Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla… - Peynamazi - 4. Sayfa
Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla…
BEŞİNCİ BASKININ ÖNSÖZÜ [1]
Hamd, Allah’a mahsustur. O’na hamd ediyor, O’ndan yardım istiyor, O’ndan bağışlanma diliyor ve nefislerimizin ve amellerimizin kötülüklerinden yine O’na sığınıyoruz. Allah’ın hidayete erdirdiğini kimse yoldan çıkaramaz. Allah’ın sapıklık içinde bıraktığını da kimse hidayete ulaştıramaz. Ortağı olmayan, tek Allah’tan başka ilâh olmadığına şahitlik ederim. Yine Muhammed’in, O’nun kulu ve rasûlü olduğuna da şahitlik ederim.
Allah’ın salâtı ve selâmı, onun, ailesinin, ashabının ve kıyamet gününe kadar kardeşlerinin üzerine olsun.
Bu, “Hadislerle Hz. Peygamberin Namaz Kılma Şekli” isimli kitabımın beşinci baskısıdır. Bir önceki baskısı bittikten ve yoğun talep karşısında yeni baskısını gerçekleştirdikten sonra bu baskıyı İslâm âlemindeki değerli okurlarımıza sunuyoruz.
Bu da geçmiş baskılar da olduğu üzere, birtakım düzeltmelerden ve çok önemli ilave bilgilerden uzak değildir. Yazma ve matbu hadis kitaplarını sürekli gözden geçirdiğim için, okurları elde ettiğim yeni bilgilerden mahrum etmemin doğru olmadığını düşünüyor ve onların da benimle birlikte ilimlerinin artmasını istiyorum. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”[2]
Önceki baskıda kaldırmış olduğumuz Bibliyografya’yı bu baskıda tekrar koyduk. Bu baskıdaki kaynakların sayısı yüz elli küsura ulaştı.
İlk defa -beşinci baskıdan yaklaşık bir yıl önce- 57 sayfalık küçük boy bir risale elime geçti. Şeyh Hamûd b. Abdullah et-Tüveycirî en-Necdî el-Hanbelî’nin kaleme aldığı bu kitapçık, “et-Tenbihât alâ risâleti el-Elbânî fi’s-salât” (Elbânî’nin namaz risalesine dair bazı ikazlar) adını taşıyordu ve hicrî 1387’de Riyad’ta basılmıştı; yani benim bu kitabımın dördüncü baskısının yayınlandığı yıl…
Söz konusu risaleyi tam bir ihlâsla ve önyargısız olarak okumayı bitirince, orada benimle on üç meseleyi tartıştığını gördüm. Bunlardan dört tanesi, kitabın ana konusuyla ilgili olmayıp, dipnotlarda ele alınan meselelerdi. Onun bu risalesine, şayet basılacak olsa, onun üç katı büyüklüğünde bir kitap olabilecek çapta uzunca bir cevap yazdım. Gördüm ki, hocaefendi Hanbelî mezhebine, özellikle de sonraki dönem âlimleri nezdinde meşhur olan görüşlere taassupla bağlıdır. Hadis usûlü, hadisin senedleri, illetleri ve ricali konusunda fazla bilgisi bulunmamaktadır. Bu yüzden, kitabın ana konularıyla ilgili olarak benimle tartıştığı hiçbir meselede doğru, onun tarafında değildi. Bu önsöz, bu konuyu bütün ayrıntılarıyla aktarmak için yeterli olmayıp; bunun yeri, işaret ettiğimiz reddiyedir. Ancak, örnek olması bakımından birinden bahsetmekte sakınca görmüyorum. Böylelikle okuyucu da hocaefendinin meseleyi ele alış tarzı ve sünnet konusundaki ilminin boyutu hakkında bir fikir sahibi olacaktır.
Hocaefendi, risalesinde (s. 14–17), benim bu kitapta yer verdiğim (4. baskı, s. 103) İbn Abbas’tan sabit olan: “Sünnet olan, cenaze namazında Fâtihatü’l-kitab’ı (bir başka rivayette de: “sûresini”) okumaktır.” sözünün başka rivayetinde geçen “sûresini” sözcüğünü zayıf kabul etmektedir. Bu görüşünü de, hadiste geçen bu fazlalığın şâz olmasına ve bunu hadisin sika ravilerinden sadece Heysem b. Eyyub’un ferd olarak rivayet etmiş olmasına dayandırıyor.
Evet, hocaefendinin görüşü bu. Fakat gerçek şu ki, Heysem b. Eyyub’a bu fazlalıkta dört sika ravi mütâbaat etmişlerdir.[3] Söz konusu ravilerin isimleri ve rivayetlerinin bulunduğu kaynakların adları şöyledir:
1) Süleyman b. Davud el-Hâşimî.
İbnu’l-Carud, “Müntekâ”da rivayet etmiştir. Hadis no: 537
2) İbrahim b. Ziyad el-Hayyât el-Bağdâdî.
Aynı şekilde İbnu’l-Carud rivayet etmiştir. Hadis no:537
3) Muhriz b. Avn el-Hilâlî.
Ebû Ya’la el-Mevsilî, “Müsned”inde rivayet etmiştir. (K 141/2)[4]
4) İbrahim b. Hamza ez-Zübeyrî.
Beyhakî, “es-Sünenü’l-kübrâ”da rivayet etmiştir (3/38).
Bu mütâbaatların hepsinin senedi sahihdir. Üçüncü mütâbaatın sahih olduğunu İmam Nevevî, “el-Mecmû” adlı kitabında (5/234) açıkca dile getirmiş; İbn Hacer de “Telhîs”de bu görüşte ona uymuştur.
Beşincileri Heysem b. Eyyub olmak üzere bu dört sika ravi, hadisin diğer rivayetlerinde bulunmayan “sûresi” sözcüğünü ziyadeli olarak ittifakla rivayet etmişlerdir. Heysem bunu ferd olarak rivayet etmiştir iddiasıyla söz konusu fazlalığın zayıf olduğuna hükmeden hocaefendiye ne diyebiliriz? Cevabı, zeki okuyucuya bırakıyorum.
Bu fazlalık sadece bu yollarla gelmiyor. O, İbn Abbas’tan başka bir yolla da gelmiştir. Bu sika ravilerin rivayetlerinin dayanağı olan birinci rivayeti İbn Abbas’tan, Talha b. Abdullah b. Avf da rivayet etmiştir Diğer rivayet ise, Zeyd b. Talha et-Teymî yoluyla gelmiştir ki bu rivayette Zeyd: “İbn Abbas’ı… derken dinledim” demekte ve hadisi bu fazlalıkla beraber rivayet etmektedir.
Bu hadisi, Abdullah b. Muhammed b. Saîd b. Ebû Meryem, “Mâ esnede Süfyan b. Saîd es-Sevrî” (1/40/2) ve İbnü’l-Cârûd “el-Müntekâ” (536) adlı kitaplarında sahih senedle rivayet etmişlerdir.
Hz. Peygamber’in şu sözü de bu fazlalığın şahidi durumundadır ve gücüne güç katmaktadır:
“Fâtihatü’l-kitab’ın ve fazlasının okunmadığı namaz kabul olmaz.”
Cenaze namazı da kesinlikle bir namazdır. Bu yüzden yukarıdaki hadisin genel çerçevesine dâhildir. Hocaefendinin mezhebi (Hanbelî) ve başkaları bu hadise dayanarak cenaze namazında Fâtiha’yı okumanın vacip olduğuna hükmetmiştir. Sonra hadiste geçen “ve fazlasının” sözü de cenaze namazında da Fâtiha’dan sonra sûre okunmasının dine uygun olduğunu göstermektedir. Şevkânî de “Neylü’l-evtâr”ında (4/54) bu görüşü dile getirmektedir ki, muhterem hocaefendi mutlaka bunu görmüş olmalıdır. Fakat buna yanaşmamıştır; çünkü hadis, onun mezhebiyle çelişmektedir.
Görünen o ki, sünnete aykırı da olsa mezhebin görüşüne taassupla bağlanmak ve onu savunmak, İslâm coğrafyasında, Allah’ın korudukları hariç -onlar ne kadar da azdır-, bütün insanların kalplerinde kök salmış en tehlikeli hastalıktır.
Son olarak; kitaba gösterdiği ilgisinden, okuyuculara ve öğrencilere öğüt verme yönündeki azminden ve kendine göre kitaptaki yanlışları açıklamaya çalışmış olmasından dolayı Şeyh Tüveycirî’ye teşekkür ediyorum. Fakat o, biraz önce değindiğim dört mesele hariç diğer bütün eleştirilerinde yanılmıştır. Teşekkürümün tam olması için, onun bu dört meselede doğruya ulaştığını ve benim de bu konularda onun görüşünü benimsediğimi itiraf ediyorum. Bu meseleler şunlardır:
1) Teşehhüd dualarında geçen “me’sem-مأثم” ve “mağrem-مغرم” sözcüklerini günah ve isyan olarak anlamlandırmak. Nitekim daha önce üçüncü baskıda (1381 yılında) bu görüşten dönmüştüm. Yani şeyhin risalesinin yayınlanmasından altı yıl önce.
2) Bu kitabın ikinci baskısında namaz için söylediğim “Namaz, İslâm’ın rükûnlarının en büyüğüdür.” sözüm için şeyh şöyle demektedir:
“Bunun, kesinlikle kelime-i şehadetten sonra kaydı ile sınırlandırılması gerekiyor.”
Bu sözünde ona katılıyorum; çünkü ben her ne kadar bu sözümle amelî rükûnları kast etmiş olsam da bu, “Şüpheli olanı bırakarak, şüphesiz olanı al.” hükmü kapsamındadır. Kaldı ki, sözü edilen önsözü bir daha basmadık. “Şüpheler ve Cevapları” bölümünün sonunda bu kayıt yer almıştır; şeyhin gözü aydın olsun.
3) Yöneliş duasında geçen “Şer sana nispet edilmez” cümlesine yaptığım: “Şer Allah’ın fiilinden değildir.” açıklamamdan da döndüm. Onun yerine bunu, “Allah’ın fiilinde şer yoktur” sözümle açıkladım. Aslında iki söz arasında büyük fark görmüyor idiysem de böylece şeyhin arzusu yerine gelmiş oldu. Yukarıda sözü geçen reddiyede bu meseleyi uzunca tartıştım.
4) “Secdede Elleri Kaldırma” bölümünün dipnotunda “el-Bedâi” adlı kitaptan yaptığım alıntıda geçen “İbnu’l-Esrem” ifadesini düzelttim. Görünen o ki, doğrusu “el-Esrem” olmasıdır. Nitekim şeyh de bu şekilde olabileceği ihtimali üzerinde durmuştu. Adı geçen bu kişi, el-Esrem Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed b. Hâni et-Tâî’dir.
Şeyh Tüveycirî’ye yaptığım bu reddiyeyi Allah’ın yardımıyla yayınlamayı arzu ediyorum. Çünkü onda, bu kitapta geçen birçok meselenin de, özellikle İmam Ahmed’in “Namaz” risalesinin ayrıntılı açıklaması ve tartışması bulunuyor. Önceki baskılarımızın sonunda bu risalenin İmam Ahmed’e nispetinin sahih olmadığını defalarca tekrar ettik. Hatta Hafız Zehebî onun hakkında: “Bunun uydurma olabileceği endişesini taşıyorum.” demiştir.
Allah Teâlâ’dan, bu baskının diğerlerinden daha fazla yayılıp duyulmasını ve el-Mektebü’l-İslâmî yayınevinin sahibi Üstad Züheyr eş-Şâvîş’i ve beni bundan dolayı hayırla mükâfatlandırmasını diliyorum. O kendisinden istenilenlerin en hayırlısıdır.
Şimdi sana kitabın önemli bilgiler içeren, yazılma sebebini ve alanında biricik ilmî metodunu açıklayan önsözü sunuyorum. Bunu hicrî 13.06.1370 tarihinde kaleme almıştım. Daha sonradan ona, hicrî 20.05.1381 tarihinde “Şüpheler ve Cevapları” başlıklı bir bölüm ekledim. Allah Teâlâ bu önsözle salih kullarından birçoğunu faydalandırmıştır. Allah, kıyamette Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sancağı altında bizi o salihlerle birlikte haşretsin.
Şam, 28.10.1389 Hicrî
Muhammed Nâsıruddin el-Elbânî
[1] el-Mektebü’l-İslâmî’nin yaptığı onuncu ve sonraki baskılarda “Beşinci” yerine “Yedinci” sözcüğü yazmaktadır. Bu, bir dizgi hatası değil; aksine önsözde dile getirdiğimiz üzere, onun tarafından planlanmış bir hiledir.
[2] İsra, 85
[3] Mütâbaat etmek, mevcut hadîsin, sıhhat durumunu kuvvetlendirmek, derecesini yükseltmek için başka tarîklerden gelen benzer rivâyetlerle desteklenmesi.-Mütercim.
[4] Hadis no: 2661. Bu numara matbuu içindir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi