Sonuç - İslami Bilgiler - Derslerveibretler - 5. Sayfa
SONUÇ
Kisraların ve Mecusilerin halefleri daha önce zikrettiğimiz rollerini icra etmeye devam ettiler. İnsanlar arasında yaydıkları şayiaları, serptikleri fitne tohumları, ortaya attıkları fikirleri yerleştirmeye ve kökleştirmeye çalışıyorlardı. Bunu da özellikle kendi halklarının içinde, imparatorluklarını ortadan kaldıran Müslümanlara karşı yapıyorlardı. Zira onların dini Mecusiliğe son veren, onların halkını İslam’a davet eden, o halkın da icabet edip sahih imana girmesiyle kisra’nın ve Mecusilerin iktidarlarının sarsılmasına yol açanlar onlardı. Müslümanlardan. İntikam almak istediler fakat güçleri yetmedi. Çünkü birkaç fert dışında ne halkları ne de tabileri kaldı. Geriye yapacakları bir tek şey kaldı. Müslüman olduklarını gösterip içten içe fesat çıkarmak yalan iddialarda bulunmak, muhalif fikirleri yaymak. Bu vesileyle eski tabileri onlara yaklaştı. Çünkü Müslüman olduklarını söylüyorlardı. Artık İslami düşünceyi sarsan, Müslümanları ayrılığa sevkeden yıkıcı planlarını uygulamaya koyabilirlerdi. Halklarından çoğunu bu ilkelerine cezp etmeyi de başardılar.
Bu insanlar her
ortamda da İslam’ın düşmanlarının yanında yer aldılar. Devlet oldukları zamanlarda
da İslam topraklarını işgal ve talan edenlerin tarafına geçtiler. Örneğin Safevi
devleti h
Ardından kavmiyetçilik belası sahne aldı. Kisraların ve Mecusilerin halefleri bunu teşvik ettiler, kışkırttılar. Böylece ihtilaflar ve akidedeki farklılıklar derinleşti.
Ancak Allah’a davet yolunda muhakkak bir çözüm bulmak, bu ayrılıktan muhakkak kurtulmak gerekmektedir.
Kavmiyetçilik ve taassuptan, İbn Sebe’in desiselerinden, sırf akideyi bozma namına bazı fertleri beşerin üzerinde ilahlığa yakın bir mertebeye çıkarmaktan vazgeçilmelidir. Zira bu kavmiyetçiliği de kökleştirmektedir.
Şöyle ki: Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynelabidin’in annesi Kisra Yezducerd’in kızıydı. Ali Zeynelabidin ise bu fırkanın dördüncü imamıdır. Aslına bakarsanız o birinci imamdır. Mensubiyetleri onadır. Dördüncü sıraya konulmasının sebebi bazı şeyleri örtmek ve dilleriyle söylediklerinin doğruluğunu ispat etmek içindi.
Günümüze gelince, İslam davetçilerinin ve ilim ehlinin görevi, taassub göstermeden, hamaset yapmadan bu fırkaya, doğru bir ilmi üslub ve imani bir bakış ile kibirlenmeden ve aşağılamadan sahih olan imanın, ilk imanları olduğunu beyan etmektir. İslam davasına muvafık olan da budur. Buna karıştırılan diğer hususlar ise dilleriyle Müslüman olduklarını söyleyip kalpleri iman etmeyenlerin desiseleridir. Bütün bunları, kaybedilen makamlarının, yıkılan devletlerinin son bulan Mecusiliklerinin, yaşadıkları hezimetin intikamını almak için yapıyorlardı. Buna ek olarak bu zaferleri gerçekleştiren ve İslam davasını yayan Müslümanlara duydukları kin de vardı.
Müslümanların görevlerinden biri de İslam davasını bütün insanlara ulaştırmaktır. İster gayri Müslim olsunlar isterse sıratı mustakimden ayrılan veya ayakları kayıp günah işleyen Müslümanlardan olsunlar. Veya bunlar insanların şeytanları tarafından saptırılan, cinlerin şeytanları tarafından aldatılan, böylece mertebeleri yükselip! insanları doğru yoldan çıkarmaya çalışan kimseler olsunlar… Nitekim Kisralar ve Mecusiler bunlardandı… Evet, İslam davasının bütün bu insanlara ulaşması gerekmektedir.
Yoldan çıkan, fitnelere maruz kalan Müslümanların tekrar hakka getirilmeleri yapılması gereken en öncelikli iştir. Bunların yolları aydınlatılmalı, şaşırmalarının, fitneye düşmelerinin ve sapmalarının sebepleri kendilerine izah edilmelidir. Hesap gününün var olduğu, bu günde hak ehlinin cennete girerek en büyük kazancı elde edeceği, batıl ehlininde cehenneme sürülerek gerçekten en büyük kayba uğrayacakları hatırlatılmalıdır.
Allah’tan dileğimiz bize hak üzere sebat vermesi, İslam’a davet ederken yardımcı olması bize sabır ilham etmesi, bize hayır yazması, ve akıbetimizi cennet yapmasıdır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi