10- ALLAH KULLARINA ÇOK YAKIN - Herseyomuanlatiyor - 10. Sayfa
10- ALLAH KULLARINA ÇOK YAKIN
“Biz ona şah damarından daha yakınız.” [1]
Cenab-ı Hak yarattığı varlıklara sınırsız derecede yakın olduğu halde varlıklar Ondan sınırsız derecede uzaktır. Mesela; Güneş sınırsız ısısı ve ışığının yansımalarıyla insana ve bütün maddelere sınırsız derecede yakın olduğu halde -hatta bazen Güneş tamamen denizin içinde görünür- insanlar ve bütün varlık-lar ondan gayet uzaktır. İnsan sadece Güneş’in sıfatları durumun-da olan ışığındaki yed i renge ve isimleri durumunda olan ısısına ve ışığına yaklaşıp, dokunabilir. Güneş’in gerçek varlığına yanaşabil-mek ve ona dokunabilmek için ise maddeden ve zamandan soyut-lanmak ve birçok gök tabakasını geçmek gerekir. İnsanın soyut-lanma yönüyle adeta Dünya kadar büyüyüp, hava gibi genişleyip, Ay kadar yükselip, dolunay gibi tam Güneş’in karşısına geçmesi gerekir ki Güneşle perdesiz, doğrudan doğruya görüşebilsin. Aynen bu örnekteki gibi, insan Cenab-ı Hak’tan son derece uzak olduğu halde Cenab-ı Hak insana kendisinden daha yakındır, hatta bir hadis-i kudside, “Ben göklere ve yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım” buyrulduğu üzere Güneşin denizin içinde tamamen görünmesi gibi Cenab-ı Hak da müminlerin kalbinde isimleri, sı-fatları ve o müminin derecesine göre Zatıyla görünür, hissedilir.
Mesela; bir padişahın birçok isimlerinin yanında Hakim yani ‘yöneticilik’ ismi o hükümetteki, tüm ülkenin yönetilmesinden tutun da illere, ilçelere, belediyelere ve mahallelere kadar bütün yönetim dairelerinde tecelli eder. Ülkede halkın uyduğu kanunlar tüm ülkeden en küçük evlere kadar tamamen padişahın kanunları-dır. Eğer halktan bir kişi her hangi bir işi için Padişahla bizzat görüşmek istese bütün o yönetim dairelerinden imza alarak geç-mesi gerekir ki o imzalar da yine padişahın hükmüyle, kanunuyla, oradaki makamıyla ve ilmiyle atılmaktadır. Yani padişah ilmiyle ve hükümleriyle her insanla her an doğrudan temas halindedir. İnsan-lar ise ondan mertebe mertebe uzaktadırlar. Aynen bunun gibi Güneşler ve yıldızlar itaatkar köleleri durumunda olan Allah (c.c.) da her şeye her şeyden daha yakın olduğu halde her şey O’ndan son derece uzaktır. O’nun huzuruna girmek istenilse isimlerine ve sıfatlarına ait maddi-manevi binlerce daireden geçip oralardan im-za alıp, her isminin tecellisinin binlerce mertebesinden çıkarak sıfatlarının tabakalarında yürüyüp yükselerek Arş-ı Azama çıkmak gerekir. Mesela; Allah’a Halık yani yaratıcı ismiyle yaklaşmak iste-yen kişi O’nu önce kendi Halikı yani kendini yaratan yaratıcı ö-zelliğiyle sonra bütün insanların yaratıcısı olması yönüyle sonra bütün canlıların yaratıcısı son olarak da bütün varlıkların yaratıcı-sı olması yönüyle tanıması ve Halik isminin en büyükten en küçü-ğe kadar her varlıkta görünen tecellilerinden mertebe mertebe O’na yürümesi ve böylece O’na yaklaşması gerekir. Bunun için de eğer Allah lütfuyla huzuruna almazsa binlerce belki milyonlarca yıl çalışmak gerekir.
Evet yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi Allah(c.c.) kul-larına ilmiyle, kudretiyle, rahmetiyle, ihsanıyla, yardımlarıyla ve daha sınırsız isim ve sıfatlarıyla son derece yakındır. İhtiyacı o-lanın ihtiyacını görüyor, dua edenin duasını işitiyor, üzüntülü ola-nın üzüntüsüne ortak oluyor, zalimin zulmünü karşılıksız bırakmı-yor ve hayatta şahit olduğumuz daha nice bu gibi durumlar Al-lah’ın gerçekten bize çok yakın olduğunu göstermektedir. Önemli olan O’nun bu yakınlığına karşılık biraz da bizim O’na yaklaşmaya meyilli olmamız ve her an O’ndan bunu istememizdir. Zaten bunun yolunu da isteyenlere Bizzat Kendisi şöyle göstermiştir:
“Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andık-ça ben onunla beraberim, O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu da-ha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Kim bana yürüye-rek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağ-firetle karşılarım.”
ALLAH’A ULAŞTIRAN EN KISA YOL
Cenab-ı Hakka ulaştıran yollar çoktur. Bütün hak yol-lar Kuran’dan alınmıştır. Fakat yolların bazısı bazısından daha kı-sa, daha kolay ve daha geniştir. İşte bu yollar içinde Allah’a u-laştıran en kısa yol Kuran’dan alınan “acizliğini bilmek, fakirliğini anlamak, varlıklara şefkat nazarıyla bakmakla birlikte Allah’ın şefkatine sığınmak ve tefekkür etmek”tir.
Acizliğini bilmek Allah’a ulaştıran çok kolay bir yoldur ki, kişi güçsüzlüğünü bilirse Allah’ın sınırsız kudretini anlar ve O’na karşı kulluğunu yerine getirmeye çalışır. Ve kulluğunu yerine getirdikçe Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanır. Fakirliğini bilen ki-şi de her an ihtiyaçlarını ona veren ve rızkını temin eden zatın Allah olduğunu bilir ve bu yolla O’nun Rahman ismine ulaşarak ömrünü şükür çizgisinde geçirir. Şükür Allah’a ulaşmanın, Onun rı-zasını ve sevgisini kazanmanın en kısa yoludur. Şefkat de insanı Allah’a ulaştıran kısa bir yoldur. Kişi her olayda Allah’ın şefkati-ne sığınır ve tüm varlıklara şefkatle muamele eder en sonunda da Allah’ın Rahim ismine ulaşır. Tefekkür ise Allah’a ulaştıran en kısa yoldur. İman nazarıyla kainata bakmak, insanı okumak, var-lıkları düşünmek insana en kısa yoldan Allah’ı bildirir ve hikmet-le donattığı varlık sarayında Hakim ismini gösterir ve O’na u-laştırır.
Allah’a ulaştıran bu yollar tarikatlarınki gibi mertebe mertebe uzun yollar kat etmek, nefsi eritmek ve hislerin çalışma yönlerini değiştirmek kadar zor değildir. Bu yol Kurandan alınan hakikat ve şeriat yoludur. Ve her insana hitap eden evrensel bir caddedir. Bu kısa yolun uyulması gereken kuralları ise; Sünnet-i seniyyeyi uygulamak, farzları yerine getirmek, büyük günahları ke-sinlikle terk etmek bilhassa namazları tadil-i erkana uyarak kılmak ve namazların arkasındaki tesbihleri aksatmamaktır.
İşte bu yollar ve bu kurallar ile insan Cenab-ı Hakka en kısa yoldan ulaşabilir.
L
İslami Okul Okulların En Önemlisi