Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sonuç - İslami Bilgiler - Acigercek - 4. Sayfa

 

SONUÇ

 

Son olarak belirtelim ki, herkesin toplumdaki yerini alması ve kendine düşen rolü yerine getirmesi gerekir. Allah Resûlü (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altında bulunanlardan sorumlusunuz. Devlet başkanı çobandır ve tebaasından sorumludur. Her adam ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Her kadın ailesinin ve çocuğunun çobanıdır ve onlardan sorumludur. Hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altında bulunanlardan sorumlusunuz.”[1] Anne baba, çocuklarının yetişmesinden ve onları doğru bir şekilde terbiye etmekten sorumludur. Bunu da imanı, çocukların gönüllerine iyice yerleştirmeye çalışmakla, onlara namazı, orucu emredip, kendileri de emrettikleri hususları yapıp çocuklarının kendilerini böyle görmelerini sağlamakla, Kur’an okumak ve çocukların buna teşvik etmekle, her zaman bunarın faydasını ve neticelerini onlara açıklamakla yapmalıdırlar.

“ O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).”  (26/Şuara,  88-89)

“O gün, dostun dosta hiçbir faydas‎ı olmaz, kendilerine yardı‎m da edilmez.” (44/Du­han, 41)

“Ey ayetlerimize inanan ve müslüman olan kullar‎m! Bugün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de. Siz ve eşleriniz, ağırlanmış‏ olarak cennete giriniz! Onlara alt‎n tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canlar‎ının istediği, göِzlerinin ho‏şlandığı‎ her ş‏ey vardı‎r. Ve siz, orada ebedî kalacaksı‎nı‎z, iş‏te yaptı‎kları‎nı‎za kar‏şı‎lı‎k size miras verilen cennet budur. Orada sizin için bol bol meyveler vardı‎r, onlardan yersiniz, denilir. Şüphesiz suçlular cehennem azabı‎nda devamlı‎ kalacaklar, azapları‎ hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde kurtuluş‏tan ümit kesmiş‏lerdir. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zalim kimselerdir.” (43/Zuhruf, 68-76)

Böylece çocukların gönlü cenneti arzulayacaktır. Yapacakları amellerle cennete koşacaklardır. Babalar da çocukları katında güzel olan her şeyi yapmaya çalışacaklar, kızmayacaklar, kendilerini kaybetmeyecekler ve gayr-i Müslimler gibi kötü muamele etmeyeceklerdir. Babalara düşen diğer bir görev, çocukların önünde konuşurken faydasız ve boş şeylerden, çirkin sözlerden uzak durmalarıdır. Konuşmalarında çokça Allah (c.c.) kelâmından, Rasûlullah’ın söz ve fiillerinden, Hulefâ-i Râşidîn’in uygulamalarından -Allah hepsinden razı olsun- ve salih insanların hayatından örnek vermeleri gerekir. Yine babaların, çocuklarının önüne, Peygamberimizin (s.a.s.), sahabenin, meşhur Müslüman âlimlerinin hayatını anlatan, cihattan, Müslüman ahlakından, Müslümanların ahiretteki akıbetlerinden bahseden kitaplar ve kıssalar koymaları gerekir.

Yine babaların çocuklarının kimlerle arkadaşlık ettiklerine dikkat edip, çocuklarının iyi arkadaşlarla olan ilişkilerini, onlara ikramda bulunarak ve onları teşvik ederek güçlendirmelerine yardım etmesi ve çocuklarının kötülerle arkadaşlık etmelerine engel olması gerekir. Yüce ve her şeye gücü yeten Allah Teâla’dan bu ümmete merhamet etmesini ve babaların, Allah’ı ve Rasûlünü râzı edecek şekilde yetiştirmeye çalıştıkları bu çocukları salih bir nesil kılmasını diliyoruz.

Büyümekte olan çocuk için okul, evden sonra ikinci aile sayılır. Bu nedenle öğretmenlerin terbiye ve talim ehlinden, ahlaklı ve yaşantısı düzgün kişilerden olmaları gerekir. Çünkü onlar öğrencilerin örnek aldığı kişilerdir. Öğretmenin, tıpkı babanın çocuklarına gösterdiği ilgi gibi öğrencilerine ilgi göstermesi gerekir. Öğretmenin, talebelerini birer küçük kardeş gibi veya çocukları gibi görmesi gerekir. Onların önünde iyi bir adamın, başarılı bir liderin ve samimi bir önderin en güzel örneğini temsil etmesi gerekir. Öğretmenin konuşmasının sakin ve kontrollü, davranışlarının ölçülü olması, onlara, bütün gayretini öğrencilerine harcayan Müslüman bir eğitimci tablosu çizmesi gerekir. Öğrencileri arasında eşit davranması, onlara baba şefkati göstermesi ve nasihat etmesi gerekir.

Öğrencilerine, selefi olan önceki eğitimciler, başarılı liderler ve değerli âlimlerden bahsetmesi ve öğrencilerini bu kişileri taklide teşvik etmesi gerekir. Öğretmenin, selefinin yaptıklarını ve takip ettikleri metodu anlatarak onların sevgisini öğrencilerinin gönüllerine yerleştirmesi gerekir. Yine Kur’an’ın ve Ra­sûlullah’ın dili olan Arapçanın sevgisini onların gönüllerine yerleştirmesi ve zihinlerine sadece o dilin yerleşmesine çalışması gerekir. Çocukluk çağında alınan bilgiler sağlam ve devamlı olur. Bu çağdan sonra verilen bilgiler ise ilgiye ve korumaya muhtaçtır. Bu nedenle emperyalistler sömürdükleri ülkelerde ve nüfuz edebildikleri bölgelerde dillerini özellikle ilköğretim aşamasında yaymaya aşırı önem veriyorlar ve bununla, insanların düşüncelerini daha güçlü bir şekilde etkilemeyi, hedeflerini gerçekleştirmeyi, kendi propagandalarını yapmayı ve kötü emellerine ulaşmayı amaçlıyorlardı. Bu konuda emperyalistlere, eli kolu bağlı ülkelerin yöneticilerinden ve şöhret düşkünü öğrencilerden oluşan yardımcıları destek oluyordu.

Okullar geleceğin adamlarını yetiştiren sağlam kalelerdir. Biz ümmetin geleceğinin ne kadar parlak olmasını istiyorsak, ilim merkezlerine, oraların öğretmen ve öğrencilerine de o kadar önem vermeli, itina göstermeliyiz.

Devlet başkanı bu konuda temel mihenk taşı ve yönetimi elinde bulunduran ilk merkezdir. Çünkü bütün talimatlar ondan çıkar. Bu nedenle Peygamber Efendimiz (s.a.s.) daha önce de geçtiği üzere şöyle bu­yur­muştur: “Devlet başkanı çobandır ve idaresi altındakilerden sorumludur…..”

Devlet başkanının eğitim, öğretim ve devlet propagandalarını yönlendirmesi, basın yayın kuruluşlarını ve bunların verdiği haberleri denetim altına alması, kültür ve fikir saldırılarını engellemesi; yozlaşmayı, batılılaşmayı, taklidi vb. şeyleri engellemek için Batı ürünlerinin saldırısını ve bunların içki, sigara ve açık saçık elbiseler gibi etkili olanlarını durdurması mümkündür. Yine, toplumun bilinçlenmesinde de devlet başkanının önemli bir rolü vardır.

Şuur yayılıp, insanlar uyandığında, herkes kendi rolünü bildiğinde, aralarından düş­manlarına âşık olup onları taklide, onların fikirlerini yaymaya çalışanlara ve onların yolundan yürüyenlere karşı koyduklarında ve bu kişilerin etkilerini engelleyip onların önüne durdukları takdirde Müslümanlar kalkınır, itibarlarını tekrar kazanır, bayraklarını diker fikirlerini ve prensiplerini yaymaya başlarlar. İş­te burada Müslümanlara çok büyük bir görev düşmektedir. Her Müslümanın kendi görevini bilip onu en iyi şekilde yerine getirmesi gerekir.

Bu konu da âlimler de çok büyük bir role sahiptir. Çünkü topluma nasihat etmek, hatırlatmalarda bulunmak, doğru yol ve metodu göstermek onların görevidir. Âlimler hakkı söyler, kınayanın kınamasına, âlim geçinenlerin eleştirisine, zâlimin zulmüne hiç önem vermez, bunlardan korkmazlar. Onların tek gayesi Allah’ı razı etmek, Rasûlullah’ı örnek almak ve Allah’ın emirlerine uymaktır. Allah’a, Resulüne ve aynı zamanda -Allah ve Resulüne muhalefet etmedikleri sürece- idarecilere itaat vaciptir. Muhalefet ederlerse onlara itaat edilmez. Hz. Ebu Bekir (r.a.) kendisine biat edildikten sonra ilk hutbesinde şöyle demiştir: “Allah ve Rasûlüne itaat ettiğim sürece bana itaat edin. Eğer Allah ve Rasûlüne isyan edersem bana itaat etme sorumluluğunuz yoktur.”

Doğru yol ve sağlam bir metod üzere oldukları sürece, sahip oldukları tecrübe ve deneyimden dolayı ümmetin önde gelenlerinin de önemli bir rolü vardır. Ancak bunlar liderlik peşinde koştukları, menfaat için çalıştıkları, grupçuluk duygularıyla hareket ettikleri, makam ve mevkiye göre hüküm verdikleri zaman, bunların önünde kimse duramaz, hiçbir kimse bunlara engel olamaz. Bunların tek amacı meşhur olmaktır. Verdikleri hükümler birilerini razı etmek ve güç sağlamak içindir. İşte böyle olanlar hesaba katılmaz. Onların toplumun binasına katkıda hiçbir rolü yoktur. Aksine bunlar toplumu yıkmaya daha yakın ve toplumu bozmaya daha meyillidir. Gereği gibi ibadet edip, günahlardan kaçınmak ancak Yüce ve Azîm olan Allah’ın yardımıyla mümkündür.

Sonuçta işlerin idaresi Allah’a dönmektir. İşleri düzenleyen O’dur. Dönüş O’nadır. O’na tevekkül ediyoruz. Yardımcı olarak O bize yeter. O ne güzel vekildir. Dualarımızın sonu Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

 

E



[1]    Müttefekun Aleyh, Buhari, hadis no: 7138; Müslim, hadis no: 1829.