İkinci Bölüm Musibetler ve Tedavi Yöntemleri - İslami Bilgiler - Acigercek - 3. Sayfa
İKİNCİ BÖLÜM
MUSİBETLER VE
TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Biz
Müslümanlar Allah Teala'nın Yüce Kitabında emrettiği herşeyi tatbik etmekle ve bunun
yanında peygamberlerin sonuncusu Hz.Muhammed el-Haşimi el-Arabi’ye (s.a.s.)
itaat etmekle sorumluyuz. “Kim Rasûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.”
(
Hayatımızın her alanında Rasûlullah’ın (s.a.s.) hayatını, onun sünnetini ve onu örnek alan, onun yolundan giden, onun sünnetine tabi olan Raşit Halifelerin -Allah hepsinden razı olsun- sünnetini örnek alalım.. Peygamber Efendimiz söyle buyurmuştur: “Benim ve benden sonra gelen Raşit Halifelerin sünnetine uyun. Bu sünnete sımsıkı sarılın.”
E
GÖNÜLLERDE İYİCE
YERLEŞMESİNE
ÇALIŞMAK
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) işe İslam'a davet ile başladı. Mekke dönemi boyunca on üç yıl imanın kalplerde iyice yerleşmesine, inancın gönüllerde iyice kök salmasına çalıştı. Sonunda akidesi sağlam Müslüman bir topluluk ortaya çıktı. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) böylece yeryüzündeki ilk İslam Devletini Medine-i Münevvere'de, kardeşleri Ensar'ın yardımıyla kurdu (Allah hepsinden razı olsun). Bu devlet, ihlâs ve samimiyetle Allah'ın hükümlerini uygulayan, önderleri Rasulullah'a tabi olan, onun emirlerini yerin getiren, onun talimatlarına uyan sağlam bir İslam Devleti idi.
Bugün yeryüzündeki İslami hareketlere gelince, bunların hedefi şu an toplumun yaşadığı acı gerçeği tedavi etmektir. Fakat bu hareketler, maalesef Rasullah'ın yaptığı gibi imanın kalplerde, inancın gönüllerde, özellikle de büyümekte olan çocukların gönüllerinde iyice yerleşmesine çalışmıyor. Aksine bu hareketler duygulara ve yeni düsturlar koymaya dayanıyor. Bu durum da prensiplerin delinmesine sebep oluyor. Çünkü makam, mevki arzusunda olan, yüksek rütbe vb. şeyleri arzulayan kişiler, bu ilkelere mensup oluyor hatta belki de bu kişilerden bazıları düşündüğü şeye ulaşıyor fakat mensubu olduğu görüşün emrettiği gibi yaşamıyor ve mensubu olduğu grup için güzel bir örnek olmuyor, aksine yaşam tarzlarından, menfaat peşinde koştuklarından, severek dünyanın ardından koştuklarından, inandıkları ve propagandasını yaptıkları fikirleri hakkıyla temsil edemediklerinden dolayı o gruba eleştiriler yöneltiyor. Böylece o toplum zayıflıyor ve ona değişik bir gözle bakılıyor. Dolayısıyla o cemaat hedefine ulaşamıyor ve başarısız oluyor.
İslam
ümmeti tek bir ümmettir. “Hakikaten bu (bütün peygamberler ve onlara iman
edenler) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyle
ise bana kulluk edin.” (
Yine fikri, içtimai, siyasi hareket ve örgütler arasında grupçuluk fikirleri ortaya çıktı. Çünkü herkes meydanı ele geçirmek ve başkalarına üstün gelmek istiyordu. Maalesef diğer bütün grupların kendisine düşman olmasına rağmen İslami hareketlerin durumu da böyledir. Şayet İslami bir gruptan herhangi bir muhalefet veya yanlış bir davranış ya da hatalı bir görüş sadır olsa diğer İslami hareketler bu gruba karşı hoş olmayan bir şekilde ve kabul edilemez bir tarzda saldırıyorlardı. Bu durum bütün İslami hareketlere zarar veriyor ve onların itibarın düşürüyordu. Aslında yapılması gereken bir araya gelip durumun incelenmesi, konunun araştırılması, sağlam bir İslamî görüşe ulaşılması ve üzerinde ittifak sağlanan bu görüşün topluma arz edilmesidir. Sağlam çözüm işte budur. Burada başvurulması gereken böyle bir çözüm yolu dururken eleştirme, birbirini suçlama ve ayrılığa düşme doğru değildir.
GÖSTERİŞ MERAKI
Bir âlimin kitabında veya
makalesinde veya hitabesinde veya verdiği bir cevapta hata olabilir. Bu durumda
bazıları hemen kendi görüşüne göre o âlimi eleştirmeye veya hatasını
düzeltmeye kalkıyor. Maalesef verilen cevapta ilimle bağdaşmayan, yazarın ve
yazdığı şeyin konumuna uymayan sözler yer alıyor. Aslında olması gereken -Resulüllah’ın
uygulaması örnek alınarak- yazıda ta’riz ve teşhirin olmamasıdır. Peygamber Efendimiz
uygunsuz bir şekilde arz edilen bir meseleye cevap verirken “Şöyle şöyle diyen
insanlara ne oluyor?” diye bir ifade kullanılır ve konuşan insanların adını
zikretmeksizin doğru cevabı söylerdi. Şüphesiz onların adını söylemek onları
yermek ve itibarlarını düşürmek demektir. Değerli kardeşlerimizin bu hususa
dikkat etmeleri ve Resulüllah’ı örnek almaları gerekir. Zira o bizim için en güzel
örnektir. Biz de onun taraftarlarıyız, onun sünnetine tabii oluyor, yolundan
gidiyoruz. Şayet bunları yaparsak dinimizde sabit olmuş, Rasulüllah’a uymuş,
İslam kardeşliğimizi güçlendirmiş, düşmanlarımızın yüzüne kapıları kapatmış,
onları aramıza girmekten, saflarımız arasına fitne sokmaktan, toplumumuzda entrikalar
çevirmekten engellemiş oluruz. İşte herkes bunun için gayret etsin. Âlimin, din
kardeşine gitmesi, onu ziyaret etmesi, onunla kardeşçe ve sevgiyle konuşması
mümkündür. Şayet bu ikisinin önderi iman, temel kriterleri kardeşlik olursa, göz
açıp kapayıncaya kadar hakka ulaşmaları mümkündür. Her zaman görüş alışverişi yapılmalıdır.
Tüm âlimlere, davetçilere ve hayır ehline düşen her durumda tarafların arasını
bulmaktır. “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun
ki esirgenesiniz.”
(
Aşırı dalkavukluk ve doğru yoldan sapma pahasına da olsa yüksek mevki arzusunda olan, bunun için çalışan, bu arzunun peşinde koşan bazı insanlar vardır. Müslüman olduğunu söyleyenlerden veya sapık fırka taraftarlarından birisi güçlü oldukları takdirde Müslümanlara yönetici olabilir. Hepimizin hatırlayacağı gibi geçmişte âlim geçinen birisi vardı. O zamanki zayıf dönemde sapık fırkalardan -Allah muhafaza- birinin lideri, bir bölgenin liderliğini ele geçirdi. Bu sözde âlim hemen o lidere koştu ve ona yaklaşmaya, dalkavukluk etmeye başladı. Lideri, inancının güzelliğiyle övüyor, ibadetiyle methediyordu. Onun hakkında “O, âbid bir adamdır, gecenin çoğun ibadetle geçirir, gündüzleri Allah’ı zikre devam eder” vb. sözler sarf ederek reklamını yapıyordu. Bu davranışı, toplum nazarında alimlerin itibarını zedeliyordu. İslam düşmanları gizli bir şekilde konu hakkında göndermeler yapıyordu. Anlatılanlara göre; bu dalkavuk alim bir defasında Kuzey Afrika’da Cezayir’de o gün düzenlenen bir törende bir konuşma yaptı. Liderini övmede o kadar aşırı gitti ki sonunda oradaki Müslümanları iyice kızdırdı. Törenin bitmesinden sonra gençlerden biri âlime yaklaştı ve ona şöyle dedi: “Kişi sevdiği ile beraberdir.” Profesör bu söze çok kızdı, kendini kaybederek hiç yakışık almayan sözler sarf etti. İşte, yüksek mertebe, makam, mevki arzusunda olanlar, arzularına ulaşma uğrunda kafirleri bile dost ediniyorlar.
“İnsanlardan
öِylesi vardır ki, dünya hayatı hakkında söِyledikleri senin hoşuna gider. Hatta bu kişi,
kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah'ı şahit tutar. Hâlbuki o, hasımlarn en yamanıdır. O, dِönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde
ortalığıً fesada vermek, ekinleri
tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu
sevmez. Böylesine "Allah'tan kork!" denilince benlik ve gurur
kendisini günaha sevk eder. (Ceza ve azap olarak) ona cehennem yeter. O ne köِtü yerdir!” (
Bu gibi olayların tedavisi bir grup liyakatli ve bilgin alimin bu kişiye gidip kendisiyle uygun ve gayet yumuşak bir şekilde konuşmaları, ona geçmiş olayları ve hadiseleri hatırlatmalarıdır. Eğer bu kişinin içinde hayır namına bir şey kalmışsa doğruyu görecek ve yaptığı tedrici olarak uzaklaşacaktır. Şayet ders almazsa Allah her şeyden haberdardır ve her şeyi görmektedir. Karun’a verdiği cezayı ona da verecektir. Âlim grubunun o kişiye, yaptığı şeyleri söylememesi hikmettendir. Zira yaptığı şeyleri ona söylerlerse belki de o kişiyi gurur, kibir kaplar da liderine haber verip uyduracağı yalan ve iftiradan dolayı liderinin o alimleri öldürmesine sebep olabilir.
Firavun öldü fakat bu âlim, Karun’un Firavun’u yad ettiği gibi onu yad ediyor. Firavun’un yerini oğlu aldı. O da babasının yolundan gitti. Bu âlim, onu da övmeye başladı ve onu “İmanı halis, ameli iyi, akidesi sağlam” diye anlatıyor ve şöyle diyordu: “Ona ve onun gibi olanlara genişliği gökler ve yer kadar olan, muttakiler için hazırlanan cennette görecekleri güzel mükafattan dolayı tebrikler…” Bu alim, yalakalığa devam etmek ve liderinin kendisine cömertçe verdiği paraları alabilmek için sahip olduğu mevkide devam etti.
Bu diğer dalkavukları cesaretlendirdi. Aralarında yarış başladı. Herkes Cuma ve bayram hutbelerinde, toplantılarda, törenlerde, övgü, dalkavukluk ve başkasını suçlama konusunda diğerini geçmeye çalışıyordu. Ancak kendilerini aldatıyorlardı fakat bunun farkında değillerdi. Bu, toplum nazarında ilim ehlinin itibarını epey zayıflattı ve onların insanlar üzerindeki etkisini bitirdi. Hatta maalesef ilmin etkisini yok etti. Menfaat düşkünü, heva ve arzusuna tabi olanlar ortaya çıktı. Bunlar toplumda en büyük etkiye sahip oldular. Ülkeye kaos hakim oldu, bozulma her yeri kapladı ve insanlar yaşayacağı acı gerçeği yaşadı. Âlimlere düşen görev, tek bir vücut olabilmeleri, saflarını birleştirebilmeleri, usul ve yöntemlerini koruyabilmeleri, dünyevi menfaatlerden uzak durabilmeleri, insanları davet edebilmeleri, liderlere nasihat edebilmeleri, davranışlarında samimi olabilmeleri, bütün Müslüman alimler adına sahip oldukları ilme yaraşır bir insan olabilmeleri ve dünyanın ayartıcı etkenlerinden uzak kalabilmeleri için bir araya gelmeleridir.
E
İslami Okul Okulların En Önemlisi