Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 37. Sayfa - Alemlererahmet

RECÎ SEFERİ

Hicret'in dördüncü senesi…

Adal ve Kâre kabilelerinden bir heyet, Medine'ye, Resûlullah'a (s.a.v.) geldiler. Ona, "Yâ Resûlallah! İslâm dini kabilemiz içinde yer almaya başladı. Ashabından bazı kimseleri bizimle birlikte gönder de onlar bize dinî bilgileri öğretsinler, Kur'ân okusun ve okutsunlar." dediler.

Resûlullah (s.a.v.) önce biraz tereddüt ettiyse de daha sonra ashabından şu altı kişiyi onlarla birlikte gönderdi: Mersed bin Ebû Mersed el-Ganevî, Hâlid bin Bükeyr, Âsım bin Sâbit bin Ebü'l-Aklah, Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne ve Abdullah bin Târık.

Bunlar Hüzeyl kabilesine ait olan Recî isimli suya vardıkları zaman Adal ve Kâre temsilcilerinin ihanetine uğradılar. Onları Hüzeyl kabilesine teslim etmek üzere esir alıp şöyle dediler:

"Vallahi, biz sizi öldürmek istemiyoruz! Biz sizi ancak Mekkelilere teslim edip onlardan bir mükâfat bir şeyler almak istiyoruz."

Âsım, Mersed ve Hâlid, teslim olmayı reddederek onlara karşı koydular. Şehit oluncaya kadar onlarla çarpıştılar. Sağ kalanları da esir alın­dılar. Yolda giderlerken Abdullah bin Târık ellerinin bağını çözmeyi başarıp kılıcını çekti. O da onlarla çarpışarak diğer arkadaşları gibi şehit ol­du.

Altı kişiden geri kalan Hubeyb ve Zeyd bin Desinne Mekke'ye götürülerek satılığa çıkarıldılar. Safvan bin Ümeyye, Zeyd'i satın alarak onu öldürmesi için babası Ümeyye bin Halef'e götürdü. Daha sonra Nıstas adın­daki bir kö­le­siyle onu Mekke yakınlarındaki Ten'im'e götür­dü. Mekke halkının hemen hepsi, onun ölümünü seyretmek için orada toplandı.

Ebû Süfyan, ida­mından önce Zeyd'e sordu:

"Allah aşkına söyle ey Zeyd, şimdi senin yerinde Muhammed'in (s.a.v.) olmasını ve onun boynunun vurulup, senin ailenin içinde sağ salim yaşamanı arzu etmez misin?"

Zeyd onun bu sorusuna:

"Vallahi, ben ailemle sağ salim otururken Mu­­hammed'in (s.a.v) değil burada sizin yanınızda hatta şu an bulunduğu yerde bile ayağına bir dikenin batıp, onun incinmesine asla razı olmam!" diye karşılık verdi.

Bu cevap karşısında Ebû Süfyan:

"Ben, insanlar içinde, ashabının Muhammed'i (s.a.v.) sevdiği gibi hiçbir kimsenin bir başkasını sevdiğini görmedim!" demekten kendini ala­ma­dı.

Daha sonra köle Nıstas'a emrettiler, o da onu şehit etti.

Hubeyb bin Adiy de Mâviye denen Kureyşli bir kadının evinde hapsedilmişti. Kadın, bu tutsaklık süresince Hubeyb'in olağanüstü hâllerine ta­nık oldu. O bu hâlleri daha sonra şöyle anlatmıştır:

"Bir gün Hubeyb'in yanına varınca elinde adam başı gibi büyük bir üzüm salkımı bulunduğunu ve ondan yediğini gördüm. O dönemde Allah'ın yeryüzünde yenmeye elverişli bir üzüm tanesinin olduğunu bilmiyorum."

Müşriklerin öldürmek üzere kararlaştırdıkları gün gelince onu da alıp, Ten'im'e götürdüler. İdam sehpasına çıkarılmadan önce Allah için iki rekât namaz kılmak için onlardan izin istedi, onlar da bu izni kendisine verdiler. Namaz bitip de darağacına bağ­lanınca şöyle dua etti:

"Allah'ım! Biz senin Resûl'ünün bize verdiği elçilik görevini yerine getirdik. Sen de bize yapıla­nı sabahleyin Resûl'üne bildir!"

Ardından müşriklere beddua etti:

"Allah'ım! Bunların hepsini helak et, birer birer canlarını al! Hiçbirini sağ bırakma."

Sonra da şu şiiri okumaya başladı:

Vallahi Müslüman olarak öleyim de,

Hangi yana düşersem düşeyim.

Düşmanıma asla boyun eğmeyeceğim,

Zaten er geç ölüp Allah'a döneceğim.

Müslüman olarak öldürüleyim de,

Hangi yana düşersem düşeyim.

Resûlullah (s.a.v.) Medine'de mescitte ashabıyla birlikte otururlarken, rahmet melekleri Hu­beyb'in se­lâmını ge­tirdi. Resûlullah (s.a.v.) kendisine getirilen selâmı aldı:

"Ey Hubeyb! Aleykümüsselâm (sana da selâm olsun)."