50.Allah'ın Rahmetinin Genişliği | Zehirli Ok - Olum Ve Sonrasi - 1457. Sayfa
50.Allah'ın Rahmetinin GenişliğiEseri böyle bir bölümle son erdirmeyi iefe'üî kabilinden yapıyoruz; zirâ Hz. Peygamber güzel bir konuşmayı dinleyip yorumlamayı severdi. Çünkü bir amelimiz yoktur ki onunla Allah'ın affını ümit edelim. Öyleyse tefe'ül bilhayr hususunda Hz. Peygamber'e uyalım ve ümit edelim ki dünya ve âhirette sonumuz hayırla kapansın! Nitekim kitabımızı da Allah'ın rahmetini belirtmekle sonuçlandırdık. Allah kendisine ortak koşulmasını affetmez. Bundan başka günahları dilediği kulu için affeder. (Nisa/48) Ey nefislerine karşı haddi aşmış kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir. (Zümer/53) Kim bir fenalık yapar, yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve merhametli bulur.(Nisa/10) Biz ayağımızın kayışından, elimizde bulunan şu kitabımızda kalemimizin hududu aşmasından ve diğer kitaplarımızdaki hatalarımızdan ötürü af talep ediyoruz. Kusurlu olmakla beraber Allah'ın dinini bilmeyi iddia ettiğimizden ötürü de Allah'tan af talep ederiz. Allah'ın rızasını talep ederken, başka şeylerin karıştığı her ilimden ve amelden ötürü de Allah'tan af talep ederiz. Vermiş olduğumuz, sonra yerine getirmekte kusur ettiğimiz her sözden ötürü de affını talep ediyoruz. Bize vermiş olduğu ve bizim tarafımızdan günahta kullanılan her nimetten ötürü affını talep ediyoruz. Bizim niteliğimiz olan her kusurlunun kusurüyla ve her eksiğin eksikliğiyle her türlü târiz ve tasrihten de affını talep ediyoruz. Bizi tasannua, tekellüfe, yandığımız bir kitapta insanlara süslü görünmeye, nazmettiğimiz bir kelâmda, ifade ettiğimiz veya istifade ettiğimiz ilimde belirttiğimiz tekellüfe bizi davet eden her tehlikeden ötürü de affını talep ediyoruz. Bütün bunlardan ötürü affını talep ettikten sonra hem kendimiz, hem de bu kitabımızı veya diğer kitablarımızı mütalaa eden veya dinleyen kimseler için af, rahmet, görünür görünmez bütün günahlardan vazgeçmekle şereflendirilmemizi diliyoruz; zira keremi umûmîdir. Rahmeti geniş, cömertliği bütün mahlûklar üzerine oluk halinde akmaktadır. Biz de Allah'ın mahlûklarından bir mahlûkuz. Allah'a olan vesilemiz ancak onun fazl ve keremidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir: Rivayet ediliyor ki kıyamet gününde Allah Teâlâ arşının altına şöyle yazar: 'Rahmetim öfkemi geçmiştir. Ben rahmet edenlerin en merhametlisiyim. Bu bakımdan cennet ehlinin iki misli kadar cehennemden insanlar çıkarılıp bağışlanır. Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir: Allah Teâlâ, kıyamet gününde Âdem'in (a.s) zürriyetinden yüz bin kere yüz bin (bir milyon) ve on bin kere yüz bin kişi hakkında şefaatini kabul eder.303 Allah Teâlâ kıyamet gününde mü'minlere şöyle der: 'Benimle mülâ-kî olmayı sever miydiniz?' Mü'minler 'Ey rabbimiz! Evet, severdik' derler. 'Neden severdiniz?' diye sorunca, mü'minler 'Senin affını ve mağfiretini ümid ederdik de ondan!' derler. Allah Teâlâ bir hadîs-i kudsî'de şöyle buyurmaktadır: Cehennem ehli cehennemde toplandıkları ve onlarla beraber kıble ehlinden Allah'ın diledikleri bir araya geldikleri zaman kâfirler müslümanlara 'Siz müslüman değil miydiniz?' diye sorarlar. Müslümanlar 'Evet!' derler. Kâfirler 'O halde İslâmiyetiniz size bir fayda sağlamadı; zira siz de bizimle beraber ateştesiniz' deyince, müslümanlar derler ki: 'Bizim günahlarımız vardı. O günahlardan ötürü muâhaze edildik'. Bunun üzerine Allah Teâlâ onların dediklerini işitir ve ehl-i kıbleden olanların cehennemden çıkarılmasını emreder. Böylece müslümanlar cehennemden çıkarlar. Kâfirler bu durumu görünce 'Keşke biz de müs-lüman olsaydık! Onlar gibi biz de çıkmış olsaydık!' derler. Bunları söyledikten sonra Hz. Peygamber şu ayeti okudu: Yine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: 'Kıyamet gününde kimin se-vapları günahlarından fazla ise, hesaba tutulmadan cennete girer.. Kimin günahlarıyla sevapları eşit ise, o az hesaba tutulur, sonra cennete girer. Hz. Peygamberin şefaati ancak o kimse içindir ki nefsini helâk etmiş, yükünü iyice ağırlaştırmıştır', Rivayet ediliyor ki Allah Teâlâ, Musa'ya (a.s) hitaben şöyle demiştir: 'Ey Musa! Karun senden imdâd bekledi. Fakat ona yardım etmedin. İzzet ve celâlime yemin olsun! Eğer benden imdâd isteseydi yardımına koşar ve onu affederdim'. Sa'd b. Hilâl şöyle demiştir: "Kıyamet gününde iki kişinin ateşten çıkması emrolunur. Allah Teâlâ onlara hitaben 'Ateşten çıkışınız, ellerinizin yapmış olduğu iyilikten ötürüdür. Ben kuluma zulmedici değilim' der. Onların tekrar cehnenneme döndü-rülmesini emreder. Buna karşılık onlardan biri bağlı bulunduğu zincirleriyle koşa koşa cehenneme dalar. Diğeri ise ağırlaşır. Allah Teâlâ emreder, ikisini geri getirirler ve ikisini de yaptıklarından sorguya çeker. Cehenneme koşanı der ki: 'Ben mâsiyetin vebalinden korktum. Ben asla ikinci bir defa senin öfkene kendimi mâruz bırakamam'. Duraklayan kimse de der ki: 'Senin hakkındaki beni cehennemden çıkardıktan sonra tekrar oraya göndermeyeceğini zannettim. Onun için geciktim'. Allah Teâlâ bunların ikisinin de cennete götürülmesini emreder". Kıyamet gününde arşın altından bir dellâl şöyle bağırır: 'Ey Muhammed Ümmeti! Benim sizde olan hakkımı size hibe ettim. Ancak kul hakları kalmıştır. Siz de haklarınızı hibe ediniz. Rahmetimle cennetime giriniz.307 Bir bedevî İbn Abbas'ın 'Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz (Allah) sizi ondan kurtardı', (Alu İmran/103) ayetini okuduğunu işitince şöyle haykırdı: 'Allah'a yemin olsun! Sizi o ateşe sokmak istediği halde sizi ondan kurtarmaz?' Bunun üzerine İbn Abbas yanındakilere 'Bu hükmü fakih olmayan bir kimseden edinin!' dedi. es-Senabihî308 der ki: Ubâde b, Samit ölüm hastalığında iken huzuruna vardım ve ağladım. Bana şöyle dedi: 'Sakin ol! Neden ağlıyorsun? Allah'a yemin olsun, Hz. Peygamberden dinlediğim ve sizin için hayırlı olan hiçbir hadîs yoktur ki size söylememiş olayım. Ancak bir hadîs kalmıştır. Onu da bugün nefsimi kap-sadığı halde size söyleyeceğim: Kim Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şahidlik ederse Allah onu ateşe haram kılar.309 Abdullah b. Amr b. el-Âs Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder: Hz. Peygamber (s.a) uzun uzun kıyamet ve sırat'ı vasıflandıran bir hadîsin sonunda şöyle demiştir: Bundan sonra Allah Teâlâ şöyle buyurur: 'Dönün! Kimin kalbinde zerre miskali hayır görürseniz onu cehennemden çıkarın'. Melekler birçok kimseyi daha çıkardıktan sonra şöyle derler: 'Ey rabbimiz! Bize emrettiklerinden kimseyi cehennemde bırakmadık!' Ebû Said der ki: Eğer bu hadîsi tasdik etmezseniz şu ayeti okuyun: 'Allah zerre kadar haksızlık etmez, zerre kadar bir iyilik olsa Allah Teâlâ şöyle buyurur: 'Melekler şefaat ettiler. Peygamberler ve mü'minler şefaat ettiler. Erhamürrahimîn'den başkası kalmadı! Allah Teâlâ, bir avuç avuçlar, hayatında hiç hayır işlemeyen bir kavmi cennetten çıkarır ki onlar cehennemde kömür kesilmişlerdir. Onları, cennet kapılarındaki hayat nehri denilen bir nehre atar. Onlar o nehirden tıpkı sel akıntısının kıyısında biten bitki gibi çıkarlar. Siz o bitkileri görmez mi-siniz? Taş ve ağaç tarafında kalan kısımdan güneşi göreni sarı ve yeşil olur. Gölgede olanı ise beyaz olur. Yine Buhârî İbn Abbas'tan (r.a) şöyle rivayet eder: Birgün Hz. Peygamber yanımıza gelerek şöyle dedi: Bunlarla beraber 70.000 kişi hesapsız cennete girecektir denildi. Bu esnada Ukkaşe (r.a) ayağa kalkarak şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Allah'.tan dile ki beni onlardan kılsın!'Sonra bir sahâbî ayağa kalkarak Ukkâşe'nin dediği gibi söyledi. Fakat Hz. Peygamber 'Ukkaşe senden daha çabuk davrandı!' buyurdu.311 Amr b. Hâzım el-Ensârî'den şöyle rivayet ediliyor: Üç gün Hz. Peygamber bizden kayboldu. Ancak farz namaz için çıkıyor, namazı kıldırıp tekrar odasına dönüyordu. Dördüncü gün olunca bize geldi. 'Ey Allah'ın Rasûlü! Sen bizden kayboldun. Birşey olduğunu zannettik' dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dedi: Ebû Zer, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: Ebû Derdâ (r.a) şöyle diyor: Hz. Peygamber 'Rabbinin ma-kamından korkan bir kimse için iki cennet vardır!' (Rahmân/46) ayetini okuduğunda sordum: Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir: Müslim, Sahihinde Ebû Burde'den şöyle rivayet eder: Ömer b. Abdülazîz'e babası Ebû Musa'dan, o da Hz. Peygamber'den şu had-îsi rivayet etti: Müslüman bir kimse ölür ölmez Allah Teâlâ onun cehennemdeki yerine bir yahudi veya bir hristiyanı sokar. Rivayet ediliyor ki bir savaşta bir çocuk durdurup onun yanı başında şöyle bağrıldı: 'Bu çocuğun fiyatını kim artırır?' Bu durum yaz ve harareti şiddetli olan bir günde oldu. O çocuğu kavmin çadırında oturan bir kadın gördü. Çocuğa yönelip var kuvvetiyle koştu. Kadının arkadaşları da arkasından koştular. Kadın, çocuğun elinden tutup onu bağrına bastıktan sonra sırt üstü yattı. Çocuğu kucağına alıp çocuğu güneşten koruyup 'Oğlum! Oğlum!' diye bağırdı. Bunun üzerine halk ağladı ve orayı terkettiler. Hz. Peygamber de onların şefkatinden sevinip ötürü onlara müjde vererek şöyle dedi: İşte bu ve Ümit bölümünde zikrettiğimiz hadîsler, Allah'ın rahmetinin genişliğini müjdeler Allah Teâlâ'dan ümidimiz, bizim müstehak olduğumuz ile bize muamele yapmaması, şânına uygun olanıyla bize lütûfta bulunmasıdır. Bunu da minnetiyle, rahmet ve cömertliğinin genişliğiyle yapsın! Âmin! 301) Müslim, (Ebû Hüreyre ve Selman'dan) |
İslami Okul Okulların En Önemlisi