Muhtelif - 3. Sayfa - Dusmanintuzagi
B. AÇIKTAN DAVET DÖNEMİ
Üç yıl süren gizli davetin ardından Allah Teâlâ, Hz.
Peygamber’e
, kendisine
indirilenleri açıktan tebliğ etmesini ve insanları topluca İslam’a davet
etmesini emretti:
“Sana emrolunanı açıkça söyle ve müşriklerden yüz çevir!”[1]
“(Önce)en yakın akrabanı uyar. Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir. Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.”[2]
Böylece Resûlullah
, insanlara
İslam’ı anlatmaya, onlara Kur’an’dan ayetler okuyarak her zaman ve her yerde
İslam’ı tebliğ etmeye başladı. Özellikle Hacc mevsimini fırsat bilen Resûlullah
, kabilelere
teker teker ulaşmaya ve onlara İslam’ı sunmaya çalışıyordu. Onlardan bazıları, İskam’ı
kabul ediyor; bazıları da Müslüman olmayı reddediyordu. Bazıları da onunla alay
ediyordu.
Resululah
bir yandan
geniş çaplı bir şekilde davetine devam ederken öte yandan İslâmdavetinin yükünü
taşıyacak güçlü bir yapı oluşturmak için Müslümanların eğitimini de ihmal
etmiyordu. Bu davetin güçlü altyapısını ve bu İslâmakidesinin temel ilkelerini
oluşturmak için bazı Müslümanları gizli bir şekilde ve
böyle bir
yöntemle görevini yerine getirmiş, İslam’ı anlatmış ve ümmete nasihat etmiştir.
İşte bu topluluğun arasından, tüm kaygıları Allah’ın rızasını elde etmek ve Resûlune
uymak olan, İslam’ın temel ilkelerine bağlı, din kardeşliğini öncüleyen ve
Müşriklerin, İslam’a karşı bir tutum içerisinde olmalarına sebep olan başka bir şey putlarla ilgili Müslümanların sözleridir; çünkü müşrikler bu sembollere tapınmayı bir alışkanlık haline getirmişlerdi. Bundan dolayı müşrikler, İslam’a savaş açmış, İslamî düşünceyi yok etmeye ve Müslümanları öldürmeye çalışmışlardı.
Cahiliye toplumu ile azınlık bir grup olan Müslümanlar arasında şiddetli bir mücadele başladı. Bu süreçte Allah’ın hidayete erdirdiği bazı kimseler İslam’ı kabul ederek Müslümanlara katıldılar yine de müşrikler, Müslümanlara karşı büyüklenmeye devam ettiler. Kalplerindeki kinleri arttıkça yaptıkları zulüm ve işkenceler de artmaya devam etti. Öyle ki bu kin, onları, mücrim gibi davranmaya ve vahşice işler yapmaya sevketti.
Müslümanlar, kendilerine
yapılan bütün işkencelere rağmen sabredip eninde sonunda Allah Teâlâ'nın,
kendilerine yardım edeceğine inanıyorlardı. Onlardan bir grup yurtlarını terk
ederek imanlarını muhafaza etmek ve müşriklerin şerrinden kurtulmak için belli
aralıklarla Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldılar. Aynı şekilde Resûlullah
da İslâmdaveti
için yeni bir zemin bulmak için Taif’e gitmişti. Nevar ki Sakîf Kabilesi, ona
destek vermeyi reddetti. Bununla kalmayarak kabilenin köle ve sefihlerini
peygambere karşı kışkırttı. Sonunda Taif’in, kendisine destek çıkacağına dair
olan inancını yitirmiş bir şekilde dönen Resûlullah
kendi yurdu
olan Mekke’ye Mut’im b. Adiyy himayesinde girebilmişti
Resûlullah
, Kureyş ile
Taif’teki Sakîf Kabilesi’nin Müslüman olacaklarına dair olan inancını kaybetti.
Bundan dolayı Arap kabilelerinin ticaret ve şiir etkinlikleri için geldikleri
panayır yerlerine gitmeye, onlara İslam’ı anlatmaya, onları, Allah’a ve
Resulüne destekçi olmaya davet ediyordu. Aynı şekilde Resûlullah
Hacc
mevsimini fırsat bilerek oraya gelen kabilelere İslam’ı anlatmaya çalışıyordu; ancak
Kureyş müşrikleri, ona inanmamaları hususunda kabileleri uyarıyor; onun
sihirbaz ve deli olduğunu söylüyordu.
Resûlullah
Medineli
Hazreç kabilesinden bir grupla Akabe’de buluştu. Onları Allah’a çağırarak
Müslüman olmaya davet etti. Onlara Kur’an okudu, onlar da ona icabet ederek
Müslüman oldular ve ertesi sene Hacc mevsiminde aynı yerde buluşmak üzere ona
söz verdiler. Ertesi sene Hacc ibadeti için Mekke’ye gelen Medineliler arasında
Evs kabilesinden on iki, Hazreç kabilesinden iki kişi, toplam on dört kişi vardı.
Bir önceki sene söz verdikleri yerde -Akabe’de- Resûlullah’la
buluşarak
ona biat ettiler ve Müslüman oldular. Bu Birinci Akabe Biatı idi. Resûlullah
Mus’ab b.
Ümeyr’i, Medineli Müslümanlarla birlikte Medine’ye göndererek onlara Kur’an’ı
öğretmesini ve İslam’ı anlatmasını emretti. Mus’ab, orada -okutan- anlamında “Mukri’” diye
isimlendirildi. Sayıları kırk kişiyi bulmayan Medineli Müslümanlara ilk cuma
namazını kıldıran da o idi. Mus’ab görevini yerine getirdikten sonra Mekke’ye geri
döndü.
Risaletin on ikinci senesinde, Medine’den altmış ikisi
Hazreçli, on biri Evsli olmak üzere yetmiş üç kişilik bir grup Hacc ibadeti
için Mekke’ye gelmişti. Aralarında iki kadın da vardı onlar: Neccaroğullarından
Nesibe binti Ka’b ve Seleme oğullarından Esma Binti Amr idi. Resûlullah
amcası Abbas
ile birlikte onlarla buluştu. Abbas, hala müşrik olmasına rağmen yeğini
Muhammed’e destek olmak için onunla beraber gelmişti. Medine’den gelen yetmiş
üç kişi ile İkinci Akabe Biatı yapıldı. Medineliler, Resûlullah’la
irtibatı
sağlamak için dokuzu Hazreç’ten üçü Evs’ten olmak üzere toplam on iki temsilci
seçtiler.
İkinci Akabe Biatı’ndan sonra Medine’ye dönen Evs ve
Hazreçliler orada Müslüman olduklarını ilan ettiler. Mekke’de ise Resûlullah’ın
Medinelerden
biat olduğunu duyan müşrikler, Müslümanlara yaptıkları işkencelerin dozunu daha
da arttırdılar. İşte tam bu sırada Resûlullah
Mekke’deki
Müslümanlara, Medineli kardeşlerinin yurtlarına -Medine’ye- hicret etmelerini
emretti. Bir başka ifadeyle Resûlullah
İslam’ın
yeryüzündeki hâkimiyetinin sağlanması ve Müslümanların güçlenmesi için tek bir
yerde toplanmalarını emretti.
Resûlullah
Medine’ye
hicret eder etmez oradaki Müslümanların, bir arada toplanacakları mescid inşa
etti. Resûlullah, Ensâr ve Muhâcirleri kardeş ilan etti. Böylece onlar, düşmanın
hileleri karşısında durabilecek güçlü bir kitle haline geldiler. Ayrıca Resûlullah
Evs ve
Hazreç kabileleri arasındaki anlaşmazlıkları da giderdi ve taassubun her
türlüsünü yok etti.
Resûlullah
, Medine’nin,
düşmanlarına karşı daha güçlü olması için Yahudilere ılımlı davrandı ama
Yahudiler verdikleri söze uymadılar çünkü onlar verdikleri sözlere uymamayı
adet haline getirmişlerdi.
Kureyş’in, Medine’de oluşan yeni statüyü kabullenmesi ve
Medine çevresinde yaşayan kabilelerin dize getirilmesi kaçınılmaz olmuştu. Öte
yanda Kur’an-ı Kerim’in ayetleri de bu yeni oluşan bu toplumun yasalarını
oluşturmaya ve fertler arasındaki ilişki tarzını açıklamaya devem ediyordu.
Kur’an’ın getirmiş olduğu bütün prensipler hayatın her alanına uygulanıyor, bu
sayede Medine toplumu, beşeriyetin arzuladığı en faziletli yaşam tarzına
kavuşuyordu. Kardeşlik,
[1] Hicr suresi, 15/94.
[2] Şuara suresi 26/214-216.
İslami Okul Okulların En Önemlisi