Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ümeyr B - İslami Bilgiler - Muthisbilge - 4. Sayfa

ÜMEYR b. VEHB

Câhiliyenin Şeytanı, İslâm'ın Havarisi

Bedir'de, İslâm'ın işini hemen bitirmek için kılıcı sallamış komutanlardan biriydi.

Keskin görüşlü ve tahmin yeteneği çok mü­kemmel birisiydi. Bu sebeple Bedir'de Al­lah'ın Resûlü'yle beraber kendileriyle savaş­mak üzere gelen müslümanların sayısını öğ­renmek ve arkalarında pusu ya da yardımcı kuvvetleri olup olmadığını öğrenmek üzere kav­mi onu seçmişti.

Ümeyr b. Vehb atıyla ayrıldı ve Müslüman­ların karargâhları etrafında gizli in­celemeler yaptı. Sonra kavmine döndü ve: "Üç yüz kişiler. Biraz fazla ya da eksik olabilirler." dedi. Tah­mini doğruydu.

"Arkalarında yardımcı kuvvetler var mı'?" diye sordular. Şöyle cevap verdi.

"Arkalarında hiçbir şey görmedim. Fakat ey Kureyş topluluğu! Ölüme susamış kişiler gör­düm. Güçlü olmayan bir topluluğun onların kılıçlarından başka sığınacak yeri yoktur...

Allah'a yemin olsun ki, sizden birisini öl­dürmediği sürece onlardan birinin öldürülmesi mümkün değildir. Onların sayısı kadar sizden de ölen olunca, ondan sonra hayatın ne tadı kalır ki?

Ona göre kararınızı verin."

Kureyş'in liderlerinden bir grup onun söz­lerinden ve gördüğünden etkilendiler. Nere­deyse adamlarını toplayıp savaş yapmadan Mekke'ye döneceklerdi.

Kararlarını bozduran, gönüllerde kin ateşini ve ilk kurbanı kendisinin olacağı harp ateşini tutuşturan Ebû Cehil olmasaydı (savaş olma­yabilirdi)…

Mekkeliler onu "Kureyş'in Şeytanı" diye ça­ğırırlardı. Bedir günü Kureyş'in şeytanının ba­şına öyle bir belâ geldi ki, ne kendisi, ne de kavmi hiçbir şey yapamadı. Savaş sonunda Kureyş kuvvetleri yenilmiş ve kovulmuş olarak Mekke'ye döndü. Ümeyr b. Vehb ise, kendin­den bir parçayı geride, Medine'de bırakarak... Çünkü oğlu Müslümanlara esir düşmüştü...

Bir gün, amcasının oğlu Safvan b. Ümeyye ile aynı mecliste bulundular. Safvan gün geç­tikçe müslümanlara da karşı daha fazla kin kusmaktaydı. Çünkü babası Ümeyye b. Halef, Bedir'de yere serilmiş ve kemikleri de kuyuya gömülmüştü.

Kinleri birbirini çektiği için, Safvan ve Ümeyr yan yana oturmuşlardı.

Urve b. Zübeyr'in naklettiği uzun konuş­malarını dinleyelim:

Safvan, Bedir'de öldürülenleri anarak:

"Allah'a yemin olsun ki, onlardan sonra ha­yatın tadı kalmadı." dedi.

Ümeyr:

"Doğru söyledin. Allah'a yemin olsun ki, ödemeye gücümün yetmediği borcum ve ben­den sonra geçim sıkıntısına düşmelerinden korktuğum ailem olmasa, bineğime binip Mu­hammed'e gider, onu öldürürdüm. Üstelik ge­çerli bir mazeretim de var: Elinizdeki esir oğ­lum için geldim, derim."

Safvan bunu fırsat bilerek:

"Borcun bana aittir, senin yerine onu ben öderim. Ailen de ailemle beraberdir; yaşadık­ları sürece onları gözetirim." dedi.

Ümeyr: "Öyleyse, bu konuştuklarımız ara­mızda kalsın." dedi.

Sonra Ümeyr emretti, kılıcı bileylenip ze­hir­lendi. Mekke'den ayrıldı ve Medine'ye geldi.

Ömer b. Hattâb ve müslümanlardan bir grup Bedir savaşını konuşup, Allah'ın o gün kendilerine lütfettiği ikramları anarlarken, Ömer birden baktı ve Ümeyr b. Vehb'i gördü. Bineğini mescidin kapısının önüne çökertmiş ve kılıcını da kuşanmıştı. Bunun üzerine:

"Bu köpek, Allah'ın düşmanı Ümeyr b. Vehb'­dir. Allah'a yemin olsun ki, mutlaka bir kö­tülük için gelmiştir. O, Bedir'de aramızda boz­gunculuk çıkaran ve sayımızı tahminen kavmine bildiren kişidir." dedi.

Sonra Ömer, Allah Resûlü (s.a.v.)'in hu­zuruna girdi ve şöyle dedi.

"Ey Allah'ın Nebîsi! Allah'ın düşmanı Ümeyr b. Vehb, kılıcını kuşanmış hâlde burada!"

Resûlullah (s.a.v.): "Onu benim yanıma getir." buyurdu.

Ömer geldi, boynundaki kılıcının bağından tuttu ve yakasını paçasını düzeltti. Ensârdan yanında bulunanlar da: "Allah Resûlü (s.a.v.)'in yanına getiriniz, etrafına oturunuz ve onu bu mikroptan koruyunuz. Çünkü o gü­venilir biri değildir." dediler.

Ömer, boynundaki kılıcının kabzasından tutarak, onu Nebî (s.a.v.)'in huzuruna getirir. Peygamber (s.a.v.) onun bu durumunu gö­rünce:

"Onu bırak, ey Ömer!.. Yaklaş ey Ümeyr!" dedi.

Ümeyr yaklaştı ve câhiliye döneminin se­lâmıyla "Hayırlı sabahlar" dedi.

Nebî (s.a.v.):

"Allah bize senin selâmından daha hayırlı bir selâm ikram etti. Ey Ümeyr! Bu "Selâmün aleyküm"dür... Cennet halkının selâmı...

"Allah'a yemin olsun ki, selâmın iyisi, ey Muhammed! Benim bildiğim, eskilerin sözleri­dir."

"Gelişinin sebebi nedir, ey Ümeyr?"

"Şu elinizde bulunan esir için gelmiştim."

"Boynundaki kılıç için ne diyeceksin?"

"Allah bütün kılıçların belâsını versin! Bize bir faydaları mı dokundu."

"Bana doğruyu söyle ey Ümeyr! Niçin gel­din?"

"Sadece söylediğim şey için geldim."

"Hayır! Sen ve Safvan b. Ümeyye bir kaya üzerine oturdunuz ve Kureyş'ten Bedir'de ku­yuya gömülen kişileri konuştunuz. Sen: "Bor­cum ve ailem olmasa, gider Muhammed'i öl­dürürüm." dedin. Bunun üzerine Safvan, beni öldürmen karşılığında senin bütün borcunu ve ailenin geçimini üstlendi. Halbuki Allah, se­ninle yapacağın iş arasına engel koyacaktır."

O zaman Ümeyr şehâdet kelimesini hay­kırdı:

"Şehâdet ederim ki Allah'tan başka tanrı yoktur. Yine şehâdet ederim ki, sen onun pey­gamberisin... Bu sadece benimle Safvan'ın bulunduğu bir konuşmaydı. Allah'a yemin ol­sun ki, onu sana ancak Allah haber vermiştir. Beni de İslâm'a kavuşturan Allah'a şükürler olsun..."

Peygamber (s.a.v.) ashabına:

"Kardeşinize dinini iyice öğretiniz. Kur'ân okutunuz ve esirini de serbest bırakınız." bu­yurdu.

 

 


Ümeyr b. Vehb böylece müslüman ol­muş­tu.

Peygamber (s.a.v.)'in ve İslâm'ın nuru kendisini kaplayınca bir anda İslâm'ın bir ha­varisi olmuş ve Kureyş'in şeytanı müslüman olmuştu.

Olaydan sonra Ömer b. Hattâb (r.a.) şöyle der:

"Canımı borçlu olduğum Allah'a yemin ederim ki, bizim yanımıza geldiğinde, bir do­muz, bana Ümeyr'den daha sevimli idi… Bu­gün ise, onu bazı çocuklarımdan bile çok sevi­yorum."

 

 


Ümeyr, bu dinin hoşgörüsünün genişliğini ve bu peygamber (s.a.v.)'in büyüklüğünü dü­şünerek oturdu.

İslâm'a tuzaklar kurduğu, Medine'ye hicret etmeden önce Peygamber (s.a.v.) ve asha­bıyla mücadele ettiği günlerini hatırladı...

Bedir savaşında başına gelen belâyı ve yaptığı savaşı hatırladı... Ve işte bugün, Pey­gamber'i öldüreceği kılıcını kuşanarak gelmişti.

Bütün bunları "Allah'tan başka ilâh yoktur, Muhammed Allah'ın Resûlüdür" sözü bir anda yok etmişti...

Ne hoşgörü ve bu dini kalplerinde taşıyan insanlara karşı duyulan ne sonsuz güven..!

Geçmişteki bütün hatalarını, İslâm böylece bir anda silecek miydi..? Müslümanlar, kendi­lerine geçmişte yaptığı bütün zulümleri ve düşmanlıkları böylece bir anda unutacaklar, kalp­­lerini ona açacaklar ve onu kucaklayacak­lar mıydı..?

Gizli bir kötülük ve kötü bir suça âlet olarak getirilmiş kılıcı böyle gözlerinin önünde hâlâ parlarken bütün bunların hepsi unutulacak mıy­dı..?

Şu anda Ümeyr'in Müslümanlığından başka hiçbir şey hatırlanmayacak mıydı..? Bir anda müslümanlardan ve Hz. Peygamber'in asha­bından birisi mi olmuştu..? Onların sahip ol­duğu haklara o da sahip olacak, yapmakla yü­kümlü oldukları görevlerle o da yükümlü ola­cak mıydı..?

İki dakika önce, kendisini öldürmek isteyen Ömer b. Hattâb'a, şimdi çocuklarından ve to­runlarından daha sevimli bir kişi mi olacaktı..?

Ümeyr'in müslüman olduğunu ilan ettiği bir anlık doğruluk, İslâm'ın bu kadar takdirini, ikra­mı­nı, mükâfatını ve yüceliğini kapsıyorsa, öyleyse İslâm gerçekten çok büyük bir dindi…

Ümeyr, bu dinin kendisine yönelttiği vazi­feleri öğrendi... Harp ettiği kadar karşılığında hizmet etmesi gerektiğini, aleyhine propa­ganda yaptığı kadar davet etmesi gerektiğini ve Allah'ın ve Resûlü'nün sevdiği doğruluk, cihad ve itaat gibi fiilleri Allah'a ve Resûlü'ne göstermesi gerektiğini öğrendi... Bütün bunları bilerek, bir gün Allah Resûlü'ne geldi ve şöyle dedi:

"Ya Resûlullah! Ben, Allah'ın nurunu sür­dürmeye çalışan ve Allah'ın dinine inanmış ki­şilere çok eziyet eden bir kimse idim. Şimdi bana izin vermenizi istiyorum; Mekke'ye gide­yim ve onları Allah'a ve Resûlü'ne davet ede­yim. Belki Allah onlara hidâyet nasip eder. Yoksa senin ashabına müslüman oldukları için eziyet ettiğim gibi onlara da müşrik oldukları için eziyet ederim."

 

 


Ümeyr, Mekke'den ayrıldığından beri, Hz. Peygamber'iöldürmek için Ümeyr'i yola çık­ma­ya teşvik eden Safvan b. Ümeyye, Mekke sokaklarında böbürlenerek yürüyor, bulunduğu meclisleri sevinç ve neşeye boğuyordu...

Kavmi ve kardeşleri, babasının kemikleri Bedir kuyularında hâlâ sıcakken sevincinin ve neşesinin sırrını sorduklarında gururla ellerini ovuş­turuyor ve insanlara: "Birkaç gün sonra ha­beri gelecek ve Bedir olayını size unuttura­cak bir olaya sevininiz!" diyordu...

Her sabah Mekke'nin dışına çıkar, kafile ve kervanlara: "Medine'de yeni bir şey var mı?" diye sorardı.

Onlar ise, ona sevmeyeceği ve hoşuna git­meyecek cevapları veriyorlardı. Hiçbiri Me­di­ne'de kayda değer bir olay işitmemiş ya da duymamıştı...

Safvan ümitsizliğe düşmemişti... Bilakis ker­vanları soruşturmaya devam etti. Nihayet bir gün, bir gurupla karşılaşmış ve yine "Medi­ne'de yeni bir olay olmadı mı?" diye sormuştu.

Yolcu: "Evet, büyük bir olay oldu!!" diye cevap verdi.

Sevinçten ve mutluluktan Safvan'ın yüzü parladı, dünyalar onun olmuştu…

Aceleyle ve heyecanla tekrar adama dönüp sordu: "Ne oldu? Anlat." dedi.  "Adam: "Ümeyr b. Vehb müslüman oldu. Şu an orada dinî bilgisini derinleştiriyor ve Kur'ân öğreni­yor..!" cevabını verdi.

Safvan'ın dünyası birden kararmıştı. Kav­mine müjdelediği, Bedir savaşını unutturacak diye beklediği olay, bugün bu yıldırım haberle gelmiş ve kendisini zıpkın yemiş balığa dön­dürmüştü.

Medine'den çıkan yolcu, bir gün Mekke'deki evine ulaşmıştı. Ümeyr kılıcını çekmiş, savaşa hazır bir hâlde Mekke'ye dönmüştü. Onu ilk karşılayan Safvan b. Ümeyye olmuştu... Onu görür görmez neredeyse ona saldıracaktı. Fa­kat Ümeyr'in elindeki savaşa hazır kılıç, onu temkinli davranmaya sevk etti ve Ümeyr'e bir­kaç küfür savunmakla yetindi. Sonra da yo­luna devam edip gitti...

Ümeyr b. Vehb, kısa bir süre önce müşrik olarak ayrıldığı Mekke'ye müslüman olarak dön­müştü.

Oraya, müslüman olduğu gün Ömer b. Hattâb'ın gösterdiği heybetin benzeri bir hey­betle girdi. Müslümanlığını şöyle diyerek ilan etti:

"Allah'a yemin ederim ki, inkâr ile oturdu­ğum her yere müslüman olarak da oturaca­ğım. Küfrün müdafaasını yaptığım her yerde İslâm'ı tebliğ edeceğim."

Ümeyr, sanki bu sözleri kendine şiar, bu hareket tarzını da esas edinmişti. Şimdiye ka­dar karşısında savaştığı dine hayatını adamaya kesin azmetmişti. Bulunduğu mevki, dilediği kimseye zarar vermesine imkân tanıyordu.

Böylece kaçırdığı fırsatları telafi etmeye baş­ladı; zamanla yarışıyordu. İslâm'ı gece gün­düz, açıktan açığa tebliğ etti.

Kalbindeki iman ona, güven, hidâyet ve nur yağdırıyordu.

Dilinde hak sözlerle insanları adalete, ih­sana, iyiliğe ve hayra davet ediyordu.

Sağ elinde de, inananları Allah'ın yolundan alıkoyan ve o yolun açıklarını arayan yol kesi­cileri korkuttuğu kılıcı vardı.

Birkaç hafta sonra, Ümeyr b. Vehb vasıta­sıyla hidâyete erip İslâm'a girenlerin sayısı akla gelebilecek bütün tahminlerin üstündeydi.

Ümeyr onlarla uzun ve göz alıcı bir kafi­leyle Medine'ye doğru yola çıktı.

Yolculukları esnasında geçtikleri çöl, bu ada­ma karşı dehşet ve hayretini gizleyemi­yordu. Az önce, Medine'de Peygamberi öldür­mek üzere kılıcını taşıyarak geçmişti. Sonra Medine'den dönerken, geldiğinden farklı bir yüzle buradan geçmiş, Mekke'ye gitmişti. Se­vinçli devesinin üstünde Kur'ân okuyordu. Şim­di yine aynı kişi, üçüncü defa buradan geçiyordu ve bu kez mü'minlerden oluşan uzun bir kafilenin başındaydı. Vadi "lâ ilâhe illallah" ve "Allahu ekber" sesleriyle çınlıyordu...

 

 


Evet, o gerçekten çok büyük bir haberdi...

Allah'ın hidâyetinin, Kureyş'in şeytanını İs­lâm'ın havarilerinden cesur bir havariye çevir­diği haberi...

Bütün gazalarda ve savaşlarda sürekli Re­sû­lullah'ın yanında yer alan Kureyş'in şey­ta­nının haberi… Allah'ın dinine olan bağlılığı, Nebî (s.a.v.)'in dünyadan göçmesinden sonra da artarak devam eden Kureyş'in şeytanının haberi gerçekten çok büyük bir haberdi...

Mekke fethedildiği gün, Ümeyr, arkadaşı ve yakını Safvan b. Ümeyye'yi unutmadı. Artık Hz. Peygamber'in doğruluğunda ve Peygam­ber­li­ğinde hiçbir şüphe kalmadığından Saf­van'a gitti, İslâm'ı tekrar anlattı ve onu İs­lâm'a davet etti...

Ancak Safvan'ı, Cidde istikametine doğru yolculuğa hazırlanmış buldu. Oradan gemiye binip Yemen'e kaçacaktı...

Safvan'ın bu durumunu görünce Ümeyr'in yüreği parçalandı. Bütün imkânları kullanarak onu şeytanın elinden kurtarmaya azmetti.

Hemen hızla Resûlullah'a (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Nebîsi! Safvan b. Ümeyye kav­minin efendisidir. Senden kaçıp, canını kurtarmak için denize açılmak üzeredir. Allah­'ın salâtı senin üzerine olsun! Ona eman (do­kunulmazlık) veriver."

Peygamber (s.a.v.) de: "Ona eman ver­dim." dedi.

"Ey Allah'ın Resûlü! Bana senin emanını anlayabileceği bir belge ver." deyince:

Peygamber (s.a.v.), ona, Mekke'ye girer­ken başında olan sarığı verdi.

Gelişmelerin devamını Urve b. Zübeyr'e bırakalım, o anlatsın:

"Ümeyr sarıkla beraber çıktı. Safvan ge­miye binmek üzereyken ona yetişti ve: "Ey Safvan! Anam babam sana feda olsun. Allah'­tan kork, Allah'tan! Canını niye tehlikeye atı­yorsun? İşte Resûlullah (s.a.v.)'in eman bel­gesi, onu sana getirdim!"

Safvan: "Yazıklar olsun sana! Benden uzak ol, benimle de konuşma..."

 "Ey Safvan..! Anam babam sana feda ol­sun. Muhakkak ki Resûlullah (s.a.v.) insanların en faziletlisi, en çok iyilik yapanı, en yumuşak davrananı ve en hayırlısıdır... Onun izzeti se­nin izzetin, onun şerefi senin şerefindir..."

"Canımdan korkuyorum."

"O, bu korkuya gerek kalmayacak kadar şef­katli ve cömerttir…"

Safvan onunla beraber geri döndü. Resû­lullah (s.a.v.)'in huzuruna çıkıp: "Bu, se­nin ba­na eman verdiğini iddia ediyor." dedi.

Peygamber (s.a.v.): "Doğru söylüyor." dedi.

Safvan: "Bana müslüman olup olmama hu­susunda düşünmem için iki ay süre ver."

Rasulüllah (s.a.v.): "Dört ay süreyle ser­best­­sin."

Safvan daha sonra o süre dolmadan müs­lü­man oldu. Onun müslüman olması Ümeyr'e sonsuz bir mutluluk verdi.

 

 


Ümeyr b. Vehb, Allah'a doğru olan hayırlı yü­rüyüşünü, Allah'ın kendisiyle insanları sa­pık­lıktan kurtardığı ve karanlıklardan aydınlığa çı­kardığı en büyük Peygamber'in izine uyarak tamamladı.