Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sonuç - İslami Bilgiler - Ibretveoner - 7. Sayfa

 

SONUÇ

 

Allah teâlanın Kur'anda buyurduğu gibi Müslümanlar tek bir ümmettir. Müslümanları bölmeye ve parçalamaya çalışan her kes müs­lümanların düşmanıdır ve onunla müca­dele etmek gerekir. Bu kişiler her ne kadar kendilerinin de ümmetin bir ferdi olduklarını söyleseler de bunun hiçbir hükmü yoktur çünkü Allah'ın kitabına ters davranmakta ve sanki Allah ile mücadele etmektedirler. Böyle kimseleri iyi ayırt etmek gerekir. Çünkü ger­çek mümin olsalar bu tavırları sergilemezler. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şe­riflerinde şöyle buyurmuşlardır: "sizden hiç biriniz kendisi için sevip arzuladığı bir şeyi mümin kardeşi için de sevip arzulamadıkça tam iman etmiş olmaz."

1- İslâm düşmanlarının çabaları müs­lü­manları bölüp parçalamak ve asabiyet, cahiliye ve milliyetçilik tohumlarını aralarına atarak onları birbirinden ayırmaktır. Dolayı­sıyla müs­lü­manların üzerine düşen, Allah ve Rasû­lü'nün emirlerine aykırı olan, İslâm'ın tasvip etmediği bu tür bu tür propagandalara karşı mücadele etmektir.

2- Sömürgeciler bazı bölgelerde dünya sevgisine kendini kaptırmış ve maddenin pe­şine takılmış insanları dost edinerek onları belli makamlara getirdiler, onları maddeye ve şehevi arzularını tatmine teşvik ettiler. Neti­cede gayretleri sonuç verdi ve onlar da ya­ban­cıları dost edinerek onların avaneleri ol­dular, onların isimleri ağızlarında dolaşır oldu ve onları taklit ederek adeta onların sıfatına büründüler. Nitekim Allah teâla Maide Sûre­sinin 51. âyetinde şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostu­durlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost edinenler onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez."

Bu sebeple, İslâm inanç, örf ve adetlerini benimsemeyenleri örnek alınması gereken model kişiler olarak kabul etmek suretiyle onların dillerini, giyim kuşamlarını ve hayat tarzlarını taklit edenlere karşı da mesafeli durmak gerekir. Çünkü her ne kadar böyleleri müslüman toplumun üyesi olduklarını iddia etseler de yukarıdaki âyette Allah teâlanın buyurduğu gibi bunun aslı yoktur. Her ne kadar böyleleri bu davranışlarını bir takım maddi ve kültürel gerekçelere dayandırsalar da bu gerekçeler onları taklit etmeleri ve on­ların hayat tarzlarını benimsemeleri için meşru bir temel oluşturmaz. Çünkü Müslüman­ların yabancı kültürlere yönelme­leri ve onların hayat tarzlarına özenmeleri, zamanla ilericilik ve medenilik adına onları tamamen taklit etmeye dönüşebilir. İşte bü­tün bunlardan dolayı bizim kendi özümüze dönmemiz ve uzun zamandan beri ihmal et­tiğimiz bir takım görevlerimizi yerine getir­memiz gerekir. Özetle;

1- Çocuğun doğumundan itibaren ru­hunda İslâm akidesinin iyice yerleşip kök salması için gayret etmek,

2- Genç nesillerin milli ve örfî değerleri­mize bağlı bir birey olarak yetişmesi için eği­tim faaliyetlerine ağırlık vermek ve bunu iste­nilen düzeyde gerçekleştirmek için de ne ge­rekiyorsa temin etmek gerekmektedir.

3- İslâm'ı benliğimizde özümseyerek ya­şantımıza yansıtmak ve bunun neticesi olan kardeşlik, sevgi, saygı ve güven duygularını toplumun fertleri arasında yaygınlaştırmak, insanı bayağılaştıran unsurların yok edilip er­dem ve fazilet kazandıran unsurların ve ge­nelleşmesi ve bireyler arası manevi bağların güçlenmesi için çaba sarf etmemiz gerektiği de gayet açıktır.

Bütün bunları gerçekleştirdiğimizde İs­lâm kültürünün yaygın olduğu toplumlar di­ğerlerinden ayırt edilecektir. Çünkü bu, İslâm kültürü ile bezenmenin tabii sonucudur.

Bu gün bazı toplumlarda İslâm'a yöne­lişler söz konusudur. Fakat bir takım çevreler bundan rahatsız olmakta ve insanların İslâm'a yönelişlerine engel olmak için ellerinden ge­leni yapmaktadırlar. Meselâ İslâm hakkında bir takım asılsız iddialarda bulunup bunun propagandasını yapmak, insanların şehevi yön­lerini körükleyerek şehveti teşvik edici un­surları insanlar arasına salmak suretiyle in­sanları İslâm akidesinden uzaklaştırmakta ve dünyanın cazibesiyle aldatmaktadırlar.

Tabi bu arada kendilerini taklit edenleri dost ve avaneleri kabul ederek onlardan si­yasi ve iktisadi açıdan yararlanmaktadırlar. Hatta nüfuz alanlarını genişletmek, piyasaya hakim olup kendi ürünlerini pazarlamak için işbirlikçilerini yüksek mevkilere getirmekte­dirler. Nitekim günümüzde yabancı kuruluş­lar yerli isimleri kullanarak müslüman ülke­lerde pazarlarını oluşturmaktalar ve kendile­rine hizmetçi ve hedeflerini gerçekleştirmede yardımcı işbirlikçileri de yanlarına çekmekte­dirler.  

Bu gün yapılması gereken, yerli sanayici ve üreticilerin mal ve sermaye ile desteklene­rek canlandırılmasıdır. Ancak o takdirde üre­timimiz canlanır ve gelişir, biz de yabancı ku­ruluşlara muhtaç olmaktan kurtuluruz. Kendi ihtiyacımızı karşıladığımız gibi aradaki kar­deşliği pekiştirme ve üretimi canlandırma mak­­­­sadıyla diğer müslümanlara da faydamız olur. Ayrıca zayıf durumda kalmış toplumların ellerinden tutmak ve insanlığı hayra ve barışa çağırmak isteyen fakat sömürgecilerden çe­kinen ülkelere de destek olabiliriz. Nihai noktada hedeflenen de budur.

Allah bizleri başarılı kılsın ve doğruluktan ayırmasın.

 

C