Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Rumlar - İslami Bilgiler - Tarihtenbakis - 9. Sayfa

Rumlar:

Rumlar, hilafet, Müslümanları bir arada tuttuğu, iman kalplerini doldurduğu ve cihad, Allah yolunda kendilerini cennete ulaştıracak olan bir araç olarak kaldığı müd­detçe Müslümanlara karşı zafer kazanamaya­caklardı. Rumlar, bunu Müslümanlarla yap­tıkları ve neticesinde boyun eğdikleri çeşitli cephelerdeki savaşlarla anlamışlardı. Her iki ordunun savaşçıları arasında sayı bakımından büyük farklar olmasına rağmen- ki Rum or­duları kat kat büyüktü- zafer yine de Müslü­manların olu­­yordu. Bu yüzden Rumlar, Müs­lümanlar ci­had sancağını dalgalandırması­nlar ve mü­cahidler olarak hareket etmesin­ler diye savaşmayı durdurdular. Rumlar, belki Müslümanlar davet ve cihad düşüncesini elden bı­ra­­kırlar diye sessiz sedasız bir şekilde hareket etmeye başladılar. Bununlar bera­ber sınır böl­gelerde zaman zaman, Müslü­manlar, “Rum­lar savaşı bıraktı, güçleri tü­kendi” şeklinde düşünmesinler diye bazı sa­vaşlara giriştiler. Bu onların enkazla karşı karşıya kalmalarından, bertaraf edilmeleri ve bir de imparator devlet olma hissinden kaynaklanıyordu.

Yahudiler bu şekilde fitne ve hileler kura­rak boyun eğdi. Mecusiler de Kisra ve toprak zenginleri hariç,  devletleri yıkılıp gitti. Rumlar da yaptıkları bazı saldırılar dışında yatışıp kal­dılar.

Geçmişteki savaş meydanlarının yerini, yaklaşık hicri ikinci asır sonuna kadar devam eden bu sukunet aldı. Bu yüzden Müslümanlar arasında cihad sancaklarını dalgalandırma gereği duyulmadı. Müslümanlar dünya haya­tında, herbiri kendi sahasında çalışmaya de­vam etti. Bu çoğu kimseyi cihad fikrinden uzaklaştırdı ve Allah yolunda şehid olup cen­nete ulaşma düşüncesini zaafa uğrattı. Aynı zamanda, Müslümanları bir arada tutmak, Allah’a davete teşvik etmek, cihad sancağını yükseltmek ve Allah’ın düşmanlarına kaşrı koymak şeklinde önemi bulunan hilafet de zaafa uğradı. Bu sahalardaki faaliyetler zayıf­layınca hilafetin fonksiyonu da zayıfladı. Bu durum, hicri 334 senesinde Yezdicerd b. Sa­bur’un neslinden gelen Kisraların torunların­dan olan Buveyhoğulları hilafeti ele geçirinceye kadar devam etti.

Büveyhiler hilafeti ele geçirince kendile­riyle düşünce ve asabiyet noktasında karşı karşıya gelen fırkalara meydan tanımadılar. Bunun üzerine Samaniler doğuda, Hamda­niler ise Şam’da yayıldılar. Ubeydiler kendilerini Hz. Fatıma’ya nisbet ettiler. Haşa!  bundan Allah’a sığınmak gerekir, o bunlar­dan beridir,  onlar ancak kendi zehirli yalanla­rına nisbet edilebilirler. Doğrusu onun adı, Ubey­dullah (el-Mehdi) b. Hasan b. Ahmed b. Abdullah b. Meymun el-Kaddah b. Deysan (el-Yahudi) şeklinde gelmektedir. Bunlar da Afri­kanın kuzeyinde yayıldılar ve hâkimiyetleri Su­riye ve İrvad adasını içine alan bölgeye ka­dar uzandı. Karamatiler de geri kalan böl­gelerde yayıldılar.

Bu durum sadece hilafeti zayıflatmakla kalmadı. İmanın zayıflamasıyla beraber ma­neviyat da zayıfladı. Birlik beraberlik bozuldu. Çok sayıda fırkalar türedi ve her bir fırka bir ya da birkaç şehri hakimiyetine aldı. İşte bu fırkalar yüzünden iman hakikatine muhalif ve bilinmeyen kaynaklardan çıkan birçok dü­şünce, mü’minlere düşmanlık yapan en çetin kimselere dönüştü. …Allah emrini yerine ge­tir­meye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.” (Yusuf 12/21)

G G