Sonuç - İslami Bilgiler - Ibretveoner - 7. Sayfa
SONUÇ
Allah teâlanın Kur'anda buyurduğu gibi Müslümanlar tek bir ümmettir. Müslümanları bölmeye ve parçalamaya çalışan her kes müslümanların düşmanıdır ve onunla mücadele etmek gerekir. Bu kişiler her ne kadar kendilerinin de ümmetin bir ferdi olduklarını söyleseler de bunun hiçbir hükmü yoktur çünkü Allah'ın kitabına ters davranmakta ve sanki Allah ile mücadele etmektedirler. Böyle kimseleri iyi ayırt etmek gerekir. Çünkü gerçek mümin olsalar bu tavırları sergilemezler. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "sizden hiç biriniz kendisi için sevip arzuladığı bir şeyi mümin kardeşi için de sevip arzulamadıkça tam iman etmiş olmaz."
1- İslâm düşmanlarının çabaları müslümanları bölüp parçalamak ve asabiyet, cahiliye ve milliyetçilik tohumlarını aralarına atarak onları birbirinden ayırmaktır. Dolayısıyla müslümanların üzerine düşen, Allah ve Rasûlü'nün emirlerine aykırı olan, İslâm'ın tasvip etmediği bu tür bu tür propagandalara karşı mücadele etmektir.
2- Sömürgeciler bazı bölgelerde dünya sevgisine kendini kaptırmış ve maddenin peşine takılmış insanları dost edinerek onları belli makamlara getirdiler, onları maddeye ve şehevi arzularını tatmine teşvik ettiler. Neticede gayretleri sonuç verdi ve onlar da yabancıları dost edinerek onların avaneleri oldular, onların isimleri ağızlarında dolaşır oldu ve onları taklit ederek adeta onların sıfatına büründüler. Nitekim Allah teâla Maide Sûresinin 51. âyetinde şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost edinenler onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez."
Bu sebeple, İslâm inanç, örf ve adetlerini benimsemeyenleri örnek alınması gereken model kişiler olarak kabul etmek suretiyle onların dillerini, giyim kuşamlarını ve hayat tarzlarını taklit edenlere karşı da mesafeli durmak gerekir. Çünkü her ne kadar böyleleri müslüman toplumun üyesi olduklarını iddia etseler de yukarıdaki âyette Allah teâlanın buyurduğu gibi bunun aslı yoktur. Her ne kadar böyleleri bu davranışlarını bir takım maddi ve kültürel gerekçelere dayandırsalar da bu gerekçeler onları taklit etmeleri ve onların hayat tarzlarını benimsemeleri için meşru bir temel oluşturmaz. Çünkü Müslümanların yabancı kültürlere yönelmeleri ve onların hayat tarzlarına özenmeleri, zamanla ilericilik ve medenilik adına onları tamamen taklit etmeye dönüşebilir. İşte bütün bunlardan dolayı bizim kendi özümüze dönmemiz ve uzun zamandan beri ihmal ettiğimiz bir takım görevlerimizi yerine getirmemiz gerekir. Özetle;
1- Çocuğun doğumundan itibaren ruhunda İslâm akidesinin iyice yerleşip kök salması için gayret etmek,
2- Genç nesillerin milli ve örfî değerlerimize bağlı bir birey olarak yetişmesi için eğitim faaliyetlerine ağırlık vermek ve bunu istenilen düzeyde gerçekleştirmek için de ne gerekiyorsa temin etmek gerekmektedir.
3- İslâm'ı benliğimizde özümseyerek yaşantımıza yansıtmak ve bunun neticesi olan kardeşlik, sevgi, saygı ve güven duygularını toplumun fertleri arasında yaygınlaştırmak, insanı bayağılaştıran unsurların yok edilip erdem ve fazilet kazandıran unsurların ve genelleşmesi ve bireyler arası manevi bağların güçlenmesi için çaba sarf etmemiz gerektiği de gayet açıktır.
Bütün bunları gerçekleştirdiğimizde İslâm kültürünün yaygın olduğu toplumlar diğerlerinden ayırt edilecektir. Çünkü bu, İslâm kültürü ile bezenmenin tabii sonucudur.
Bu gün bazı toplumlarda İslâm'a yönelişler söz konusudur. Fakat bir takım çevreler bundan rahatsız olmakta ve insanların İslâm'a yönelişlerine engel olmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Meselâ İslâm hakkında bir takım asılsız iddialarda bulunup bunun propagandasını yapmak, insanların şehevi yönlerini körükleyerek şehveti teşvik edici unsurları insanlar arasına salmak suretiyle insanları İslâm akidesinden uzaklaştırmakta ve dünyanın cazibesiyle aldatmaktadırlar.
Tabi bu arada kendilerini taklit edenleri dost ve avaneleri kabul ederek onlardan siyasi ve iktisadi açıdan yararlanmaktadırlar. Hatta nüfuz alanlarını genişletmek, piyasaya hakim olup kendi ürünlerini pazarlamak için işbirlikçilerini yüksek mevkilere getirmektedirler. Nitekim günümüzde yabancı kuruluşlar yerli isimleri kullanarak müslüman ülkelerde pazarlarını oluşturmaktalar ve kendilerine hizmetçi ve hedeflerini gerçekleştirmede yardımcı işbirlikçileri de yanlarına çekmektedirler.
Bu gün yapılması gereken, yerli sanayici ve üreticilerin mal ve sermaye ile desteklenerek canlandırılmasıdır. Ancak o takdirde üretimimiz canlanır ve gelişir, biz de yabancı kuruluşlara muhtaç olmaktan kurtuluruz. Kendi ihtiyacımızı karşıladığımız gibi aradaki kardeşliği pekiştirme ve üretimi canlandırma maksadıyla diğer müslümanlara da faydamız olur. Ayrıca zayıf durumda kalmış toplumların ellerinden tutmak ve insanlığı hayra ve barışa çağırmak isteyen fakat sömürgecilerden çekinen ülkelere de destek olabiliriz. Nihai noktada hedeflenen de budur.
Allah bizleri başarılı kılsın ve doğruluktan ayırmasın.
C
İslami Okul Okulların En Önemlisi