Giriş - İslami Bilgiler - Derslerveibretler - 2. Sayfa
GİRİŞ
Rasulullah (s.a.v) emaneti yerine getirmiş, risaleti tebliğ edip, ümmete hakkıyla nasihati yerine getirince Allah (c.c.) onun ruhunu (hicretin on ikinci senesi Rebiulevvel ayının onikisi pazartesi günü) kabzetmişti.
Ardından Müslümanlar Rasulullah’a (s.a.v.) halife olarak Hz. Ebu Bekir’e bey’at ettiler. O da bu görevi en güzel şekilde ifa etti. Rasulullah’ın metodunu takip etti ve ona tabi oldu. Müslümanlar da aynı tavırlarını halifenin, yani Rasulullah’ın halifesinin yanında sürdürdüler.
Rasulullah (s.a.v) hayatta iken Arap yarımadasının çoğunluğu İslam dinini benimsemişti. Ancak bedevilerden çoğunluğu Müslüman olduğunu söylemiş fakat iman kalplerine girmemişti, yerleşmemişti. Allah’u Teala buyuruyor ki:
“Bedevi Araplar: “iman ettik” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz; fakat teslim olduk deyin. (Çünkü) iman henüz kalblerinize girmemiştir. Eğer Allah’a ve Rasulü’ne itaat ederseniz, Allah amellerinizden herhangi bir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir”[1]
“Bedeviler, küfür ve nifak yönünden daha fenadırlar ve Allah’ın Peygamberine indirdiği dini hükümlerin sınırlarını bilmemeye daha müsaittirler. Allah, her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Bedevilerden bir kısmı da Allah yolunda harcayacağını bir ziyan sayar, başınıza bir felâketin gelmesini bekler. Şiddetli felaket onların başına gelsin! Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir”[2]
“Çevrenizdeki bedevilerden münafıklar olduğu gibi, bizzat Medine halkından da münafıklığı huy edinenler vardır. Onları sen bilmezsin, biz biliriz. Yakında onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba uğratılacaklardır”[3]
Nifak, Rasulullah (s.a.v.) döneminden beri vardı. Bedeviler de münafıkların başında geliyorlardı. Bu insanlar kılıç korkusuyla Müslüman olduklarını göstermişlerdi. Allah’u Teala da bu durumu Rasulüne haber vermişti. Nitekim Kur’ân-ı Kerim ayetlerinde bu durum açıkça belirtilmiştir. İşte bu insanlar münasib olan fırsatı bulunca dinlerinden döneceklerdi: Hatta riddetin (dinden dönmenin) ilk belirtileri Rasulullah (s.a.v) döneminde görülmeye başlamıştı. Çünkü Yemen’de Esved el-Ansi, Yemame’de Mûseylime el-Kezzâb, Medine’nin kuzey doğusunda bulunan Esedoğullarından Tulayha el-Esedi peygamberlik iddiasında bulunmuşlardır. Ancak bunu ilan etmeye cesaret etmemişlerdi. Çünkü yapsalar Rasulullah (s.a.v.) onlarla savaşırdı. Fakat onlar bu hallerini gizlemişlerdi.
Rasulullah’ın (s.a.v) vefat haberi yayılınca bu insanlar riddetlerini ilan etmişler ve peygamber olduklarını açıkça söylemeye başlamışlardır. İş bununlada sınırlı kalmadı, bilakis arap kabilelerden çoğunluğu cahiliyeye döndüğünü açıklamış ve münafıklığını ilan etmişti. Bu durumdan sadece birkaç şehir kurtulmuştu: Medine-i münevvere, Mekke el-Mükerreme ve Taîf. Ebu Bekir (r.a) da halifeliği üstlenir üstlenmez, elçilerini ona göndermeye başladılar kendilerini zekâttan muaf tutmalarını talep etmişlerdi. İş küçük bir maddi boyut taşıyınca Ebu Bekir’in kendilerine muvafakat edeceğini zannetmişlerdi.
Maddi yönler, Müslümanların çokça önemseyip uğrunda savaşacakları sebepler değildi.
Bedevi münafıklar zekatın İslam’ın asla basite alınmayacak rükünlerinden biri olduğuna inanmamışlardı. Çünkü bu rüknü basite almak prensibi temelinden yıkar. İslam birbirinden ayrılmayan bir düzendir, ve asla bir bölümü terk edilip diğer bir bölümü uygulanmaya kabil değildir: Allah’u Teala, buyuruyor ki:
“Bedeviler: “İman ettik” dediler. Deki: “Hayır, iman etmediniz.” Siz: “teslim olduk” deyin. Çünkü iman henüz kalbinize girmemiştir. Eğer Allah’a ve Rasulüne itaat ederseniz, (Allah) amellerinizden hiçbirşey eksiltmez. Şüphesiz Allah Ğafur’dur, Rahim’dir”[4]
B
İslami Okul Okulların En Önemlisi