17.Rıza'nın Fazileti | Zehirli Ok - Muhabbet - 1133. Sayfa
17.Rıza'nın FaziletiAyetler İyiliğin karşılığı yalnız iyilik değil midir? (Rahmân/60) İhsan'ın son noktası, Allah'ın kulundan razı olmasıdır. Bu ise kulun Allah'tan razı olmasının sevabıdır. Adn cennetlerinde güzel meskenler va'dedilmiştir. Allah'ın (onlardan) razı olması ise hepsinden büyüktür. İşte bu en büyük saadettir.(Tevbe/72) Görüldüğü gibi, Allah rızayı Adn cennetinin üstüne çıkarmıştır. Nitekim onun zikrini namazın üstüne çıkararak şöyle buyurmuştur: Zikri yapılan zatı namazda görmek namazdan daha büyükse, onun gibi, cennet sahibinin rızası da cennetten daha yücedir. Hatta o, cennet sakinlerinin isteklerinin en yücesidir. Allah Teâlâ mü'minlere tecelli ederek şöyle buyurur: 'Benden isteyiniz'! Onlar da 'Senin rızanı istiyoruz!' derler.53 Bu bakımdan cennet ehlinin Allah'ın cemâline baktıktan sonra rızasını istemeleri rızanın fazilette en son zirve olduğunu gösterir. Kısacası; Allah'ın cemâline bakmanın üzerinde bir mertebe yoktur. Cennet ehli cemâle bakmaktan sonra rızayı şundan dolayı istediler: 'Rıza bakışın devamlılığını sağlar! Sanki onlar bakış nimetine mazhar olduklarında bakışı gayelerin gayesi ve isteklerin son merhalesi olarak gördüler. Allah Teâlâ onlara 'isteyiniz' diye emredince onlar cemâline bakmanın devamından başkasını istemediler ve bildiler ki rıza perdenin daimî bir şekilde kalkmasına vesiledir. Bu ayet hakkında bazı müfessirler dediler ki: 'Cennet ehline bu ziyadelik sırasında rabb'ül âlemîn'in katından üç hediye gelir. O hediyelerden biri, öyle bir hediyedir ki onların katında cennetlerde onun benzeri yoktur. O da şu ayetle ifade edilmiştir: İkincisi, Allah'ın onlara selâmıdır. Bu ilâhî selâm, daha ön-ceki hediyeyi kat kat artırır. O da şu ayetle ifade edilmiştir: Üçüncüsü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Muhakkak ben sizden razıyım! Yani onların içinde bulunduğu nimetten daha büyüktür. İşte bu, Allah'ın rızasının faziletidir. Allah rızası da kul rızasının meyvesidir. Hadîsler Hâkimdirler, âlimdirler. Fıkıh ve anlayışlarından ötürü öyle yaklaştılar ki neredeyse peygamber olacaklardı.55 Rızkı yetecek kadar olduğu ve buna razı bulunduğu halde İslâm dinine hidayet olunan bir kimseye ne mutlu! Kim Allah'tan gelen az rızka razı olursa, Allah Teâlâ da ondan gelen az amele razı olur!56 Hz. Peygamber şöyle anlatır: Yine Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Dâvud'un haberlerinde şöyle vârid olmuştur: 'Benim velî kullarımın dünyaya ihtimam etmekle ne işleri vardır? Dünyaya ihtimam etmek, münacâtımın tadını velî kullarımın kalplerinden giderir. Ey Dâvud! Velî kullarımdan sevdiğim durum, dünyanın hiçbir şeyi için gam yemeyen ruhânî kimseler olmalarıdır'. Rivayet ediliyor ki Hz. Musa (a.s) şöyle dua etti: Hz. Musa'nın (a.s) münacâtında şöyle dediği vârid olmuştur: Bundan daha şiddetlisi rivayet edildi. O da şudur: Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Şiddette bunun benzeri Allah Teâlâ'nın Hz. Peygamber tarafından haber verilen şu hadîs-i kudsî'deki sözüdür. Allah Teâlâ (c.c) bir hadîs-i kudsî'de şöyle buyurmaktadır: Geçmiş haberlerde şöyle vârid olmuştur: Peygambierlerden biri Allah Teâlâ'ya açlık, fakirlik ve eziyet hakkında on sene şikayet etti. Onun dileği kabul olunmadı. Sonra Allah Teâlâ ona şöyle vahyetti: 'Ne kadar daha şikayet edeceksin? Yer ve gökleri yaratmadan önce levh'ul-mahfuz'da senin başlangıcın böyleydi. Benden sana kader böyle sebkat etmiştir. Dünyayı yaratmadan önce senin için böyle hükmetmişim. Dünyanın yaratılışını senin için yeniden iade etmemi veya senin için takdir ettiğimi tebdil etmemi mi istiyorsun? Böylece senin sevdiğinin benim sevdiğimin üstüne çıkmasını, senin iradenin benim irademe galip gelmesini mi istiyorsun? İzzet ve celâlime yemin olsun! Eğer bu durum senin göğsünde ikinci bir defa kıpırdanırsa, muhakkak seni peygamberlik defterimden sileceğim!' Rivayet ediliyor ki Adem (a.s) küçük çocuklarının bazısıyla beraberken çocuklar onun sırtına biner ve inerdi. İçlerinden biri, merdivene basar gibi, Adem'in (a.s) kaburga kemiklerine basar, başının üstüne çıkar, sonra yine kaburgalarına basa basa inerdi. Adem de başını yere eğer, ne konuşur, ne de başını kaldırırdı. Bunun üzerine, büyük çocuklarından biri kendisine 'Babacığım görmüyor musun bu sana neler yapıyor?! Neden bunu azarlamıyorsun?' dedi. Âdem (a.s) 'Ey oğul! Sizin görmediğinizi ben gördüm. Sizin öğrenmediğinizi öğrendim. Ben bir hareket yaptım da keramet evinden zillet evine, nimet evinden şekavet evine indirildim. İkinci bir hareket daha yapıp bana bilmediğim bir şeyin isabet etmesinden korkuyorum' dedi. Enes b. Mâlik (r.a) der ki: Hz. Peygamber'e on sene hizmet ettim. Bu on sene zarfında yapmış olduğum birşey için 'Neden yaptın?' ve yapmamış olduğum birşey için de 'Neden yapmadın?' demedi. Olan hiçbir şey için 'Keşke olmasaydı' olmayan hiçbir şey için de 'Keşke olsaydı' demedi. Onun aile fertlerinden biri benimle cedelleştiğinde şöyle derdi: 'Onun yakasını bırakın! Eğer birşeye hükmedilmiş ise muhakkak olacaktır'.64 Rivayet ediliyor ki Allah Teâlâ, Hz. Dâvud'a (a.s) vahiy göndererek şöyle buyurmuştur: 'Ey Dâvud! Muhakkak sen de irade ediyorsun ben de! Ancak benim irade ettiğim olur! Bu bakımdan benim irade ettiğime teslim olduğunda senin irade ettiğinden seni müstağni kılarım. Eğer irade ettiğime teslim olmazsan, senin irade ettiğin şey hususunda seni yorarım. Sonra benim irade ettiğimden başkası da olmaz'. Ashâb'ın ve Alimlerin Sözleri Ömer b. Abdülazîz şöyle demiştir: 'Benim için kaderin vuruş noktalarından başka hiçbir yerde sevinmek kalmamıştır'. Abdülâziz b. Ebî Revvad65 dedi ki: 'Sirke ile arpa ekmeği yemek, kıl ile yün giymek hüner değildir. Fakat hüner Allah'ın rızasındadır'. Abdullah b. Mes'ud (r.a) şöyle demiştir: 'Eğer ben bir ateş korunu yalarsam, o kor da yaktığını yakar; bıraktığını bırakırsa, bu durum bana, olan bir şeye 'keşke olmasaydı' veya olmayan bir şeye 'keşke olsaydı'dememden daha sevimli gelir'. Bir kişi, (Basralı) Muhammed b. Vasî'ın ayağındaki çıbanabaktı ve şöyle dedi: 'Ben bu çıbandan dolayı sana acıyorum!'Muhammed 'Fakat ben bu çıban çıktığından beri, gözümde İsrailiyat'ta şöyle rivayet edilmiştir: 'Bir âbid uzun bir zaman Allah'a ibadet etti. Nihayet rüyada ona 'Cennette filan çoban kadın senin arkadaşındır' dendi. Bunun üzerine âbid, buluncaya kadar o kadını araştırdı. Kadını ameline bakmak için üç gün misafirliğe davet etti. Âbid geceleyin hep ibadet yapar, kadın da yatardı. Gündüz oruçlu olur, kadın yerdi. Âbid kadına sordu: Senin, gördüğümden başka bir amelin var mıdır?' Kadın 'Yemin, olsun gördüğünden başka bir amelim yok ve bundan başkasını da bilmiyorum' dedi. Âbid durmadan, ısrarla kadına 'Hatırla bakalım!' diyordu. Kadın sonunda 'Benim küçük bir hasletim vardır. O da sıkıntıda olursam, genişlikte olmayı temenni etmem. Hastalık içinde olursam sıhhatte olmayı temenni etmem. Gölgede olursam güneşte olmayı temenni etmem!' dedi. Bu sözleri işittikten sonra, âbid, iki eliyle başını tutup şöyle dedi: 'Ey kadıncağız! Sen buna küçük bir haslet mi diyorsun? Allah'a yemin ederim, bu büyük bir haslettir. Âbidler bile bunu yapmaktan acizdirler'. Seleften bir zattan şöyle rivayet edildi: 'Allah Teâlâ, göklerden bir hükümle hükmettiğinde, yeryüzündeki insanların hükmüne razı olmalarını ister'. Ebu Derdâ şöyle der: 'İmanın zirvesi; hükme karşı sabretmek, kadere rıza göstermektir'. Süfyan es- Sevrî, bir gün Rabiat'ül-Adeviyye'nin yanında şöyle dua etti: 'Ey Allahım! Bizden razı ol! Bunun üzerine Rabia hatun Sevrî'ye hitaben 'Sen Allah'tan razı olmadığın halde O'ndan razı olmasını istemekten utanmıyor musun?' dedi. Bu çıkış üzerine, Sevrî 'Estağfirullah! (Allah'tan af dilerim)' dedi. Bu durum karşısında Câfer b. Süleyman ed-Debî66 'O halde kul, ne zaman, Allah'tanrazı olur?' diye sordu. Rabia Hatun 'Kulun musibetle sevinmesi, nimetle sevinmesi gibi olduğunda Allah'tan razı olmuş demektir' dedi. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ (c.c), hikmet ve celâliyle, sevgiyi, rıza ve yakînde kılmıştır. Gam ve üzüntüyü ise, şekk ile öfkede kılmıştır.68 53) Ahmed, İbn Hibban ve Hâkim |
İslami Okul Okulların En Önemlisi