü celbeden bir şeye tesadüf etmedik'. Hz. Peygamber (s.a) İbn Mes'ud'a 'Bana Kur'ân oku!' dediği zaman îbn Mes'ud Nisâ süresini açarak okur ve 'Her ümmetten birer şahid getirdiğimiz ve seni de onlar üzerine bir şâhid yaptığımız zaman, bakalım kâfirlerin hâli ne olacak?' (Nisâ/41) ayetine vardığı zaman Rasülullah'ın iki gözünden yaşlar aktığını görür. Rasûlullah kendisine 'kâfi' der. Bunun hikmeti; o hâlin müşahedesinin Rasûlullah'ın kalbini tamamen ihâta etmesidir. Allah'tan korkanların bir kısmı, vâid ayetlerini okudukları zaman, baygınlık geçirirlerdi. Bazıları da bu ayetleri dinlediğinde ölürdü. Bu bakımdan okuyanın bu hallerle hallenmesi, onu Allah Teâlâ'nın kelâmını hikaye edercesine okumaktan çıkarmış olur. Bu hallerle hallenen bir kimse: 'De ki: Eğer ben rabbime isyan edersem cidden büyük bir günün azabından korkarım' (En'am/15) ayetini okuduğu zaman, eğer korkmazsa, sadece ayeti hikâye etmiş olur. 'Ey rabbimiz! Ancak sana tevekkül ettik, sana ibadete koyulduk ve yalnız sanadır dönüş' (Mümtahine/4) ayetini okuduğu zaman, eğer Allah'a tevekkül edip ona dönüş yapmamış ise, sadece bu ayeti hikaye etmiş olur. 'Elbette bize yaptığınız eziyetlere sabredeceğiz' (İbrâhim/12) ayetini okuduğu zaman, eğer hâli sabretmek veya gelecek eziyetlere karşı sabretmeye niyetlenmeyip de tilavetin halâvetine varmamışsa, evet, eğer bu sıfatlarla sıfatlanmamış, kalbi bu durumlar arasında titrememişse onun şu ayetleri okumaktan nasibi sadece dilini kıpırdatmaktır. Bununla beraber kendine açıkça şu ayetlerde lânet edilmiştir: İyi bilin ki Allah'ın laneti zâlimler üzerinedir. Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında buğz bakımından çok büyüktür. İnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içinde yüz çevirmektedirler, Onun için (ey rasûlüm) sen bizim Kur'an'ımızdan yüz çevirip de yalnız dünya hayatını isteyen kimselere bakma! Kim de tevbe etmezse işte onlar kendilerine zulmedenlerdir. O kişi aynı zamanda Allah Teâlâ'nm şu ayetinin hükmüne de dahil olur: Yani onlar mücerred tilâvetle iktifa ederler. Aynı zamanda o kişi şu ayetin de şümulüne dâhil olmuş olur: Çünkü Kur'ân, yer ve göklerdeki Allah Teâlâ'nm varlık ve birliğine delâlet eden bütün alâmetleri beyan buyurmaktadır. Kur'ân ayetlerini okuyup onlardan ibret almayan, o ayetlerden yüzçeviriyor demektir. Bu hikmete binâen denildi ki: 'Kur'an'ın beyan buyurduğu sıfatlarla muttasıf olmayan bir kimse Kur'an'ı okuduğu zaman Allah Teâlâ ona 'Sen nerede, benim kelâmım nerede... Sen ki benden yüzçevirmiş bir kimsesin, bana dönüş yapıncaya kadar kelâmımı bırak, okuma!' diye hitapta bulunur. Eğer bu kişi padişahın emrine muhalefet etmesiyle beraber fermanını okumayı da terkederse padişah ile alay etmekten ve bundan dolayı da cezaya çarpılmaktan kurtulamaz. Bu sırra binâen Yusuf b. Esbât dedi ki: 'Ben Kur'ân okumaya niyetleniyorum. Fakat içindeki ahkâmı hatırladığım zaman, Allah'ın azabından korkarak onu bırakıyor, tesbih ve istiğfar ile meşgul olmayı tercih ediyorum'. Kalbiniz Kur'ân üzerinde ittifak ettikçe ve derileriniz onun için yumuşadıkça Kur'ân okuyunuz; (ancak o zaman okumuş sayılırsınız). Ne zaman ki Kur'ân ile çelişirseniz, demek oluyor ki siz Kur'an'ı okumuyorsunuz.42 Bazı rivayetlerde de 'Kur'ân ile çeliştiğiniz takdirde Kur'an'ı bırakıp kalkınız' denilmektedir. 'Gerçek mü'minler yalnız o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri korkarak ürperir. Onlara ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır ve onlar yalnız rablerine tevekkül ederler' buyurur. Hz. Peygamber (s.a) başka bir hadîsinde şöyle buyurur: Allah'tan korkan bir kimseden dinlenen Kur'an'dan daha sevimli olarak, hiç kimseden dinlenilmez,44 Anlaşıldı ki, Kur'ân, sadece bu halleri kalbe celbetmek ve ahkâmıyla amel etmek için okunur. Eğer Kur'an'ın okunmasmdaki gaye bu değilse, sadece harflerin ve dilin kıpırdaması külfeti ise, bu önemsiz bir şeydir. İşte sahâbe-i kiramın (r.a) meşguliyetleri böyle Kur'anla hallenmek ve onun ahkâmıyla amel etmekti, Hz. Peygamber (s.a) vefat ettiği zaman yirmibin sahâbîsi vardı.45 Oysa onlardan sadece altı kişi Kur'an'ı tamamen hıfzetmişti. Bu altı kişinin ikisi hakkında da ihtilâf vardır. Sahâbîlerin çoğu bir veya iki sûreyi hıfzederdi. Bakara ve En'am sûresini hıfzedenler, sahâbîlerin âlimleriydi. Ancak ayetin mânâsını anladıktan sonra müzminin kalbine Allah tarafından ihsan edilen bu hâl ve benzerleri nâdir attandır. Sadece dilin kıpırdatılmasma gelince onun faydası pek azdır. Belki sadece diliyle okuyup, okuduğunun hükümleriyle amel etmeyen bir kimse şu ayetin hedefi olmaya namzettir: 'Her kim de benim zikrimden (Kur'an'ımdan) yüz çevirirse ona dar bir geçim vardır ve onu kıyâmet günü kör olarak hasrederiz. (Kur'an'dan yüz çeviren kimse) şöyle der: Ey rabbim! Beni niçin kör olarak hasrettin? Oysa ben (dünyada) iken görüyordum. Allah şöyle buyurur: 42) Müslim ve Buharî, (Cürıdeb b. Abdullah el-Becelî'den) |
İslami Okul Okulların En Önemlisi