Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 3. Sayfa - Dusmanintuzagi

         B. AÇIKTAN DAVET DÖNEMİ

 

         Üç yıl süren gizli davetin ardından Allah Teâlâ, Hz. Peygamber’e, kendisine indirilenleri açıktan tebliğ etmesini ve insanları topluca İslam’a davet etmesini emretti:

         “Sana emrolunanı açıkça söyle ve müşriklerden yüz çevir!”[1]

 

         “(Önce)en yakın akrabanı uyar. Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir. Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.”[2]

         Böylece Resûlullah, insanlara İslam’ı anlatmaya, onlara Kur’an’dan ayetler okuyarak her zaman ve her yerde İslam’ı tebliğ etmeye başladı. Özellikle Hacc mevsimini fırsat bilen Resûlullah, kabilelere teker teker ulaşmaya ve onlara İslam’ı sunmaya çalışıyordu. Onlardan bazıları, İskam’ı kabul ediyor; bazıları da Müslüman olmayı reddediyordu. Bazıları da onunla alay ediyordu.

          Resululah bir yandan geniş çaplı bir şekilde davetine devam ederken öte yandan İslâmdavetinin yükünü taşıyacak güçlü bir yapı oluşturmak için Müslümanların eğitimini de ihmal etmiyordu. Bu davetin güçlü altyapısını ve bu İslâmakidesinin temel ilkelerini oluşturmak için bazı Müslümanları gizli bir şekilde ve sadece oraya katılanların bildiği bir evde onları eğitiyordu. Bu özel grup, İslam’ı yaymak hususunda sorumluluk alabilecek ve zor görevleri yerine getirebilecek kimselerden oluşmaktaydı. Bunlar, güçlü bir akideye sahip, sorumluluğunun bilincinde olan, önderine karşı itaatkar ve bitmek tükenmek bilmeyen bir aksiyon ve bağlılıkla emredilenleri yerine getiren seçkin bir gruptu. Resûlullah böyle bir yöntemle görevini yerine getirmiş, İslam’ı anlatmış ve ümmete nasihat etmiştir. İşte bu topluluğun arasından, tüm kaygıları Allah’ın rızasını elde etmek ve Resûlune uymak olan, İslam’ın temel ilkelerine bağlı, din kardeşliğini öncüleyen ve sadece Allah için seven müminler ortaya çıkmıştır. Onlar, bu sayede Kureyş’in arasında, herkesin gıpta ile baktığı örnek şahsiyetler oldular. Bu neslin ortaya çıkması ve toplumda en yüce mertebeye ulaşması, cahiliye toplumunun kategorik yapısını değiştirmişti. Bu durum, Mekke müşriklerinin önde gelenlerini çileden çıkarmıştı. Bundan dolayı İslâmdavetine karşı gelmişler ve onu engellemeye çalışmışlardı.

         Müşriklerin, İslam’a karşı bir tutum içerisinde olmalarına sebep olan başka bir şey putlarla ilgili Müslümanların sözleridir; çünkü müşrikler bu sembollere tapınmayı bir alışkanlık haline getirmişlerdi. Bundan dolayı müşrikler, İslam’a savaş açmış, İslamî düşünceyi yok etmeye ve Müslümanları öldürmeye çalışmışlardı.

         Cahiliye toplumu ile azınlık bir grup olan Müslümanlar arasında şiddetli bir mücadele başladı. Bu süreçte Allah’ın hidayete erdirdiği bazı kimseler İslam’ı kabul ederek Müslümanlara katıldılar yine de müşrikler, Müslümanlara karşı büyüklenmeye devam ettiler. Kalplerindeki kinleri arttıkça yaptıkları zulüm ve işkenceler de artmaya devam etti. Öyle ki bu kin, onları, mücrim gibi davranmaya ve vahşice işler yapmaya sevketti.

          Müslümanlar, kendilerine yapılan bütün işkencelere rağmen sabredip eninde sonunda Allah Teâlâ'nın, kendilerine yardım edeceğine inanıyorlardı. Onlardan bir grup yurtlarını terk ederek imanlarını muhafaza etmek ve müşriklerin şerrinden kurtulmak için belli aralıklarla Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldılar. Aynı şekilde Resûlullah da İslâmdaveti için yeni bir zemin bulmak için Taif’e gitmişti. Nevar ki Sakîf Kabilesi, ona destek vermeyi reddetti. Bununla kalmayarak kabilenin köle ve sefihlerini peygambere karşı kışkırttı. Sonunda Taif’in, kendisine destek çıkacağına dair olan inancını yitirmiş bir şekilde dönen Resûlullah kendi yurdu olan Mekke’ye Mut’im b. Adiyy himayesinde girebilmişti

         Resûlullah, Kureyş ile Taif’teki Sakîf Kabilesi’nin Müslüman olacaklarına dair olan inancını kaybetti. Bundan dolayı Arap kabilelerinin ticaret ve şiir etkinlikleri için geldikleri panayır yerlerine gitmeye, onlara İslam’ı anlatmaya, onları, Allah’a ve Resulüne destekçi olmaya davet ediyordu. Aynı şekilde Resûlullah Hacc mevsimini fırsat bilerek oraya gelen kabilelere İslam’ı anlatmaya çalışıyordu; ancak Kureyş müşrikleri, ona inanmamaları hususunda kabileleri uyarıyor; onun sihirbaz ve deli olduğunu söylüyordu.

         Resûlullah Medineli Hazreç kabilesinden bir grupla Akabe’de buluştu. Onları Allah’a çağırarak Müslüman olmaya davet etti. Onlara Kur’an okudu, onlar da ona icabet ederek Müslüman oldular ve ertesi sene Hacc mevsiminde aynı yerde buluşmak üzere ona söz verdiler. Ertesi sene Hacc ibadeti için Mekke’ye gelen Medineliler arasında Evs kabilesinden on iki, Hazreç kabilesinden iki kişi, toplam on dört kişi vardı. Bir önceki sene söz verdikleri yerde -Akabe’de- Resûlullah’la buluşarak ona biat ettiler ve Müslüman oldular. Bu Birinci Akabe Biatı idi. Resûlullah Mus’ab b. Ümeyr’i, Medineli Müslümanlarla birlikte Medine’ye göndererek onlara Kur’an’ı öğretmesini ve İslam’ı anlatmasını emretti. Mus’ab, orada   -okutan- anlamında “Mukri’” diye isimlendirildi. Sayıları kırk kişiyi bulmayan Medineli Müslümanlara ilk cuma namazını kıldıran da o idi. Mus’ab görevini yerine getirdikten sonra Mekke’ye geri döndü.

         Risaletin on ikinci senesinde, Medine’den altmış ikisi Hazreçli, on biri Evsli olmak üzere yetmiş üç kişilik bir grup Hacc ibadeti için Mekke’ye gelmişti. Aralarında iki kadın da vardı onlar: Neccaroğullarından Nesibe binti Ka’b ve Seleme oğullarından Esma Binti Amr idi. Resûlullah amcası Abbas ile birlikte onlarla buluştu. Abbas, hala müşrik olmasına rağmen yeğini Muhammed’e destek olmak için onunla beraber gelmişti. Medine’den gelen yetmiş üç kişi ile İkinci Akabe Biatı yapıldı. Medineliler, Resûlullah’la irtibatı sağlamak için dokuzu Hazreç’ten üçü Evs’ten olmak üzere toplam on iki temsilci seçtiler.

         İkinci Akabe Biatı’ndan sonra Medine’ye dönen Evs ve Hazreçliler orada Müslüman olduklarını ilan ettiler. Mekke’de ise Resûlullah’ın Medinelerden biat olduğunu duyan müşrikler, Müslümanlara yaptıkları işkencelerin dozunu daha da arttırdılar. İşte tam bu sırada Resûlullah Mekke’deki Müslümanlara, Medineli kardeşlerinin yurtlarına -Medine’ye- hicret etmelerini emretti. Bir başka ifadeyle Resûlullah İslam’ın yeryüzündeki hâkimiyetinin sağlanması ve Müslümanların güçlenmesi için tek bir yerde toplanmalarını emretti.

         Resûlullah Medine’ye hicret eder etmez oradaki Müslümanların, bir arada toplanacakları mescid inşa etti. Resûlullah, Ensâr ve Muhâcirleri kardeş ilan etti. Böylece onlar, düşmanın hileleri karşısında durabilecek güçlü bir kitle haline geldiler. Ayrıca Resûlullah Evs ve Hazreç kabileleri arasındaki anlaşmazlıkları da giderdi ve taassubun her türlüsünü yok etti.

         Resûlullah, Medine’nin, düşmanlarına karşı daha güçlü olması için Yahudilere ılımlı davrandı ama Yahudiler verdikleri söze uymadılar çünkü onlar verdikleri sözlere uymamayı adet haline getirmişlerdi.

         Kureyş’in, Medine’de oluşan yeni statüyü kabullenmesi ve Medine çevresinde yaşayan kabilelerin dize getirilmesi kaçınılmaz olmuştu. Öte yanda Kur’an-ı Kerim’in ayetleri de bu yeni oluşan bu toplumun yasalarını oluşturmaya ve fertler arasındaki ilişki tarzını açıklamaya devem ediyordu. Kur’an’ın getirmiş olduğu bütün prensipler hayatın her alanına uygulanıyor, bu sayede Medine toplumu, beşeriyetin arzuladığı en faziletli yaşam tarzına kavuşuyordu. Kardeşlik, sadakat ve kolektif sorumluluk bilinci, toplumun fertleri arasında yayılmaya başladı. Ne var ki Medine’de, Müslümanların kurmuş oldukları bu düzenin düşmanları da vardı. Bunlar, Müslümanları zayıf düşürmek amacıyla düşmanlıklarını kamuoyu önünde açıkça ortaya koyamıyorlardı. Bundan dolayı içlerindeki bu düşmanlıklarını gizlediler ama işledikleri cürümler ve bunların neticesinde İslâmtoplumunda oluşturdukları yıkım faaliyetleriyle bu düşmanlıklarını açığa çıkarmak için uygun fırsat kolluyorlardı ve değişik vesilelerle hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlardı. Bunların başında Yahudiler geliyordu.

 



[1] Hicr suresi, 15/94.

[2] Şuara suresi 26/214-216.