Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

4- ALLAH’IN İSİMLERİ VE MODERN BİLİM - Herseyomuanlatiyor - 4. Sayfa

 

4- ALLAH’IN İSİMLERİ VE MODERN BİLİM

 

 “Adem'e bütün isimleri, öğretti.” [1]

 Hz. Adem (a.s.m.)’ın yeryüzünün halifesi olması yönüy-le peygamberlik davasındaki en büyük mucizesi bütün isimlerin Cenab-ı Hak tarafından Ona öğretilmiş olmasıdır.

 Diğer peygamberlerin mucizeleri insanoğlunun sahip ol-duğu bir bilim dalına işaret etmiştir. Bütün peygamberlerin babası olan Hz. Adem’in mucizesi ise insanoğlunun bütün bilim dalla-rını içine alan ve beşerin pozitif ilimler yönünde ilerleyebilmesi için bir pusula gibi her asırda onlara yönlerini gösteren bütün i-simleri öğrenmiş olmasıdır.

  “Adem'e bütün isimleri, öğretti.”

 Evet Cenab-ı Hak bu ayetin işaretiyle sanki manen kullarına şöyle demektedir: “Ey Ademoğlu! Yeryüzünün halifeliği da-vasında meleklere karşı üstün olduğunu kanıtlamak için babanız olan Hz. Adem’e bütün isimleri öğrettim. Eğer siz de Onun evla-dı ve mirasçısı iseniz, bütün isimleri öğrenip, bütün varlıklara karşı üstün olduğunuzu kanıtlamanız gerekir. Böylece kainattaki bütün varlıklara karşı, en yüksek makamlara çıkabilir ve dağlar, denizler ve yeryüzü gibi büyük varlıkların size boyun eğmesi gi-bi yüksek mevkilere ulaşabilirsiniz. Eğer bunu istiyorsanız bana doğru adım atıp, bir ismime tutununuz. Fakat babanız olan Hz. A-dem bir defa Şeytana aldandı ve Cennet gibi bir makamdan ge-çici olarak yeryüzüne indi. Sakın sizler de ilerleyişinizde Şeyta-na uyup, Allah’ın hikmetinin yüksek mertebelerinden düşüp, mad-deye saplanıp, tabiat bataklığında dalalete ve küfre hizmet ede-rek alçalmayınız. Her an başınızı kaldırıp Esma-i Hüsnama dikkat-le bakarak, yükseklere çıkmak için bilim ve maddi ilerleyişinizi merdiven yapınız.Ta ki bu bilim ve ilerlemenin özü ve kaynağı olan İsimlerime çıkasınız ve o isimlerin dürbünüyle, kalbinizden Rabbi-nize bakasınız.”

 Hz. Adem’e bütün isimlerin öğretildiğinden bahseden ayette, insanın mükemmel yetenekleri sayesinde her türlü ilimle-re, bilimdeki ilerleyişe, yükselişe ve teknoloji yönündeki harikala-ra sahip olabileceğine şöyle işaret edilmiştir:

 Her bir ilmin, her bir ilerleyişin, her bir fennin ve sa-natın yüksek bir hakikati vardır ki, o hakikat bir önceki konu-da açıklamaya çalıştığımız gibi Allah’ın bir ismine dayanması ve bununla o fennin ya da sanatın tamamlanması ve zirveye ulaşma-sıdır. Mesela; matematik bir bilim dalıdır. Onun hakikati ve zir-vesi Allah’ın “Adl ve Mukaddir” isimlerine yetişip, matematik ay-nasında o ismin hikmetli tecellilerini görmektir. Bunun gibi tıp bir bilim dalıdır. Onun hakikati de Allah’ın “Şafi” ismine dayanır ve yeryüzü eczanesindeki ilaçlarda şefkatli tecellilerini görmekle tıp ilmi aradığı noktaya ulaşır. Aynı şekilde felsefe de bir bilim-dir. Onun hakikati de Allah’ın “Hakim” ismine dayanır ve yeryüzü-nü maddi boyutundan çıkararak, hikmetle tanzim edilmiş bir sa-nat olduğunu göstermekle felsefe ilmi de kemalini bulmuş ve ha-kiki konumuna ulaşmış olur. Ve bunlara diğer bilim ve sanat dallarını da kıyaslarsak her şeyin Allah’ın isimleriyle doruklaştığını gözlerimizle görmüş oluruz.

 İşte Kuran-ı Kerim, “Adem'e bütün isimleri, öğretti.” Ayetiyle beşerin sırtını sıvazlayarak teşvik parmağıyla, insanlığın bu zamandaki ilerleyişinde ulaşamadığı bir çok noktaları, en uç sınırları ve en yüksek mertebeleri göstererek “Haydi ileri!” de-mektedir.

 Diğer peygamberlerin mucizeleri bir tek sanat dalına işaret etmekte, Hz. Adem’in mucizesi ise bilim ve sanatların kaynağına işaret ve teşvik etmektedir. Bu yüzden Kuran-ı Kerim çok ciddi bir şekilde Allah’ın isimlerini öğrenme konusu üzerinde durmakta ve buna dayanarak hak ve hakikat olan bütün ilim ve ilerleyişin doğru hedeflerini ve bunları kullanarak dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmanın yollarını açıkça göstermekle birlikte in-sanları o yöne teşvik etmektedir. Sanki Kuran asırlar öncesi za-mandan ahir zamanın yüksek ilmine, “Ahir zamanda İnsanlığın ha-yatı ilim ve fenlere dökülecek, insanlık gücünü ilimden alacaktır. Güç ve hakimiyet ilmin eline geçecek ve bu yüzden ilimde ilerle-miş milletler güç ve hakimiyet bakımından diğer milletlere üstün-lük sağlayacaktır.” manasıyla işaret ederek insanlığı ilim yönünde çalışmaya teşvik etmiştir. Bunun için de sık sık kainattan bahsede-rek her şeyin hakikatinin Allah’ın isimlerine dayandığını bildirmek için hep ayet sonlarında Esma-i Hüsna’dan örnekler vermiştir.

 “Yüce ve münezzehtir o ki, her şeyden çiftler meydana getiriyor; yerin bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmeye-cekleri neler nelerden! Gece de onlara bir delildir. Ondan gündüzü soyarız, bir de bakarlar ki, karanlığa dalmışlar. Güneş de kendisine mahsus bir karargah için akıp gidiyor. İşte bu, Aziz ve Alim olan Allah’ın takdiridir.”[2]

 Demek ki, Allah’ın güzel isimleri ilmi ilerletme yönün-de bir kılavuz gibidir. Mesela; bizim bildiğimiz kadarıyla Allah’ın yarattığı on sekiz bin alem vardır. (Rivayetlerde yirmi sekiz bin ve daha fazla olduğu da söylenir.) Ve bu on sekiz bin alemin her birini aydınlatan ve bu alemleri ayakta tutan güç Allah’ın bir ismine dayanıyor olmasıdır. Örneğin, hayvanlar alemi sınırsız ihti-yaçları ve şiddetli açlıklarıyla çok zayıf ve çok aciz oldukları için o alemi aydınlatan ve ayakta tutan kainattaki rahmet ve rahmetin küçük bir parçası olan rızık manasıdır ki bu manalarda-ki Rahman ve Rezzak isimleriyle Cenab-ı Hak o alemde hüküm sa-hibidir. Bu ve bunun gibi binlerce alem Allah’ın bir ismiyle ayakta durmakta ve gerçek manasını kazanmaktadır. Bu yüzden eğer a-raştırma yapıyorsak öncelike araştırdığımız konunun Allah’ın hangi ismine dayandığını bilmeli ve o ismin direktiflerine göre konunun özüne ulaşmalıyız. Böylece hem Rabbimizi tanımış oluruz, hem de araştırdığımız konunun gerçek manasını bulmuş oluruz. Zaten gerçek ilim ve gerçek hikmet ancak Allah’ın marifetini kazanmak-la yani, Allah’ı tanımakla olur. Çünkü, bütün gerçek ilimlerin ö-zü, kaynağı ve ruhu Allah’ı bilmek ve tanımaktır. Bütün varlıklar ise O’nun isimlerinin cisimlenmiş yani maddeleşmiş halidir. Bu da gösteriyor ki, Allah’ı isimleriyle tanıyan kişi maddenin özünü ve hakikatini de bilir ayrıca onu nasıl kullanacağını da bilir dolayısıyla bilim ve sanat yönünde önemli mesafeler kazanabilir. Mesela; Bu zamandan asırlarca önce yaşamış olan Hz. Süleyman rüzgarı, hayvanları, cinleri ve daha bir çok varlıkları kullanarak ilim ve sanat yönünde çok büyük mesafeler kat etmiştir. O (a.s.m.)’nun kullandığı bir çok teknolojiyi bugünün insanları henüz kullanamamış-tır. Bunun sebebi ise elinde bulunduğu maddi imkanlar değil Alla-h’ı çok iyi tanıması, bu yolla maddenin özünü bilmesi ve yaptığı her şeyi Allah’ın rızası için yapıyor olmasıdır.

  “(Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar tes-limiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir? (...) Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, de-di. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanı başına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şük-reden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbim Gani ve Kerimdir.” [3]

 “Süleyman’ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır kaynağını da ona sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı…Onlar O (a.s.m.)’na mihraplar, heykeller, havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Ça-lışın ey Davud hanedanı şükür için çalışın! Kullarım içinde şükreden azdır.” [4]

 Demek şunu da unutmamak gerekiyor ki, bir müminin her zaman her konuda niyeti ve hedefi Allah’ı tanımak ve Onun rızasını kazanmak olmalıdır. Yoksa bilim ve sanat yönünde zirveye çıkılsa bile imansız bir ilim sadece dünyalık geçici bir rahatlama-dır gerçek mutluluk ise imandadır. Aynen günümüzde olduğu gibi! Bu gün hemen herkesin yaşamında modern bilimin eserleri mev-cuttur belki bir ölçüde bu onlara bedeni olarak rahatlama sağla-mıştır ancak insanlar manevi olarak, aile hayatında, iş hayatında, okul hayatında ve hayatın başka başka sahalarında çöküntü ya-şamaktadırlar. Bunun sebebi ise; Allah ile ilim arasına set çekil-miş olmasıdır. Bundan bütün Müslümanlar sorumludur. Buna rağ-men imansızların bilim yönünde bu kadar ilerlemiş olmasının se-bebi de onların samimiyetle çalışmalarına karşı Allah’ın Adil is-minin gereği olarak adaletle hükmetmesi ve Kerim isminin gere-ği olarak da onlara ikram etmesidir.

 Sonuç olarak diyebiliriz ki, Hz. Süleyman da, bütün pey-gamberler de ve bütün peygamberlerin babası olan Hz. Adem de insanlar için birer modeldir ve bütün peygamberler kabiliyetleri yönünde, yaşadıkları zamanın şartlarına göre bir sanat yönünde mucize göstermişlerdir. Hz. Adem (a.s.m.) ise kendine öğretilen güzel isimlerle maddeyi keşfetmiş, neyi nerede ve nasıl kullanaca-ğını bilmiş ve hem ilmin, hem sanatın ilk örneklerini hayatında kullanmış ve gelecek asırlardaki bilim için bir kaynak, gelecek nesiller için ise bir örnek olmuştur. Bize düşen görev ise en gü-zel şekilde Onu örnek almak ve bütün isimleri olmasa da kabiliye-timize uygun olan isimleri öğrenmeye çalışmaktır. Zaten başarı da Allah’ın dilemesiyledir.

 

L


 



[1]    Bakara 31

[2]    Yasin 36-38

[3]    Neml 38,40

[4]    Sebe 12-13