Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hubeyb B - İslami Bilgiler - Carmigagerilenadam - 4. Sayfa

HUBEYB b. ADÎ

Çarmıha Gerilen Kahraman

Şimdi...

Ey insanlar! Bu kahramana yolu açın..

Çabuk ve sessiz gelin....

Acele ve korkarak gelin...

Fedakârlıkta eşsiz bir ders almak için ge­lin…

Şimdiye kadar bizlere anlattıkların, fedakârlıkta eşsiz dersler değil miydi? diyebilirsi­niz.

Evet, dersler idi...

Ve ihtişamlarında emsalsizdi...

Fakat şimdi, kendini feda etme sanatında yeni bir üstadın karşısındasınız…

Öyle bir üstad ki, şehâdeti hadisesini kaçı­rırsanız, gerçekten çok büyük iyilikler kaçırmış olursunuz.

Ey her ümmet ve beldedeki düşünce sa­hipleri bize gelin..!

Ey her zaman ve çağdaki yücelik sevdalıları bize gelin..!

Ey gururlarının altında ezilip de din ve iman hakkında kötü zanda bulunanlar siz de gelin..!

Gururunuzla gelin..!

Allah'ın dininin nasıl adamlar meydana ge­tirdiğini gelin, görün..!

İzzetin... gücün... kararlılığın... bilinmişli­ğin... fedakârlığın... ve sevginin ne olduğunu gelin görün…

Tek kelimeyle, Hakk'a imanın, temiz yü­rek­li sahiplerine kazandırdığı büyüleyici ve olağanüstü büyüklüğün ne olduğunu görün!

Çarmıha gerilmiş şu cesedi görüyor musu­nuz?

Bugünkü dersimizin konusu odur…

Ey insanlık! Evet…

Önünüzdeki şu çarmıha gerilmiş ceset ko­nudur, derstir, öğretmendir…

Adı: Hubeyb b. Adî...

Bu yüce ismi iyice ezberleyin..!

Ezberleyin ve söyleyin..!

O her zamanda her mezhepten ve dinden her insan için bir şereftir…

 

 


O Medine'nin Evs kabilesinden ve ensâr­dan­dır.

Resûlullah (s.a.v.) onlara hicret ettiği gün­den beri yanına gidip gelmeye başladı ve âlemlerin Rabbi Allah'a iman etti.

Temiz ruhlu, berrak nefisli, sağlam imanlı ve dolu yürekli biriydi. İslâm şairi Hasan b. Sâbit'in anlattığı gibiydi:

Ensârdan olan bir kartaldı

İyi huylu temiz soylu biriydi

Bedir savaşı olduğunda orada cesur bir as­ker ve önde bir savaşçıydı. Savaş sırasında yoluna düşüp de kılıcıyla yere serdiği müşrik­lerden biri Hâris b. Âmir b. Nevfel'dir.

Savaş bitip de Kureyş'in kaçan askerleri Mekke'ye geldiğinde Hâris oğulları babalarının öldüğünü haber aldılar ve savaşta onu öldüren müslümanın adını iyice ezberlediler: Hubeyb b. Adî..!

 

Müslümanlar Bedir'den Medine'ye dönerek, yeni toplumlarının yapısını kurmaya devam ettiler.


Hubeyb, âbid ve zahid biriydi. İçinde za­hid­lerin tabiatını ve âbidlerin arzusunu taşı­yor­du.

Orada âşık bir ruhla kendini ibadete verdi. Gece namaz kılıyor, gündüz oruç tutuyor ve âlemlerin Rabbi Allah'a yakarıyordu.

 

 


Bir gün Resûlullah (s.a.v.) Kureyş'in sırla­rını bilmek, hareket ve hazırlıklarının olabile­cek yeni bir savaşla ilgisini anlamak için sahâbîlerinden on kişiyi seçti. Bunlardan biri Hubeyb idi; başlarında Asım b. Sâbit vardı.

Gurup bu amaçla yola çıktı. Mekke ile As­fan arasında bir yere vardıklarında, Huzeyl kabilesinin Benî Hayyan denilen kolunun bu­lunduğu yere onların haberi ulaştı. Okçularının en beceriklilerinden yüz adamla peşlerine düştüler ve izlerini takip etmeye başladılar.

İçlerinden biri kumun üzerindeki hurma çe­kirdeklerini görmeseydi onları bulamayacak­lardı. Adam bu çekirdeklerden bazılarını aldı ve Arapların ilginç dikkatiyle inceledi. Sonra yanındakilere şöyle dedi:

"Bu Medine çekirdeğidir. Onları bulmak için çekirdekleri takip edelim."

Yerlere atılmış hurma çekirdeklerini takip ederek ilerlediler. Sonunda uzakta aradıklarını gördüler.

On kişinin emiri Asım, takip edildiklerini fark edince arkadaşlarına bir dağın zirvesine çıkmalarını söyledi.

Yüz okçu yaklaşarak, dağın eteklerinde etraflarını sardılar ve ablukayı sağlamlaştırdı­lar.

Onlara hiçbir zarar vermeyeceklerine dair güvence verdikten sonra teslim olmaya çağır­dılar.

Hepsinden Allah razı olsun, on kişi reisleri Asım b. Sâbit el-Ensârî'nin etrafında toplandı­lar ve vereceği emri beklediler.

O şöyle diyordu:

"Vallahi ben bir müşrikin tutsağı olmayı ka­bullenemem. Allah'ım bizi Peygamberine bil­dir."

Bunun üzerine yüz okçu onları oklarla vur­maya başladılar. Emirleri Asım ve onunla bir­likte yedi kişi vurulup şehid oldular.

Geriye kalanlara da eğer inerlerse dokun­mayacaklarına dair kesin söz verdiler.

Üç kişi; Hubeyb b. Adî ve iki arkadaşı aşağı indiler.

Okçular, Hubeyb ve arkadaşı Zeyd b. De­si­ne'nin yanına gelip onları bağladılar.

Üçüncü arkadaşları, ihanetin başlangıcını görünce, Asım ve kardeşlerinin öldüğü gibi öl­me­ye karar verdi.

Ve istediği gibi şehid oldu.

Böylece mü'minlerden imanı en çok, ahid­lerinde en temiz, Allah'a ve Resûlü'ne en vefalı olanlarından sekizi şehid oldu.


Hubeyb ve Zeyd, bağlarından kurtulmak istediler; fakat çok sağlam idi.

O hain okçular, onları Mekke'ye götürüp müş­­riklere sattılar. Ve kulaklarda "Hubeyb" adı çınladı.

Hâris b. Âmir'in oğulları Bedir'de babalarını öldüreni hatırladılar. O ismi iyi hatırladılar ve yüreklerindeki kin harekete geçti.

Onu satın almak için koştular. Bedir sava­şında babalarını ve ileri gelenlerini kaybeden Mekke ahalisinin birçoğu, onlardan intikam al­mak için onlarla rekabete giriştiler.

Sonunda hep birlikte anlaşarak, sadece ona değil; bütün müslümanlara olan kinlerini dindirecek bir akıbete onu hazırlamaya koyul­dular.

Bir başka gurup da Hubeyb'in arkadaşı Zeyd b. Desine'yi alarak, ona işkence etmek için götü­rdüler.

 

Hubeyb, kalbini ve her şeyini Allah'a ema­net etti.

Hubeyb, Allah'ın ona verdiği, bütün korku­ları dağıtan ve kayaları eriten bir sükûnetle, cesurca ve güvenle dua etmeye başladı.

Allah onunlaydı. Ve o Allah'la idi…

Parmaklarının ucundaki soğukluğu göğ­sün­de duyacak kadar Allah'ın eli onun üzerin­dey­di.

Evlerinde esir bulunduğu Hâris'in kızların­dan biri bir gün yanına girdi. Şaşırtan bir şeyi görsünler diye insanlara haber vermek için bulunduğu yeri koşarak terk etti.

"Vallahi elinde yemekte olduğu büyük bir üzüm salkımı gördüm. Fakat zincire vurul­muştu ve Mekke'nin hiçbir yerinde üzüm yoktu.

Bunun Allah'ın Hubeyb'e verdiği rızktan başka birşey olmadığını sanıyorum."

Evet... Bu, Allah'ın salih kuluna verdiği bir rızk idi. Tıpkı daha önce Meryem'e verdiği gibi:

"Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mih­raba girse, onun yanında yeni bir yiyecek bu­lur­du. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" de­yince, o da: "Bu, Allah katındandır." derdi. Şüp­hesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verir." (Al-i İmrân, 37)

 

Müşrikler Hubeyb'e, kardeşi ve arkadaşı olan Zeyd b. Desine'nin ölüm haberini verdi­ler.

Bununla onu huzursuz edeceklerini ve kat kat ölümü tattıracaklarını sanıyorlardı. Oysa onu Allah'ın himaye edip, ona sükûnet ve rahmet verdiğini bilmiyorlardı.

Onunla imanı üzerine pazarlık etmeye ve önce iman ettiği Rabbine olmak üzere Mu­hammed'e küfretmesi hâlinde serbest bıraka­caklarını söylemeye başladılar. Fakat onlar okla güneşi avlamaya çalışanlar gibiydiler.


Evet... Hubeyb'in imanı kuvvette, uzak­lıkta, ateşte ve ışıkta güneş gibiydi…

Kendisinden ışık isteyen herkesi aydınlatı­yor ve ısınmak isteyen herkesi ısıtıyordu. Fa­kat ona yaklaşıp da meydan okuyanı yakıp eritiyordu. Ondan istediklerini elde edemeye­ceklerini anlayınca kahramanı, son anı yaşat­mak için, "Ten'im" denilen yere götürdüler.

Oraya ulaştırıldığında Hubeyb iki rekât na­maz kılmak için onlardan izin istedi. Onlar bu­nun Allah'ı, Resûlü'nü ve dinini inkar etmekle neticelenecek bir iç hesaplaşmaya neden ola­cağını zannederek izin verdiler.

Hubeyb huşu, teslimiyet ve sessizlik içinde iki rekât namaz kıldı. İçinde imanın lezzeti taştı. Hep böyle sürekli namaz kılmayı istedi.

Katillerine dönüp, onlara şöyle dedi:

"Allah'a yemin ederim ki, eğer ölümden korktuğumu zannetmeyecek olsaydınız, na­maz kılmaya devam ederdim."

Sonra ellerini gökyüzüne doğru kaldırarak şöyle dedi:

"Allah'ım onları birer birer say ve ikişer iki­şer öldür."

Sonra onların yüzlerini keskin bakışlarla süzerek şöyle dedi:

Önemsemem nasıl olursa olsun

Allah için olduktan sonra ölümüm

Allah içindir bu dilerse rahmet eder

Dağılmış bir bedenin parçalarına

 

 


Sanırım, Arap tarihinde ilk kez bir adamı çar­mıha gererek öldürüyorlardı.

Hurma ağaçlarından büyük bir çarmıh ya­parak, Hubeyb'i üstüne yerleştirdiler ve onu bağladılar. Müşrikler sevinç içinde toplandılar ve okçular mızraklarını bilemeye başladılar.

Kasıtlı olarak bütün bu vahşet çarmıha ge­rili kahramanın önünde sergilendi. O ise gö­zünü hiç kırpmadı ve yüzündeki şaşırtıcı ışık saçan rahatlık kaybolmadı.

Mızraklar saplanmaya ve kılıçlar etini par­çalamaya başladılar. Bu sırada Kureyş'in ileri gelenlerinden biri ona yaklaşarak şöyle dedi:

"Sen akrabalarının arasında sağ ve salim olup da, Muhammed'in şimdi senin yerinde olmasını arzu eder miydin?"

Burada Hubeyb eşsiz bir şekilde bir fırtına gibi kükredi ve katillerine şöyle haykırdı:

"Allah'a yemin olsun ki, ben akrabalarımın ve çocuklarımın arasında dünya nimeti ve sağ­lığı içinde olup da Allah'ın Resûlü'ne bir dike­nin batmasını dahi tercih etmem."

Arkadaşı Zeyd b. Desine'nin öldürülürken söylediği muhteşem sözlerin aynısıydı bunlar. Evet, Zeyd'in dün söylediği büyüleyici, muhte­şem ve çarpıcı sözlerin aynısıydı. Bugün onları Hubeyb söylüyordu.

Bu sözler o zaman müslüman olmayan Ebû Süfyân'ın çaresizce ellerini birbirine vurarak, dehşet içinde şöyle demesine neden oluyordu.

"Allah'a yemin ederim ki, hiç kimsenin kim­seyi, Muhammed'in arkadaşlarının Mu­ham­med'i sevdiği gibi sevdiğini görmedim!"

 

 


Hubeyb'in bu sözleri, kılıçlar ve mızraklara kahramanın bedeninden amaçladıklarını elde etmeleri için verilmiş bir izin gibiydi. Çılgınca ve vahşet içinde ona saldırdılar.

Şehid edildiği yerin yakınında kuşlar ve kartallar uçuşuyordu. Sanki kasapların işlerini bitirerek gitmesinden sonra oraya gelip taze cesetten lezzetli bir yemek almayı bekliyor gi­biydiler.

Fakat çok geçmeden birbirlerini çağırarak toplandılar. Tartışıp, bir çözüm arıyorlarmışçasına gagalarını birbirlerine yak­laştırdılar.

Aniden gökleri yararak uçtular ve uzaklara çok uzaklara gitmeye başladılar.

Âdeta içgüdüleriyle çarmıha gerilmiş ce­setten tevbekâr ve salih bir adamın kokusunu aldılar da ona yaklaşmaktan ya da bir zarar vermekten utandılar.

Kuşlar utanarak ve insafla gökyüzünün de­rinliklerinde kaybolup gittiler. Müşrik topluluk da isyan ve düşmanlıklarının gereğini yapmış olarak Mekke'deki kin dolu inlerine döndüler.

Orada Kureyşliler'den kılıçlı ve mızraklı bir gurup, şehid cesedi beklemek için kaldı.

Hubeyb kendini hurma ağacından yapılma çarmıha gerip bağladıklarında.. İşte o an yü­zünü gökyüzüne doğru çevirerek yüce Rabbine şöyle bir duada bulunmuştu:

"Allah'ım! Biz senin Resûlü'nün mesajını ilettik, sen de hemen ona bize yapılanları ilet."

Allah onun duasını kabul etti…

Resûlullah (s.a.v.) Medine'deyken, ashabı­nın zorluk içinde olduklarına dair kuvvetli bir his içine düştü. Ve ona onlardan birinin cese­dinin asılı olduğu göründü.

Hemen Mikdâd b. Amr ve Zübeyr b. Av­vâm'ı çağırdı. Atlarına bindiler ve uçarcasına gittiler.

Allah onları hedefledikleri yere ulaştırdı. Ar­kadaşları Hubeyb'in cesedini indirerek, onu nemli toprağıyla kucaklamayı bekleyen temiz bir yeryüzü parçasına götürdüler.

 

 


Bugüne dek hiç kimse Hubeyb'in kabrinin nerede olduğunu bilmiyor. Herhalde böyle ol­ması en doğru olanıydı. Ta ki tarihin hafıza­sında ve hayatın yüreğinde o "çarmıha gerilen kahraman" olarak kalabilsin!