Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sonuç - İslami Bilgiler - Derslerveibretler - 5. Sayfa

SONUÇ

 

Kisraların ve Mecusilerin halefleri daha önce zikrettiğimiz rollerini icra etmeye devam ettiler. İnsanlar arasında yaydıkları şayiaları, serptikleri fitne tohumları, ortaya attıkları fikirleri yerleştirmeye ve kökleştirmeye çalışı­yor­lardı. Bunu da özellikle kendi halklarının içinde, imparatorluklarını ortadan kaldıran Müs­lümanlara karşı yapıyorlardı. Zira onların dini Mecusiliğe son veren, onların halkını İs­lam’a davet eden, o halkın da icabet edip sahih imana girmesiyle kisra’nın ve Mecusile­rin iktidarlarının sarsılmasına yol açanlar on­lardı. Müslümanlardan. İntikam almak istedi­ler fakat güçleri yetmedi. Çünkü birkaç fert dışında ne halkları ne de tabileri kaldı. Geriye yapacakları bir tek şey kaldı. Müslüman ol­duklarını gösterip içten içe fesat çıkarmak yalan iddialarda bulunmak, muhalif fikirleri yaymak. Bu vesileyle eski tabileri onlara yak­laştı. Çünkü Müslüman olduklarını söylüyor­lardı. Artık İsla­mi düşünceyi sarsan, Müslü­manları ayrılığa sevkeden yıkıcı planlarını uygulamaya koyabilirlerdi. Halklarından ço­ğunu bu ilkelerine cezp etmeyi de başardılar.

Bu insanlar her ortamda da İslam’ın düş­manlarının yanında yer aldılar. Devlet oldukla­­rı zamanlarda da İslam topraklarını işgal ve talan edenlerin tarafına geçtiler. Ör­neğin Sa­fevi devleti h.919’da Portekizlilerin yanında yer almıştı. Portekizlilere engel ol­maya çalışan Osmanlılara karşı bir birlik oluşturmak için büyük bir çaba sarfetmişti.

Ardından kavmiyetçilik belası sahne aldı. Kisraların ve Mecusilerin halefleri bunu teşvik ettiler, kışkırttılar. Böylece ihtilaflar ve akide­deki farklılıklar derinleşti.

Ancak Allah’a davet yolunda muhakkak bir çözüm bulmak, bu ayrılıktan muhakkak kur­tulmak gerekmektedir.

Kavmiyetçilik ve taassuptan, İbn Sebe’in desiselerinden, sırf akideyi bozma namına bazı fertleri beşerin üzerinde ilahlığa yakın bir mertebeye çıkarmaktan vazgeçilmelidir. Zira bu kavmiyetçiliği de kökleştirmektedir.

Şöyle ki: Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeyne­la­bidin’in annesi Kisra Yezducerd’in kızıydı. Ali Zeynelabidin ise bu fırkanın dör­düncü ima­mı­dır. Aslına bakarsanız o birinci imamdır.  Men­subiyetleri onadır. Dördüncü sıraya konul­masının sebebi bazı şeyleri ört­mek ve dilleriyle söylediklerinin doğruluğunu ispat etmek içindi.

Günümüze gelince, İslam davetçilerinin ve ilim ehlinin görevi, taassub göstermeden, hamaset yapmadan bu fırkaya, doğru bir ilmi üslub ve imani bir bakış ile kibirlenmeden ve aşağılamadan sahih olan imanın, ilk iman­ları olduğunu beyan etmektir. İslam davasına muvafık olan da budur. Buna karıştırılan di­ğer hususlar ise dilleriyle Müslüman oldukla­rını söyleyip kalpleri iman etmeyenlerin desi­seleridir. Bütün bunları, kaybedilen makamla­rının, yıkılan devletlerinin son bulan Mecusi­liklerinin, yaşadıkları hezimetin intikamını al­mak için yapıyorlardı. Buna ek olarak bu zaferleri gerçekleştiren ve İslam davasını ya­yan Müslümanlara duydukları kin de vardı.

Müslümanların görevlerinden biri de İs­lam davasını bütün insanlara ulaştırmaktır. İster gayri Müslim olsunlar isterse sıratı mus­takimden ayrılan veya ayakları kayıp gü­nah işleyen Müslümanlardan olsunlar. Veya bunlar insanların şeytanları tarafından saptı­rılan, cinlerin şeytanları tarafından aldatılan, böylece mertebeleri yükselip! insanları doğru yoldan çıkarmaya çalışan kimseler olsunlar… Nitekim Kisralar ve Mecusiler bunlardandı… Evet, İslam davasının bütün bu insanlara ulaşması gerekmektedir.

Yoldan çıkan, fitnelere maruz kalan Müslümanların tekrar hakka getirilmeleri ya­pılması gereken en öncelikli iştir. Bunların yolları aydınlatılmalı, şaşırmalarının, fitneye düşmelerinin ve sapmalarının sebepleri ken­dilerine izah edilmelidir. Hesap gününün var olduğu, bu günde hak ehlinin cennete gire­rek en büyük kazancı elde edeceği, batıl ehlinin­de cehenneme sürülerek gerçekten en büyük kayba uğrayacakları hatırlatılmalıdır.

Allah’tan dileğimiz bize hak üzere sebat vermesi, İslam’a davet ederken yardımcı ol­ması bize sabır ilham etmesi, bize hayır yaz­ması, ve akıbetimizi cennet yapmasıdır.