Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 4. Sayfa - Meleklerin

AMR b. CEMÛH

 Bu Topallığımla Cennete Gitmek İstiyorum

O, Abdullah b. Amr b. Harâm'ın eniştesiydi; çünkü onun kız kardeşi Hind bint Amr'ın koca­sıydı…

İbn Cemûh, Medine'nin liderlerinden biri ve Benî Seleme'nin ileri gelenlerinden biriydi..

Akabe biatına katılan yetmiş ensârdan biri olan oğlu Muâz b. Amr, cesur ve mü'min bir gencin canlılığıyla Medine ehlini İslâm'a davet ediyordu...

Orada, insan topluluklarının, yanına gittik­leri ve toplantı merkezlerinde dikili duran bü­yük heykellerin dışında ileri gelenlerin evle­rinde sembolik heykeller bulundurmaları âdettendi.

Amr b. Cemûh ileri gelenlerden biri olması itibariyle bir put yapıp evine dikti ve Menaf adı­nı verdi.

Oğlu Muâz b. Amr, arkadaşı Muâz b. Cebel ile birlikte Amr b. Cemûh'un putunu bir oyun ve alay konusu yapmaya karar verdiler.

Gece yanına girip, sonra onu alıp, insanla­rın artıklarını attıkları bir çukura attılar…

Amr uyanır ve Menaf'ı yerinde bulamaz... Onu o çukurda, atılmış olarak buluncaya kadar arar… Hiddetlenir ve şöyle der: "Yazıklar ol­sun! Kim bu gece ilâhlarımıza kötülük yaptı?" Sonra onu yıkar, temizler ve ona koku sü­rerdi…"

Ertesi gece yine iki Muâz, puta aynı şeyi yaparlar.

Sonunda Amr bu durumdan bıktı ve kılıcını Menaf'ın boynuna dayayarak ona: "Eğer sende bir hayır varsa, kendini koru..!!" dedi.

Uyandığında yine onu yerinde bulamaz... Aynı çukura atılmıştır. Bu sefer çukurunda tek başına değildir. Sağlam bir iple ölü bir köpeğe bağlıydı.

O kızgınlık, üzüntü ve dehşet içindeyken müslüman olan Medine'nin eşrafından bazıları ona yanaştılar...

Ölü bir köpeğe bağlanıp atılmış puta par­maklarıyla işaret ederek, Amr b. Cemûh'un aklına, kalbine ve anlayışına hitap etmeye başladılar…

Ona hak olan, en yüce ve hiçbir şeyin ken­di­sine benzemediği ilâhtan...

Sadık ve emin, hayata almak için değil, ver­mek; saptırmak için değil, hidâyete erdir­mek için gelen Muhammed'den…

İnsanlığı bütün zincirlerden kurtarmak için gelen ve onlarda Allah'ın ruhunu canlandırıp, nurunu kalplerinde yaymak için gelen İslâm'­dan... bahsettiler."

Çok geçmeden Amr kendini ve yolunu buldu...


Kısa bir zamanda gidip, bedenini ve elbi­selerini temizledi. Sonra koku sürünüp, süs­lendi ve başı dik, içi huzur dolu olarak gönde­rilenlerin sonuncusuna biat etmek ve mü'min­lerin yanında yerini almak için yola düştü.

 

 


Birileri kendine şöyle sorabilir:

"Amr b. Cemûh gibi kavmi içinde lider olup ileri gelenler nasıldılar?

Güçsüz putlara nasıl iman ediyorlardı..?

Akılları onları böyle bir saçmalıktan niçin korumuyordu..?

Nasıl oluyor da bugün Müslümanlıklarına ve fedakârlıklarına rağmen yine de onları büyük adamlardan kabul ediyoruz?"

Bu soruyu, bir çocuğun bile bir tahtayı evine dikip, sonra ona ibadet etmeyi kabul edemeyeceği bu günümüzde sormak kolay gelebilir…

Fakat o geçmişteki zamanlarda, bu âdet­lere karşı anlayış ve zekalarının hiçbir etkisi ol­mak­sızın, insanlığın bu gibi işlere duyguları mü­saitti ve bunlarla yüklüydü..!!

İşte buna Atina'yı örnek olarak verebiliriz.

Perikles, Pisagor ve Sokrat zamanındaki Ati­­na'yı…

Atina ki, akıllara durgunluk verecek fikrî bir yükselişe ulaşmıştı. Halkı tamamen filozoflar, hikmet sahibi kişiler ve gülünçlükte ve aptal­lıkta olağanüstü düzeye ulaşan bir imanla yontulmuş heykellere iman eden topluluklar­dan oluşuyordu…

O geçmiş zamanlardaki dinî anlayış, aklın yükselişine paralel bir çizgide ilerlemiyordu...

 

 


Amr b. Cemûh kalbini ve hayatını âlemle­rin Rabbi Allah'a adadı.

Cömertlik ve iyilik onun tabiatında var ol­ma­sına rağmen İslâmiyet onun cömertliğinin art­masını sağladı ve bütün malını dininin ve kardeşlerinin hizmetine adadı.

Resûlullah (s.a.v.), Amr b. Cemûh'un ka­bi­le­si Seleme oğullarından bir cemaate şunu sordu:

 "Ey Seleme oğulları! Efendiniz kimdir?"

"Cimri olmasına rağmen İbn Kays dede­dir..."

Resûlullah (s.a.v.) dedi ki:

"Cimrilikten daha kötü bir hastalık var mı­dır!! Bilakis efendiniz kıvırcık saçlı, beyaz adam Amr b. Cemûh'tur..."

Bu şehâdet Resûlullah (s.a.v.)'den İbn Ce­mûh'a yapılmış bir kıymet verme ifadesiydi, hem de ne kıymet...!

Ensârın şairi bu hususta şöyle diyor:

Amr b. Cemûh cömertliğiyle efendileşti

Toplum içinde efendi olmak Amr'ın hakkıydı

İsteyenler geldiğinde bütün malını verirdi

Götürün, yarın tekrar dönecektir derdi

Amr b. Cemûh malını Allah yolunda cö­mert­çe harcadığı gibi canını ve hayatını da bu uğur­da harcamak istedi.

Fakat bu nasıl olacaktı...?!

Bacağında savaşa katılmasını engelleyen bir topallık vardı. Bir de hepsi müslüman ve as­lan gibi olan dört çocuğu vardı. Resûlullah (s.a.v.)'le birlikte gazalara katılıyorlar ve cihad farizasına kendilerini adamışlardı..

Amr, Bedir savaşına katılmaya çalıştı; fakat çocukları Peygamber (s.a.v.)'e başvurarak, onu çıkmamaya ikna etmesini ya da ikna ol­maması hâlinde emretmesini istediler.

Resûlullah (s.a.v.) ona şiddetli topallığının vermiş olduğu acizlik nedeniyle İslâm'ın kendi­sini bir farz olarak cihaddan muaf kıldığını bil­dirdi.

O isteğinde ısrar etti ve ricada bulundu. Resûlullah (s.a.v.) de ona Medine'de kalmasını emretti.

Uhud savaşı gelip çattığında Amr kendisine izin vermesini istemek üzere Resûlullah (s.a.v.)'e gitti ve ona: "Ey Allahın elçisi! Oğul­larım beni seninle cihada katılmaktan alıkoy­mak istiyorlar...

Vallahi ben bu topallığımla cennete gitmek istiyorum..!!"

Şiddetli ısrarı karşısında Resûlullah (s.a.v.) savaşa katılmasına izin verdi. Silahını aldı ve sevinç içinde sekerek gitti. Yakaran bir sesle Rabbine şöyle dua ediyordu: "Allahım! Bana şe­hâdeti nasip eyle ve beni aileme dön­dür­me..!"

 

 


Ve iki topluluk Uhud günü karşı karşıya gel­di...

Amr b. Cemûh ve oğulları kılıçlarıyla ka­ranlık ve şirk askerlerini vurmaya başladılar...

Amr kargaşanın tam ortasına atlıyor ve her atlayışında kılıcı putçuluğun başlarından bir baş koparıyordu.

Sağ eliyle vuruşunu yapıyor, sonra ruhunu alıp cennete götürecek olan meleğin acele gelmesini istercesine ufkun derinliklerine bakı­nıp duruyordu…

Evet... Rabbinden şehâdet diledi ve Allah­'ın, dileğini kabul ettiğinden emindi.

O, cennettekilere Muhammed (s.a.v.)'in, ashabını nasıl seçtiğini ve adamları nasıl yetiş­tirdiğini haber vermek için topal ayağıyla cen­nete sıçramakta kararlıydı… Hem de ne karar­lılık..!!

 

 


Nihayet beklenen geldi…

Düğün anını ilan eden, hızlı bir kılıç dar­be­si…

Ebediyet bahçelerine ve Rahman'ın Firdevs'i­ne giden yüce bir şehidin düğünü..!

 

 


Müslümanlar şehitlerini defnederken Resû­lul­lah (s.a.v.) daha önce okuduğun emrini tekrar­ladı:

"Bakın! Abdullah b. Amr b. Harâm ve Amr b. Cemûh'u aynı mezara defnedin. Onlar dünyada birbirlerini seviyorlardı..!!"

 

 


Sevgili iki şehid arkadaş harika kahraman­lıklarına şahit olduktan sonra pak bedenlerini kucaklayan yerin toprağı altında aynı mezara gömüldüler.

Gömülme ve birlikte oluşlarının üzerinden kırk altı sene geçtikten sonra Muaviye'nin yaptırdığı bir su pınarı nedeniyle oluşan şid­detli bir sel mezarların yerini kapattı.

Müslümanlar şehitlerin cenazelerini kal­dırmak için koştular. Onlar cenazelerinin ta­şınmasına katılanların anlattıkları gibiydiler:

"Cesetleri yumuşak, elleri ve ayakları ye­rin­deydi..!!"

Cabir b. Abdullah hâlâ hayattaydı ve aile­siyle birlikte, babası Abdullah b. Amr b. Ha­râm'ın ve halasının kocası Amr b. Cemûh'un cesetlerini taşımak için gitti.

Onları mezarlarında âdeta uyuyorlarmış gibi buldu. Toprak onlardan bir şey yememiş ve Allah'la buluşmaya davet edildikleri günkü mem­nuniyet ve sevinç gülümseyişi dudakla­rından da­ha gitmemişti...

Hayret mi ediyorsunuz..? Hayır, şaşırma­yın…!

Yaşamına hâkim olan temiz ve takva dolu yü­ce ruhlar, yuvaları olan bedenlere toprağın te­sirini ve çözülüp bozulmayı engelleyen bir ko­runma gücü verirler…