Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Uhud Savaşı - İslami Bilgiler - Alemlererahmet - 36. Sayfa

UHUD SAVAŞI

Hicret'in üçüncü senesi Şevval ayında üç bin kişilik Kureyş ordusu Ebû Süfyan komutasında Medine'ye doğru hareket etti. Bedir savaşında ya­şadıkları yenilginin ve savaşta ölen yakınlarının intikamını almak istiyorlardı. Bunun için büyük bir hazırlık yapmışlar, hanımları da onlara ka­tıl­mışlardı. Uhud dağının eteklerinde konuşlanıp karargâh kurdular. Kureyş henüz Uhud'a var­­madan Resûlullah (s.a.v.) onların hareketinden haberdar oldu ve derhal Müslümanları toplayarak onlarla konuyu değerlendirdi. Resûlullah (s.a.v.) Medine'de kalıp işi sağlama almak niyetindeydi. Ancak Bedir savaşına katılmamış bazı gayretli ve atılgan gençler, Müslümanların korkak sanılmaması için düşmanla karşılaşmak üze­re şehir dışına çıkılmasını istediler. Hz. Hamza bu yiğit insanların başında geliyordu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) istemediği hâl­de on­ların bu isteklerini kabul etti. Bunun üzerine Müslümanlar onlara "İstemediği bir işi yaptırarak Resûlullah'ı (s.a.v.) kızdırdınız! Ne kötü bir iş yaptınız!" demeye başladılar. Bu arada Re­sû­lullah (s.a.v.) evine girmiş, zırhını giyip, silahını kuşanmıştı. Bu hâlde onların yanına çıkınca bu insanlar pişman olup özür dilediler… Kararlarından vazgeçtiklerini bildirdiler.

Fakat Resûlullah (s.a.v.) bir kere zırhını giy­miş, silahını kuşanmıştı. Artık geri dönüş yoktu. Yaklaşık bin kişilik İslâm ordusuyla Medine'den hareket etti. Üç yüz adamıyla münafıkların lideri Abdullah bin Übey, Müslümanları yarı yolda bı­ra­karak geri döndü.

Resûlullah (s.a.v.), ordusunu savaş düzenine sokarak beklemedikleri bir anda düşmanın karşısında yer aldı. Askerlerinden kırk okçuyu Uhud dağının yüksek bir tepesine yerleştirdi. Arkadan gelecek saldırılara karşı Müslümanları korumalarını ve savaşın seyri ve akıbeti ne olursa olsun, asla mevzilerini terk etmemelerini söyledi.

Savaş, Arapların geleneği veya o dönemin yaygın uygulaması üzere önce karşılıklı düello şeklinde başladı. İslâm ordusunun safları arasından Ebû Dücâne (Simâk bin Hareşe) çıkarak düşmana meydan okudu. Dövüşmek üzere karşısına çıkan bütün düşman askerlerini öldürdü. Karşılıklı düellolardan sonra iki ordu birbirine girdi ve savaş iyice kızıştı. Müşrikler büyük bir yenilgiye uğrayıp, arkalarında pek çok ganimet bırakarak kaçtılar.

Resûlullah'ın (s.a.v.) dağda bir tepeye yerleştirdiği okçular, komutanları Abdullah bin Cü­beyr'in uyarılarına rağmen, ganimet toplamak arzusuyla Resûlullah'ın (s.a.v.) emrini çiğneyip mev­zilerini terk ettiler. Müşrik ordusunun süvari birliğinin komutanı Hâlid bin Velid bu durumu fırsat bilip, arkadan dolanıp Müslümanlara saldır­dı. Bunu gören, kaçmakta olan müşrik ordusu savaş alanına geri döndü. Böylece Müslümanları önden ve arkadan kuşatıp sardılar. Müslümanlar zafer kazanmışken yenilgiye uğradılar. Çok az bir savaşçı topluluğu hariç Resû­lul­lah'ın çevresinden dağılarak onu yalnız bıraktılar. Bu bir avuç insan, savaşmaya ve Peygamberlerini (s.a.v.) so­nuna savunmaya devam ettiler. Onu Uhud dağının en yüksek noktasına çıkarıp gü­ven­liğini sağ­ladılar. Bu savaşta Resû­lullah'ın (s.a.v.) mübarek yü­zü yarılıp, masum kanı aktı, ön dişleriyle azı dişi arasındaki dişi kırıldı.

Vahşî bin Harb, İslâm ordusundaki bu şaşkınlık ve dağınıklığı fırsat bilip, kısa mızrağıyla Hz. Hamza'ya doğru yaklaştı. Mızrağını onun ka­sığına ok gibi atıp sapladı. Hz. Hamza aldığı bu darbeyle yere düştü ve şehit oldu. O gün onunla birlikte yetmişten fazla Müslüman şehit oldu.

Utbe kızı Hind, müşrikleri savaşmaları, savaş alanından kaçmamaları için sürekli teşvik ediyor, kışkırtıyordu. Onlara şiirler okuyarak şöyle diyordu:

Eğer kaçmaz da savaşırsanız

Sizleri yataklar serer kucaklarız

Yok, arkanızı dönüp kaçarsanız

Sizlerden dönmemek üzere ayrılırız

Yavaş yavaş kılıç şangırtıları, at kişnemeleri ve silah gürültüleri azaldı. Kureyşliler savaş alanını terk ettiler. Resûlullah (s.a.v.) dağdan savaş meydanına indi. Amcası, Allah'ın ve Peygam­­berinin aslanı Hz. Hamza'nın işkence edilmiş cesedinin başında bir süre öfke ve üzüntüyle dikildi. Ardından şehit cesetlerinin toplanmasını emrederek, onların cenaze namazlarını kıldı. Namazdan sonra şe­hitler, şehit oldukları o savaş alanına defnedildiler.