Mizan - İslami Bilgiler - Ahiret - 13. Sayfa
MİZAN
Ey kardeşim! Şunu da iyi bil ki, kıyamet gününde amelleri tartılacak olan kullar, Allah’ın mümin kullarıdırlar. Çünkü bu gibileri dünyada iken hem iyi amel işlemişler ve hem kötü işler yapmışlardır. Miyzan bunlar için söz konusudur. Oysa kâfirler için amellerinin tartılması söz konusu değildir. Zira bunlara dünyada iken yaptıklarının karşılığı verilmiştir. Ahirete gelince kâfirler için ayrıca mizan kurulmayacaktır. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“İnkâr
edenlere gelince, onların amelleri,
ıssız
çöllerdeki serap gibidir ki, susayan onu su zanneder;
nihayet ona vardığında
herhangi bir şey
bulamamış,
üstelik yanıbaşında
da inanmadığı,
kendisinden sakınmadığı
Allah’ı
bulmuştur.
Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür.
Allah hesabı
çok çabuk görendir.” (Nur,
Diğer
bir ayette de Allah Teala şöyle buyuruyor: “Onların
yaptıkları
her bir iyi işi
ele alırız,
onu saçılmış
zerreler haline getiririz, değersiz
kılarız.”
(Furkan,
Allah
Teala yine şöyle buyuruyor: “İşte onlar,
Rablerinin ayetlerini ve ona kavuşmayı
inkar eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir
ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tanımayacağız.”
(Kehf,
Bilindiği gibi doğrudan sıratı geçen ve Sabikun deniler –ki bunlar sözü ve özü bir olan Sıddikler ile şehitlerdir- kimseler için mizan kurulmayacaktır. Çünkü bunlar cennete herhangi bir hesaba çekilmeksizin girecek olanlardır. Zaten daha önceki sayfalarda bunlar hakkında bilgi verilmişti.
Şunu
da bilmelisin ki, mizan denen terazi görüle bilen, duyu organlarıyla hissedilen
ve iki kefesi-gözü olan bir terazi olup, bu terazinin birinci kefesi
“Biz
kıyamet
günü için adalet terazileri kurarız.
Artık
kimseye, hiçbir şekilde haksızlık
edilmez. Yapılan iş,
bir hardal danesi kadar dahi olsa, onu adalet terazisine getiririz. Hesap
gören olarak biz herkese yeteriz.” (Enbiya,
Bir
başka ayette de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Artık
kimlerin sevap tartıları ağır
basarsa, işte asıl
bunlar kurtuluşa
erenlerdir. Kimlerin de tartıları
hafif gelirse, artık bunlar da
kendilerine yazık
etmişlerdir,
çünkü onlar ebedi cehennemdedirler.” (Müminun,
Yine
Allah Teala buyuruyor: “O gün kimin tartılan
ameli ağır
gelirse işte
o, hoşnut edici bir yaşayış
içinde olur. Ameli yeğni olana gelince,
işte
onun anası,
yeri, yurdu haviyedir.” (Karia,
Allah
Teala buyuruyor: “O gün tartı haktır.”
(Araf,
Ey kardeşim! Şurasını unutma ki o terazi çok hassa ve dakik bir terazidir. O terazi hassasiyetinde ve dakikliğine hiçbir terazi yoktur. Sen, en görülemeyecek olan zerreleri bile tartacak olan bir terazi için ne söyleyebilirsin?
Allah
Teala şöyle buyuruyor: “Kim zerre miktarı,
ağırlığınca
hayır
yapmışsa
onu görür. Kim de zerre miktarı şer
işlemişse
onu görür.” (Zilzal,
Bu
terazi nasıl dakik bir terazi olmasın ki, çünkü onun koyucusu ve kurucusu
hâkimlerin en adili olan Allah’tır. Unutma ki amellerin tartılacağı yer,
kıyamet gününe oranla yerlerin en korkunç olanıdır. Çünkü o gün kul, ailesini
ve tüm sevdiklerini unutur. Aksine o gün o
Ebu Davud, Hz. Aişe (ra) annemizden rivayet ediyor, demiş ki, bir gün cehennemi hatırladım da bunun üzerine ağlamaya başladım. Allah Resulü (as) beni ağlar görünce: “Seni ağlatan şey nedir?” diye sordu. Ben de dedim ki; cehennem ateşini hatırladım da, bundan ötürü ağlamaya başladım. Siz ailenizi, çocuklarınız kıyamet gününde hatırlayacak mısınız? Allah Resulü (as) şöyle buyurdu: “Üç yerde hiçbir kimse hiç kimseyi hatırlayamaz. Birincisi, amelleri tartılırken, amelleri ağır mı bastı yoksa hafif mi geldi gerçeğini öğrene dek, ikincisi amel defterleri dağıtılırken, kendi amel defteri sağından mı, solundan mı yoksa arkasından mı verilecek gerçeğini öğreninceye kadar. Üçüncüsü ise Sırat köprüsü cehennemin üzerinde kurulup buradan geçerken acaba düşecek mi, düşmeyecek mi gerçeği ortaya çıkana dek.”[1]
Mademki mizan, kıyamet gününde ümmetin karşı karşıya kalacağı en önemli ve sıkıntılı anlarından biridir. Böyle bir durumda kimi insanlar mutlaka kendileri için aracı olabilecek bir şefaatçiye muhtaç olacaklardır. Doğrusu Allah’ın Resulü Muhammed (as) amellerin tartılması sırasında orada hazır bulunacak, böylece ümmetine şefaat edecektir.
Tirmizi Enes’ten (ra) rivayet ediyor. Enes diyor ki, Allah Resulüne dedim ki: “Ey Allah’ın Resulü! Kıyamet gününde bana şefaatçi ol.” Peygamberimiz (as) da: “Ben bunu yapacağım” diye buyurdu. Ben de kendisine dedim ki; “ey Allah’ın Resulü! Seni nerede aramalıyım.” Peygamber (as) şöyle buyurdu: “İlk araman gereken yer olarak beni sırat üzerinde ara!” Ben de bu defa, “eğer ben sırat üzerinde seninle karşılayamazsam, nerede arayım” dedim. Allah Resulü (as): “Beni mizanın yanında ara” buyurdu. Bu sefer de, “ya seni mizanın yanında da bulamazsam nerede arayayım” dedim. Şöyle buyurdu: “Beni Havuzun başınsa ara. Çünkü ben ancak bu üç yerden birinde olurum.”[2]
Hz. Peygamber’in (as) Mizanın yanında bulunma nedeni, Allah’ın kendileri için şefaat edilmesine izin verdiği kimselere şefaatte bulunması içindir. Ayrıca Peygamberimizin bu şefaati dışında daha başka yerlerde de şefaat edecektir. Biz bu konuyu da ayrıca Şefaat başlığı altında sunacağız.
Ebu Davud ve Tirmizi Cabir’den rivayet ediyorlar. Cabir diyor ki, Allah Resulü (as) şöyle buyurdu: “Benim şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenleredir.”[3]
Şunu da bilmelisin ki, mizanda yani terazide tartılacak olan şey, amellerin yazılı olduğu sayfalardır. Çünkü yüce Allah her bir sayfa için bir değer koyacak, kötülük yazılı olan sayfaya, işlediği kötülüğün durumuna göre, iyilik yazılı olan sayfaya da iyiliğinin durumuna göre bir değer koyacaktır. Kıyamet gününde iyiliklerin yazılı olduğu en ağır gelecek olan sayfa, üzerinde şehadet kelimesinin yazılı olduğu sayfa olacaktır.
Tirmizi, Abdullah b. Amr b. As’tan rivayet ediyor. İbn Amr b. As diyor ki, Allah’ın Resulü Muhammed (as) şöyle buyurdu:
“Allah ümmetim içerisinden bir kişiyi kıyamet gününde herkesin önünde ortaya çıkaracaktır. Bu kişi adına doksan dokuz dosya açılacak, her bir dosyanın uzunluğu gözün ulaşabildiği noktaya kadardır. Sonra yüce Allah kendisine, “bu dosyalarda var olanlardan kabul etmeyeceğin bir şey var mı? Amelleri yazan ve kayda geçen sicil meleklerimin sana yaptıkları bir haksızlık var mı?” diye sorar. O kimse da, “Hayır, Rabbim!” der. Allah, “Peki, o halde herhangi bir mazeretin var mı?” diye soracak. Adam yine, “hayır Rabbim!” diye cevap verecek. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuracaktır: “Aksine, bizim katımızda senin bir iyi amelin, işin var. Bugün artık sana haksızlık yapılmayacaktır.” Derken üzerinde, “Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed de Allah’ın kulu ve elçisidir” ifadesinin yazılı olduğu bir kağıt parçası, bir belge çıkarılacaktır. Sonra Allah şöyle buyurur: “Şimdi kendi tartının başında bekle!” Adam, “Rabbim, bütün bu dosyaların yanında bu ufacık belgenin, kağıt parçasının ne önemi olabilir ki?” der. Allah Teala da şöyle buyurur: “Doğrusu sen, haksızlığa uğratılmayacaksın.” Nihayet tüm büyük dosyalar, belgeler terazinin bir kefesine, şehadet kelimesinin üzerinde yazılı bulunduğu kâğıt parçası belge de terazinin diğer kefesine konacaktır. Derken tüm dosyalar havaya kalkar, o ufacık belge hepsinden ağır basar. Çünkü Allah’ın yüce ismi yanında hiçbir şey asla ağır basmaz.”[4]
Ey katında hiçbir emanetin kaybolmadığı Allah’ım! “Ben, şehadet kelimesini yani Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed de Allah’ın elçisidir” kelimesini sana emanet ediyorum. Allah’ım! Benim son anda nefesimi bu kelime ile kapatmamı bana nasip eyle, son sözüm bu kelime olması dileğiyle beni öldür! Ey merhametlilerim en merhametlisi Allah’ım! Beni bu kelime ile yeniden dirilt.
Rivayet olunduğuna göre, kulun amelleri tartılır ve fakat bir hasenesi, iyiliği eksik gelir. Mizanın lehinde sonuçlanması için bir tek sevaba ihtiyaç vardır. Bunun üzerine yüce Allah o kuluna der ki: “Ey kulum! Şöyle bir mahşer alanına bak belki san bir sevap veya hasene verebilecek biri bulunabilir.” O kul da hemen mahşer alanını dolaşmaya başlar. Önce kardeşine gider ve “ey kardeşim! Sen benim öz be öz kardeşimsin, sen benim anamın ve babamın oğlusun. Doğrusu benim bir tek sevabım eksik geldi, terazinin ağır basması için bu bir tek sevaba ihtiyacım var. Bana bir sevap ver ki, bu sayede terazimin iyilikler kefesi ağır bassın.” Ancak kardeşi ona der ki: “Senin korktuğun şeyden ben de endişe duymaktayım. Bunun için ben, bir tek sevap da olsa sana veremem.” Kardeşi ona hiç aldırmadan onu bırakıp gider.
Bundan sonra aynı adam bu
defa annesine gider ve annesine der ki: “Anneciğim! Sen benim annemsin,
dünyada bana karşı en şefkatli olan kimsesin. Sevap tarafımın ağır basması ve
benim kurtulabilmem için
Adam bu defa da babasına gider ve babasına şöyle der: “Babacığım! Sen benim babamsın. Benim iyiliklerimin ağır basması ve kurtulabilmem için bir tek sevaba ihtiyacım vardır. Ne olur kurtulmam için bana bir tek sevap ver!” Babası oğluna, senin korktuğun şeyin benim de başıma gelmesinden endişe duymaktayım, dolayısıyla sana bir sevap da olsa veremem.
Sonra d adam hanımına gider ve ona der ki; “ey benim hanımım! Ben seninle bir ömür geçirdim. Senin için sıkıntılara katlandım. Benim mizanımda iyiliklerimin ağır basması ve kurtulabilmem için, bir tek sevaba, haseneye ihtiyacım var. Bana bir tek hasene veremez misin?” Eşi de, senin korktuğun, senin başına gelen şeyin benim de başıma gelmesinden endişe duymaktayım. Ben sana bir şey veremem” der.
Bundan sonra da çocuğunun yanına varırı v e ona şöyle der: “Çocuğum!
Sen benin çocuğunsun, seni mutlu kılabilmek için çok sıkıntı ve zorluklar
çektim. Rahat edebilmen için her tür yorgunluğa katlandım. Benim mizanda amellerimin
iyi tarafının ağır basması için
Adam daha sonra korku, ürperti ve endişe içerisinde Rabbine döner. Çünkü gittiği yerlerden eli boş dönmüştür. Oysaki başvurduğu kişiler yabancıları değildir, ailesidir, kardeşi, babası, eşi ve çocuklarıdır ama hiçbiri derdine derman olmamışlardır. Rabbine döner ve der ki:
“Ey Rabbim! Yakınlarımdan her kime gittiysem, birisi bile bana bir tek hasene vermediler. Kardeşimden, annemden, babamdan, hanımımdan ve çocuğumdan hep ret cevabı aldım.” Bunun üzerine yüce Allah kendisine der ki:
“Ben sana karşı onlardan çok daha merhametliyim. Ey meleklerim, alın onu cennete koyun.”[5]
Ve yüce Allah şöyle buyuruyor:
“İşte
o gün kişi
kardeşinden,
annesinden, babasından,
eşinden
ve çocuklarından
kaçar. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.”
(Abese,
Ey kardeşim! Düşün ve ibret al. Şu başvurduğun kişiler, insanlar arasında sana en yakın olan kimselerdir. Ona mutlu bir yaşam sürdürmen için uğrunda her türlü yorgunluk ve sıkıntıya katlandığın çocuğun, sırf o rahat bir hayat yaşasın diye, dünyada onu kendine tercih ettin ve yorulmayı göze aldın. O hiçbir şeyle sana fayda sağlamıyor, bir tek sevap olsun, onu bile sana vermiyor. Belki de kazandığın şu günahların birçoğu da onun yüzünden olmuş olabilir.
Hayatta iken sana karşı şefkat kucağını açan annen, o da sana bir fayda getirmiyor, bir tek sevabını olsun sana vermiyor.
İşte baban, senin için çalışıp çabalayan, şefkatle ve merhametle dünyada iken bağrına basan o da sana bir menfaat sağlamıyor, bir tek hasene olsun, sana vermiyor.
Öyleyse onlara karşı olan sevgin ve saygın Allah’a karşı olan sevgi ve muhabbetinin üzerinde olmasın. Allah sevgisini her şeyin üstünde tut. Allah’a itaati, onlara itaatin altında tutma. Her şeyden önce Allah’a itaati başkalarına itaatten üstün tut.
Evet, Anneye, babaya ve başkalarına iyilikte itaat gereklidir ama eğer onlar sana Allah’a karşı bir masiyeti, günah işlemeyi emrederlerse böyle bir durumda onlara itaat etme! Çünkü yaratana kulun itaat etmemesi durumunda ona da itaat olunmaz. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey
insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının.
Ne babanın
evladı,
ne evladın
babası
namına
bir şey
ödeyemeyeceği günden çekinin.
Bilin ki, Allah’ın
verdiği
söz gerçektir. Sakın
dünya hayatı
sizi aldatmasın
ve şeytan,
Allah’ın
affına
güvenerek sizi kandırmasın.”
(Lokman,
Ey kardeşim! Annenden, eşinden, çocuğundan ve babandan daha çok sana karşı merhametli olan Rabbinin rızasını kazanmak için çalış! Sırf onları memnun edeyim diye Rabbinin gazabını kazanma, onlara mutlu bir hayat yaşatacağım diye, Allah’a isyan etme! Sana Allah’tan korkmanı, onun emir ve yasakları doğrultusun iş yapmanı tavsiye ederim. Hiçbir dostun bir dostuna fayda sağlayamayacağı ve yardım da olunmayacağı o günde kurtulanlardan olmak istiyorsan, bu söylenenlere dikkat et! Allah bizi de, seni de razı olabileceği ameller işlemeye muvaffak kılsın ve bizleri ihlâs sahibi olan samimi kullarından eylesin!
[1] Münziri, Terğib v e Terhib,
[2] Tirmizi, Sıfatul Kıyame, h:
[3] Tirmizi, Sıfatul Kıyame, h:
[4] Tirmizi, İman, bap:
[5] Hafız İbn Kesir bunu tefsirinde, Abese suresinin
İslami Okul Okulların En Önemlisi