Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 46. Sayfa - Alemlererahmet

 

EN BÜYÜK FETİH…
MEKKE'NİN FETHİ

Huzâa kabilesi ile Resûlullah (s.a.v.) savunma anlaşması yapmışlardı. Bu anlaşmaya göre, bir savaş olduğunda birbirlerine yardım edeceklerdi. Bekir oğulları kabilesi de Kureyş kabilesi ile böyle bir anlaşma yapmıştı. Bir gün Bekir oğulları kabilesi, suları başında oturan Huzâa­lılara ani bir saldırıda bulundu. İki taraf birbirleriyle çarpış­­­maya başladılar. Kureyş müşrikleri de bu sal­dırılarında Bekir oğullarını desteklediler. Hu­zâa­lılardan birçok insanı katlettiler.

Bunun üzerine Huzâa kabilesinden Amr bin Sâ­lim, Medine'ye, Resûlullah'a gelerek, Bekir oğul­ları ile Kureyş'in kendilerine düzenledikleri baskından şikayetçi ol­du. Ondan yardım istedi.

Resûlullah (s.a.v.) onun yardım talebini kabul ederek, "Ey Amr! Sana yar­­­dımımız derhal yetişecektir!" buyurdu. Bu sözünün ötesinde daha fazla bir açıklama yapmadı. Ardından olağanüstü bir gizlilik içinde Mekke'nin fethi için hazırlık yapmaya başladı.

Kureyşliler, Bekir oğullarına destek vermekle büyük bir yanlış yaptıklarını; bu desteğin Müslümanlarla olan anlaşmalarının bozulması anlamına geldiğini anlamakta gecikme­diler. Bu sebeple Ebû Süfyan, Kureyş'i temize çıkarmak ve anlaşmaya hâlâ sadık olduklarını vurgulamak üzere Medine'ye geldi.

Resûlullah'la arasında aracı olmaları için sırayla Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye geldi; fakat hiçbiri aracı olmayı kabul etmedi. Bunun üzerine ümitsizlik ve çaresizlik içinde kızı ve aynı zamanda Resûlullah'ın hanımı olan Ümmü Habîbe'nin evine geldi. Evde Resûlullah'ın (s.a.v.) oturduğu minderin üzerine tam oturmak üzereyken Ümmü Habîbe minderi onun altından çe­kip aldı. Kızının bu davranışına bir anlam veremeyen Ebû Süfyan "Minderi mi bana yoksa beni mi mindere lâyık görmedin?" diye sordu. Ümmü Habîbe, "Bu, Resûlullah'ın (s.a.v.) minderi; sen ise pis bir müşriksin. Ona oturamazsın." diye ce­vapladı. Kızının bu beklenmedik cevabıyla şaşkınlaşan Ebû Süf­yan, "Evlendikten sonra sana kötü bir şeyler olmuş." dedi. Ümmü Habîbe (r.anhâ), onun bu sözüne "Aksine bana iyi şeyler oldu; çünkü Allah beni İslâm'a hidayet etti." karşılığını verdi.

Bir zaman sonra Ebû Süfyan, umduğunu bulamamış bir hâlde elleri bomboş Mekke'ye geri döndü.

Hicrî sekizinci yılda Allah'ın Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) on binlerce savaşçıdan mey­dana gelen büyük bir orduyla Medine'den hareket etti. Merrüzzahrân denilen yere gelince, daha fazla ileri gitmeyip orada karargâhını kurdu. Kutlu Şehir Mekke'de kan dökülmesine gönlü razı olmuyor, Kureyş'in, kendisine geleceğini ümit ediyordu. Daha fazla ilerlemeyişinin sebebi buydu.

Abbas bin Abdulmüttalib, Kureyş'i faydasız, beyhude bir direniş ve savaşa girmemeleri konusunda uyarmak için dişi bir katır üzerinde çev­reyi keşfe çıktı. Bu sırada Ebû Süfyan'la karşılaştı. Karşılıklı konuşmaların ardından Ebû Süf­yan, Müslümanların karargâhına, Peygamber Efen­dimizin yanına gitmek üzere Abbas'ın terkisine bindi. Allah'ın Elçisi'nin huzuruna varıp Müs­lüman oldu. Sonra Abbas Peygamberimize şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Elçisi, Ebû Süfyan ayrıcalıklı olup övülmekten hoşlanır. Ona böyle ayrıcalıklı bir durum tanısan."

Hz. Abbas'ın bu önerisi üzerine Sevgili Peygamberimiz:

"Beyt-i Haram'a giren güvendedir. Evine girip kapısını kapatan güvendedir. Ebû Süfyan'ın evine giren güvendedir." buyurdu.

Karargâhın genel manzarası, her tarafta yanan ateşler ve ordunun sayısal büyüklüğü, Ebû Süf­yan'da korku ve hayranlık uyandırmıştı. Abbas'a dönerek:

"Ey Fazl'ın babası! Kardeşinin oğlunun saltanatı ne kadar da muhteşem bir hâl almış!" dedi.

Abbas onun bu sözünü düzelterek:

"Ey Ebû Süfyan! Bu saltanat değil peygamberliktir." dedi.

Sonra Ebû Süfyan, halkı uyarmak için Mekke'ye döndü. Allah'ın Elçisi başı secdede, muzaffer bir komutan edasıyla, savaşmadan Mekke'ye girdi. Şehrin yukarılarında Kureyşliler tarafından başlatılan birkaç olay dışında hiçbir direniş ve çar­pışma olma­dı. Halid bin Velid komutasındaki İslâm birliği bu olayları bastırmakta gecikmedi.

Kâbe'nin içini ve çevresini dolduran put ve heykeller kırılıp şirke dair tüm belirti ve kalıntılar ortadan kaldırıldıktan sonra tüm halk Kâbe'nin önünde toplandı. Ardından Allah'ın kutlu elçisi in­sanlara şöyle seslendi:

"Ey Kureyşliler! Size ne yapacağımı sanırsınız?!"

Hep birden cevap verdiler:

"Biz, senin hayır ve iyilik yapacağını sanırız. Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeş; kerem ve iyilik sahibi bir kardeşin oğlusun!"

Bu cevaptan sonra Allah'ın Elçisi:

"Gidiniz, sizler özgür ve serbestsiniz!" buyurdu.

Mekke'de bir süre kaldıktan sonra hanîf dinin kucağına, Medine'ye döndü.

Allah (c.c.) bu fetihle Kâbe'sini tavaf ve ziyaret ede­cekler, orada namaz kılıp dua edecekler için her türlü pislikten temizlemiş, arındırmış oldu.