Namaz - 3. Sayfa - Hayatinnamazi
III. BÖLÜM
NİÇİN MÜSLÜMAN OLDUM?
NAMAZIN HASSAS DÜZENİ VE NAMAZIN ETKİSİ
Avustralyalı Yahudi gazeteci "Lewbuld Fays"[1] İslam ülkelerine bir Avrupa gazetesi adına muhabir olarak geldi. Sade İslam toplumu ve Müslüman şahsın (yüceliği) kendisini etkiledi. İslam toplumu ile insanın içinde parçaladığı ve değersiz düştüğü tenkitçi batı toplumu arasında ki ayrım noktasını gördü. Bunun üzerine gerçekleri araştırmaya, Müslümanların durumlarını, sade hayat tarzlarını ve (fakire) dek izzetlerini düşünmeye başladı. Bu araştırmalar kendisi için hayrın başlangıcı oldu. Ve kendisine hidayet kapısı açıldı ve Müslüman oldu. Gölgesi yayılmış geniş yolda yürümeye başladı. Her adımda kendisine yeni bir kapı açılıyordu: İslam toplumu nasıl coşturmuş ve kendisini insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olmaya varıncaya dek nasıl eğitmişti. Neticede Muhammed Esed, konumu, İslam yüceliği, risalet ve onun uzun ömürlü olmasıyla ilgili birçok eseri, İslam toplumunun –bir takım olumsuzluklara rağmen– yüceliş ve üstünlüğüne en hayırlı şahit ve açık delildir. Eğer Müslümanlar bu davete kulak verseler ve ona uygun hayat yaşasalar yolunu kaybetmiş insanlığa bugün çare ve tedaviyi sunarlar, bu şaşkınlıktan insanlığı kurtarırlar, insanlığın içinde yaşadığı kayboluştan kurtarırlar.
NAMAZ BİR SEBEBTİR
Mekke'ye yol isimli kitabında şöyle der: 1922 yılının sonbaharında eski Kudüs şehri sınırları içerisinde yer alan bir evde yaşıyordum. Çoğunlukla, evin arkasında ki geniş bir bahçeye açılan bir pencerenin önünde otururdum. Bu bahçe "hacı" denilen Arap bir kişinindi. Bu adam eşekleri binmiş ve yük taşımak üzere kiraya veriyordu. Bu bahçenin bir bölümünü kafilelerin gecelemesi için ayırmıştı. Gündüzleri develerin ağır cüsseleri yere uzanmış olarak görülüyordu. Adamlar da sürekli sürekli kendilerini kaptırarak deve ve eşekle (yardımdan) bahsediyorlardı. Fakirdiler, vücutlarını ekşimiş, başkalarından kalma elbiseler dışında örtecek bir şeyleri yoktu. Fakat büyük efendiler gibi rahat davranıyorlardı. Yemek için beraber yere oturduklarında bir parça peynirle ya da zeytin taneleriyle yayılmış ekmeği yediklerinde onların âlicenap sabırlarına, tahammüllerine ve iç huzurlarına hayran olmam dışında elimden bir şey gelmiyordu. Kendilerine günlük yaşamlarındaki işlerine saygıyı künye yaptıklarını görürsün hacı asasına dayanarak aralarında dolaşırdı. Sanki onların efendisiymiş gibi görünürdü. Onların ona sorgusuz ve sualsizce itaat ettiklerini gördüm.
Şuurunu sorsan ve fıtratı üzerindeki tozları ortadan kaldıran manzaradan, şöyle bahseder: Hacı onları gündüzleyin namaz için defalarca toplar onlarda tek uzun bir safta hep birlikte yer alırlardı. Hacı onların İmâmı, onlar da hareketlerindeki dikkatle bir ordu gibiydi. Bu şöyleydi: Beraberce Mekke'ye doğru yöneliyor sonra ikinci defa secdeye gitmek üzere kalkıyorlardı. Alınları yere temas ediyordu, komutanların alçak sesli sözlerine tabi oluyorlardı. Komutan rüku ve secde arasında ayaklarını namaz için kullanılan seccadenin ucuna basmış olarak, kollarını göğsünün üstüne bağlamış, dudaklarını sessizce oynatarak, derin bir vecde kendini kaptırarak duruyordu. Onun bütün ruhuyla namaz kıldığını görmek elindeydi (mümkündü).
SORGULAMA
Sonra şöyle diyor:
"Böyle hareketlerden ibaret olan organlarla yapılan bir namaz beni rahatsız etti. Hacı'ya bir gün sordum: O İngilizce yi biraz biliyordu –Sen gerçekten, Allah'ın senden rükû ve secdelerle gösterdiğin sevgiyi beklediğine inanıyor musun? Kişinin nefsini terbiye etmesi ve Allah'a kalbi ile dua etmesi daha uygun olmaz mı? Bütün bu bedeni hareketlerinin sebebi ne? Konuştuğum bu sözlerden de emin değildim. Sonun da pişmanlık ve bir gönüllü kırdığımı hissettim çünkü yaşlı dindar şahsın ruhunu incitmeyi niyet etmemiştim. Fakat (Hacı) da asla kırgınlık belirtisi ortaya çıkmadı, aksine gülümseyerek cevap verdi: Öyleyse başka hangi şekilde Allah'a ibadet etmeliyiz? Allah beden ve ruhu beraber yaratmadı mı? Durum böyleyken insanın ruhuyla dua ettiği gibi bedeniyle de dua etmesi gerekmez mi?
Biz Müslümanlar Mekke'de bulunan Allah'ın evi Kâbe'ye yöneliriz. Müslümanlar nerede olursa olsun bunu yaparlar. Onlar namazlarında Kâbe'ye doğru yönelirler. Bir beden gibi oluyoruz. Bütün düşüncemiz Allah'ın bizi kuşattığıdır. İlk önce dimdik ayakta duruyoruz, Kur'an-dan bir şey okuyoruz, o Kur'an-ı insanlara indirdiği Allah'ın kelamı olduğunu düşünerek herkim doğru yaşarsa onun hayatından razı olur. Sonra içimizde duya duya "Allahu Ekber" deriz. Ondan başka ibadete layık olan yoktur. Onun her şeyin üstünde olduğuna inanırız. Allah'ı kuvveti ve yüceliği ile tesbih ettikten sonra alınlarımızı secdeye koyarız. Çünkü biz onun zatından bir parça değiliz. Biz ancak yokluktan ve topraktan gelmekteyiz. O Allah ki, bizi yarattı ve o bizim en yüce rabbimizdir. Yüzümüzü topraktan kaldırır, günahlarımızın affı için dua eder, rahmetiyle hatalarımızı, kusurlarımızı örtmesini bizi doğru yola iletmesini, bize afiyet ve rızk vermesini bekleyerek otururuz. Sonra arz'a tekrar secde ederiz. Tek olan izzet ve azameti karşısında alnımızı toprağa dokundururuz. Sonra otururuz ve bize risaletini ulaştıran Muhammed (s.a.v) ‘e rahmet etmesi için Allah'a dua ederiz. Bundan önceki peygamberlere rahmet ettiği gibi yine önceki peygamberlere verdiği bereket gibi Hz. Muhammed (s.a.v)'e vermesi için dua ederiz. Bize dünyada ve ahiret'te iyilik vermesini istiyoruz. Ve sonunda "Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun" diyerek başımızı sağa sola döndürürüz. Bu şekilde nerede olursa olsun, Salih insanları selamlıyoruz.
Nebi (s.a.v) namazını bu şekilde kılardı. Bütün zaman ve asırlarda ona uyanların bildiği (namaz) böyleydi. Bu namaz kendilerini Allah'a içinden gelerek ve itaat ederek teslim etmek içindir. İşte bu, İslâm'ın anlamıdır. İslamiyet'le tatmin oluyorlar (başka şeye ihtiyaç duymuyorlar) ve yine onların dönüşü Allah'a dır.
Muhammed Esed sonra şöyle dedi:
Tabiî ki, yaşlı adam bu kalıpta kelimeleri kullanmadı, ancak bunları kasteden şeyler söyledi. Bunları bugün gibi hatırlıyorum. Yıllar geçtik ten sonra basit anlamıyla Hacı, İslam'a girmemde ilk kapıyı açtığımı ancak bugün anladım. Yani "hangi fikir benim Müslüman olmamı sağladı" uzun zamandır bu düşünce beni sarıyordu. Alışılmışın dışında bir huzur hissetmeye başladım. Hepsini gördüm, çok şey gördüm. Çıplak ayaklarıyla namaz seccadesinin üstünde veya saman çöpünden hasırın üstünde veya çıplak toprağın üstünde, elleri bağlı, boynu bükük, bütünüyle kendisinden geçmiş bir adam. Etrafında olup biteni unutan bir adam. Herhangi bir mescitte olması ya da insanlarla dolu caddenin kaldırımında olması aynı. Nefsinde doyuma ulaşmış bir adam.
Sonra nefsini geri çekerek, bu vasıflara neden olan düsturları anlatıyor ve onlarla amel ediyordu.
Müezzinin Sesi
Kahire'deyken evimin karşısında iki ince minaresi olan küçük bir mescit vardı. Günde beş sefer namaza çağırıyordu. Beyaz sarıklı adam minarenin en üstünde görünüyor, ellerini kaldırıyor ve okumaya başlıyordu.
"Allahuekber…Eşhedüellailaheillallah…Eşhedüennemuhammedenresülullah…hayyaalesselah…. Hayyaalefelah….." sesi pürüzsüz ve kuvvetliydi. Çok uzak yerlere kadar sesini, pek çoklarına ulaştırmaya güç yetiriyordu. Sanatın (mesleğin) değil, bu sesi güzelliğin bu ölçüsüne ulaştıran bu şeyin çaba ve gayret (samimiyet) olduğunu anlaman elindedir. (mümkündür)
Müezzinin okuyuşu bu idi. Kahire'de geçirdiğim gece ve gündüzlerde müezzinin hep kalıcı melodisini işitiyordum. O, tamamen geçmişten gelen kutsi bir nağme idi. Bundan sonrada İslam topraklarına uzun yolculuklarda o nağme yine öyleydi. Lehçelerin ve ağız yapılarının farklı olmalarına rağmen, bütün her yerde onun kendine has, tek bir tonu ve sesi vardı. Ezandaki bu birlikte, ben Müslümanlar arasındaki derim iş birliği anlamaya başladım.
Onlar inançlarında bir, düşünme metotları, hakkı batıldan ayırmaları bir, hayata bakış açıları birdir. Ben daha önceden bir kavme rastlamıştım ki, insanlar arasındaki bağlar kapmış. Buna iktisadi ve ırkçılık konuları neden olmuştur. Belki de bu insanlar arasındaki bozukluk daha derindi. Hayattaki ortak anlayışları (iktisadi ve ırkçılık) bu bağdır. İnsanlar arasındaki bütün ilişkiler ferdiyetçiliğe indi.
Bu İslâm'ın şartlarından bazıları; o şiarları yüzeysel alsak ve derince düşünsek onun eserlerini (neticelerini) idrak edeceğiz. Günün gecesi ve gündüzünde az da olsa düşünsek. Bu edebi mektup gibi onda da büyük derinlik vardır. Bu kıssa düşünmemiz için. Dünya Müslümanlarını Allah bu mektupla hidayete erdirmiştir, namazın sebeplerini görelim diye o kainattaki düzeni ve saygıyı görelim diye.[2]
[1] Bu zat Müslüman olmuş ve Muhammed Esed adını almıştır. İleri gelen bilge Müslümanlardan biridir.Bir çok eser kaleme almıştır. Bunlar içerisinde Mekke'ye Giden Yol, Kur'ân Mesajı [Meal-Tefsir], İslam'da Yargı Düzeni, Yolların Ayrılış Noktasında İslam adlı eserler en meşhurları olup Türkçe'ye de çevrilmişlerdir.
[2] Bkz. Muhammed Esed, Mekke'ye Giden Yol.
İslami Okul Okulların En Önemlisi