Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Namaz - 2. Sayfa - Hayatinnamazi

II.BÖLÜM
NAMAZ İLHAMIN KAYNAĞIDIR 

 

Allah (cc)‘ın bize olan rahmetindendir ki, namaz, bizi Kur'an-ın edebi nurlarının dışarısında, şaşkınlıklar içerisinde bir akşam namaz kılan önce tekbir alır, ardından fatihayı okur-ki bu surenin ilk yarısı Rabbi saygıyla anma diğer yarısı da kulun dualarıdır-sonra Kur'an'dan kolayına geleni okur ve bir âlemden diğer âlemlere, bir ufuktan ruhaniyete Allah'a kalpten bağlanmanın, gazilerin cihadının ufkuna geçiş yapar. Bu geçişten oluşan karışımdan bir şey ortaya çıkar ki o da İslam'dır.

Yüce İslam ki, yeryüzüne ve üzerindekilere varis olmak için bütün isimlerin Hz. Âdem'e (as) öğretildiği günden beri mümin insanı, yıldızları ve bilinmeyen âlemleri bir sisteme göre düzenler. Karıncanın nabız atışı, yıldızların hareketi, gök gürültüsünün sesi Allah (azze ve celle'nin) ilminde aynı seviyededir. Allah Teâlâ ve tebareke Kur'an da şöyle buyur­muşlardır:

   (12- O, size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve (yağmur dolu) ağır bulutları meydana getirendir. 13- Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile tesbih eder meleklerde O'nun heybetinden dolayı tesbih ederler. Onlar, Allah hakkında mücadele edip dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar ve O,azabı pek şiddetli olandır.)[1]

Müslüman rabbine kulluğa ve O'na ulaşmaya güç yetire­bilmesi Allah'ın rahmetinin ve fazlının delilleridir, bu delillere dayanarak rabbine dayanışı artar.

Şeyhul İslam İbn Teymiye şöyle demiştir:

"(Kalbinde ibadetin tadını almazsan, huzuru hissetmesen kendi amelini suçla, çünkü Cenab-ı Hak şükrün karşılığını verendir yani şüphesiz O Salih amel işleyen dünyada ameli­nin karşılığını, kalbinde tadını hissettirerek verir.

Bu tadı kalbinde gözlemlemen sana davranışlarında dışa (çevrene) karşı sorumluluk bilinci kazandırır. Namaza devam etmen ise zihninin ve idrak kabiliyetinin diri kalmasını sağlar ve yine nefsini (aleyhine olandan) korur, insanın iç âlemde yaşadığı hareketlilik-ki Allah'ın emriyle ve ayetleriyle çekiş­meye karşı çıkmaktır. İnsan namaz sayesinde Allah'ın em­riyle çelişen istek ve arzulardan şüphelerden, Allah sevgisiyle uyuşmayan her türlü sevgiden soyutlanır. Bu da ancak kıya­met günü Allah'ın gönderdiğiyle kıyamet günü kurtuluşa ereceği kalb-i selimin hakikatidir."[2]

Kendisine ulaşılan ve insanın ulaştığı en yüce makamdır. Cömertliğin zirvesidir. Vicdan sahibi bir insanın rahata erdiği bir sığınaktır.

Eğer ki, namazda hak Tealâ'nın "Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı"[3] ifadesinin gerçekleştiği bir yer (durak) düşünsek, orası namazdayken yapılan secde olurdu. Bu hali ise Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şu şekilde açıklıyor: "Kulun rabbine en yakın olduğu zaman secde zamanıdır."

Şüphesiz ki namaz sıkıntı (üzüntü) ve sevinç esnasında bir ilaçtır. Hüzün noktasında Allah (cc) Efendimiz (as) i mu­hatap olarak şöyle buyuruyor:

"Andolsun ki: onların söyledikleri şeylerden dolayı göğ­sünün daraldığını biliyoruz. O halde rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Sana ölüm gelinceye kadar rab­bine ibadet et."[4]

Günahtan tövbe edip Allah'a dönme noktasında "Allah'ü Tealâ'nın şu ayeti karşımıza çıkar. "Davut bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken rabbinden bağışlanma diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi."[5]

Allah'ın vahyine (Kur'ana) kulak verme hususunda da şu ayeti misal verebiliriz. "Biz O'nu hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Senide ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gön­derdik." [6]

Dine davetin yükümlülüklerine ve davetle karşılaşılan du­rumlara sabretme hususunda Allah, Rasûlünün kalbini mut­main kılmıştır. "Şüphe yok ki, Kur'anı sana biz indirdik. O halde, rabbinin hükmüne sabret, onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme. Sabah akşam rabbinin adını an. Gecenin bir kısmında O'na secde et, geceleyin de O'nu uzun uzun tesbih et." [7]

Kâinatın efendisi Peygamber Efendimiz (as) gece na­mazı çok kılardı. Rabia b. Ka'b dan gelen bir rivayete göre Rabia: Ben geceleri peygamberimize hizmet ederdim, gece olunca Peygamberimizin kapısına gelir, onun yanında gece­lerdim. Ta ki uyuya kalıncaya kadar O'nu subhânallah (Allah­'ım seni tesbih ederim) dediğini duyardım. Bir gün "Ey Ra­bia!" diye seslenip şöyle dedi: "Dile benden ne dilersen (Ben­den iste vereyim) Ben de "Bana süre tanıyın" dedim bana süre verildi. Bu  sırada fark ettim ki, dünya fani ve geçicidir."

Namazın fert hayatındaki etkileri ve neticeleri sınırsızdır. Namaz ibadeti Arapları şarap müptelasından alıkoymuştur. Yine kız çocuklarını diri diri gömmek, zulüm etmek, kan davası gütmek, düşmanca davranmak ve kan akıtmak gibi tamiri mümkün olmayan kötü alışkanlıklardan da alıkoy­muştur.  

Ta ki ondan bu hallerinden öyle bir hale geçtiler ki, me­sela namaz için ayakta durduklarında ayakları şişinceye ka­dar ayakata duruyorlardı.  Kur'an onların dilinden kalplerine işliyordu. Onun sesi arının vızıltısı gibi idi. Mihrap erleri şeh­vetlerin çağrısı ve onlara yönelen dünyaya bakmaksızın yolla­rını kesmeye güç yetirdiler. Bunların ayakları altında olduğu halde dünyada zahid bir yaşam sürdüler.

Mihrapta devamlılık, rükû ve secde ile mümin Safalar arasında ruhi alaka gelişir. Bu dinde derin bir sevginin zuhur ettiği ve bu hayrı kendisi için Allah'ın takdir ettiği gibi.

Onun için toplandığı zaman Peygamber (S.A.V)  "Ey Bi­lal bizi onla ferahlat. Diye emrederdi ve namaz gözümün nuru oldu derdi."[8]

Abdullah b. Mes'ud Peygamber(s.a.v) şöyle dediğini riva­yet etti:

"Her bir namaz vakti geldiğinde bir münadi gönderilir ve şöyle seslenir: Ey Âdemoğlu kalk kendi nefislerinizde tutuş­turduklarınızı söndürün. Onlarda kalkıp abdest alırlar ve öğleyi kılarlar. Bu ikisi arasındakiler için onlara mağfiret edilir. İkindi namazı gelince durum böyle olur. Yatsı namazı gelince de durum böyle olur." [9]

 

HUŞU"UN HAKİKATİ

İbnu'l Kayyım der ki[10]:

"(Kalbin namazdan aldığı haz –Allah'a muhabbet duyan, O'ndan korkan ve Ona teveccüh eden, O'nun yüceliğini ve azametini hisseden- boş, harabe olmuş kalbin duyduğu hazzı gibi değildir. İnsan namazda Rabbinin huzurunda durduğu zaman, öyle bir duruş sergiler ki, kalbi O'na karşı huşû ile doludur. O'na yakınlaşma kastı ile kötü şeylerin karmaşa­sından kurtulmuş, iman nuru kalbine yayılmış, nefsinin per­delerinden ve şehevi arzulardan aralanmıştır. Kur'an bahçe­sinin manaları ile yükselmiş, imanın coşkusu, esma ve sıfat­ların hakikatleri, O'nun yüceliği, güzellikleri, kemali ve bü­yüklüğü ile mecz olmuştur. Sadece Rabbi Sübhanehû'nun celali ve kamil sıfatları ile baş başa, bütün varlığı ile Allah'ta toplanmış, gözünün nuru olarak , eşi benzeri görülmemiş bir yakınlaşma hissi ile kalbi sadece ona has ve tüm varlığı ile O'na yönelmiştir.)

Allahu Teâlâ buyuruyor ki:

"Sabır ve Namaz ile yardım dileyin,  şüphesiz bu ancak Allah'tan hakkı ile korkanların yapacağı zor bir iştir."[11]

Allahtan korkanlar O'na karşı tevazu içerisinde olanlardır, O'na karşı korku ve takva hissedenlerdir.  Yakîni olarak O'na dönmek ve O'na kavuşmakla kalpleri itmi'nana ulaşmış olanlardır. İşte namaz ancak bu sayılan yüce kimseler dışın­dakiler için ağır ve zorlu bir ibadettir.

"İbn Ebi Talha, İbn Abbastan rivayetle "Hâşi'în'in" ma­na­sı'nın  "Allah'ın indirdiği şeyi tasdik eden kimse", Mücahid ise "hakiki manada iman eden kimse", olduğunu belirtir. Ebu'l-Âliye, "İlla ale'l-hâşiîn" ‘i "korkanlar" olarak, Mügâtil  "İlla ale'l-hâşiîn"i "mütevazi olanlar" olarak değerlendirir. Dahhak "İnnehâ lekebîraten"i  "Allah'a karşı itaatte tevazu gösterenler, O'nun azabından korkanlar ve O'nun va'd ve vaîdine hakkı ile inananların dışındakilere ağır geldiğini belir­tir.

İmâm Ali () der ki: "Huşû kalptedir, mü'min karde­şine yumuşak davranması ve namazda huşu içinde olması,  Müslüman kişiye yeter." [12]

"Zilâl" sahibi birinci ciltte der ki,

"Sabırla yardım isteme bir çok kez tekrarlanmaktadır. Sabır bütün zorluklara hakka saygı duyarak ve gerçeği itiraf ederek, ve gerçeğe boyun eğerek tüm zorluklara karşı koya­bilmek için gerekli olan bir azıktır. Meşakkatlerin ilki ,güçten ve iktidardan , fayda verme ve kazançtan , düşmedir.

İmâm Gazzâli diyor ki :

"Şunu bil ki huşû, imanın semeresidir. Allah [azze ve celle]'nin celaline ulaşmanın ve yakin elde etmenin bir neti­cesidir. Bununla rızıklanan kimse ister namazda olsun ister namaz dışında tek başına, ihtiyaç için beytü'l malde olsun, huşû sahibi kimsedir. İnsanın huşû sahibi olması için Allah'ı ve celalini marifetine, kendisinin eksikliğini bilmesine bağlı­dır. Bunlar sağlandıktan sonra huşû vücut bulur." [13]

Aynı şekilde devam eder: "Derecelerin yükselmesinin anahtarı da namazlardır. Allah (c.c) buyuruyor ki.

"Namazlarında huşû sahibi olan müminler kurtuldu." [14]

Böylece Allah imandan sonra özel olarak namazla onları methediyor. Buda huşû ile O'na yakınlaşmadır. Sonra da aynı şekilde namazla iflah bulanların vasıflarını sıralıyor

Namaz peygamber (s.a.v.) içim isra ve miraç gecesinden itibaren kalıcı eser oldu. Yüreği bu dünyanın acılarını bulun­duruyordu. Biz Peygamber (s.a.v.) davet işini insanlardan birine şikâyet ettiği tek bir hadis bilmiyoruz. Bilakis şikâyetle­rini hüzünlüyü sevindiren, bela ve korkuyu kaldıran Allah'a açıyordu. Taif'ten dönüş esnasında ki duasında rabbine yö­neldi ve beni kime kefalet ediyorsun diyordu. Onun Allah'tan başka sığınağı yoktu.

Namaz peygamber (s.a.v.) için Rasûlullah senden beni ateşten kurtarması ve cennete sokması için Allah'a dua et­mesini istiyorum dedim. Allah Rasûlü sustu, sonra bunu sana emreden kimdir dedi. Bunu bana kimse emretmedi ama ben dünyanın bitici, fani olduğunu bildim dedim. Allah tarafından mükâfatlandırıldın ve Allah'a benim için dua et­meni istedim. Ben bunu yapacağım, sende nefsin için bana çokça secde etmekle yardım et.

Huzeyfe (r.a) Peygamberimizin şöyle dediğini nakletti: "kulun secdede toprakla kirlenen hali Allah'a daha sevimli­dir."

Peygamberin hayatı çok yönlüdür. Geniş bir hayatı ve tümünü ona ibadet etmekle geçirirdi. Namaz tüm varlığın hislerini açmak idi. O ondan kuvvet alırdı ve nefsinde Allah'ın yarattıklarına karşı yakınlık ve ünsiyet oluşurdu. Bu amellerin imandan sonraki en hayırlısı ve en yücesidir.

Sevban (r.a)'ın rivayetine göre Rasûlullah şöyle buyurdu: "Devam edin bırakmayın, bilin ki amellerin en hayırlısı na­mazdır. Abdest'e ancak mü'min devam eder. Sonra şu sı­fatlar semeresi hakkında şöyle der: (işte onlardır o varisler Firdevs'e varis olacak onda ebediyen kalacaklardır) ve ba­şında mutluluk sonunda da Firdevs veraseti olarak vasıflan­dırdı.

Fî zılâl'in sahibi bu ayetlerin talikinde şöyle diyor[15]:

(Doğrunu vaadidir- müminlerin mutluluğu hakkında gü­venilir karar, Allah'ın vaadi, Allah vadesinden dönmez ve hiç kimse Allah'ın kararını reddedemez, dünyada mutluluk ve ahiret'te mutluluk, mü'minin mutluluğu ve mümin cemaatin mutluluğu. Bu mutluluğu mümin kalbinde hisseder ve bu mut­luluk manalarını taşıyan, insanların bildiği ve bilmediği Allah'ın mümin kullar için biriktirdiği kanıtları hayat vakala­rında bulur.

Hz. Aişeyi (r.a) Resülullahın ahlakı konusunda sordular, o da dedi: "O'nun ahlakı Kur'an'dı sonra şöyle okudu:

"Şüphesiz Müminler kurtuluşa ermiştir onlar namazla­rında huşuludurlar onlar beyhude işe boş lafa bakmazlar. Onlar zekât vermek için çalışırlar. Ve onlar ki ırzlarını ko­rurlar, ancak zevcelerine ve kendilerinin mülkü olan cari­yelerine karşı müstesna, çünkü bunlar yüzünden kınan­mazlar. Kimde bundan ötesini ararsa, işte onlar haddi aşanlardır. Ve onlar emanetlerine ve ahitlerine riayetkâr­lardır. Onlar ki namazlarının üzerine muhafazakârlardır. "

İşte bu sıfatlar Müslüman şahsiyetini bir suretle çizmiş ve bu müminlerin annesi sıfatlandırdığı gibi Resülullahın hali idi. Şüphesiz mümin üzerine düşen, namaz esnasında mevlası önünde kalbine korkuyu hissettirmesi, sakinleşmek ve huşu­lan­mak, kalbi temizlemek, yaratıcısıyla bağlanmak dönen kalbi sabitleştirmek gıda ve ilaçtan aradığını bulmak. Bu konu hakkında Mücahit şöyle der: "Huşu duyanlar onlar gerçek müminlerdir" İbrahim Nehai de şöyle der:

"Huşu, kuru şey yemekle ve sert şey giyinmekle ve baş eğmekle değil, lakin huşu şerefliyi ve şerefsizi hak konusunda eşit görmektir."[16]

Sehl b. Abdullah ise şöyle der:

"Bir şahıs cesedindeki her kıl ürpermedikçe tam anla­mıyla huşu kâr olamaz. Allah'ın ayette dediği gibi "ondan rab­lerine saygısı olanların derileri ürperir"

Huşu kendisinden uzuvlarda sakinliği ve tevazuu göste­ren nefisteki bir şekildir ve onlar kalplerinde Allah ile karşı­laşma yakini istikrar eder. "Onlar kendilerini hakikaten Rab­lerine ka­vuşuyor ve hakikaten ona dönüyor sayarlar"

Yalnız ona dönmekle ve onun önünde durmak yakini, o salih amelin esası huşu, sabır ve ihtimalin kaynağı, korku ve takvanın masdarı, salih amelin mizanı, bu mizan müminin nefsinde istikamet olduğu zaman hakikatte faniliği ortaya çıkar, Âhiret gözü kör ve kendi alanında bakidir ve onun ya­nında akıllı olan ebediliği seçmekte ve onu tercihte ve ona ulaşılmasında tereddüt etmez.

 


 



[1]    Ra'd, 12, 13.

[2]    Salâh Şâdî, Teemmülât fî Medârici's-Sâlikîn.

[3]    Necm, 17.

[4]    Hıcr, 99.

[5]    Sâd, 24.

[6]    İsra, 105.

[7]    İnsan, 26.

[8]    Taberani, Kebir'in de rivayet eder.

[9]    Darakutnî.

[10]   Sübkî'nin ed-Dinü'l-Halis adlı eseri.

[11]   Bakara, 45.

[12]   Bkz. Kurtubî Tefsîri.

[13]   İhyâ, I/171.

[15]   Bkz. c. XVIII, s.2453.

[16]   Tefsîr-i Kurtubî, c.I ilgili ayetin tefsiri.