YARATILIŞ GAYEMİZ - Ibretveoner - 2. Sayfa
YARATILIŞ GAYEMİZ
Her türlü noksanlıklardan münezzeh olan Allah (cc), insanoğlunu ancak kendisine kulluk etmesi için yaratmıştır. Nitekim bu husus Kur'an'da da vurgulanmıştır.[1] İlk insan Hz. Adem'in yaratılışı Cennette gerçekleşmiştir. Fakat şeytan Adem'i ve eşi Havva'yı kandırmış, bunun neticesinde de Allah (cc) Adem ile Havva'yı cennetten çıkararak yeryüzüne indirmiştir.[2] O zamandan beri artık insan yeryüzünde yaşar, orada ölür, oraya defnedilir ve hesaba çekilmek üzere ikinci defa yine topraktan diriltilecektir: "Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız."[3]
İnsan yeryüzündeki yaşam sürecinde kendisinden istenilen görevleri yerine getirip getirmemekle, şehevi arzularına, dünyanın aldatıcı şeylerine kapılıp kapılmamakla sınanmaktadır. Kıyamet gününde de, bu dünyada yaptıklarının karşılığını görecektir. Bu hususa Kur'an'da şöyle değinilir: "Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter. O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır."[4]
Yine Kur'an'da belirtildiği üzere dünya hayatı bir süs, oyun eğlence ve imtihandan başka bir şey değildir:
"Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir süs yaptık. (Bununla beraber) biz mutlaka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız."[5]
"Bilinizki ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği, ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahrette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir."[6]
Dolayısıyla akıllı kişi dünyada yapması gereken şeyleri iyi düşünen ve eylemlerinin doğru dürüst olmasına son derece dikkat eden kişidir. Ve yine o sadece Allah rızasını gözetir ve hayırlı şeyleri hedefler. İşte bu kişi hesap gününde amel defterini sağ tarafından alır, yaptıklarının karşılığında güzel mükâfaat elde eder, gayretinin meyvesini toplar ve genişliği yer ile gökler kadar olan, kendisi gibi müttakiler (Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde ve O'nu ta'zîm ile O'ndan korkan kişiler) için hazırlanmış Cennete girer.
Ancak doğruluk ve dürüstlüğe, helal ve harama önem vermeksizin sadece şehevî arzularını gerçekleştirmekten başka bir şey düşünmeyen kişi ise kıyamet günü amel defterini sol tarafından alır ve Cehennem o kişinin barınağı olacaktır ki söndükçe ateşi yeniden alevlendirilecektir.
Hayırlı ve güzel olan şeyler herkes için açık seçik ve hiç kimseden gizli olmayan şeylerdir. Bazı insanlar aklını rehber edinir, yapacağı işi iyice düşünür ve hakkın peşinden giderler. İşte bunlar Allahın kendilerini hidayete erdirdiği ve hem dünyada hem de ahirette mutluluğa ulaştırdığı kimselerdir. Fakat bir takım insanlar da vardır ki yapıp ettiklerini iyice düşünüp tefekkür etmeksizin bâtılın peşine takılırlar, Allah böylelerini dünyada mutsuz kılar, öbür alemdeki yerleri de içinde ebedi kalacakları cehennemdir.
Bütün kainatı ve içindekileri yaratan, diriltip öldüren ve bütün canlıların rızkını veren Allah'tır. Öldükten sonra da insanları yeniden diriltip dünyada yaptıkları hayırlı ve şerli amellerine göre onları hesaba çekecektir. Müslüman bunların bilincindedir olan ve bu hususta en ufak bir şüpheye kapılmaz.
Allah'ı bütün eş ve ortak koşulan şeylerden tenzih edip sadece O'na kullukta bulunan kimseler, Allah'ın kendilerine hidayet verdiği gerçek müminlerdir. Fakat öyleleri de vardır ki bir takım şeyleri Allah'a eş ve ortak koşarlar, O'na oğul isnat ederler ve hatta Allah'ı baba-oğul-kutsal ruh üçlüsünden baba olarak kabul ederler. Ayrıca inek ve putlara tapanların yaptıkları gibi, hayvanlara tapanlar da vardır ki bütün bu davranışlar çok garip şeylerdir. Çünkü bu saydığımız davranışları sergileyenler en başta Allah'ın eksikliklerden tenzih edilmesi ilkesine aykırı davranmış oluyorlar. Acaba nasıl oluyor da Allah'ı onun yaratıklarından biri gibi kabul edip ona oğul isnat edebiliyorlar? Ve yine acaba nasıl oluyor da anlama ve konuşma yeteneği olmayan, en ufak bir fayda ve zarar vermeye güç yetiremeyen hayvanlara ya da cansız varlıklara tapıyorlar. Böyleleri, Allah'ın kendilerine gazaplandığı insanlardır ve Allah onlar için cehennemi hazırlamıştır, orası ne kötü bir yerdir.
Hoşa gitmeyen çirkin işler, bünyelerinde şerri barındırırlar. Bu hususta insanlığın geneli müttefiktirler ve bunları reddedip ortadan kaldırmak için mücadele etmektedirler. Zina, yalancılık, samimi olmayan davranışlar ve benzeri şeyler insanlığın çirkin gördüğü fiillerden sadece bir kaçıdır.
Allah'ın kendilerini hidayet ile İslâm yoluna ulaştırdığı insanlar yukarıda birkaç örneğini verdiğimiz fiillerden ve insanı o fiilleri işlemeye sevk eden şeylerden kaçınırlar. Bununla da yetinmeyip tamamen ortadan kaldırmanın gayreti içinde olurlar ki onlar İslâm'a sımsıkı sarılmış iman erleridirler.
Bir de yukarıda belirtilen fiillerin çirkinliğini kabul edip ortadan kaldırılması gerektiğine inanan ancak bizzat kendileri onlara zemin hazırlayan, alt yapı oluşturanlar var. Örneğin zinaya karşı çıkarlar ve zina yapanları kötülük ve fuhşiyatı işlemek ile nitelendirirler. Ancak bir yandan da kadın erkek karışımında bir sakınca görmezler. Kadınların açılıp saçılmasında ve ziynetlerini teşhir ederek yarı çıplak bir şekilde topluma çıkmasında onlara göre hiçbir sakınca yoktur. Hatta insanların içgüdülerini harekete geçirecek ve birbirlerine karşı körükleyecek şekilde kadınlarla erkeklerin beraber oldukları törenler düzenlemekte de bir beis yoktur. Aksine, böyle merasimleri ilericiliğin ve gelişmişliğin simgesi olarak kabul ederler. Fakat gidişatı böyle olanlar her ne kadar kötülüklere karşı olduklarını söyleseler de bizzat kendi uygulamaları insanları zinaya ve gayri meşru işlere sürükler, günahtan kurtulma gayretlerinde samimi olmadıklarını, insanlığı bekleyen tehlikelerle mücadelede ihlaslı olmadıklarını gösterir. Bu tutum, Allah korkusu ve kıyamette hesap verme düşüncesini içselleştirememiş, şehvetlerinin peşine takılıp içgüdülerinin esiri olmuş ve İslâm'a sımsıkı sarılmayanların içine düştükleri bir tutumdur.
[1] Zariyat, 56.
[2] "Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik." (Bakara, 36).
[3] K.Kerim, Tâhâ, 55.
[4] K.Kerim, Mülk, 1-2.
[5] K.Kerim, Kehf, 7-8.
[6] K. Kerim, Hadid, 20.
İslami Okul Okulların En Önemlisi