Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

VİTİR NAMAZINDA KUNUT - Peynamazi - 36. Sayfa

VİTİR NAMAZINDA KUNUT

 

“Hz. Peygamber (s.a.v.) bazen vitir namazının son re­kâtında kunut yapardı.”[1] “Bunu da rükûdan önce yapar-dı.”[2]

Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali’nin oğlu Hasan’a şu duayı öğretmiş ve [Vitir namazının son rekâtında kıraatı bitirdiği zaman] okumasını söylemiştir:

اللَّهُمَّ اهْدِنِي فِيمَنْ هَدَيْتَ، وَعَافِنِي فِيمَنْ عَافيْتَ، وَتَوَلَّنِي فِيمَنْ تَوَلَّيْتَ، وَبَارِكْ لِي فِيمَا أعْطَيْتَ، وَقِنِي شَرَّ مَا قَضَيْت، [فـ]إنَّكَ تَقْضِي ولاََ يُقْضَى عَلَيْكَ، [وَ] إنَّهُ َ يَذِلُّ مَنْ وَالَيْتَ، [و لاَ يَعِزُّ مَنْ عَادَيْتَ]، تَبَارَكْتَ رَبَّنَا وَتَعَالَيْتَ، [لاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ]

“Allahümme’hdinî fî men hedeyte, ve âfinî fî men âfey­te, ve tevellenî fî men tevelleyte, ve bârik lî fî mâ a’tayte, ve kınî şerre mâ kadayte, [fe] inneke takdî ve lâ yukdâ aleyke, [ve] innehu lâ yezillu men vâleyte, [ve lâ yaizzü men âdeyte], tebârekte rabbenâ ve teâleyte, [lâ mencâ minke illâ ileyke]”

“Allahım! Beni hidayet verdiklerinden kıl, afiyet verdik­lerinden eyle, Beni, işlerini üzerine aldıkların arasına koy. Verdiklerini hakkımda mübarek kıl. Vukuuna hükmettiğin şerlerden beni koru. Sen dilediğin hükmü verirsin, kimse seni mahkûm edemez. Sen kimin işini üzerine aldıysan o zelil olmaz. [düşman edindiğin de asla aziz olmaz.][3] “Ey Rabbimiz! Sen yücesin, âlisin. [Senden kurtuluş yine ancak sanadır.]”[4]




[1]     İbn Nasr ve Dârekutnî sahih senedle rivâyet etmiştir. Burada “bazen” ifadesi şunun için gelmiştir: Vitr’i rivâyet eden sahâbîler kunuttan söz etmemişlerdir. Şayet Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu her zaman yap­saydı, bütün sahâbîler bunu bize mutlaka naklederlerdi. Übey b. Ka’b bunu Hz. Peygamber’den (s.a.v.) tek başına rivâyet etmiştir. Bu da Hz. Peygamber’in vitir namazında kunutu arasıra yaptığını gösterir. Bu hadis, vitirde kunut yapmanın vacip olmadığına da delildir. Nite­kim âlimlerin çoğunluğunun görüşü de budur. Bundan dolayı büyük âlim İbnü’l-Humâm, “Fethü’l-kadîr” adlı kitabında (1/306, 359, 360) vitirde kunut yapmanın vacip olduğunu söylemenin zayıf bir görüş ol­duğunu söylemiştir ki, bu itiraf, onun hakkı teslim etme arzusundan ve taassuptan uzak durmasından ileri gelmektedir. Çünkü onun ter­cih ettiği bu görüş, bağlı olduğu mezhebin görüşüne ters düş­mek­tedir.

[2]     İbn Ebû Şeybe (12/41/1), Ebû Davud, “es-Sünen-el-kübrâ” adlı kita­bında (varak, 218/1-2) Nesâî, Ahmed, Taberânî, Beyhakî ve İbn Asâkir (4/244/2) sahih senedle rivâyet etmiştir. Hadisin sadece dua kısmını İbn Mendeh “et-Tevhîd” kitabında (70/2) başka bir hasen senedle rivâyet etmiştir. Hadis, “el-İrvâ”da (426) tahriç edilmiştir.

UYARI: Nesâî, kunutun sonuna fazladan “ve sallallahu ale’n-nebiyyi’l-ümmî” getirmiştir ki, bu fazlalığın senedi zayıftır. İbn Hacer, Kas­tal­lânî, Zürkânî ve başkaları bu fazlalığın zayıf olduğunu söylemişlerdir. Bu sebeple biz ilaveleri birleştirme metodumuza rağmen, kitabın önsözünde belirttiğimiz şarta bağlı kalarak bunu kitaba almadık. İz b. Abdüsselâm “el-Fetâvâ” adlı kitabında (66/1, baskı yılı: 1962) şöyle demiştir: “Hz. Peygamber’e kunutta salâvat getirme konusunda sa­hih hiçbir rivâyet yoktur. Bu nedenle Hz. Peygamber’in (s.a.v.) salâ­tına herhangi bir ilavede bulunulamaz.”

Onun bu açıklamasında, sonraki dönem âlimlerinden bazılarının ka­bul ettiği gibi bid’at-ı hasene ile hüküm verilemeyeceğine işaret de vardır.

Sonra bir düzeltme yap­tım ve şöyle dedim: Übey b. Ka’b’ın rama­zanda namaz (teravih) kıldırırken kunutun sonunda Hz. Peygamber’e salâvat okuduğu sabit olmuştur. Bu, Hz. Ömer’in hilafeti döneminde olmuştu. İbn Huzeyme “es-Sahih” adlı kitabında (1097) bunu naklet­miştir. İsmail el-Kâdî (no: 107) ve başkalarının naklettiğine göre, yine Hz. Ömer döneminde insanlara imamlık yapan Ebû Hâlime Muaz el-Ensârî’nin de benzer şekilde yaptığı sabittir. Selef âlimleri kendisiyle amel ettiği için bu ilaveyle amel edilmesi meşrudur. Bu sebeple, hiçbir kayıtla sınırlandırmaksızın doğrudan bu ilavenin bid’at oldu­ğu­nu söylemek uygun olmaz.

[Yukarıda yer alan UYARI notunda “Nesâî, kunutun sonuna fazladan “ve sallallahu ale’n-nebiyyi’l-ümmî” getirmiştir” açıklaması bulun­mak­tadır. Biz bunu Nesâî’de “ve sallallahu ale’n-nebiyyi Muhammed” olarak tesbit ettik.

Nesaî, Kıyamü'l-leyl 51 (1746), c. 3-4, s. 359; İbn Mâce, İkametü's-salât 120 (1182), c.3, s.544; Ebû Dâvud, Vitr 5 (1427), c.5, s.355-356. Mütercim]

[3]     Bu ilave, Hafız’ın “et-Telhis”de de bildirdiği üzere hadis olarak sa­bittir. Ben de bunu “el-Asl”da tahkik ettim. Nevevî ise, “Ravzatü’t-ta­libîn” adlı kitabında (1/253, el-Mektebü’l-islâmî yayınevi baskısı) bunu fark edememiş ve “fe leke’l-hamdü alâ mâ kadayte, estağfiruke ve etû­bu ileyke” (Her türlü hükmüne karşılık sana hamd olsun! Senden beni bağışlamanı ister ve sana tevbe ederim.) duasında olduğu gibi bunun da âlimler tarafından yapılan bir ilave olduğunu söylemiştir. Tu­haf olan ise şu: İmam Nevevî, bu açıklamasının birkaç satır sonra­sın­da ise şöyle der: “Lâ yaizzu men âdeyte” ilavesini kabul etmeyen Ebü’t-Tayyib’in bu sözünde yanıldığında âlimler ittifak etmişlerdir. Bu ilave, Beyhakî’nin rivâyetinde geçmektedir. Allah en iyisini bilir.”

[Tirmizî, Vitr 338 (462), c.1, s.318; Nesaî, Kıyamü'l-leyl 51 (1745-1746), c. 3-4, s. 359; Ebû Dâvud, Vitr 5 (1425), c.5, s.349. Müter­cim]

[4]     İbn Huzeyme (1/119/2), İbn Ebû Şeybe ve önceki tahriçte zikre­dilen­ler rivâyet etmiştir.