Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

TAİF'TEKİ SAKÎF KABİLESİNİ ZİYARET - Alemlererahmet - 22. Sayfa

TAİF'TEKİ SAKÎF KABİLESİNİ ZİYARET

Resûlullah (s.a.v.) Kureyş'in yola geleceğinden ve İslâm dinini kabul edeceğinden ümidini kesmişti. Kureyş, "Âdeta aslandan ürkmüş, kaçan yaban eşekleri gibiydi." (Müd­des­sir (74), 50–51)

Resûlullah (s.a.v.) Taif şehrine gitmeyi düşündü. Belki onlar İslâm ile şereflenirlerdi. Yanına sadece hizmetkârı Zeyd bin Hârise'yi alarak tek başına Taif'e doğru yola koyuldu. Taif'e giden yol zor ve meşakkatli idi. Fakat hedef, Allah'ın dinine hizmet olunca bu yol kolaylaşıyordu.

Sakîf, Allah'a Kureyş'ten daha yakın durmuyordu. Onlar Resûlullah'ın davetine en çirkin ve iğrenç tavırla karşılık verdiler. Şehrin serseri ve ayaktakımı güruhunu ona karşı kışkırtarak taşlattılar. Resûlul­lah'ın (s.a.v.) müba­rek kanını akıttılar. Resûlullah (s.a.v.) gölgesinde dinlenmek için bir bahçenin duvarına sığındı. Bahçenin görevlisi ona yemesi için bir salkım üzüm getirdi. Resûlullah (s.a.v.) almak için üzüme mübarek elini uzatırken "Allah'ın adıyla…" diyerek bes­mele çekti. Görevli (adı Addâs idi ve Hıristiyan dinine mensuptu) bu sözü duyunca çok şaşırdı.

"Ben bu ülkede hiç kimsenin bu şekilde Allah'ın adını andığını duymadım." dedi.

Resulullah (s.a.v.) ona nereli olduğunu sor­du. Addâs:

"Irak'ın Ninova şehrindenim." diye cevap verdi. Bu cevap üzerine Resûlullah (s.a.v.):

"Yani salih kul Yunus bin Mettâ'nın şehrinden­sin." dedi.

Addâs:

"Sen Yunus bin Mettâ'yı nereden biliyorsun?" diye sordu.

Resûlullah (s.a.v.):

"O peygamberdi, ben de peygamberim." ce­vabını verdi.

Addâs bu cevabı alır almaz Resûlullah'ın ellerine kapandı, öpmeye başladı… Daha sonra Re­sû­lullah (s.a.v.) Mekke'ye dönüş yolculuğuna kal­dığı yerden devam etti. Mübarek gönlü, yüce kal­bi, sözcüklerinden Allah'a iman, O'ndan gelen her şeye gösterilen rıza ve ümit fışkıran şu duayla coşuyordu:

"Ey Allahım!

Gücümün zayıflığını, tedbirimin azlığını, halkın nazarında zavallı ve hor görülüşümü, sana arz ve şikâyet ediyorum!

Ey merhametlilerin en merhametlisi!

Sensin, zayıf düşenlerin Rabbi!

Sensin, benim Rabbim!

Sen, beni kime; sana uzak olan ve beni gördükçe bana sert ve kaba davranan kimseye mi bırakıyorsun? Yoksa dâvamda bana üstün kılacağın düşmana mı bırakıyorsun?

Eğer sen bana gazaplı değilsen, başıma gelenlere hiç gam çekmem! Fakat senin esenlik ve rahmetin, benim için gazabından daha hoştur.

Senin benim üzerime gazabını indirmenden yahut öfkenin üzerimde yerleşmesinden senin Yüzünün (Zatının) nuruna sığınırım! O öyle bir nurdur ki, karanlıkları ay­dınlığa boğar, dünya ve âhiret işlerini düzene koyar.

Her şey senin rızan içindir ve bütün güç, kuvvet de sende, senin elindedir!"