Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

HİCRETİN İKİNCİ SENESİ - Alemlererahmet - 32. Sayfa

HİCRETİN İKİNCİ SENESİ

Hicretin ikinci senesinin başında Resûlullah (s.a.v.) Allah'ın izni ve O'ndan bir emir olarak cihad bayrağını kaldırdı. Allah şöyle buyuruyordu:

"Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir.

Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yı­kılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yar­dım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir." (Hac (22), 39–40)

Resûlullah'ın ilk ve en büyük hedefi Ku­reyş'­ti. Çünkü Kureyş, hem zulüm ve şirkin yatağı, hem de en büyük destekçisiydi.

Bilmelisin ki, İslâm dinine göre savaş, yakıp yıkmak, her şeyin altını üstüne getirmek hırsıyla yapılmadığı gibi başkalarına üstün gelmek, ezmek ve köleleştirmek için de yapılamaz. Kan dökme arzusunun tatmini de değildir. Savaş an­cak, zulmün ortadan kaldırılması, insanlara saygınlıklarının geri verilmesi ve hakka ve hidayete giden yolların insanlara sonuna kadar açık tutulması için yapılır.

Mekke'de bulundukları dönemde Müslümanlar çok ağır eziyet ve haksızlıklara maruz kaldılar. Asla yılmayıp sabırla karşılık verdiler. Onlara işkenceler yapıldı, malları ve özgürlükleri zorla ellerinden alındı, öldürüldüler. Şimdi kendilerini savunmak ve onlardan zorla alınmış olan şeyleri geri almak hakları değil midir?!

Yapılan ilk gazve Ebvâ gazvesi oldu. Safer ayında yapılan bu gazve sonunda herhangi bir çarpışma olmadan Damra oğulları kabilesiyle an­laşma yapıldı.

Sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Rebiyülevvel ayında amcasının oğlu Ubey­de bin Hâris'i altmış kişiden oluşan süvari bir­li­ğiyle gönderdi. Süvarilerin tamamı muhacirlerden oluşuyordu, içlerinde ensardan hiç kimse yoktu. Bunlar Hicaz'da Seniyyetü'l-merrü isimli yer­de bir suya kadar ilerlediler. Orada Ku­reyş­lilerden büyük ve kalabalık bir toplulukla karşılaştılar; fakat taraflar arasında herhangi bir çarpışma olmadı. Ancak aralarında hafif bir ok gösterisi yapıldı. Sa'd bin Ebû Vakkâs o gün ilk oku attı ve İslâm'da ilk ok, onun tarafından orada atılmış oldu. Ardından taraflar birbirinden ayrıldılar. Müs­lü­manlar ihtişamlı ve heybetliydi. Müslüman oldukları hâlde o güne kadar Resû­lullah'a (s.a.v.) katılamamış olan Mik­dad bin Amr ile Utbe bin Gazvân, Müslümanlara kavuşabilmek umudu ile müşriklerle beraber yola çık­­mışlardı. Bu vesileyle ilk fırsatta Müslüman kar­­­deşlerinin saflarına katıldılar. Bu gerçekten bü­yük bir kazanımdı.

Resûlullah (s.a.v.) daha sonra amcası Hamza'yı yine sadece muhacirlerden oluşan otuz kişilik süvari birliğiyle birlikte Sîfü'l-bahr'e (deniz kenarına) gönderdi. Bu sırada içlerinde Ebû Cehil'in de bulunduğu Mekkeli müşriklerden üç yüz süvarinin himayesinde Şam'dan dönüp Mekke'ye git­mek isteyen ticaret kervanı da Sîfü'l-Bahr'e gelmiş bulunuyordu. Ordular birbirine girmeye hazırlanırken iki tarafın da dostu ve müt­tefiki olan Mecdî bin Amr el-Cühenî yetişip ara­ya girdi. Israrlı gayret ve uğraşısı sonunda iki tarafı savaşmaktan vazgeçirdi.

Rebiyülevvel ayının sonlarında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) muhacirlerden oluşan iki yüz kişilik or­du­nun başında hareket etti. Kureyş'in ticaret kervanına saldırmayı planlıyordu. Ne var ki ker­van çoktan uzaklaşmıştı.

Yine başka bir zamanda Allah Resûlü (s.a.v.) Kureyş'in ticaret kervanlarından birini ele geçirmek maksadıyla Uşeyre gazvesine çıktı. Ancak bu maksadına da eremedi. Orada Müdlic oğullarıyla anlaşma yapıp, herhangi bir çarpışmaya girmeden Medine'ye geri döndüler.

Görüldüğü üzere, bu seriye ve gazvelerin asıl amacı, müşriklere göz­dağı vermek, gövde gösterisi yapmak ve Medine'ye yakın bölgelerdeki bazı Arap kabileleri ile dostluklar kurup anlaşmalar yapmaktı. Bütün bunlar ise, büyük bir güne, şirkin alçalıp, hakkın yücelip yükseleceği güne yani Büyük Bedir savaşına hazırlıktı.