Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

MEDİNE'YE HİCRET - Alemlererahmet - 26. Sayfa

MEDİNE'YE HİCRET

Hicret, davet sürecinde yeni bir aşamadır. Önemli bir yol ayrımı, büyük bir geçiştir! Hicretle birlikte Medine-i Münevvere, İslâm davetinin destek merkezi, hakkın ve hak taraftarlarının sığınağı hâline geldi.

Resûlullah (s.a.v.), ashabına Medine'ye hic­ret etmelerini tavsiye etti. Müslümanlar canla baş­la çalışarak, fert fert, grup grup, hicret için ha­zırlıklarını tamamlayıp gizlice yola koyuldular.  

Kureyş bu hareketliliği ve hicretin gelecekte kendilerine ne tür tehlikeler getireceğini anlamakta gecikmedi. Sahip olduğu bütün imkân ve güçle, şiddet ve zor kullanarak onları engel­lemeye çalıştı. Hicret yolcularından bazıları­na pek çok eziyet ve işkenceler yaptılar. Ebû Seleme bin Abdülesed ile hanımı Ümmü Se­leme işkenceye uğrayanlardan ikisiydi. Eşleri birbirinden ayırdılar. Ailenin küçük çocuğu Se­leme'nin de çekiştirip dururlarken omzunu yerinden çıkardılar.

Hz. Ömer ise, hicretini gizlemeyip açıkça söyledi. Kılıcını kuşanıp, ok ve yayını eline aldı ve doğruca Kâbe'ye gitti. Herkesin gözü önünde dikilip:

"Karısını dul ya da çocuğunu yetim bırakmak isteyen varsa, şu dağın arkasında gelip benimle karşılaşsın!" dedi. Ardından yoluna devam etti.

Ebû Bekir de sık sık Resûlullah'tan (s.a.v.) hicret için izin istiyor; fakat her defasında Peygamberimiz (s.a.v.):

"Acele etme. Belki Allah sana bir hicret arkadaşı bulur!" buyurarak onu geri çeviriyor­du. Hz. Ebû Bekir de bu hicret arkadaşının, bizzat Resûlullah'ın (s.a.v.) kendisi olmasını ümit ediyordu. Bu dönemde Resûlullah (s.a.v.) Hz. Aişe ile nişanlandı. O sırada Hz. Aişe dokuz yaşında bir kız çocuğuydu.

Aynı şekilde Resûlullah (s.a.v.) Hatice'nin ve­fatından sonra Zem'a kızı Sevde ile evlendi. Sevde, gittiği Habeşistan'dan dul bir kadın olarak dön­müştü.

Resûlullah (s.a.v.), önce ashabının güvenli­ğini sağlayan sonra arkalarından onlara katılan bilge bir komutan davranışıyla, herkes hicret ettikten sonra en son kendisi hicret etmeyi plan­lıyordu.

"Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir." (Enfâl (8), 30)

 Resûlullah (s.a.v.) da hicret için hazırlıklara başladı ve bunu Ebû Bekir'e haber verdi. Ebû Bekir, bu iş için iki deve satın almış, bir de rehber kiralamıştı.

Bu arada Kureyş de Muhammed'e (s.a.v.) ne yapacaklarını kararlaştırıyorlardı. Onu hapsetseler mi yoksa kendi hâline bırakıp hicret etmesine göz mü yumsalardı? Onu hapsedecek olurlarsa, bu durumda ashabı onu kurtarmak için girişimde bulunabilirlerdi. Onu kendi hâline bırakıp çekip gitmesine ses çıkarmasalar, böylelikle Mekke içinde ondan ve İslâm dinine davetinden kurtulabilirler miydi? Fakat bu durumda da daha çok güçlenebilir ve nihayet ken­­dilerine galip gelebilirdi. Nihayet Mu­ham­med'in (s.a.v.) öldürülmesine karar ver­di­ler. Bu iş için her kabileden yiğit birer delikanlı seçtiler. Bunlar tek kol gibi aynı anda hareket edip bir tek darbeyle işi bitireceklerdi. Böylece onun diyeti kabileler arasında dağılacağı için öç de söz konusu olmayacaktı!

Kararlaştırılan gecede Resûlullah'ın (s.a.v.) evini kuşattılar. Resûlullah (s.a.v.) yatağına ken­di yerine amcası Ebû Tâlib'in oğlu Hz. Ali'yi yatırıp, Hadramevt işi yeşil abasıyla onu iyice bürüdü. Onlardan ona hiçbir zararın gelmeyeceğine dair teminat verip onu rahatlattı. Hz. Ali'nin bu şekilde geride bırakılmasının sebebi, Resûlul­lah'a (s.a.v.) Mekkeliler tarafından teslim edilmiş olan emanetleri sahiplerine geri vermekle görev­len­di­ril­miş ol­ma­sıydı! Daha sonra Resûlul­lah (s.a.v.) aşağıdaki âyeti okuyarak evden dışarı çıktı.

"Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler." (Yâsîn (36), 9)

Bu sırada evi kuşatıp, girmek için fırsat kol­layan suikastçıları uyku bastırdı ve hepsi derin bir uykuya daldılar. Resûlullah (s.a.v.) her birinin başına toprak saçarak onların arasından ge­çip gitti. Allah bu olayı şöyle haber vermektedir:

"Biz, Kur'an okuduğun zaman, seninle âhi­rete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz." (İsrâ (17), 45)

Böylece onların kafa ve gönül gözleri kör olup, onu (s.a.v.) göremediler!