6.İkinci kısım Allah'ın celâli, azameti ve kibriyası hakkında | Zehirli Ok - Fikir - 1183. Sayfa
6.İkinci kısım Allah'ın celâli, azameti ve kibriyası hakkındaBu tefekkür 'de iki makam vardır: Birinci Makam Bunun sebebi şu olsa gerek: Akıllar burada hayrete düşer; Oraya gözü uzatmaya ancak sıddîkların gücü yeter. Onların da daimî bakmaya güçleri yetmez. Diğer insanlara gelince, onların Allah'ın celâline bakmakta gözlerinin hali, güneşin ışığına bakmakta yarasanın gözünün hali gibidir. Yarasanın güneşe bakmaya asla gücü yetmez, onun için gündüz gizlenir, ancak gece ortaya çıkar. Sıddîkların halleri, insanın güneşe baktığındaki haline benzer. İnsanın güneşe bakmaya gücü yeter. Fakat devamlı bakmaya gücü yetmez. Eğer devam ederse, gözünün kör olmasından korkar. Güneşin çekip kaptığı bakış, göz körlüğünü gerektirir ve ışığı dağıtır. İşte Allah'ın zatına bakmak da tıpkı bunun gibidir. Hayret, dehşet ve aklın ızdırabını doğurur. Bu bakımdan durum bu oldukça en doğrusu Allah'ın zatı ve sıfatları hakkındaki tefekküre dalmamaktır; zira akılların çoğu buna tahammül edemez. Hatta bazı âlimler tarafından tasrih edilen 'Allah mekandan mukaddes, yön ve cihetlerden münezzehtir, ne âlemin dahilinde ne de haricindedir. Ne âlemle bitişik ne de ondan ayrıdır' sözü bile, birçok grubu inkâra varacak derecede hayrete düşürmüştür; zira onlar bunu duymaya güç yetirememişlerdir. Hatta bir grup bundan daha azına bile tahammül edememişlerdir; zira onlara 'Allah Teâlâ baş, ayak, göz ve herhangi bir âzadan münezzehtir. Miktarı ve hacmi olan müşahhas bir cisim olmaktan münezzehtir!' dendiğinde bu hükmü inkâr ettiler ve bunun Allah'ın azamet ve celâli hakkında bir eksiklik olduğunu zannettiler. Hatta avam tabakasından bazı ahmaklar dedi ki: 'Bu söylenen vasıf, Hindistan kavun'unun vasfıdır. Mâbudun vasfı değildir!' Çünkü miskin Allah'ın celâl ve azametinin bu âzalarda olduğunu zannetmektedir. Böyle düşünen bu insan, nefsinden başkasını tanımaz. O ancak nefsini tâzim eder. Bu bakımdan sıfatlarında onunla eşit olmayan hiçbir şeyde azameti anlayamaz. Evet, bu insanın anlayışı; nefsini güzel suretli, tahtın üzerinde oturmuş, huzurunda emrini harfiyen yerine getiren hizmetkârlar bulunan bir padişah şeklinde tasavvur eder. Bu bakımdan şüphe yoktur ki bu kimse Allah hakkında da bunu düşünerek azameti anlar. Eğer sineğin aklı olsaydı ve kendisine 'Senin yaratanın kanat, el ve ayaktan münezzehtir. Onun için uçuş sözkonusu değildir' denilseydi, sinek bu hükmü redderek şöyle derdi: 'Nasıl benim yaratanım benden eksik olur? Yaradanım nasıl kanatları kesik veya uçamayan bir topalgibi olur? Benim uçma alet ve kudretim olur da Hâlık ve Musavvir olduğu halde O'nun olmaz mı?' Halkın çoğunun düşüncesi, sineğin bu düşüncesine yakındır! Muhakkak ki insan, çok cahil, çok zâlim ve nankördür. Allah'ın zatı ve sıfatları hakkındaki tefekkür bu yönden tehlikeli olunca, şeriatın ve halkın yararı bu hususta tefekkür edilmemesini uygun buldu. Şimdi biz, ikinci makama döneceğiz. İkinci Makam Çünkü yere yansıyan ışık, güneş ışığının eserlerindendir. Eserlere bakmak, az da olsa müessire de-lâlet eder. Her ne kadar müessirin bizzat kendisine bakmanın yerine geçmese de! Güneşin bi razı tutulduğunda su dolu bir leğeni bütün güneş orada görünsün diye koyarlar ki o vasıta ile güneşe bakmak mümkün olsun! Bu bakımdan su, güneşe bakmak takatını verecek bir vasıtasıdır. İşte fiiller de vasıtadır. Onlarda fâilin sıfatlarını görürüz. Fiiller vasıtasıyla zattan uzaklaştıktan sonra zatın nûrları ile sersemleşmeyiz. İşte bu, Hz. Peygamber'in şu hadîsi-i şerîfinin sırrıdır: 11) Nitekim şöyle bir hadîs vardır: 'İnsanlara anlayabilecekleri kadarıyla hitap ediniz. Onların Allah'ı ve rasûlünü yalanlamalarını ister misiniz?' |
İslami Okul Okulların En Önemlisi