Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 23. Sayfa - Alemlererahmet

 



İSRÂ VE MİRÂC

Allah Teâlâ sevgili ve seçkin kulunun kalbinden her tür sıkıntı ve yorgunluğu gidermeyi diledi. Aynı senenin Recep ayının yirmi yedinci gecesi Cebrail (a.s.) ona geldi. Onu Burak'a bin­dirip oradan Beyt-i Makdis'e götürdü. Diğer pey­gamberleri de orada onun için topladı. Resû­lullah (s.a.v.) onlara imam olup birlikte namaz kıldılar.

Daha sonra onları orada bırakıp göğe yükseldiler. O kadar ki Arş'a iki yay arası kadar hat­ta daha da yakınlaştı. Resûlul­lah (s.a.v.) mu­kaddes nurlar denizinde âdeta yüzdü, kendisinden öte nimet olmayan en ileri, en büyük nimetlere erdi. Rabbinin, gözleri kamaştıran, hayran bırakan en büyük âyetlerinden bir kısmını gözünü kaçırmadan gördü. Orada namaz farz kılındı. Bütün bunlar o mübarek gecede çok kısa bir sürede olupbitti.

Ertesi sabah o gece yaptığı kutlu yolculuğu anlatınca insanlar çok yadırgadılar. Hatta zayıf imanlı bazı kimseler dinlerinden döndüler. İnkârcılar ondan (s.a.v.) yolculuğunu kanıtlayacak bazı alâmet ve işaretler söylemesini istediler, o da istedikleri işaretleri onlara söyledi. Onlara söyledikleri doğruydu! Bunun üzerine ondan (s.a.v.) Beyt-i Makdis'in özelliklerini anlatmasını istediler. Allah Teâlâ, Resûlullah'ın (s.a.v.) gözünden perdeyi kaldırdı ve Beyt-i Makdis'i ona gösterdi. O da görerek bütün özellikleriyle anlattı.

Resûlullah (s.a.v.) insanlara bu şekilde Beyt-i Makdis'i anlatırken Hz. Ebû Bekir çıkageldi. Re­sûlullah (s.a.v.) anlattıkça her sözünde Hz. Ebû Bekir "Doğru söyledin… Doğru söyledin…" diyerek onu tasdik ediyordu. Bu olaydan sonra Hz. Ebû Bekir "Sıddîk" (Pek doğru, hiçbir zaman yalan söylemeyen, işinde ve sözünde doğru olan kimse) diye bilinip tanındı.

İnkârcılar, yapılan kutlu yolculuğa dair sunulan bütün işaret ve kanıtlara rağmen yine de Resûlullah'a (s.a.v.) inanmadılar. Onu yalancılıkla itham etmeye ve ona olan nefretlerinde devam ettiler. Bu tavırları sebebiyle de haklarında Allah'ın şu buyruğu hak ve gerçek oldu:

"Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmeyedursun, muhakkak ondan yüz çevirmişlerdir." (Yâs­în (36), 46)