Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 2. Sayfa - Dusmanintuzagi

 

         A. İSLÂMDAVETİNİN MEKKE DÖNEMİ

 

         Resûlullah, kendisine verilen tebliğ görevini üstlenerek tebliği faaliyetlerine başladı. Kendisine gönderilen hakikatlere uymaya, Allah’ın dini uğrunda hakkıyla mücadele etmeye ve ümidini yitirmeden insanlara nasihat etmeye başladı. O’nun bu davetiyle ilk Müslüman olan, eşi Hz. Hatice’dir. Namazın farz kılınmasından sonra Hz. Ali b. Ebi Talib ve Zeyd b. Harise Müslüman oldular. İlk Müslüman olan bu üç kişinin ortak özelliği ise üçünün de Resûlullah’ın evinde yaşıyor olmalarıdır. Daha sonra da Hz. Ebû Bekir Müslüman oldu ve Müslüman oluşunu gizlemedi ve insanları İslam’a çağırmaya başladı. Ebû Bekir, kendi kavmi tarafından sevilen hoşsohbet bir tüccardı. Onun vesilesiyle -onun gibi tüccar olan- Osman b.Affan, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebi Vaka ve Talha b. Ubeydullah Müslüman oldular. Daha sonra da Ebû Ubeyde b. Cerrah, Ebû Seleme, Erkâm b.Ebi’l-Erkâm, Osman b. Maz’ûn ve kardeşleri Kudâme ve Abdullah, Ubeyde b. Hâris, Sa’d b. Zeyd ve eşi-aynı zamanda Hz. Ömer’in kız kardeşi olan- Fatma bintü’l-Hattâb, Esma binti Ebi Bekir ve -o sıralarda daha küçük yaşta olan- kız kardeşi Aişe binti Ebi Bekir, Habbâb b. Ered, Sa’d b. Ebi Vakkâs’ın henüz küçük yaşta olan kardeşi Ümeyr, Abdullah b. Mes’ud, Salît b. Amr ve kardeşi Hatib b. Amr, Ayyaş b. Ebi Rabia ve Eşi Fatma binti Mücellel, Hattab b. Hâris ve eşi Fükeyhe binti Yesâr, Ma’mer b. Hâris, Saîd b. Osman b. Maz’ûn, Muttalib b. Ezher ez-Zühri ve eşi Remle binti Avf, Nahham diye bilinen Nuaym b. Abdullah, -Resûlullah onunla ilgili şöyle buyurmuştur: “Cennette onun övgüsünü duydum.” Yine Ebû Bekir’in kölesi Amir b.Füheyre, Halid b. Saîd b. Âs ve eşi Huzaa Kabilesine mensup Ümeyye binti Halef, Vaht b. Abdullah, Kinane Kabilesine mensup Halit b. Bükeyr, ve kardeşleri Âmir, Akîl, İyas, Yâsir,  eşi Sümeyye vve oğlu Ammar, Süheyb b. Sinan, Amr b. Said, Ebû Huzeyfe b. Utbe b. Rebia, Serkan b. Amr ve eşi Sevde binti Zem’a, -kocası Habeşistan’dan döndükten sonra vefat etti. Sevde bir sene sonra Resûlullah’la evlendi. Resûlullah’ın halası oğlu Ebû Sebre b. Ebi Dirhem, Ümeyye b. Halefin kölesi Bilal b. Rabâh, Kârâ Kabilesi’nden Mes’ûd el-Kâri, Mekke döneminde Müslüman olmuşlardır.

         Mekke döneminde İslam’a girenlerin sayısı gün geçtikçe artmaya devam etti ve ilk üç senede bu sayı altmışa kadar yükseldi. Davetin ilk üç senesinde Müslüman olanların genel niteliği şu şekildeydi:

 

         Kureyşin önde gelenlerinden :   31 kişi

         Diğer kabilelerden                 :   3    “

         Kadınlardan                           : 12  “

         Köle vd.                                 :          14  “

                                                  +__________

         Toplam :                                  60 kişi

 

         Davetin ilk yıllarında Müslüman olanların çoğu Kureyş’in ileri gelenleri ile onların aile fertlerinden oluşuyordu. Siyer alanında araştırma yapan müsteşriklerin ve onlardan nakiller yapanların iddia ettiğinin aksine davetin ilk dönemlerinde Müslüman olanlar içerisinde mevâlî olanlar büyük bir çoğunluk oluşturmamaktaydı. Bilakis başta da ifade edildiği gibi ilk müslümanlar arasında Kureyşin ileri gelenleri ile onların aileleri büyük bir çoğunluk oluşturmaktaydı. Müslüman olmayı göze alamayan müstez’aflarla ilgili ise şu ayet nazil olmuştu:

         “Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.”[1]

         Bu ayet, ilk dönem Müslümanları arasında müstez’afların çokluğuna işaret etmez bilakis onların himaye edildildiklerine ve şartlar ne olursa olsun her mü’minin toplumsal hayatta üstlendiği sosyal role işaret etmektedir. Ayrıca ayette cahiliye adetlerine karşı durmak hususunda bir çağrı vardır; çünkü cahiliye toplumu bu müstez’afları hor görmekteydi. İşte ayette cahiliye adetlerinin bırakılmasına yönelik ruhi bir terbiye de vardır. Yoksa ayette müstez’afların çokluğunu çağrıştıran hiçbir anlam bulunmamaktadır.

          Müslüman olduğunu iddia ederek İslam’a düşmanlık besleyen bazı kimseler, İslâmhakkında kötü bir imaj oluşturmak için, şöyle derler:

         “İslam’ın ilk yıllarında zengin ve aydınlar, Müslümanlar tarafından dize getirilinceye kadar İslam’ı kabul etmediler; ancak başka çareleri kalmayınca İslam’ı kabul etmek zorunda kaldılar. Oysa ki onlar, İslam’la mücadele etmek için fırsatlar kolluyorlardı. İlk dönemde Müslüman olanlar, toplum içerisinde zayıf ve hakir görülen kimselerdi.”

         Burada üzerinde dikkatle durulması gereken bir husus vardır: İslâmdavetin ilk yıllarında Müslüman olanlar gerçekten müstez’af idiler; ancak onların müstez’af olmalarından kasıt, bu insanların, büyük bir güce sahip olan Kureyş üzerinde herhangi bir etkiye sahip olamamalarıdır. Onlar bu açıdan müstez’af idiler. Onlar, İslam’ı kabul etmekle cahiliye adetlerine göre kendi ailelerine karşı gelmişler ve itikatta onlara muhalefet etmişlerdi. Bu açıdan onlar müstez’af sayılırlar. Hz. Ebû Bekir, Osman, Ali, Mus’ab, Hamza, Talha, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr, Ebû Huzeyfe toplumun ileri gelenlerinden olmalarına rağmen toplumun büyük bir kesiminin tepkisini üzerlerine çektikleri için yine de müstez’af sayılırlardı.    

         İslâmdavetinin ilk aşaması olan gizli davet dönemi, üç yıl sürdü. Bu dönemde Resûlullah, müşriklerin gözünden uzak bir yerde, Erkâm b. Ebi’l-Erkâm’ın evinde Müslümanlarla buluşuyor, kendisine indirilen vahyi onlara aktarıyordu. Ayrıca bu gizli toplantıların koordinesini bizzat üstlene Resûlullah, vahyin pratize edilmesi konusunda davranışlarıyla ashâbına kılavuzluk ediyordu. Bu şekilde risâletin temel önderliğini meydana getirmeye ve mümin insan profilini oluşturmaya çalışıyordu; çünkü insanlar, İslam’ı doğru bir şekilde bilmeye ve esaslarını kavramaya her devirde şiddetle ihtiyaç hissetmişlerdir. Bu konuda yazılan şeyler, her zaman için doğru bir bilgi ve net bir tablo çizememekte, bu hususla ilgili yapılan telkinler de istenen doğru örnekliği sunamamaktadır. O halde İslâmdavetinin temel ilkelerini uygulamalı bir şekilde geleceğe aktaracak olan, yeni nesillere bu konudaki toplumsal davranışları kazandıracak olan ve İslâmhakkında doğru bir bilgi sunacak olan önder kimselerin varlığı her zaman gereklidir.

 



[1] Kehf suresi, 18/28.