1-BİRİNCİ KISIM:Zararı Umumi Olan | Zehirli Ok - 1. Sayfa
1-BİRİNCİ KISIM:Zararı Umumi OlanBu da birkaç çeşittir ve birincisi ihtikâr/karaborsacılıktır. Yiyecek maddelerini satan bir kimse o maddeleri fiyatların yükselmesine kadar depo edip bekletiyorsa, bu bekletme umumî bir zulümdür. Bunu yapan insan, şer'an kötü bir insandır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Bir kimse kırk gün yiyecek maddelerini depo edip (pahalansın diye) bekletirse, sonra o maddelerin hepsini Allah yolunda sadaka verse bile onun bu sadakası ihtikârcılığının kefareti olamaz.24 İbn Ömer, Hz. Peygamber'den (s.a) şöyle rivayet eder: Kim günün rayiciyle satmak üzere bir yiyecek maddesi getirirse, sanki o
yiyecek maddesinin tamamını sadaka vermiş gibi olur.26 Rivayet edilir ki; Vasıt şehrinde bulunan seleften bir zât orada bir
gemi dolusu buğdayı Basra'ya doğru yola çıkarır ve Basra'daki vekiline
şöyle yazar: 'Bu buğdayı Basra'ya. geldiği zaman günün rayiciyle sat.
Sakın onu yarma tehir etme'. Buğdayın Basra'ya. gelişi maddelerin ucuz
olduğu bir güne rastlar. Tüccarlar buğdayı satana derler ki: 'Bir hafta
tehir ettiğin takdirde bugünkü kârın birkaç mislini kâr edersin'. Adam
buğdayı bir hafta tehir eder ve geldiği günün kârının birkaç mislini kâr
eder. Mal sahibine bu durumu daha sonra bildirir. Mal sahibi de kendisine
şöyle yazar: Cins Gıdaların bütün cinslerinde ihtikâr yasaktır. Gıda olmayan ve gıda olan maddelere yardımcı da bulunmayan ilâçlar, bitkiler, zaferan ve benzerleri gibi nesnelere gelince, bunlar ihtikârcılık hakkında vârid olan yasak hükmüne dâhil olamazlar. Her ne kadar bunlar yenecek (ve yutulacak) maddeler ise de... Et ve meyveler gibi gıdaya yardımcı olan, daimî değil de arada sırada gıdanın ye-rini tutan maddelere gelince, onlarda bu yasak hükmünün uygu-lanıp uygulanmayacağı biraz düşünülmesi gereken bir durumdur. Alimlerden bazıları bu yasak hükmünün yağ, bal, susam, peynir, zeytinyağı ve bunların yerini tutan maddelerde de vârid olduğunu söylemişlerdir. Vakit Zaman kıtlık zamanı ise, balın, yağın, susamın ve benzerlerinin depo
edilmesinde başkalarına zarar vermesi sözkonusu ise, bu takdirde bu malın
depolanmasının haram olup olmadığı, halka zarar verip vermediğine
bağlıdır. Çünkü sadece yiyecek maddelerinin ihtikârcılığını haram etmekten
bu anlaşılmaktadır. Bu sırra binaen tâbiîn-i kirâmdan bir zat bir kişiye şöyle vasiyette bulunmuştur: 'Sakın çocuğunu iki çeşit alışveriş ve iki çeşit sanata çırak olarak verme! a) Yiyecek maddelerini satmak, b) Kefenleri satmak; zira bu nesneleri satan kimse, daima kıtlığı ve insanların ölmesini temenni eder. O iki sanat ise, a) Mezbahacı olmaktır. Çünkü bu sanat, kalbi katılaştırır. b) Kuyumcu olmaktır. Çünkü kuyumcu olan bir kimse, dünyayı altın ve gümüşle süslendirir'. İkincisi, parayı karşıdaki adama verirken geçerli olmayan kalp paraları sokuşturmaktır. Bu da zulümdür. Zira muamele yapan kişi, eğer bilmezse, böyle yapmakla zarar görür... Eğer biliyorsa o da başkasına bunu sokuşturmaya kalkışacaktır. Üçüncüsü ve dördüncüsü de böyle yapacaktır ve bu kalp para ellerde dolaşacak, zarar umumîleşecek ve fesad gittikçe genişleyecektir. Hepsinin günâhı ve vebâli ise, ilk defa bu işi yapana ait olacaktır. Zira bu kapıyı ilk kez açan odur. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Kim kötü bir âdet icad edip kendisinden sonra gelenler o âdetle amel
ederse, o âdetten neş'et eden günah, ilk icad edenin boynunda olduğu gibi,
o kötü âdetle ondan sonra amel edenlerin günahları kadar da günahlarından
birşey eksik olmaksızın onun defterine işlenir.27 Gerçekten biz ölüleri diriltiriz. (Ölümlerinden önce iyi ve kötü) ileri
gönderdikleri amelleri ve (öldükten sonra) geri bıraktıkları iyi ve kötü
eserleri yazarız. Biz herşeyi Levh-i Mahfuz'da yazıp
saymışızdır. Yani insanların ölmeden önce ahirete gönderdikleri amellerini
yazdığımız gibi, geride bıraktıkları iyi veya kötü amellerini de
yazıyoruz! 1. Kişinin sermaye (kapital) olarak verdiği paradan kalp olduğu için, birşey geriye iade edilirse, onu ellerin yetişmeyeceği bir kuyuya atması uygundur. Başka bir alışverişte onu piyasaya sürmekten sakınmalıdır. Eğer o kalp parayı, bir daha kendisiyle muamele edilmeyecek derecede bozarsa caizdir. 2. Ticaret yapan bir kimseye parayı anlamak ve öğrenmek 3.Eğer parayı teslim ederse ve muamele yapan adam da onun 4.Kalp parayı, Hz. Peygamberin şu hadîsinin hükmüne dâhil 5. Kalp paradan gayemiz, içinde hiç gümüş olmayan para demektir; ancak
gümüş suyu ile yaldızlanmıştır veya o paradır ki, onun içinde altın
yoktur. Yani dinarlarda altın olmayınca, kalp para olur. İçinde gümüş
bulunan paraya gelince, eğer bakır ile karışık ise ve aynı zamanda
memleketin revaçtaki parası ise, âlimler böyle bir para ile muamele olup
olmayacağı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bizim görüşümüze göre; eğer bu
para memleketin rayiçte olan parası ise ister içindeki gümüşün miktarı
bilinsin, ister bilinmesin, bu para ile muamelenin ruhsatlı olduğudur.
Eğer o para, geçerli para değilse bununla alışveriş yapmak caiz değildir.
Meğer ki, içindeki gümüşün miktarı bilinmiş olsun. Eğer tüccarın malında
bir parça varsa, o parçanın içindeki gümüş memleketin rayiçte bulunan
parasının gümüşünden daha azsa, bu tüccara gereken vazife, o durumu
kendisiyle muamele yaptığı adama bildirmektir ve bu parayı kalp para ile
muamelelerin helâl olmadığını savunan bir kimseye teslim edebilir. Kalp
para ile muamelenin helâl olduğunu savunan kimseye o kalp parayı teslim
etmek caiz değildir. Bu kalp para ile muamele yapmanın helâl olduğunu
savunan bir kimseye bu parayı teslim etmek demek, o kimseyi günah işlemeye
itmek demektir. Bu tıpkı üzümden şarap yaptığını bildiği bir kimseye üzümü
satmak gibi olur.29 Böyle bir satış ise, şerre yardım ve ortaklık olduğu
için mahzurludur. Bu gibi bir misâl ile ticarette hak yolunu tâkip etmek,
ibadetin nâfile kısımlarına devam etmek ve kendini nafile ibadetlere
adamaktan daha zor ve Selef böyle muamelelerde ihtiyatlı davranırdı. Hatta Allah yolunda gazâ
edenlerin biri şöyle anlatır: 'Ben atımı bir kâfir öldürmek için sürdüm.
Atım ona yetişmedi, geri döndüm. Sonra o kâfir bana yaklaştı. İkinci bir
defa ona hücum ettim. Yine atım ona yetişmedi. Sonra üçüncü defa hücum
ettim. Atım bu sefer serkeşlik yapıp dizginlere râm olmadı. Oysa ben böyle
kötü bir huyunu görmemiştim. Böylece üzülerek döndüm. Başım eğik, kalbim
kırık vaziyette oturdum. Çünkü o düşmanı elimden kaçırmıştım. Bir de
atımın kötü huyundan nefret etmiştim. Başımı çadırın direği üzerine
koydum. Atım da yanımda duruyordu. Rüyamda gördüm ki, at bana sanki şöyle
diyordu: 'Sırtımda üç defa o iriyarı kâfiri tutmak için teşebbüse geçtin.
Oysa dün akşam bana yem aldın ve o yeme kalp bir dirhem verdin. Böyle şey
olur mu?' Bu zat diyor ki, 'Uykudan korkuyla uyandım. Yem satanın, yanına
gittim. Ona akşamleyin verdiğim kalp parayı değiştirdim'. ______ 24) Deylemî, Müsned'il-Firdevs, (Hz. Ali'den); Hâtib, Tarih,
(Enes'ten). İkisinin senedi de zayıftır. |
İslami Okul Okulların En Önemlisi