Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Übey B - İslami Bilgiler - Meleklerin - 6. Sayfa

ÜBEY b. KA'B

Ebû Münzir, İlmin Mübarek Olsun..!

Bir gün Resûlullah (s.a.v.) ona sordu:

"Ey Ebû Münzir...! Allah'ın kitabının en yüce âyeti hangisidir?"

Şöyle cevap verdi: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir."

Resûlullah (s.a.v.) sorusunu tekrarladı:

"Ey Ebû Münzir...! Allah'ın kitabının en yüce âyeti hangisidir?"

Übey cevap verdi: "Allâhu lâ ilâhe illâ hû, el-Hayyu'l-Kayyûm" (Allah, kendisinden başka ilâh olmayan Hayy ve Kayyûm'dur) âyetidir..." (Bakara, 255)

Resûlullah (s.a.v.) eliyle göğsüne vurdu ve sevinç dolu bir yüzle şöyle dedi: "Ebû Münzir, ilmin mübarek olsun…!"

 

 


Resûlullah (s.a.v.)'in Allah'ın vermiş olduğu ilim ve anlayışını tebrik ettiği Ebû Münzir, yüce sahâbî Übey b. Ka'b'dır.

O Hazrecli ensârdandır. Akabe, Bedir ve di­ğer olaylarda bulundu. ilk müslümanlar ara­sında değerli ve yüksek bir mevkiye ulaştı. Öyle ki Emirü'l-mü'minin Ömer onun için şöyle demişti:

"Übey, müslümanların efendisidir..."

Übey b. Ka'b (r.a.), vahiy ve mektup ya­zan­ların başındaydı...

Kur'ân-ı Kerîmin ezberlenmesi, okunması ve âyetlerini anlama bakımından başarılı olanlardandı...

Bir gün Resûlullah (s.a.v.) ona şöyle dedi:

"Ey Übey b. Ka'b! Kur'ân'ı sana okumam emrolundu..."

Übey, Resûlullah (s.a.v.)'in, emirlerini va­hiy yoluyla aldığını biliyordu.

O sırada neşeyle Resûlullah (s.a.v.)'e sordu: "Ey Allah'ın elçisi! Annem ba­bam sana feda olsun... Sana bu, benim adım anılarak mı emredildi..?"

Resûlullah cevap verdi:

"Evet. Mele-i Alâ'da adın ve nesebinle anıl­dın…"

Bir müslüman eğer Peygamber (s.a.v.) kal­binde böyle bir yer edinirse o büyük çok büyük bir müslümandır.

Arkadaşlık yılları boyunca Übey b. Ka'b, Resûlullah (s.a.v.)'e çok yakındı ve onun cö­mertçe akan berrak ilim suyundan içti.

Resûlullah (s.a.v.)'in yüce dosta irtihalin­den sonra da Übey, ibadet, dinin sağlamlığı ve iyi karaktere dair vermiş olduğu kesin söze bağlı kaldı...

Yanındakilere Resûlullah (s.a.v.)'le birlikte oldukları günleri ve o günlerdeki ahid, ahlâk ve zühdlerini hatırlatırdı.

Arkadaşlarına fısıldadığı büyüleyici sözle­rinden biri de şudur: "Resûlullah (s.a.v.) ile birlikteyken hepimizin gidişatı aynı istikamet üzereydi... O bizden ayrılınca her birimizin is­tika­meti farklılaştı..."

 

 


O Zühd ve takvaya sımsıkı sarılı olarak kaldı. Dünya onu şaşırtıp yanıltmadı..

Çünkü nihayetinde onun hakikatini görü­yordu...

Kişi ne kadar yaşarsa yaşasın ve bolluk ve iyilik içinde ne kadar bulunursa bulunsun, mutlaka bütün bunların heba olduğu bir günle karşılaşacak ve önünde, yaptığı iyilik veya kötülükten başka bir şey bulamayacaktır.

Übey dünyadan şöyle söz ediyor:

"İnsanoğlunun yemeği dünya için örnek verildi...

İçine tuzu doldurduğunuzda bakın o leziz yemek neye dönüşüyor..?"

Übey, bir şey anlattığında boyunlar ona doğru uzanır, dikkatler ona verilirdi…

Bütün bunlar Allah'tan başka kimseden kork­­madığı ve dünyadan bir şey beklemediği içindi...

İslâm ülkesi genişleyip, müslümanların, valilerine haksız yere hoş görünme çabası içine girdiklerini görünce şu uyarıcı sözlerini söylemeye başladı:

"Kâbe'nin Rabbine yemin olsun ki, helak ol­dular. Kendileri helak olup başkalarını da helak ettiler…

Ben onlar için üzülmüyorum, ben müslü­manlardan helak ettiklerine üzülüyo­rum…"

 



Takva ve korkusunun çokluğundan dolayı Allah'ı ve âhiret gününü her hatırlayışında ağ­lardı…

Kur'ân âyetlerini okuduğunda ya da işitti­ğinde bu onu ve onun bütün varlığını sar­sardı…

Öyle ki, o âyet-i kerîmelerden birini okuyup ya da işittiğinde tarif edilemeyecek bir hüzün içinde olurdu…

İşte onlardan bir âyet:

"Üstünüzden ve altınızdan size azap gön­der­meye, sizi fırka fırka yapıp kimimizin kimi­nize hıncını tattırmaya Kadir olan O'dur." (Enam, 65)

Übey'in İslâm ümmeti adına en çok kork­tuğu, İslâm çocuklarının birbirlerine olan hın­cının şiddetli olduğu bir günün gelip çatması­dır…

Daima Allah'tan sağlık içinde olmayı dili­yordu... Allah'ın fazileti ve nimetlendirmesiyle bu dileğine kavuştu ve Rabbine mü'min, emin ve sevapla kuşanmış biri olarak ulaştı…